4.Bölüm- (Sen Benim Hiçbir Şeyimsin)

1890 Words
"Ben senin neyinim. Sen beni ne kadar tanıyorsun ki bu tepkiyi veriyorsun " diye tekrar çıkıştığımda "Ben mi ben seni tahmin edebileceğinden daha çok tanıyorum ve sen benim hiçbir şeyimsin" dediğinde içimden resmen bir şey akmıştı. Kendimi boşluğa düşmüş gibi hissediyordum ama bunun hiçbir sebebi yoktu. Daha onu tanıyalı bir gün bile olmamıştı. Bu hisler şu an için çok garipti. Hislerime anlam vereme semde içimdeki değişik acıyı bir kenara bırakıp hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalıştım, artık ne kadar olduysa. Bu konuşmadan sonra oluşan birkaç dakikalık bir suskunluktan sonra mekândan çıkıp arabaya bindik ve tüm gün hiç konuşmadık. Mekândan şirkete gittiğimizde her gün ki gibi akşama kadar işlerimle uğraştım. İşlerim bitince otoparka indim ama o an aklıma gelmişti arabamın evde kaldığı etrafa baktığımda Efe'nin arabası da yoktu anlaşılan şirketten benden önce çıkmıştı. Arabam evde olduğundan dolayı taksiye binip eve gittiğimde kapıyı Necla annem açtı ve korkuyla yüzüme bakıp "Kızım ne oldu" dedi sesi endişeli ve düşünceliydi. Bu sorusuna daha çok da surat ifadesine şaşırmıştım çünkü hiçbir şey olmamıştı. Rahat bir tavırla ona döndüm ve "Ne olmuş annem" dedim. Bu rahat ifademe bu sefer Necla annem şaşırdı ve "Cenk eve barut gibi geldi kapıyı iki dakika geç açtık diye evi birbirine kattı çok sinirliydi biz alışkınız bu hallerine ama geldiğinden beri çok iyiydi şimdi birden bağırınca yani eskiye dönünce anlamadım. Ondan da sabah bir olay yaşadınız mı ya da şirkette bir sıkıntı mı çıktı manasından ne oldu diye sordum" dediğinde Efe'yi düşündüm acaba hala mı sinirliydi. Oysa asıl sinirli olması gereken bendim. Gerçi o olaydan dolayı sinirli olsa bana hiçbir şeysin demezdi ama, peki ya acaba neden sinirliydi diye düşünürken Necla annemin beni kolumdan sarsmasıyla kendime geldim ve ona odaklanıp "Bilmiyorum annem sabah gayet iyiydi" dedim. Yalandan hoşlanmazdım ama arada mecbur kalıyordum. Necla annem birkaç soru daha sorsa da bu sorularını da kısa cevaplarla geçiştirdim ve hızla odama çıktım. Çıktım çıkmasına ama karşımda gördüğüm manzaradan dolayı bir an resmen öleceğim sandım çünkü Efe karşımda kum torbası yumrukluyordu anlaşılan geldiği gibi üstündeki takımın ceketini çıkarıp fırlatmış sonra da odanın köşesinde duran kum torbasının yanına geçmiş ve yumrukluyordu. Artık ne kadar uzun bir zamandır yumrukluyorsa dudakları mosmor olmuş elleri ise kıpkırmızı geçmişti ve kanıyordu. O an dikkatimi çeken duvar ise bu öfkeden nasibini almış gibi gözüküyordu çünkü duvarda yumruk izleri ve kanlar vardı. Peki Efe neden bu kadar sinirliydi ki yoksa gerçekten de söylendiği gibi agresif ve sinirli bir adam mıydı? Bu adam resmen kafa karıştırmak için gelmişti buraya. Bir anı bir anını tutmayan değişik bir adamdı ve dengemi Allak bullak etmişti. Efe geldiğimi fark edince önce bana omzumun üstünden baktı daha sonra da bana döndü. İşte o an arkadan da muhteşem gözüken vücudunun önden daha da muhteşem olduğunu fark ettim. Bu muhteşem vücudu beni benden alırken üzerime doğru yürüdü ve beni elinin tersiyle yan tarafa itip kapıdan çıktı. Yüzüme bile bakmıyordu ama neden onun bu tavrı yüzünden benim de moralim