SORUMLULUK

1737 Words
On yaşımda olmama rağmen benden birkaç yaş büyük ablama olan hayranlığımdan dolayı asla çocuk oyunları oynamak istemez, o ne yaparsa onu yapmak isterdim. Ablamla birlikte televizyonun karşısına geçip çıkan her türlü şarkıya eşlik ettiğimiz en güzel yaşlarımızdı. Ablamın en sevdiği şarkıcının, ilk kez yayınlanacak olan klibini televizyonun önünde sabırsızlıkla beklerken, yepyeni şarkının ilk melodilerini duymasıyla birlikte gözlerinde beliren hayran bakışları hâlâ hatırlarım. Şarkı arka arkaya iki kez çalıp ablamı mest ederken, ikinci tekrarın ortalarına doğru annem ve babamda bize dahil olmuşlar, birbirlerine aşık bakışlar atarak dans etmeye başlamışlardı. Bu ve bunun gibi bir sürü güzel anıyı hala her ayrıntısıyla içinde barındıran kalbim, aynı zamanda bu saadetimizi bozan şerefsize de sonsuz bir nefretle doluydu. * Biten şarkının ardından sırtımı yaslandığım soğuk duvardan ayırıp gözlerimi kurulamaya çalıştım. Tam bu esnada, "Abi akustik güzeldi, dediğim işlemleri de yapın, tekrar bir deneriz," diye konuşarak kapıdan çıkan Burak'la göz göze geldim. Muhtemelen ıslak ve kızarık olan gözlerime kafa karışıklığıyla bakıp, bu konu hakkında tek kelime etmeden iş hakkında konuşmaya başlamıştı. "Burada olduğuna göre, Fatma Hanım'la anlaştınız?" "Ee, deneme süresi vererek başlayalım dedi, haklarımı da sizinle görüşecekmişim." Hala titremekte olan sesime içimden lanet ederken, bunları görmezden geldiği için kendisine duyduğum minnet duygusu giderek katlanıyordu. İnceleyen gözleri rahatsız etse de ses tonu her zamanki gibiydi. "Tamamdır, o zaman odama çıkalım, anlaşırsak hemen yola çıkarız, gel bakalım." Odama mı dedi o? Duyduğum cümlelerin verdiği anlamsız heyecan ve korkuyla peşine takıldım. İki üst katta açtığı kapıya kararsız adımlarla yaklaşırken, odaya girer girmez bir çalışma odasıyla karşılaşmam, tüm saçma düşüncelerimin üzerine bir kova buzlu su dökmüş ve beni fazlasıyla kendime getirmişti. "Gel Beril, geç otur." "Teşekkürler." Kısık ama etkileyici bir tonla kulağıma ulaşan gülmesine şaşkınlıkla baktığımda, bana değil de önündeki kâğıtlara bakıyor olmasını beklemiyordum. E bana gülmüyorsa neye gülüyordu ki bu adam? Karıştırdığı kâğıtların arasından işine yarayacak olanları çekip aldı ve gülmeye devam ederken bana doğru uzattı. "Sana gülüyorum, önceki karşılaşmamızda ettiğin küfürler, kaba konuşmalarından sonra şimdi böyle 'tişikkirlir' falan deyince çok komik geliyor da..." Daha sağlam bir kahkaha atıp sonra burnunu hafifçe sıktı ve "Çok affedersin, sinirim bozuldu," dedi. Onun anlattıklarıyla da benim sinirim bozulmuştu. Benimle bu şekilde dalga geçen adamı normalde çok fena madara ederdim ama buradaki iş benim için olmasa da Mahir Abi için büyük önem taşıyordu. Kendimi içsel olarak iyice sakinleştirdiğimden emin olduktan sonra, "Burak Bey, takdir edersiniz ki o gün yaşadıklarımız hiç normal şeyler değildi. Yediği nanelerin üzerine bir de namusumu kirletiyor falan demesi... Çığırımdan çıktım yani! E Mahir Abi'ye de gık desen çeker vurur. Ben de size patlamış bulundum artık, n'apayım?" Ceviz ve beyaz tonlarındaki sıkıcı odayı gökkuşağı gibi renklendiren güzel kahkahasına sinir oluyor olmamın tek sebebi, tabii ki güldüğü kişinin ben olmasıydım. "Az önce duyduğu şarkıyla içlenip, eski sevgilisi için gözyaşı döken kızcağız nerede?" Haddini aşan söylemiyle buz kesen bakışlarım, dalgacı tavırlarının yavaş yavaş yok olup, ciddiyete bürünmesini sağladı. "O öyle değil, neyse şartları öğrensem artık?" "Aa affedersin tamam. Al bakalım her şey açık açık yazıyor. Dikkatlice oku, bunlardan farklı bir beklentim ya da tutumum kesinlikle olmaz. Bu şartlar karşılıklı, her ikimiz için de geçerli." Tam elimi uzatmış kâğıdı alıyordum ki aniden geri çekti. "Pardon, unutmadan şunu da ekleyelim." Tekrar önüne koyduğu kâğıdın üzerine hızlı bir şekilde bir şeyler yazıp, tekrar uzattı. Bu kez de elimi uzatıp kâğıdı çektiğimde, bırakmamasıyla kaşlarımı çatıp şaşkınca ona baktığımda, biraz daha bekleyip kâğıdı bıraktı. Kâğıdı önüme koyup okumaya başlayacakken, gözlerim en alttaki el yazısı ile yazdığı maddeye istemsizce kaydı. Ev içerisinde argo veveya küfür içerikli konuşmalar kesinlikle yasaktır. Yazdığı maddeyi baygın bakışlarımla okuyup bitirdiğimde ona döndüm ve dalgacı gülümsemesiyle karşılaştım. "Bir kalem rica edebilir miyim? Bir madde de ben eklemek istiyorum." "Hay hay," derken kalemi sahte bir tevazuyla bana uzattığında, hiç beklemeden en alta bir satır da ben ekledim. Meraklanmış olacak ki, oturduğu yerden, benim önümdeki sehpaya doğru kafasını uzatıp biraz eğerek yazdığımı okumaya çalıştı. İlk ve orta öğretim düzeyinde espriler yapmaktan kesinlikle kaçınmalıyız. Az evvel ki kâğıt şakasına yaptığım göndermeyle birbirimize birkaç saniyelik tehditkâr bakışlar attıktan sonra önüme dönüp gerçek şartları okumaya başladım. Bir hayli ciddiye aldığım maddelerden birinde kafama takılan bir şey ile Burak'a dönüp, "Bir kâğıt verebilir misiniz?" diye sorduğumda, ciddiyetimi bozmamak adına bir şey söylemese de anlık şaşkınlığını görmüştüm. Önüme kâğıdı alıp, kafama takılanları not almaya başladığımda, "İşimiz uzun sürecek galiba, sen devam et ben hemen geleceğim," deyip odadan çıktı. Konsantremi hiç bozmadan okumaya devam ederken dışarıdan gelen konuşmaya istemeyerek de olsa kulak misafiri oldum. "Biraz gecikeceğiz ama iki saate gelmiş oluruz. Siz öğle yemeğinden sonra ancak bekleyin bizi." Konuşarak uzaklaşan sesin ardından tekrar önüme döndüğümde, dikkatle işime devam ettim. Bunu yapmamın sebebi sunduğu şartları beğenmemek veya daha fazlasını istemek değildi. Karşı tarafa kurallarına bağlı, dikkatli ve öz güvenli bir çalışan imajı çizmek istiyordum. Böylece aynı kurallara bağlı olarak ev içerisindeki çalışma sistemimi gördüğünde, evini yeri geldiğinde gözü kapalı olarak emanet edebilecekti. Bunların hepsi, çeşitli işler sebebiyle girmek zorunda kaldığım kılıkların her birine uygun olarak tasarlanmış taktiklerdi. İnsanlar evde işlerini yaptırdıkları insanı, "Aman canım hizmetçi işte," diyerek küçümsüyor olabilirlerdi ama güvenmedikleri