"Lütfen bana babanın ve babamın ölümünden sorumlu olan kişiyle birlikte olmadığını söyle," diye tekrarladı James, gözlerinde acı ve öfke karışımı bir ifadeyle. Sözleri beni sarsmıştı, çünkü bu cümleyle hem Simon'a olan öfkesini hem de geçmişin acılarını yüzeye çıkartıyordu.
Derin bir nefes aldım ve James'in gözlerine baktım. Gözlerindeki öfke, içimdeki suçluluk duygusunu artırıyordu. "James," dedim, sesim titriyordu, "bu kararı vermek zorundaydım. Kalbim Simon'u seçti. Onunla birlikteyken kendimi güvende hissediyorum."
James'in yüzündeki öfke, acı dolu bir gülümsemeye dönüştü. "Güvende mi hissediyorsun?" diye sordu alaycı bir şekilde. "O, babanın ölümünden sorumlu olan adamla mı güvende hissediyorsun?"
Simon, James'in yanına yaklaştı, gözleri sert ve kararlıydı. "Ekim'in hiçbir suçu yok," dedi Simon. "Bu mesele, geçmişin gölgelerinden ibaret. Beni suçla, ama Ekim'i rahat bırak."
James, Simon'a döndü, gözlerinde öfke parlıyordu. "Senin yüzünden her şey mahvoldu, Simon," diye bağırdı. "Babamı ve Ekim'in babasını kaybettik. Senin hain planların yüzünden!"
Simon, derin bir nefes alarak James'in gözlerine baktı. "Evet, hatalar yaptım," dedi sessizce. "Ama Ekim'in bundan dolayı suçlanmasına izin vermem. Onu korumak için buradayım."
James, bir an durakladı, sonra tekrar bana döndü. "Ekim," dedi, sesi bu sefer daha yumuşaktı. "Neden? Neden ona güveniyorsun?"
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ve kalbimin sesini dinledim. "Çünkü onu seviyorum, James," dedim. "Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği şekillendirebiliriz. Simon'la birlikte yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyorum."
James, acı dolu gözlerle bana baktı. "Sana inanmak istiyorum, Ekim," dedi. "Ama babamın ve babanın ölümünden sonra nasıl devam edebilirim?"
Simon, elini James'in omzuna koydu. "Geçmişin yükünü taşımak zorunda değilsin," dedi. "Birlikte bu karanlığı aşabiliriz."
James, Simon'a baktı, sonra bana döndü. Gözlerinde kararsızlık ve acı vardı. "Bu karanlık bizi yutacak mı, yoksa birlikte mi aydınlanacağız?" diye sordu.
Sessizlik içinde birbirimize baktık. Geçmişin acıları ve geleceğin belirsizlikleri arasında sıkışmıştık. Ama içimde bir umut ışığı yanıyordu. Belki de birlikte bu karanlığı aşabilirdik.
Sonunda James derin bir nefes aldı ve başını salladı. "Peki," dedi. "Birlikte deneyelim. Ama Ekim, eğer bir kez daha sana zarar vermeye kalkarsa, onu affetmeyeceğim."
Simon, başını sallayarak kabul etti. "Ekim'i asla incitmem," dedi kararlı bir sesle.
James, gözlerindeki acı ve öfkeyle bana son bir kez baktı, sonra dönüp odadan çıktı. Sessizce arkasından baktım. İçimdeki karmaşık duygularla başa çıkmaya çalışıyordum. Ama Simon yanımdaydı ve onunla birlikte bu zorlukları aşabileceğime inanıyordum.
Onun arkasından bakarken, içimde bir şeyler dank etti. James'in sözleri kafamda yankılanıyordu: "Babamı ve Ekim'in babasını kaybettik. Senin hain planların yüzünden!"
Ne demek babamı Simon yüzünden kaybettik? Kalbim hızla çarpmaya başladı ve nefes almakta zorlandım. Gözlerimi Simon'a çevirdim, bakışlarımda karışık duygular vardı. "Simon," dedim titrek bir sesle. "Ne demek babamı senin yüzünden kaybettik?"
Simon'un yüzü bir anlığına dondu, gözlerindeki sıcaklık yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Derin bir nefes alarak, gözlerimi ondan kaçırmadan konuşmaya başladı. "Ekim, bu uzun ve karmaşık bir hikaye," dedi yavaşça. "Ama hakikati bilmeye hakkın var."
James, kapının önünde durmuş, konuşulanları dinliyordu. Geri dönüp bize katıldı, gözleri hala öfkeyle parlıyordu. "Ekim, bilmelisin," dedi sertçe. "Simon'un babası, babamla birlikte birçok karanlık işin içindeydi. Bu yüzden babanı kaybettik."
Gözlerim dolmuştu, kalbim sıkışıyordu. "Simon," dedim, gözyaşlarımı tutmaya çalışarak. "Bana doğruyu söyle. Gerçekten ne oldu?"
Simon derin bir iç çekti ve yüzünde pişmanlık dolu bir ifadeyle anlatmaya başladı. "Ekim, senin baban ve James'in babası, yıllar önce bir ittifak kurmuşlardı. Babaların, Artemis Krallığı'dan geçen tüm ticaret yollarını kontrol etme planları vardı. Bu planlar büyük riskler içeriyordu ve birçok düşman edinmişlerdi. Babaların, bu tehlikeli oyunun içinde olduklarını biliyorlardı ama yine de devam ettiler. Araya babam girdi, onlara yardım etmek istediğini söyledi ve... Beni görevlendirdi."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Bu yüzden mi babam öldü?" dedim, sesimdeki acı açıkça hissediliyordu.
"Evet," dedi Simon, gözlerinde derin bir üzüntüyle. "Bir gece, ticaret yollarını korumak için yaptığımız bir saldırıda kral hayatını kaybetti. Ben de oradaydım, o gece onu koruyamadım. Bunun ağırlığıyla yaşıyorum, Ekim."
James, Simon'a döndü ve öfkeyle ekledi, "Babam, Simon'a güvendi. Onun yeteneklerine ve stratejilerine güvendi. Ama Simon'un planları ters tepti ve bu, önce babamın ölümüne sebep oldu. Hemen sonrasında ise, kraliyet naibi olarak, kendi götünü kurtarmak istediği için emir vererek Ekim'in babasının ölümüne sebep oldu."
Simon'un yüzündeki acı, sözlerinin doğruluğunu kanıtlıyordu. Gözyaşlarımı tutamadım. "Neden bana bunu daha önce söylemedin?" diye fısıldadım.
Simon, gözlerimdeki acıya bakarak, "Seni korumak istedim," dedi. "Sana olan sevgim yüzünden bu sırrı sakladım. Seni daha fazla üzmek istemedim."
Gözyaşlarım süzülürken, içimde bir boşluk hissettim. Hem babamı hem de Simon'u sevdiğim için yaşadığım bu ikilemin ağırlığı altına eziliyordum. "Bu doğruysa, neden şimdi buradasın?" diye sordum. "Neden hala benimlesin?"
Simon, bana yaklaşarak ellerimi tuttu. "Çünkü seni seviyorum, Ekim," dedi kararlılıkla. "Babana olan borcumu hiçbir zaman ödeyemem, ama seni korumak ve sevmek benim için her şeyden önemli. Sana her şeyi anlatmak istedim, ama seni kaybetmekten korktum."
James, hala öfkeyle Simon'a bakıyordu. "Bu, onu affetmen gerektiği anlamına gelmez, Ekim," dedi. "Babalarımızın ölümü onun yüzünden oldu."
James'in sözleri, odadaki havayı daha da gerdi. Simon'a olan öfkem içimde bir volkan gibi patlamaya hazırdı. Kalbimdeki acı, göğsümde derin bir yanma hissi bırakıyordu.
"Deliye döndüm ve bağırmaya başladım, "Sen babamın katilisin!" diye haykırdım, sesim odamızın duvarlarında yankılanıyordu. "Bana her şeyimi kaybettirdin, Simon! Babamı, güvenimi, huzurumu!"
Simon, gözlerimdeki öfkeyle geriye çekildi, ama bakışlarını benden ayırmadı. "Ekim, dinle beni..." diye başladığında, sözlerini kesmekten kendimi alıkoyamadım.
"Dinlemek mi?!" dedim, sesimdeki hıçkırıklarla karışık öfkeyle. "Ne anlatacaksın Simon? Babamı nasıl ölüme terk ettiğini mi? Bana yalan söyleyip her şeyi sakladığını mı?"
Gözlerim dolarken, James'in de yüzünde bir şaşkınlık ifadesi belirmişti. "Ekim, haklısın," dedi, sesinde öfkenin yerini daha yumuşak bir ton almıştı. "Simon, bize bunu nasıl yapabildin?"
Simon, derin bir nefes alarak bana doğru bir adım attı. "Ekim, seni kaybetmekten korktum," dedi, sesi titriyordu. "O gece babanı koruyamadım, evet. Ama bu seni korumak için elimden geleni yapmayacağım anlamına gelmez. Seni seviyorum ve bu gerçeği değiştirmez."
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Bu itiraf, içimdeki karmaşayı daha da arttırdı. Simon'a olan sevgim ve ona duyduğum öfke arasında sıkışıp kalmıştım. "Beni koruyarak babamı geri getiremezsin," dedim, sesim hüzünle titriyordu. "Babam geri gelmeyecek."
James, bir adım atarak aramıza girdi. "Simon," dedi sertçe. "Ekim'in hayatına daha fazla zarar vermemelisin. Eğer gerçekten onu seviyorsan, geri çekil ve ona zaman tanı."
Simon, gözlerinde meydan okuyan bir ifadeyle James'e döndü. "Senden akıl isteyen oldu mu?" diye sordu, sesinde alaycı bir ton vardı. "Sen kimsin ki bana ne yapmam gerektiğini söyleyeceksin?"
James, Simon'un bu çıkışına öfkeyle karşılık verdi. "Ben onun dostuyum," dedi, sesi gergindi. "Onun iyiliğini düşünüyorum, senin gibi çıkarcı değilim."
Simon, alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Ekim'in dostu musun? Yoksa sadece kendi çıkarlarını mı düşünüyorsun, James?" dedi. "Bana onunla ilgili ders vermeye kalkmadan önce, kendi motivasyonlarını sorgula."
James, sinirden titreyerek Simon'a bir adım daha yaklaştı. "Ekim'in iyiliği için buradayım," diye bağırdı. "Senin gibi bir hainin ona zarar vermesine izin vermem."
Simon, soğukkanlılığını koruyarak bir adım geri çekildi. "Hain mi?" dedi, alaycı bir şekilde. "Belki de kendine bakmalısın, James. Senin yaptıkların da pek masum değil."
Bu sözlerin ardından odadaki gerilim daha da arttı. James'in yüzünde öfke ve kararlılık, Simon'un yüzünde ise meydan okuyan bir ifade vardı. İkisi de beni koruma iddiasındaydı, ama bu koruma yöntemi farklıydı ve bu durum beni daha da zor bir durumda bırakıyordu.
Bir adım geri çekildim ve tüm gücümle bağırdım: "Yeter artık! Bu kavgalarınız hiçbir şeyi çözmüyor. Babamı geri getirmeyecek ve benim acımı dindirmeyecek. Şu an tek istediğim biraz huzur ve bunu ancak siz ikiniz sağlayabilirsiniz."
Simon'un "Söyle, istediğini yapabilirim. Seni nasıl huzurlu edebilirim?" sözlerine döndüm, derin bir nefes aldım ve gözlerinin içine bakarak,
"Sesinizi keserek," dedim.
Oda bir anda sessizleşti, sadece nefes alışverişlerimiz duyuluyordu. James ve Simon, söylediklerimi sindirmeye çalışıyor gibiydi.
"Bir veliaht prensi ile böyle konuştuğun için..." dedi James, sesinde otoritenin ağır tonları yankılanarak.
Gözlerimi ona diktim, öfkeyle dolu bir nefes alarak. Sinirlerim gerilmişti ve sabrım tükenmişti. Her kelimesi, içimdeki yangını daha da körüklüyordu. Bir an duraksadım, James'in şaşkın bakışları altında, kendimi toparladım.
"Prensliğini siklemiyorum, James," diye sert bir sesle karşılık verdim. "Şu an önemsediğim tek şey, huzur. Bunu bana sağlayamıyorsan, sus ve yolumdan çekil."
Sözlerim, odadaki sessizliği keskin bir bıçak gibi yarıp geçti. James'in yüzündeki şaşkınlık ve kızgınlık, beni bir an olsun duraksatmadı. Artık sadece sessizlik ve huzur istiyordum, ne pahasına olursa olsun.
"Peki..." dedi sadece karşımda ki 'Veliaht prens'i'!
"Şey..." diye kıvranan diğer kişiye döndüğümde, gözlerim Simon'a çevrildi. Yüzünde tereddüt ve çekingenlik okunuyordu. Sabır sınırlarım zorlanıyordu ve artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
"Simon, hele ki sen sakın konuşma," diye sert bir tonda çıkıştım. Sözlerim bir kamçı gibi havayı yararak ona ulaştı. Bakışlarımı onun üzerine dikmiş, bir adım daha yaklaşarak devam ettim. "Bu sessizlik bana huzur getirecekse, en azından sen sus."
Odadaki gerilim iyice artmıştı. Simon'un yüzündeki ifade, şaşkınlık ve çaresizliğin bir karışımıydı. Artık tek istediğim, bu karmaşadan biraz olsun uzaklaşmak ve huzuru bulmaktı.
James ve Simon, birbirlerine bakıştıktan sonra sessizce odadan ayrıldılar, geride beni yalnız başıma bırakarak. Odanın sessizliği içimi sardı, kafamda bin bir düşünce dönüp duruyordu. Babamın ölümüyle ilgili karanlık sırlar, ailemin trajik kaybı ve aralarında sıkışıp kalan ben... Hepsi iç içe geçmiş bir labirent gibi hissettiriyordu.
Karanlık koridorlarda ilerlerken, aklıma Simon'un babamın ölümüyle ilgili olabileceği düşüncesi takıldı. Bu düşünce beni derin bir endişeye sürükledi. Simon'un gösterdiği sevgi ve koruma, bir yandan güven verirken diğer yandan da şüphe uyandırıyordu. Acaba bu sevgi ve koruma gerçek miydi, yoksa bir maskenin ardında gizlenen bir tehlike mi vardı?
Babamın ölümüyle ilgili gerçeği ararken, kalbim iki arada bir derede sıkışmıştı. Simon'a olan duygularımı sorgulamak istemiyordum, ancak gerçeği öğrenmek için bu düşünceyi kafamdan çıkaramıyordum. İçimdeki çatışma, ruhumu derin bir karanlıkla kaplıyordu.
Gözlerimdeki yaşlar süzülerek içsel bir çaresizliğin içindeydim. Babamın ölümüne dair gerçeği öğrenme arzusu, kalbimi derin bir hüzünle doldururken, aynı zamanda içimde bir isyan ateşi de yanıyordu.
Babamın kaybıyla başa çıkmaya çalışırken, aklımda Simon'un onun ölümüyle ilgili olabileceği korkusu da belirmişti. Bu düşünce, beni daha da derin bir duygusal çıkmaza sürükleyerek çaresizliğimin doruk noktasına taşımıştı. Gözyaşlarım, içimdeki karmaşık duyguların dışa vurumu olmuştu, ve içimdeki isyanın yankısı dudaklarımdan dökülen kelimelerde yankılanıyordu.
Bir ay boyunca, ne James'i ne de Simon'u görmek istememiştim. Onların varlığı, içimde bir çeşit rahatsızlık yaratıyordu. Babamın ölümüyle yüzleşirken, onların etrafında olması beni daha da zorluyordu.
Belki de onların varlığı, gerçeği kabul etmemi ve içsel huzura kavuşmamı engelliyordu.
Bu nedenle, uzak durmayı tercih ettim. Her ikisi de benim için bir dizi karmaşık duyguyu tetikliyordu ve bu duygularla baş etmeye çalışırken, onları görmek istemiyordum.
Mide bulantısı, beni ansızın ve hızla kuşattı, adeta bir yıldırım çarpmış gibi. Lavaboya doğru koşarken, her adımda kalbim daha hızlı atmaya başladı. İçimdeki bu rahatsızlık, sadece midemde değil, tüm bedenimde bir sıkıntı yarattı. Sabah yediğim nadir birkaç lokma, mide bulantısının ardından geri çıkarken, aklıma düşen tek bir düşünce vardı: "Acaba..."
Hamilelik şüphesi, beni adeta dehşete düşürdü. Daha önce hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım ve bu belirsizlik beni derinden etkiliyordu.
Kafamda bin bir türlü soru dolaşıyordu. "Bu nasıl olabilir?" "Ne yapmalıyım?" "Simon ne düşünecek?" Tüm bu soruların cevaplarını aramak, içimdeki karmaşayı daha da arttırıyordu.
Mide bulantısının arkasında yatan gerçeği düşünmek istemiyordum.
Ancak bilinmezlik duygusu, beni rahatsız etmeye devam ediyordu. Hayatımda bir dönüm noktasının yaklaştığını hissediyordum, ve bu düşünce beni derinden sarsıyordu.
Yaşadığım bu belirsizlik ve korkuyla başa çıkmak kolay değildi. Bir sonraki adımım ne olmalıydı? Ne yapmalıydım? Bu düşüncelerle başım dönerken, içimdeki bu karışıklığı anlamlandırmaya çalışıyordum.