bozulmuştu hatta sinirlenmiştim. Her zamanki gibi sakinleşebileceğim tek yere kendimi attım yani mutfağa. Yemek mi yapsam pasta mı diye düşünürken önüme bir sürü malzeme çıkardığımı fark ettiğimde ikisini de yapmaya karar verdim. Dolana baktığımda yemeğin olmadığını görmek beni şimdiden mutlu ederken hemen önlüğümü taktım ve sebzeleri yıkamaya koyuldum. Sebzeleri yıkamaya o kadar dalmışım ki arkamdan gelen Emine Teyzeyi duymamıştım bile bundan dolayı da birden omzuma dokunmasıyla sıçradım ve hızla o tarafa döndüğümde Emin'e teyzeyi görmemle rahatladım ve ona kocaman gülümsedim. O da bana gülümsedi ve "Kızım sen çık biz yaparız" dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım ve "Emine teyzem bugün ben hazırlayacağım sofrayı siz çıkın" dedim. Beni tanıdığından dolayı üstelemedi ve "Ne oldu kızım neye moralin bozuldu" dediğimde dudağımı büzdüm ve umursamaz bir havayla "Her şeye Emine teyze" dedim. Bu sözümden anlayamayacağımı anladı ve "Cenk’in de morali pek bir kötüydü" dedi umursamazca, benim ise adını duyunca bile sinirlerim kalkıyordu. Sakin kalmaya çalışarak "Banane" dedim ama pek sakin ve umursamaz olmamıştı anlaşılan. Emin'e teyze şüpheyle bana bakıp mutfaktan çıktığında tekrar gerilen sinirlerimi ve o lanet adamı bir kenara itip yemeğimi yapmaya koyuldum. Önce bir çorba yaptım daha sonrada ana yemek olarak tavuk ve patates yaptım geçen hep beraber sardığımız dolmalardan da pişirip sofrayı kurdum daha sonra tatlı olarak da revanı yaptım ve çayın yanına kurabiyemi de yapıp bugünlük mutfak maceramı bitirdim. Her şey hazır olunca tüm ev halkını sofraya davet edip bende yerime geçtim. Necla annem sofrayı görür görmez hemen övgülere başladığında utansam da artık onun bu hallerine alışmıştım. "Allahım bu ne güzel masadır ya, bu ne güzel kokudur. Maşallah maşallah benim güzel gelinime" dediğinde bu kelimeyi bilerek kullandığı o kadar belliydi ki çünkü normalde kuzuma ya da kızıma derdi. Şu an sırf Efe'ye ima yapmak için kullanmıştı bu kelimeyi bundan dolayı da Efe'ye baktığımda hiç ifadesiz oturuyordu. Neyse takmayacaktım şimdi onu. Zaten sinirim yeni yatışmıştı. Ece her zamanki gibi hemen yemeğe başladığında hepimiz gülmüştük tabi ki Efe hariç o suratsız kalmayı tercih etmişti. Yemek bu şekilde devam ederken Efe sofradan kalkıp ben tokum dedi ve yüzüme bile bakmadan önümden geçip yukarı çıktığında sayesinde ne neşemiz ne de bende iştah kalmıştı. Ayıp olmasın diye birazcık yemek yiyip yukarı çıktığımda efe odadaydı ve koltukta yatıyordu. Bende onun yüzüne bakmadan yatağa yattım üstümü eve gelince çıkardığım için temizlerdi. Pijamalarımı giymeye üşenince de kıyafetlerimle yattım yatağa. Günün yorgunluğu ve psikolojimin bozulması üzerine anlaşılan uyuya kalmıştım. Uyandığımda saat gece 23:30' u gösteriyordu ve erken yattığım için hiç uykum yoktu bundan da uyuyamıyordum. Efeye baktığımda o da uyumuyordu. Üşümüş gibi gözükmese de üstü açık yattığı için üstüne örtü vermeyi düşündüm ama ben onun o da benim hiçbir şeyimdi neden onu düşüneyim ki diyerek yataktan kalkıp mutfağa indim bir sürü jelibon ve bir kavanoz nutella alıp sinema odasına gittim birçok film izledim ve sonunda sabah olmuştu çıkıp üzerimi giyinmek isteyince Efenin oda da olmadığını anlamam uzun sürmemişti, acaba neredeydi? Neyse bugün onu düşünmeyecektim duşa girip üzerimi giyindim Üzerime beyaz bir etek ve bluz kombini yapmıştım ve saçlarımın altlarına da hafif hafif dalgalar yapıp ayakkabılarımı giyip çantamı da elime aldım ve evden çıktım hızla arabama bindim ve şirkete doğru yol aldım. Şirkete geldiğimde düz bir ifadeyle odama geçtim ve gene hüsran. Birkaç dakikada bu kadar dosya nasıl birikiyordu ki acaba hem daha yetişmesi gereken en az üç proje de vardı. Anlaşılan bu gece buradaydım. Ve dediğim olmuştu işler bittiğinde saat gece 23:00u gösteriyordu. İşler bitmişti ama bende bitmiştim. Tabi ki projelerin işi daha çoktu. Bundan dolayı da bir iki hafta işler erken gel geç git şeklinde yapınca anca bitti. O kadar yoğun çalışmıştım ki Efe hiç aklıma gelmemişti. Bir nevi de o aklıma gelmesin diye bu kadar çalışmamış mıydım zaten. Akşam projeyi sunacağımız için erkenden eve gittim ve hızla hazırlanmaya başladım. Üzerime siyah bir elbise giydim ve her zamanki gibi ayakkabılarımı giyip çantamı da aldım O ve odadan çıkıp aşağı doğru indiğimde Efe'nin merdivenlerin başında dikildiğini gördüm. Ayakkabılarımın sesinden dolayı geldiğimi anlamış olacak ki başını diğer tarafa çevirdi. Efeye baktığımda gene siyah bir takım vardı üzerinde bugün çok uyumlu bir çift olacaktık anlaşılan, tövbe Allahım sen yanlış anlama yani ikili kanka anlamında bir çift demek istemiştim. O Hintlilerle olan olayın üstünden iki hafta geçmesine rağmen anlaşılan Efe hala hazmedememiştik, ben onun sözlerini o ise o adamın sözlerini hazmedememişti ve anlaşılan bunu hazmetmek pekte kolay olmayacaktı. Ben merdivenlerin sonuna vardığımda yan yana gelmiştik o hala başka yöne bakıyordu ama söyledikleriyle arada bir an bana bakmış olabileceğini anladım "Düzgün giyinsen ölürdün demi" dediğinde ne kadar kötü bir söz söylese de haftalar sonra ilk kez diyaloğa girdiğimiz için bende onu fazla bekletmedim ve "Bana bakmadın bile ne giydiğimi nerden biliyorsun" dedim aklımdaki düşüncenin kesinliğini öğrenmek amacıyla "Geçen neler oldu gördün bir daha böyle giyinme" dedi ve kapıya doğru yürüyüp arabaya bindi. Bu neydi şimdi sadece tahmin mi etmişti. Onu ve tavırlarını umursamamaya çalışarak bende arabaya doğru ilerleyip bindiğimde ikimizden de ses çıkmamıştı. Efe yavaşça arabayı çalıştırdı ve yola koyulduk. Ne o konuşuyordu ne de ben. Bu durum beni fazlasıyla sıkmaya başlamıştı ve üstüne bide aşırı bir trafik vardı. O an aklıma gelen fikirle hızla radyoya uzandım ve müzik açtım ama tabi ki de Efe hemen kapattı. Bu hareketiyle sinirlerim katlanırken hızla ona döndüm ve "Neden kapattın" dediğimde onun da cevabı gecikmemişti "Benimle konuşmak yerine müzik mi açıyorsun" dediğinde ise benim cevabım gecikmemişti "İki haftadır yüzüme bakmayan sensin hem de bir hatam yokken" dediğimde ani bir frenle araba durdu. Korkuyla yola baktığımda boş olduğunu görmemle hızla Efe'ye döndüm ama keşke dönmeseydim. Kaşları tek kaş pozisyonundaydı yüzümü inceledi ve hızla başka bir yola saptığında şokla on bakım ve "Nereye gidiyoruz. heyyy kime diyorum cevap ver" dedim ama cevap falan vermedi. Şu an sadece yola bakıyordu ve arabayı deli gibi kullanıyordu. Girdiğimiz yol ıssız bir yoldu ve normal olarak korkuyordum. Her yerde