YENİ BAŞLANGIÇ

1266 Words
Arabadan inip, topuklarımın üstünde güçlü ve dik bir şekilde dururken gördüğüm lüks eve beğeniyle baktım. "Vay vay vay! Beyimizin cukka sağlammış." Sırıtarak kapıya doğru yürürken önüme dikilen iri yarı güvenlikçiyi görmemle birlikte sırıtmam yerini masum, utangaç bir tebessüme bırakmıştı. "Buyurun, kime baktınız?" Kibar olmasına rağmen, sert ve tehditkâr çıkan ses tonunun beni korkuttuğunu düşünmediniz herhalde? Sanki unutmuşum gibi doğal bir tavırla elimdeki kâğıda bakıp, "Burak Sözer'in evi mi? Asistanının bulduğu temizlik görevlisi adayıyım," dedim. Adam 'haberim var' dercesine kafasını sallayıp cebindeki telsiz telefondan tuşlara basıp konuşmayı başlattı. "Hizmetçi kız geliyor." Tabirine sinir olsam da böyle yerlerde ağzımı açmamam gerektiğini iyi biliyordum. Karşıdan hala bir şeyler söylediği belli olan kişiyi dinlerken bana da sanki değnekçiymiş gibi yolu gösterdi. Yanından geçerken fazla yükseltmediğim sesimle söylendim: "Öküz." O arada telefonu kapatmış olacak ki "Ne dedin?" diye seslendi arkamdan. Arkamı dönüp elimi kaldırarak "Sağ ol dedim abi," deyip gülümsedim. Böyle tipleri iyi bilirdim. Birisi abi deyip iki dakika saygı duymayagörsün hemen sahiplenir, sözde koruyormuş gibi üstünlük taslamaya çalışırdı. "Ha eyvallah bacım, bir şey olursa söyle hallederiz," dedi kibirli bir tavırla. Bakın, işte bundan bahsediyordum. Önüme dönüp giriş kapısına yaklaştığımda kalp atışlarımın hızlanmasına şaşırdım. Elbette beni görüp, reddetmesinden korkuyordum. Başka bir sebebi de olamazdı zaten çünkü Mahir Abi mazeretlerden hoşlanmazdı. Beni kapıda karşılayan orta yaşlı abla "Hoş geldiniz," dedi samimiyetle. "Teşekkür ederim," diye kibar olmaya zorladım kendimi. Çünkü kadın öyle güler yüzlüydü ki aksi gibi davranmak içimden gelmiyordu. Burada çalışıyorsa da anlaşacak birileri olması iyi olurdu. Temkinli adımlarım, biraz önümden yürüyen zarif kadını takip ederken çevremi incelemekten geri durmuyordum. Zorla götürüldüğüm, buzdolabına misafirliğe gitmişsin hissi veren, lüks ama samimiyetsiz bir ortam ve dört duvardan ibaret o yapı neredeydi; her an merdivenlerinden ailenden biri inip 'hoş geldin' diyecekmiş gibi hissettiren, eşyaları sıcacık bir yuva atmosferi yaratan bu samimi ev nerede... Özlemle bir iç çekip, girdiğimiz güzel salonda gösterilen yere oturdum ve gülümseyerek beni inceleyen kadınla göz göze geldim. "Azıcık soluklan kızım. Ben Burak Oğluma haber vereyim." Ben de ona gülümseyerek başımı sallayıp onay verdiğimde beklemeden gözden kayboldu. O gider gitmez ben iki gün içinde gördüğüm Burak'a ait evlerin birbirine tezat mimarisine kafa yoruyordum. İleride dekoratif olduğu fazlasıyla belli olan şöminenin üzerine asılı aile fotoğraflarına baktığımda genç ve sarışın çocuk hemen dikkatimi çekmişti. Ailesi olmalıydı. Acaba neredeydiler? Düşüncelerimde ona güzel, mutlu aile masalları yazmaya koyulduğumda, dün sabah kahvaltı hazırlarken duyduğum seyrek fakat sert adım sesleri kulağımı yeniden doldurmuştu. İçime dolan anlamsız utanmayla incelediğim duvardaki resimlerden gözümü çekememiştim. "Tesadüf mü yoksa hayranım olmaya mı karar verdin?" Daldığım yerden yeni çıkmışım da boş bulunmuşum gibi bir irkilmeyle ayaklanıp ufak bir şaşkınlık anı yaşattım kendime. "Siz? Ah! Siz miydiniz? Ben... İş için gelmiştim." "Onu anladım," dedi egoyla göğsünü şişirerek. "Ben bilmiyordum. Rahatsızlık verdiysem kusura bakmayın," deyip ayaklanmaya yeltendim. Bu sırada dün Selin'e layık gördüğüm Oscarlardan bir tane de kendime yaptırmayı düşünüyordum. "Nereye hemen? İşi istemiyor musun?" "Çalışmam gerek ama dün yaşananlardan sonra bilmem ki nasıl olur?" Cehennemde yanacağım! "Neden zor olsun? En günahsız bizdik orada! Dün sana bunu söylemeliydim ama kafam çok karışıktı, kusura bakma" dedi gülümseyerek. "Ha tabi, Önce Fatma Hanım'la bir görüş. Sonra tekrar görüşürüz. Olmazsa bile yardım eder..." Derhal konuşmasını kestim. O kadar da değil yani! "Yardım değil, iş arıyorum teşekkürler." Bunu söylerken bakışlarım tamamıyla kucağımdaydı. Kafamı kaldıramadım. Ailemi kaybettiğimde yaşadıklarım gözümün önünden geçiyordu. Teselli edeceği yerde durmadan ah vah edenler, halime acıyıp elime para sıkıştırmaya çalışanlar... "Pardon, yanlış anlamanı istemem. Başka bir yerde çalışman için demeye çalıştım." Bu daha iyiydi ama öyle bir şey olmazdı umarım. Olursa da Mahir Abi sağ olsun, vücudumu uzun bir süre kullanamazdım herhalde. Gülümseyen yüzümle dönüp ona baktım. "Teşekkürler." "Teşekkürlük bir şey yok, yalnız benim de arkamdan sövmezsin umarım!" Suratındaki sırıtkan ifadeye boş boş baktım. "Sevgililerinizle veya arkadaşlarınızla yüz göz etmezseniz elbette!" Fazla ciddi görünüyordum biliyorum fakat işimi şimdiden sağlama almalıydım. Bu arkadaşta Selin gibiyse geleni gideni çok olurdu ve ben Selin'le yaşadıklarımı bir kez daha yaşamak istemiyordum. Adamın hizmetçi adayı olduğumu hatırlayınca biraz panik olmadım desem yalan olur. Aklıma gelen her şeyin filtrelenmeksizin ağzımdan saçılması istediğim bir şey değildi. Üstüne üstlük burada patronum da farklıydı ve onun nasıl bir işveren olduğu hakkında da hiçbir fikrim yoktu. "Ee, eviniz güzelmiş?" Lafı, onun tarafından yaka paça götürüldüğüm eve getirmek istiyordum aslında. O da bunu anladığını fazlaca belli eden sert bir yüz ifadesini büründü hemen. "Dairem, nasıl olduğu henüz anlaşılamayan bir saldırıya uğradı. Her şeyim zarar gördü. Tüm emeklerim mahvoldu. Şimdilik bir iz yok ama ortaya çıkacaktır elbet. Neyse, artık güvenliğini tamamen kendimin sağladığı bu evde kalıyorum. Fatma Ablamla anlaşırsanız bugün birlikte gidip diğer daireden kurtarabildiklerimizi kurtarmaya çalışacağız. Sonra burada ne yapacağımıza bakarız. Oldu mu?" Kafamı suçluluk duygusuyla çekingence salladım. Adamın işine gücüne de mi engel olmuştuk şimdi? Bu Mahir Abinin de hiç elinin ayarı yoktu yani. Asıl suçun Selin'de olduğunu bile bile şimdi de bu adamla uğraşacaktık. Fatma Hanım elinde bir tepsiyle salona girdiğinde az önce fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çekti. Kadının yüzü bembeyaz olmuştu ve titriyordu. Elindeki tepsiyi idare edemeyeceğinden korktuğumdan yerimden sıçrayıp önce elindeki tepsiyi alıp sonra da kolundan destek olup koltuğa yönlendirdim. "Ayakta duramıyorsunuz ne gerek var bunlara, geçin oturun şöyle." "Abla iyi misin?" Kadıncağız bu hale gelmiş, daha yeni fark ediyor! Sinirle baktığım yakışıklı yüzden gözlerimi çekip, yüzü bembeyaz kesilmiş olan ablaya döndüm endişeyle. "Bir şey ister misiniz?" "Yok kızım yok sağ ol, sadece tansiyonum oynuyor bazen, ilacımı aldım ama daha ancak etki eder." Kafasını ayakta kendisine endişe ile bakmakta olan adama çevirdi. Gözlerindeki bakıştan ona olan sevgisini hissetmiştim. Çok uzun zamandır hissetmediğim ama tadı her zaman damağımda kalmış olan anne şefkatiyle bakıyordu Burak'a. Sonra tekrardan bana döndü: "Adın ne bakalım senin kızım?" "Beril" "Beril" İsmimin benimle birlikte Burak tarafından da tekrar edilmesine şaşırıp, kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Efendim?" "Pardon boş bulundum. Siz konuşun ben aşağıdaki ustalara bakacağım." Fatma Hanım kısık gözleriyle gülümseyerek Burak'ın ardından o gidene kadar baktıktan sonra tekrar bana döndü: "Nereden tanışıyorsunuz?" "Ee orası pek hoş bir anı değil ama tesadüfen diyelim. Siz iyi misiniz?" "İyiyim iyiyim merak etme, yaşlılık işte ne yaparsın." "Aaa, olur mu çok genç görünüyorsunuz bence?" "Yok kızım, hastalıklar yakamı bırakmayınca artık bu evi idare edemez oldum. Burak oğlum da sağ olsun beni kardeşimin yanına gönderiyor. Biraz dinleneceğim orada. Buraları emanet edecek biri lazım. Akıllı bir kıza benziyorsun maşallah. Daha önce çalıştın değil mi böyle bir işte?" "Evet, yeni ayrıldım Fatma Hanım." "Abla de çocuğum. İyice tanışacak pek vaktimiz olmayacak ama bakarsın arada baskın yapabilirim kendimi iyi hissettikçe, bir deneyelim bakalım. Birbirimizi seversek uzun süre çalışırız inşallah. Maaş ve haklarını Burak oğlumla konuşursun." Hafifçe uzandığı yerden doğrulmaya çalışırken beni süzmeye devam ediyordu. "Pek genç görünüyorsun, yaşın kaç senin?" "Yirmi iki abla, sağ ol," Yüzünde endişeli bir ifade belirdi. "Kızım sen evi çekip çevirebileceğinden emin misin?" "Önceki evde de tek başıma çalışıyordum." Biraz utanarak başımı önüme eğdim. "Zaten yalnız yaşıyorum. Alışkınım, sorun yok." "Annen baban?" Sesim buz gibi çıkmıştı. "Kaybettim." "Eee, kusura bakma kızım, yaşlılıktan çenemiz düşmüş işte. Sen bugün Burak oğlumla da anlaş, anlaşırsan onunla diğer evdeki işleri halletmeye gidersiniz. Ben gitmeden sana evle ilgili birkaç bir şey daha gösteririm. Sonra yola çıkacağım zaten oldu mu kızım? Hadi bakalım. Alt kata in yüksek sesi takip et Burak'ı bulursun. Ben de dinlenmeye çıkayım." "Yardım edeyim mi?" "Yok yok, lüzumu yok. Hadi hoşça kal hayırlısı olsun." Ablanın merdivenlerden çıkışını ne olur ne olmaz diye merdivende bekleyip, kapanan oda kapısını duyduktan sonra aşağı yöneldim. Gerçekten değişik, kimi bozuk, kimi güzel deneme sesleri geliyordu. Ses gelen aralık kapıya doğru yönelirken, kulağıma dolan güzel bir melodi ve mırıltı ile yerimde çakıldım. Birkaç üflemenin ardından bir şarkının nakaratına giriş yapan Burak'tan başkası değildi. Odaya dalmadan önce saygısızlık yapmamak için bir süre sesin kesilmesini bekledim ama küçük denemeler yerini şarkının yüksek melodisine bıraktığında duyduğum güzel tınılı sesle sırtımı duvara yaslayıp şarkıyı dinlemeye başladım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD