Yakup, Emine’nin boynuna nefesini bırakırken sesindeki o metalik, soğuk tını geri geldi. Dört duvar arasında geçirdiği o üç yıl, ruhunu nasırlaştırmıştı ama Emine’ye olan açlığını dindirememişti.
“Biliyorum...” dedi Yakup, sesi bir bıçak sırtı kadar keskindi. “Baban, 'Hapisten çıkan serseriye verecek kızım yok' demiş arkamdan. Adımız katile çıktı ya bir kere, gönlümüzün temizliğini kimse görmez artık. Ama unuttukları bir şey var Emine... Dört duvar beni uslandırmadı, sadece daha çok biledi.”
Emine’nin gözlerinden bir damla yaş, Yakup’un elindeki yara izinin üzerine düştü. Yakup o izi, hapis koğuşunda Emine’nin adını duvara kazırken almıştı.
“Yakupum, babam Nuh diyor peygamber demiyor,” diye hıçkırdı Emine. “Seni içeri attıran o kavgayı unutmamışlar. 'Elini kana bulayan adama evlat vermem' diye yemin etti.”
Yakup, Emine’nin belindeki elini daha da sıkılaştırdı, aralarındaki mesafe tamamen yok oldu. Kızın vücudundaki titremeyi kendi kasıklarında hissediyordu. “Babanın yemini, benim sevdamın yanında bir hiç kalır,” diye mırıldandı. Elini Emine’nin fistanının düğmelerine götürdü, parmakları hapishane soğuğuyla nasır tutmuştu ama dokunuşu yakıcıydı.
“Bak bana...” dedi Yakup, Emine’yi duvara iyice sabitleyerek. “Dışarıda herkes bana 'lekelenmiş' diye bakarken, bir tek senin gözlerinde kendimi insan hissettim. Şimdi seni o herife verirlerse, ben bir daha katil olurum. Bu sefer dönüşüm de olmaz.”
Yakup, Emine’nin dudaklarını tekrar sahiplendi; bu seferki öpücüktü hapisliğin verdiği o büyük mahrumiyetin ve dışlanmışlığın öfkesi vardı. Emine, adamın gömleğinin yakasını avuçlarının içine hapsetti. Yakup’un bir eli, kızın bacağını fistanının altından yukarıya doğru sıyırırken, Emine’nin nefesi kesildi. O karanlık avluda, köyün ve babasının yasakladığı o adamın teninde kaybolmak, ölüme yürümek gibiydi ama duramıyordu.
“Seni benden almaya güçleri yetmeyecek,” diye inledi Yakup, dudaklarını kızın kulağına sürterek. “Karanlığın içinde yaşlanmış bir adamım ben, kaybedecek hiçbir şeyim yok. Seni alırlarsa, bu köyü ateşe veririm. Sen benim son şansımsın Emine...”
Emine, Yakup’un sertliğini ve kararlılığını her zerresinde hissederken, yaklaşan felaketin kokusunu alabiliyordu. Yakup’un elleri vücudunda yasak haritalar çizerken, bu gecenin sonunda dökülecek kanın habercisi gibiydi sessizlik.