ağaçlar vardı aradan birkaç saat geçti ve artık ağaçlar yoktu. Etraf bomboş ve zifiri karanlıktı. Birkaç metre sonra önümüze bir kapı geldi. Kapıya yaklaştığımızda Efe bir tuşa basıldı ve kapı açıldı, içeriye girdikten sonra kırk elli km daha yakın yol gittikten sonra önümüzde bir ev belirdi. Efe arabayı durdurdu ve indi ama ben inememiştim çünkü korkuyordum burası neresiydi ve neden buradaydık. Efe inmediğimi fark etmiş olacak ki benim olduğum tarafa gelip arabanın kapısını açtı ve "İn aşağıya davet mi bekliyorsun" dediğinde korkuyla on baktım ve "İnmeyeceğim" dedim hemen kaşlarını çattı. Şu an aşırı sinirliydi, bunun farkındaydım ama sakin olmaya çalışıyordu "Neden" dedi kendine hâkim olmaya çalışan bir ses tonuyla "Sorularımı cevaplamıyorsun ve beni ıssız bir yere getiriyorsun. Bir yaptığın diğerini tutmuyor. Sonra da neden diyorsun, sence neden" dediğimde eğildi ve gözlerimin içine bakarak elini elini uzattı "İn her şeyi anlatacağım" dedi siniri geçmiş gibiydi. Yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade vardı ne mutlu gibiydi ne de üzgün durgun bir ifade suç işlemiş çocuklar gibi bakıyordu ve doğrucu olmak gerekirse şu an çok tatlıydı ama erimeyecektim elini iterek arabadan indim ve eve doğru önden hızlı hızlı yürüdüm daha sonra efe geldi ve kapıyı açtı bende hemen içeri girdim. Etrafa baktığımda Girdiğim yerin salon olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Gözlerimi daha da yukarılara çıkardığımda evin her tarafındaki duvarlar yerine camlar vardı. Evin dört bir yani camlarla çevriliydi. Ev küçük olsana fazlasıyla ihtişamlıydı. Buradan gördüğüm kadarıyla bir odası var gibiydi. Ev güzeldi gördüğüm kadarıyla çok da şık bir dekoru vardı ama biz neden buradaydık. Efe'ye sormak istesem de bana cevap vermediği için vazgeçip sakince koltuğa oturdum ve hiçbir şey yapmadan etrafa bakmaya devam ettim. Efe ise koltuğun diğer tarafına oturmuş bana bakıyordu. Galiba duygularımı tartmaya çalışıyordu. Birkaç dakika öylece durduk ne o bir adım attı ne de ben. Tabi ki bu durum bir müddet sonra sinir bozucu oluyordu ve sıkıyordu. Efede böyle hissetmiş olacak ki bir müddet sonra gelip yanıma oturdu ve bakmaya devam etti. Ne değişmişti ki oradan buraya gelince acaba. Sabrım iyice taştığında dayanamadım ve önce ben konuştum. "Beni neden buraya getirdin" dediğimde "Seni böyle ortalıkta gezdirmezdim" dediğinde cümlemden böyle bir soru çıkar mı diye düşündüm ama çıkmazdı. Peki bu adam bu cümleyi nerden çıkarmıştı. "Ben bunu mu sordum" dediğimde bana gözlerini koşarak baktı ve "Hayır" dedi. Suratından başka bir şey söyleyemeyeceğini anladığımda üstelemedim ve "Peki ya toplantı, proje haftalardır onla uğraşıyorum" dedim sinirle "Toplantı üç gün sonra senle yemeğe çıkmak için asistanına yalan söylettirdim" dedi tüm ukalalığıyla. Peki bu rahatlığı nerden geliyordu acaba "Peki neden yaptın bunu" dediğimde yüzümü taradı ve "Sen benim hiçbir şeyim değilsin asla da olamazsın" dedi bu cümle bende küçük bir şok etkisi yaratsa da şu an ki durumumuzla bağlantısını gene kuramamıştım. "Bu bir anda nerden çıktı. Hem hiçbir şeyin değilsem neden geçen öyle dedin" dediğimde bana yaklaştı ve "Çünkü... çünkü ben... ben..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD