Bir sabah, kapıya güm güm vurulma sesiyle uyandım. Yorgun ve uykulu bir şekilde doğrulup kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda karşımdaki kişi Simon'du. Gözlerindeki çaresizlik ve pişmanlık hemen fark ediliyordu. Bu son bir ay boyunca onunla görüşmeyi reddetmiştim. Ama şimdi, o kapımın önünde duruyordu, yüzünde derin bir üzüntü ifadesiyle.
"Ne istiyorsun, Simon?" dedim, sesimdeki soğukluğu saklamadan.
"Ekim," dedi, sesi titrek ve yalvaran bir tonla, "lütfen beni affet. Yaptıklarımın ne kadar yanlış olduğunu anladım. Seni kaybetmek istemiyorum. Sana olan sevgim her şeyden önemli ve seninle barışmak istiyorum."
Bakışlarını gözlerimden kaçırmadı. İçimde bir yerlerde, ona karşı duyduğum öfke ve kırgınlık, yerini acı bir hüzne bırakıyordu. Onun bu kadar pişman ve çaresiz olduğunu görmek, kalbimdeki yarayı daha da derinleştiriyordu.
"Simon," dedim derin bir nefes alarak, "seninle ilgili hislerim çok karışık. Beni bu kadar üzgün ve çaresiz bıraktığın için sana nasıl güvenebilirim?"
"Anlıyorum," dedi, gözleri dolu dolu, "ama sana olan sevgim ve pişmanlığım gerçek. Babana olan borcumu hiçbir zaman ödeyemem, ama seni sevmek ve korumak için her şeyi yaparım. Lütfen, bana bir şans daha ver."
Bu sözleri duyduğumda, içimdeki duygusal karmaşa daha da büyüdü. Bir yandan ona yeniden güvenmek istiyordum, ama diğer yandan yaşadığım acıları unutmak imkansızdı. Sonunda derin bir nefes alarak bakışlarımı ona diktim.
"Simon," dedim sert bir ses tonuyla, "şu an seni affedemem. Yaşattığın acıyı ve güvensizliği unutmak mümkün değil. Lütfen git ve bir daha geri gelme."
Sözlerim bir kamçı gibi havayı yararak ona ulaştı. Simon, şaşkın ve çaresizce bir an bana baktı. Gözlerinde derin bir acı ve pişmanlık okunuyordu, ama bu beni yumuşatmaya yetmedi. Kararlılığımı koruyarak kapıyı yüzüne kapattım.
Kapının kapanmasıyla birlikte içimde bir boşluk ve hüzün dalgası hissettim. Ama aynı zamanda, kendi sınırlarımı ve ihtiyaçlarımı korumanın gücünü de fark ettim. Simon'un geri dönüşü, benim için yeni bir başlangıcın ilk adımı olabilirdi, ama bu yolun kolay olmayacağını biliyordum. En azından şu an, huzuru ve sakinliği kendim için aramaya devam edecektim.
Kapıyı Simon'un yüzüne kapattıktan sonra içimde bir hüzün dalgasıyla baş başa kaldım. Duygularım karmakarışıktı ve bu karmaşa içinde biraz olsun huzur bulmak için mutfağa yöneldim. Kahvaltı hazırlamak için birkaç adım attıktan sonra, pencereye doğru yürüdüm ve dışarıya baktım.
Artemis Krallığı'nın sınırlarını belirleyen Temis Nehri'nin donmuş olduğunu fark ettim. Kış gelmişti. Beyaz örtüyle kaplanmış manzara, içimdeki karmaşayı bir nebze olsun sakinleştirdi.
Oturup kahvaltımı yapmaya başladım. Sıcak ekmek ve çayın buğusu, dışarıdaki soğuk havayı anımsatarak bana biraz olsun teselli verdi. Ancak, zihnim bir an bile durulmuyordu. Simon'un pişmanlığı, James'in öfkesi ve babamın ölümü hakkında bildiklerim sürekli aklımdaydı.
Temis Nehri'nin donmuş yüzeyine bakarken, hayatımın da bu nehir gibi durgun ve soğuk olduğunu düşündüm. Ama belki de bu kış, yeni bir başlangıç için bir fırsattı. Geçmişin acılarını geride bırakıp, kendimi yeniden bulmam için bir dönemdi.
Kahvaltımın sonuna doğru, içimde küçük bir umut filizlenmeye başladı. Simon ve James ile yaşadığım tüm bu karmaşanın ötesinde, kendi yolumu bulabilmek ve huzuru yeniden keşfetmek için bir şansım vardı. Kışın getirdiği bu durgunluk, belki de bana içsel bir dönüşüm fırsatı sunuyordu.
O sabah, kahvaltımı bitirirken, dışarıdaki karın sessizliğini dinledim. Bu sessizlik, belki de hayatımın yeni bir dönemine adım atarken ihtiyaç duyduğum şeydi. Kendimi yeniden inşa etmek ve huzuru bulmak için.
Kahvaltımı bitirip dışarıdaki manzaraya bakarken, birden midemin bulanmaya başladı. Bu his, öncekilerden çok daha güçlüydü. Hızla lavaboya koştum ve kusmaya başladım. Sabah yediklerim yeniden ortaya çıktı. Lavabonun kenarına tutunarak derin nefesler aldım.
"Bir kezden olmaz," diye düşündüm kendi kendime. Sonuçta, Simon ile sadece bir kez birlikte olmuştuk ve bu kadar çabuk hamile kalmam mümkün olamazdı. Fakat, içimdeki bu garip hisler ve sürekli yaşadığım mide bulantısı beni endişelendiriyordu.
Kusma nöbetim bittikten sonra lavabodan uzaklaştım ve pencereye geri döndüm. Temis Nehri'nin donmuş yüzeyi hâlâ oradaydı, ama benim içim karmakarışıktı. Bu mide bulantılarının başka bir nedeni olmalıydı. Belki de yaşadığım stres ve endişeler, vücudumda böyle bir tepkiye yol açıyordu.
Kendimi sakinleştirmeye çalışarak derin nefesler aldım. Ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım. Belki de bir doktora görünmeliydim. Laranda'da tanıdığım bir hekim vardı, ona başvurarak bu mide bulantılarının sebebini öğrenebilirdim. Ama bu düşünce bile beni korkutuyordu. Belki de sadece dinlenmeye ihtiyacım vardı.
Kışın getirdiği bu durgunluk, içsel bir dönüşüm için bir fırsattı belki de. Kendimi dinlemek ve vücudumun bana ne anlatmak istediğini anlamak için bu zamanı kullanabilirdim. Tek yapmam gereken, biraz daha sabırlı olmak ve kendi iç sesime kulak vermekti.
Pencere kenarına tekrar oturduğumda, içimdeki bu belirsizlik ve korku dalgasını bastırmaya çalıştım. Her şeyin bir açıklaması olmalıydı. Tekrar derin bir nefes alarak dışarıdaki soğuk manzarayı izlemeye başladım, içimdeki fırtınayı dindirmeye çalışarak.
Düşüncelerim karmaşıktı. Kendimi sürekli aynı döngüde buluyordum; mide bulantıları, endişe, ve ardından gelen huzursuzluk. Bu belirsizliğe daha fazla dayanamayacağımı anladım. İçimde bir kararlılık oluştu: Hekime gitmeliydim. Belki de bir cevap bulmanın tek yolu buydu.
Hızla giyinip dış kapıya doğru ilerledim. Dışarıdaki soğuk hava, beni daha da kendime getirdi. Kapıyı açtığımda, beklemediğim bir manzara ile karşılaştım: Simon kapının önünde oturuyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı, yüzünde çaresiz bir ifade vardı.
"Ekim," dedi yavaşça, sesi titrek ve yalvarırcasına. "Lütfen, konuşmamız lazım. Seni daha fazla incitmek istemiyorum. Lütfen beni dinle."
Onunla yüzleşmek zorunda kalmak, içimdeki kararlılığı bir an sarsmıştı. Ancak içimdeki öfke ve kırgınlık, beni ona karşı mesafeli tutuyordu. "Simon, şu an buna hazır değilim," dedim, gözlerinin içine bakarak.
Simon, söylediklerim karşısında bir an duraksadı, yüzündeki ifade daha da hüzünlendi. "Seni yalnız bırakmak istemiyorum, Ekim," dedi. "Ama anlıyorum. Eğer bu senin için en iyisiyse, gideceğim. Ama şunu bil ki, seni seviyorum ve her zaman yanında olacağım."
Başımı sallayarak ona teşekkür ettim ve kapıyı kapattım. İçimdeki belirsizlik ve korku, biraz da olsa hafiflemişti. Hekime gitmek için yola koyuldum, içimde bir umut ışığıyla. Belki de tüm bu soruların ve endişelerin cevabını bulacaktım. Laranda'ya doğru ilerlerken, aklımda bir yandan Simon'un sözleri, bir yandan da içimdeki belirsizlikler dolaşıyordu.
Eski topraklarıma doğru yol alırken, içimdeki düşünceler birbirine karışıyordu. Simon’un itirafları ve James’in öfkesi zihnimde yankılanıyordu. Kafamdaki sorulara bir cevap bulma umuduyla yürüyordum. Sokaklar sessizdi, yalnızca ayak seslerim yankılanıyordu. Hekimin evine vardığımda, kapıyı tedirgin bir şekilde çaldım.
Hekim, yaşlı bir kadındı, kapıyı açtı ve sıcak bir gülümsemeyle beni içeri davet etti. "Hoş geldin, Ekim," dedi, sesinde bir anne şefkati vardı. "Seni tanıyorum, anneni de tanırdım. Buyur, içeri geç..."
Beni odasına götürdü ve bir koltuğa oturtmamı söyledi. "Şey... Bir süredir mide bulantılarım var. Hamile olup olamayacağımdan şüpheleniyorum..." dediğim sırada karşımda ki hekim ayağa kalktı.
"Gel kızım, elbiseni yukarı kaldır bacaklarını topla" dedi.
İçimde bir ürperti hissederek, emredileni yaptım. Hekim kadın, muayene sırasında bana dokunduğunda irkildim. Geçmek bilmeyen dakikalar sonunda sessizliği bozdu ve doğrudan konuya girdi. "Ekim," dedi sakin bir sesle, "Sen hamilesin."
Ekim, hekimin sözlerini duyduğunda bir an için donup kaldı. Hamilelik belirtisi taşımam mümkün müydü? Bir an için şaşkınlıkla hekime baktı, sonra aklına gelen ilk soruyu sordu: "Ama... Nasıl olabilir? Sadece bir kez..."
Hekim, nazik bir gülümsemeyle Ekim'in endişelerini anladığını belirtti ve ona açıklama yapmaya başladı. "Bir hamilelik, tek bir cinsel ilişki sonucunda gerçekleşebilir," dedi. "Vücudunuzun belirli bir döneminde, hamilelik ihtimali oldukça yüksektir."
Hekimin açıklamasını dikkatle dinledim, ancak hala şaşkınlık içindeydim. Bu durumun başıma gelmesi gerçekten beklenmedikti ve nasıl tepki vereceğimi bilemiyordum. Karşımda ki hekim kadın, bu süreçte desteğe ihtiyacım olursa destek olacağını ve gerekli tıbbi yardımı sağlayacağını belirtti.
Hekime minnettarlıkla teşekkür ederek odadan sessizce ayrıldım. Artık önümde bekleyen zorlu bir süreç olduğunu biliyordu, ancak en azından birinci adımı atmıştı.
Bir an duraksadım, düşüncelerim karmakarışık hale gelmişti. Babamın katiliyle birlikte olmuş ve ondan hamile kalmıştım. Bu haberle birlikte içimde bir fırtına kopuyordu, ne yapacağımı bilemiyordum. Hekim kadının sesi, düşüncelerimi durdurduğunda kulaklarımda yankılanıyordu.
"Kendine ve bebeğine iyi bakmalısın. Ne olursa olsun, yalnız değilsin." Demişti...
Ancak içimdeki endişe ve korku hala sarmal gibi sarıyordu beni. Bu durumun üstesinden nasıl geleceğimi bilemiyordum. Ancak bir şey kesindi: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Hekimle vedalaşıp evinden ayrıldığımda, karlı kışın soğuğunda Laranda'nın sokaklarında yürümeye başladım. Her adımda içimdeki karmaşık duygular daha da yoğunlaşıyordu. Kar tanecikleri yavaşça yere düşerken, aklım hala muayene sırasında yaşadıklarımdaydı. Kafamda binbir soru vardı, ancak bir yandan da içimde bir umut ışığı yanıyordu. Ne olursa olsun, bu zorlu sürecin üstesinden gelmeli ve kararlı adımlarla ilerlemeliydim.
Laranda'nın sokaklarında, kar beyazı örtüyle kaplanmış bir manzara eşliğinde yürümeye başladım. Soğuk hava yüzümde hissedilirken, içimde bir huzursuzluk vardı. Adımlarımı hızlandırdım, belki de içimdeki bu huzursuzluğu dağıtabilirdim. Şehirden çıkıp Artemis Krallığının sınırlarında bulunan minik eve yaklaşmıştım.
Bir süre sonra uzaktan Simon'u gördüm. Üzerine kar yağıyordu, sanki tüm bu soğukluk onun etrafında bir sis perdesi gibi dolanmıştı. Aniden içimde bir endişe belirdi ve koşmaya başladım, adımlarımın hızı kalbimin atışlarına yetişiyordu.
Simon'un yanına vardığımda, üşümüş ve titreyerek yerde uzanıyordu. "Simon!" diye bağırdım endişeyle. Ona yaklaştım ve hemen kollarıma aldım. Kalkamasına yardım ederek kapıyı açarak eve girmesine yardım ettim.
"Simon, ne yapıyorsun burada? Üşümüşsün, hemen içeri alalım seni," dedim, nefesim bu soğuk havada buharlaşıyordu. Simon hafifçe başını kaldırarak bana zayıf bir tebessümle baktı.
"Ekim, beni affet... Ben... hasta hissediyorum kendimi. Sanırım ateşim var," dedi soluk soluğa.
Hemen onu içeri almak için harekete geçtim. Simon'u evin içine aldım ve onu bir koltuğa oturttum. Sonra bir battaniyeyle üzerini örttüm. Gözlerindeki titreyen ifade, içimi burkmuştu.
"Şimdi sana bir şeyler içireceğim, biraz ısınmanı sağlayacak," dedim, elimden geldiğince sakin olmaya çalışarak. Sonra hemen mutfaktan sıcak bir içecek hazırladım.
"İşte, iç bu çayı, seni ısıtacak," dedim, çayı Simon'a uzatarak. O zayıfça başını salladı ve teşekkür etti. Ancak gözlerinde hala bir endişe vardı, sanki bana bir şey söylemek istiyordu ama cesaret edemiyordu.
"Sorun ne, Simon? Ne oldu da bu hale geldin?" diye sordum, ona bakarken. O derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
Elim karnıma gittiğinde, içimdeki karmaşık duygular daha da belirginleşti. Soğuk, acımasız kış günü beni sarmalıyor, umutsuzluğu ve korkuyu içime işliyordu. Gözlerim dolarken, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu.
"Ben bu adamdan hamileyim," diye içimden geçirdim, iç sesim bile titriyordu... "Beni beklerken, benim için soğuğu kışı göze alan adamdan hamileyim." Akan gözyaşlarıma engel olamadım.
"Ekim..." dedi, sesindeki üzüntü beni etkiliyordu. "Ben... beni affet. Bu kadar aptalca bir duruma düşmem gerekmezdi. Seni üzmek istemezdim."
Simon'un bu sözleri duyunca içimde bir burukluk oluştu. Onu bu halde görmek, onun da benim kadar zorlandığını bilmek kalbimi daha da sıkıştırıyordu. "Simon," dedim, sesimde bir hüzün vardı. "Seni affettim. Şimdi dinlenmen lazım. Hasta olacaksın yoksa"
Simon'un gözleri daha önce birlikte olduğumuz o masaya takılı kaldı ve bir an için dalgın bir şekilde bakakaldı. Sonra aniden gözlerini bana çevirdi ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Seni çok özledim, Ekim," dedi, sesinde bir özlem ve sevgi vardı.
Simon'un ani beklenmedik hamlesiyle geri çekildim, dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı şaşkınlık içinde ona bakarken. Kalbim hızla çarpıyordu ve içimde bir sıkıntı hissi belirmişti. "Simon, dur!" diye fısıldadım, onun yüzündeki kararlı ifadeye bakarken. Ancak o, beni dinlemeden öpmeye devam etti. Karşı koyamadım, tıpkı geçmişte olduğu gibi bu an da kontrolü kaybetmiştim. Gözlerimi kapatıp, hissetmeye başladım, ancak içimdeki karmaşa ve korku daha da artmıştı.
Simon'un sesi yavaşça kulaklarıma dolarken, onun dudakları boynumu okşuyordu. Kelimeleriyle, duygularıyla beni hafifçe sarhoş ediyordu. Onun özlem dolu sözleri, geçmişte paylaştığımız anıları yeniden canlandırıyordu.
Yanıma yaklaştığında, kokusuyla tenime karıştı. Bu tanıdık ve özlem dolu koku, içimde bir fırtına yarattı. Onun dokunuşunu hissetmek, beni hem rahatlattı hem de içimi burktu. Belki de birlikte geçirdiğimiz o anlar, bu duygusal karmaşayı daha da derinleştiriyordu.
"Ekim," dedi, sesi hafifçe titreyerek, "seni çok özledim. Kokunu özledim, tenini özledim, dokunuşunu özledim. Seni gerçekten çok özledim."
Tüm bunları söylerken boynumu emiyordu, nefes nefese, boynumu emdiği sırada bana olan özlemini dile getiriyordu.
Gözlerimiz buluştuğunda, içtenlikle hissettiği duyguların izlerini görebiliyordum. O an, geçmişte yaşadığımız güzel anılar canlandı zihnimde. Tenimin iç sıcaklığı Simon'un olma arzusu ile yanıyordu.
Hafif bir inlemeyle tepki verdiğimde, nazikçe koltuğa uzanmamı sağladı. Üstüme çıkarken bedenimde hissettiğim sıcaklık ve heyecanı bastırmak zorundaydım. Onun yakınlığı beni dolduruyor, hissettiklerim tüm duygularımı alevlendiriyordu.
Dudaklarımız arasındaki temas, duygusal bir coşkuyu uyandırırken, bedenimdeki heyecan giderek artıyordu. Gözlerinden yansıyan arzu ve sevgi, bana onun duygularını açıkça gösteriyordu. Bu an, aramızdaki bağların güçlenmesine ve duygularımızın derinleşmesine sebep oluyordu.
Simon'un dokunuşuyla içimde bir ateş yanıyordu. Bedenimdeki tepkiler, aramızdaki çekimin gücünü gösteriyordu. Onun dokunuşuyla her hücrem canlanıyordu, nefesim hızlanıyor ve kalbim hızla çarpıyordu.
Gözlerimizdeki ateş, içimizde yanan tutkunun bir yansımasıydı.Simon yavaşça elini saçlarıma doğru götürdü, parmakları saçlarımın arasında kayarak beni kendine daha da yakınlaştırdı.
Fısıldadığı her kelime, kulağımda yankılanıyor ve tenimde bir ürperti yaratıyordu. Dudakları boynuma hafif öpücükler kondururken, bedenimdeki gerilim giderek artıyordu.
Odada sadece kalp atışlarımızın sesi duyuluyordu. Sessizlik, aramızdaki bağın ve konuşmadan paylaştığımız hislerin bir göstergesiydi. Ellerimiz birbirini bulduğunda, parmaklarımız birbirine kenetlendi.
Simon'un bakışları derin ve yoğundu; bu anın büyüsüne kapılmıştık. Birlikte geçirdiğimiz her an, bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyordu.
Aramızdaki bu güçlü bağ, dışarıdan görülemeyecek kadar derindi. Kalbimin her atışında Simon'un varlığını hissediyor, onunla olmanın verdiği huzuru içimde yaşıyordum.
O an, dünya durdu ve sadece ikimiz vardık.
Simon, hafif bir ince ses tonuyla fısıldıyordu, sanki sadece benim duyabileceğim şekilde konuşuyordu. "Seni seviyorum," dedi. Sesindeki samimiyet ve tutku, kalbimin daha da hızlı atmaya başlamasına neden oldu. Onun bu sözleri, içimdeki ateşi daha da alevlendiriyordu.
Gözlerinde bir tutku parıltısı vardı ve dudakları titriyordu. "Seninle olmak, dünyanın en güzel duygusu," diye fısıldadı. "Seninle geçirdiğim her anı ölümsüzleştirmek istiyorum. Sen benim için her şeyden daha değerlisin." Sesindeki derin duygular, içimi ısıtıyordu.
Simon'un gözlerindeki derin bakışlar beni büyülemişti. Dudaklarından dökülen her kelime, kalbimin ritmini daha da hızlandırıyordu. Soluğu kesik, ama dolu dolu konuşuyordu.
"Seni hissetmek, seninle birlikte olmak... Benim için hayatın anlamını bulmak gibidir. Seninle geçirdiğim her an, sonsuza kadar hatırlayacağımız bir hazineye dönüşüyor. Seni sevmek, en büyük mutluluğum."
Dudaklarından çıkan her söz, içimi sıcacık bir duyguyla dolduruyordu. Onun bu sözleri, beni her zamankinden daha da derinden etkiliyordu.
Elleri titriyordu ve gözlerindeki derin bir üzüntüyü görebiliyordum."Nasıl anlatsam bilmiyorum ama... Ben çok büyük hatalar yaptım," diye başladı, sesindeki çaresizlik belli belirsiz hissediliyordu. "Senin sevgin, senin değerli varlığın karşısında ne kadar aptalca davrandığımın farkındayım.
Her gece seni düşündükçe içim parçalanıyor. Lütfen, affet beni. Seni kaybetmek istemiyorum. Sen benim için her şeyden daha değerlisin. Bir daha asla aynı hataları yapmayacağımı sana söz veriyorum. Lütfen, bana bir şans daha ver."
Simon'un gözlerinden akan yaşlar, içindeki derin pişmanlığın bir yansımasıydı. Gözyaşları arasında yaptığı hataları telafi etmek için yalvarıyordu.
Ellerimi yavaşça Simon'un yanaklarına koydum ve onun gözlerine derin bir bakışla baktım. Sonra, nazikçe onun dudaklarını öptüm.
Öpücüğüm, içimizdeki duyguların bir yansımasıydı. Simon'un gözlerindeki hüzün ve pişmanlık, onu affettiğimi hissettiriyordu."Seni affediyorum," dedim, sesimde bir yumuşaklık vardı. "Ama bir daha asla aynı hataları yapmamanı istiyorum. Benim için çok önemlisin ve seninle yaşamak istiyorum. Ama güvenimi bir daha sarsma. Şimdi seninle beraber olmak istiyorum, geleceğimizi birlikte inşa etmek istiyorum." Yüzünde bir parıltı belirdi ve sevinçle sarıldı bana.
Simon kalkmaya başlamış olan aletini kadınlığıma bastırdığında, bedenimde bir ürperti hissettim. Bu temas, aramızdaki duygusal ve fiziksel çekimin bir yansıması gibiydi. Kalbim hizla atmaya başladı, nefesim hızlandı ve bedenimde bir sıcaklık dalgası yayıldı. Simon'un dokunuşu, beni daha da ateşli hale getiriyordu. Gözlerimiz buluştuğunda, içimizde yanan ateşi hissedebiliyorduk.
Anın tadını çıkarmak için durumu geçici olarak unutmaya karar verdim. Simon'un dokunuşuyla yeniden kendimi kaybettim ve içimizde yanan ateşi hissettim. Ancak aklımdaki düşünceler, hamile olduğum gerçeğini bastırmaya çalışıyordu.
Simon'un bedeninden aldığım zevk, zihnimi dağıtmaya yetiyordu ve o an, sadece onunla olan bağımı hissetmek istedim. Bu nedenle, hamilelik gerçeğini paylaşmama karar verdim.
Simon'un dokunuşuyla içimdeki ateş daha da büyüdü, bedenim onunla bütünleşti ve o an, geçmişin ve geleceğin ötesinde sadece şimdiye odaklandım. Onun dokunuşları ve birlikte paylaştığımız tutku dolu anlar önemli hale geldi.
Fakat bir an için içinde bulunduğumuz tutkulu anın ortasında, içime bir kurt düştü. Ya birlikte olduğumuz için bebeğime bir şey olursa? Bebeğimize...Bu düşünce beni aniden dondurdu ve endişe dolu bir bakışla Simona döndüm.
"Simon," dedim, sesimdeki titreme ve endişe belli belirsiz hissediliyordu. "Bu doğru değil. Bunu yapmamalıyız. İstemiyorum... Lütfen" Cümlemi tamamlayamadım, çünkü kelimeler boğazımda düğümlenmişti.
Derin bir nefes alarak Simon'a doğru bakarak devam ettim, "İstemiyorum. Vazgeçtim. Git buradan, lütfen." Sesimdeki titreme ve gözlerimdeki endişe, ona kararlılığımı anlatmaya yetiyordu.
Simon'un yüzünde bir anlık şaşkınlık belirdi, sonra benim ciddiyetimi fark etti ve anlamış gibi başını salladı. "Anlıyorum," dedi, sesinde bir üzüntü vardı. "Senin için istediğini yapacağım."
Bu sözler, içimdeki karışık duygularla daha da ağırlaştı. Simon, bir an duraksadı ve gözlerinde beliren hayal kırıklığı ile endişeyi gördüm. Odanın dışına doğru yavaşça ilerlerken, her adımı yankılanıyor gibiydi.
Kapının önünde durdu, bana son bir kez baktı ve sonra kapıyı sessizce kapattı. Simon'un gitmesiyle birlikte odada derin bir sessizlik hakim oldu.
Kalbim hala hızla çarpıyordu, ama şimdi bu, Simon'a olan tutkumdan çok, içimde büyüyen endişe ve belirsizlikten kaynaklanıyordu. Bir köşeye çekildim ve düşündüm. İçimdeki çatışmalarla başa çıkmaya çalışırken, kendimi rahatlatmaya ve doğru kararı verdiğime inanmak istedim.
Bu karmaşık duyguların ortasında, yalnız kaldım ve içimdeki fırtınayı dindirmeye çalıştım.