ALPARSLAN DİNÇ
Kışlaya girdikten sonra Deliler Timi'nin olduğu odaya attım adımlarımı. Dünden itibaren kafam dağınıktı ve aklımdan elime geçen çizim çıkmıyordu. Odaya girdikten sonra televizyonun açık olduğunu ve kimse izlememesine rağmen yüksek sesle açık olduğunu gördüm.
"Gazinodan iyice alıştınız şu televizyonun sesini sonuna kadar açmaya! Koridorun başından duyuluyor sesi, kısın şunu!"
Hepsi birlikte benim sesimi duymalarıyla ayağa kalkıp selam verdiler. Aramızdaki bağ senelerdir samimi ve arkadaştan farksızdı her biriyle ancak mevzu bahis kışladaki ciddiyet ve disiplin olduğunda saygıda asla kusur etmiyorlardı.
"Hoş geldiniz komutanım!" dedi Şehmus şiveli konuşmasıyla.
"Ulan Tilki, yıllardır şu şiveden kopamadın!" dedim gülümseyerek ve masanın yanındaki sandalyelerden birini çekip oturdum. Hepsi benimle birlikte oturunca Şehmus gülerek cevap verdi,
"Ben kurtulmaya çalışsam da olmuyor komutanım. Sabah akşam anam arar böyle konuşur, gün ortası babam arar böyle konuşur. Yıllık izine çıkarım herkes böyle konuşur. Ben güncelleme almaya çalışsam da Şanlıurfa'ya her gittiğimde fabrika ayarlarına sıfırlıyor kendini aklım!"
Hep birlikte gülünce ortamdaki neşe benim de üzerimde olan gerginliği almıştı. Ferhat kalkıp her birimize çay istedi telsizle.
"Edirneli, iyi alıştın telsizle çay istemeye. Görmesinler! Kendini cezada buluverirsin."
"Baykuşum sen bari deme öyle yahu, okuyan adamsın diye her şeyi kuralına uygun yapma gayretine giriyorsun ama sen de biliyorsun ki böyle kurallara pek kimse takılmaz."
Tahir'in baykuş lakabı ona çok yakışıyordu. Elinden asla kitap düşürmüyor ve üç dört günde bir diğer kitaba geçiyordu. Elbette görev gelmediyse ve biz göreve gitmek zorunda kalmadıysak. Bazen, görev dönüşü kafasını toplayamıyor ve sadece sohbet ediyor ama illa ki kitaplarına geri dönüyordu.
"Komutanım..." dedi Yavuz sakin bir sesle. Dünkü olayı soracağı ama çekindiği olabildiğince belliydi.
"Söyle Çapkın, çıkart ağzındaki baklayı hele!"
"Komutanım bakla sayılmaz ancak sabah erlerden biri gelip sizi sordu, neden sorduğunu öğrenmek istedik o da bize sizin kaza yaptığınızı ve iyi olup olmadığınızı öğrenmek istediğini söyledi. Hiçbirimizin haberi olmadığından öylece kala kaldık. Hayırdır komutanım, nasıl oldu kaza? Siz iyisinizdir inşallah."
"İyi olmasam kışlaya gelemezdim. Zaten başka bir araca da çarpmadım, bir kadına çarptım."
"Kadın iyi midir komutanım?" dedi Şehmus heyecanla.
"İyidir diyemem. Kolu desem ayrı bir olay bacağı desem ayrı bir olay. Üstelik burada da kimi kimsesi yokmuş, yeni taşındığından ahbabı da yokmuş. Kadıncağız kaldı öylece... Ressammış kendisi, bir ay sonrasında da sanırım fuarımı ne varmış. Kadının da kolunu ben hallettim! Anlayacağınız durum epey vahim."
"Tam da entel dantel takımından birine çarpmışsınız komutanım, şikayetçi olursa başınız ağrır vallahi."
"Sus be oğlum! Ağzını hayra aç ulan Kurtdereli!"
Tahir, Metin'in ensesine bir şaplak yapıştırıverdi.
Çaylar gelince kısa bir süre sessizlik oldu ancak çayı getiren er önümde kıvranınca ona döndüm, o da bakışlarımdan korkup ağzını gevelemeyi bıraktı ve sordu,
"Komutanım, geçmiş olsun. Kaza yapmışsınız, iyi misiniz?"
Diğerlerine baktım, gözlerini kaçırdılar. Askere geri döndüm,
"Ulan sizin işiniz gücünüz az geliyor da kışla da sabahtan akşama kadar mahalle kadınları gibi, kahvede boş beleş oturan adamlar gibi dedikodu mu yapıyorsunuz?"
"Affedin komutanım!"
"Çık gözüm görmesin seni!"
Asker selam verip odadan çıkarken diğerlerinin yüzüne teker teker baktım.
"Sizin ağzınızdan mı yayıldı bu dedikodu?" diye sordum.
"Haşa komutanım! Vallahi biz bir şey demedik!"
Şehmus yemin edince daha fazla üstelemedim ama onlar işin peşine bırakmamaya kararlıydı. Yavuz, tim komutan yardımcısı olduğu için benimle her zaman bir tık daha fazla samimi olmuştu. Üstelik ekibin de Çapkın lakaplı üyesiydi bu yüzden kadın erkek fark etmez herkese karşı ağzı iyi laf yapardı. Siz daha anlamadan o alması gereken cevabı alıverirdi sizden.
"Komutanım..." dedi cilveli bir şekilde.
"Yavuz, seni Cilveli diye mi çağırsak acaba bundan sonra?"
"Etme komutanım, daha bir şey demedim bile!"
"Söyle hadi."
"Şimdi komutanım, duyduğumuza göre istihbatar istemişsiniz kadın hakkında. Biz de böyle olunca durum, kadını biz de bir öğrenelim dedik, komutanımız neden istemiş bilgilerini diyerek. Kadına bir baktık... Güzelmiş, alımlıymış... Yetimhanede büyümüş... Dedik ki komutanımız neden istedi acaba bu bilgileri. Hani ne bileyim, ola ki etkilendiniz... Hani bilelim de yengemiz olacaksa belki yardımımız dokunur diye şey edelim dedik..."
Yavuz, önündeki çayı cümlesinin sonunda ağzına götürüp hüpleterek içti. Şehmus, kıkırdamaya çoktan başlamıştı. Tahir'in belli ki bu durumdan haberi bile yoktu, tek kaşını kaldırarak bakıyordu her birine. Yavuz'dan gözlerimi ayırmadım ama o bir vakitten sonra gözlerini benden kaçırmaya başladı.
"Yavuz..." dedim sakince,
"Efendim, komutanım..."
"Oğlum sen huy mu değiştiriyorsun yoksa flörtlerin mi azaldı?"
"Anlamadım komutanım..."
"Bana sarmaya başladın da aylak mı kaldın diyorum oğlum!"
"Estağfirullah komutanım, ben sizi düşündüğümden mütevellit şey ettim yani hepimiz ondan şey ettik..."
"Hadi oradan ulan!"
"Yav komutanım, dürüst olmak gerekirse onca senedir beraber çalışırız ama ben sizi hiçbir kadınla yan yana duymadım vallahi. İnsan duyunca merak ediyor, görmek istiyor Alparslan Yüzbaşı'nın bu kadar ilgilendiği kadın kim diye!"
Şehmus'a döndüm,
"Ben sana senin bekarlığınla ilgili konuşuyor muyum Tilki? Ulan bir kendi hayatınızla ilgilenseniz hepiniz evleneceksiniz zaten!"
Tam cevap vereceklerdi ki telefonum çalmaya başladı. Burnumdan soluyarak telefonu açtım, ağızlarına maskara olduğum için de ayrı bir homurdandım kendime ama o kadına yakın olmaktan başka bir çarem yoktu. O kadında başka bir şeyler olduğundan emindim ve bunu öğrenmenin tek yolu buydu. Bu konuda net bir cevap bulana kadar da herkes sadece ona yardım ediyorum diye düşünmeliydi.
Telefonu cebimden çıkartınca yabancı bir numaranın aradığını gördüm. Telefonu açarak kulağıma götürdüm.
"Yüzbaşı Alparslan Dinç, buyurun!" diyerek karşıdakine açar açmaz cevap verdim. Bazen numarasını kaydetmediğim ancak mesleğimde ya da mesleğimle ilgili alanlarda olanlarla da muhattap olmak zorunda kalabiliyordum.
"Yüzbaşı..." dedi acı dolu bir kadın sesi. Neredeyse ağlıyordu.
"Elçin Hanım..." dedim. Bunu dememle birlikte masada oturan tim arkadaşlarımın hepsinin oturdukları yerden kalkıp başıma toplanarak kulaklarını telefona yaklaştırmaları bir oldu. Hepsini tek tek savuşturmaya çalışsam da bunu başaramayınca oturduğum yerden ayağa kalktım, ciddi olduğumu anladıklarında doğruldular ancak yanımdan ayrılmadılar.
"Evet, benim yüzbaşı... Bana, eğer ihtiyacım olursa sizi arayabileceğimi söylemiştiniz..."
"Evet, bir sorun mu oldu Elçin Hanım?"
"Evet... Sanırım... Ben... Duş almak istemiştim ancak bunu pek başaramadım. Banyoda düştüm kaldım ve ayağa kalkmakta zorlanıyorum çünkü duşa kabinin içi kaygan ve sargıda olan elim ve bacağımda su geçirmemesi için poşetle bağladım. Anlayacağınız duşa kabinden çıkamıyorum..."
"Siz... Ben... Yani, doğru mu anladım? Benim gelmem sizin için sorun olmaz mı?"
"Ambulansın gelmesi sanki daha büyük bir sorun olur gibi hissettim ama doğrusu sizi aramak için bile uzun süre düşündüm... Ben en iyisi ambulansı arayayım, kusura bakmayın..."
"Hayır, hayır! Benden çekinirsiniz diye söylemiştim yanlış anlamayın! Ama gelince havluyu size verir ve ondan sonra yardımcı olurum... Geliyorum Elçin Hanım..."
Telefonu kapattıktan sonra odadan hızla çıkacaktım ki diğerlerinin bana bakışını fark ettim, Metin kendini tutamayarak konuştu,
"Komutanım... Havlu mu?"
"Kurtdereli sus yahu! Tek kelime etmeyeceksiniz yakarım mesleğinizi! Sakın!"
Odadan çıktıktan sonra kışladan çıktım ve nizamiyedeki askere bilgi verdim ancak gittiğim yer konusunda yalan söylememem gerekirken yalan söylemek mecburiyetinde kaldım.
Arabayla hızlı bir şekilde giderken diğerlerinin söylediği şey zihnimde yankılandı,
Alparslan Yüzbaşı hiçbir kadınla bu kadar anılmadı ve ilgilenmedi... Bu kadın kimdir merak ettik...
Tam olarak ben de işte bunu merak ediyordum ama neden bu kadar istekli ve heyecanla onun yanına gidiyordum bunu anlamamıştım. Bir an... Neredeyse düşüp bana muhtaç kaldığı ve aradığı için bile mutlu olacaktım...
Elçin Tokgöz... Sen de bir şeyler var ama ne?