bir insanı asla yakınlarına sokmazlardı. Hele de böyle fikirsanat bazlı çalışanlar için bu durumlar hayati önem taşırdı. Çünkü kendisine ait olduğunu asla kanıtlayamayacağı bir çalışmaları çalındığında kariyerleri bitme aşamasına gelebilirdi. İşte bu sebeplerden dolayı şu an, "Aman iş olsun da çamurdan olsun, her şey kabul," deyip işe başlamak, güven anlamında beni eksilere düşürebilirdi. Bu yüzden maddi değil ama sosyal olarak aslında umurumda olmayan birkaç konuyu not alıp, az sonra geldiğinde iyileştirilmesini talep edecektim. Ben son itiraz maddemi yazarken, kapı yavaşça açıldı. Ben kalemin kapağını kapattığımda ise Burak sandalyesine oturmuştu. "Tamam mısın? Var mı sorun?" Yazdığım notu ve onun vermiş olduğu şartnameyi önüne bırakıp tekrar arkama yaslandım. "Aklıma takılanları diğer kâğıda not aldım, Onlarda ki iyileştirme yapıldığı takdirde diğer konular benim için tamamdır Burak Bey." Böyle bir tavır beklemiyor olsa gerek, merakla aldığım notları inceledi. "Bunlar sorun olmaz, mantıklı da zaten, izin günlerini de istediğin gibi ayarlayabilirsin. Selin ile de bu şartlarda mı çalışıyordun?" O ismi rahatsız olmadan rahatlıkla ağzına almasına sevinerek sorusunu yanıtladım: "Bu şartlarda çalışıyordum, tabi yine kendi talebimle, merak etmeyin bir hafta içinde genel bir düzen oluşur evde zaten." "Güzel, peki hayırlı olsun o zaman," deyip elini uzattı. Profesyonel bir tavırla verdiğim karşılığın ardından tekrar konuşmaya başladı. "Yalnız bunları sonra imzalasak olur mu? Geç kalmadan boşaltmak istiyorum diğer evi de. Yarın hallederiz bu güncellemeleri, sonra da imzalarız. Maaş konusunda aklında bir şey var mı?" "Yok, siz ne uygun görürseniz." Memnuniyetle kafasını sallayıp, kâğıdın altına birkaç şey daha ekledi ve "Hadi o zaman, hemen çıkalım da trafiğe kalmayalım," deyip ayaklandı. Hemen arkasına takılıp giriş katına inerken, "Sen çık arabanın yanında bekle, ben Fatma Abla'ma bakıp geliyorum," deyip geri döndü. Samimi ifadesine gülümseyerek huzur veren güneş ışığına doğru yürüyüp beklemeye başladım. Hızla gelip, arabaya binerken, bana da yanına binmemi işaret etmişti. Yolculuk sessiz başlamıştı ama biraz ilerledikten sonra hoparlörden yükselen, az evvel deyim yerindeyse ciğerimi dağlayan parça tekrar çalmaya başlamıştı. İnadına yaptığını düşündüğümü anlamış gibi açıklama yapmaya başladı: "Evi dağıttılar, onca aylık çalışmalarım mahvoldu. Bende mecburen bu eski şarkının coverını yapmaya karar verdim. Sonbahara yetiştirmem gerekiyor, aklıma bir şeyler gelir diye dinliyorum." "Anladım," dedim sadece ama o devam etti: "Ama rahatsız ediyorsa kapatabilirim?" "Yok, ablamla güzel anılarımı çağrıştırıyor, sorun değil." Söyler söylemez pişman olduğum ayrıntı ile içimden kendime saydırdığım küfürlerin arasında yine meraklı sorusuyla yüz yüze gelmiştim. "Ablan nerede ki? Görüşmüyor musunuz?" "Maalesef, uzun zaman önce kaybettim." Kısa ve rahatsız edici bir sessizliğin ardından ilk defa cılız ve isteksiz çıkan sesi biraz garipsemiştim. "Dalga geçtiğim için özür dilerim, seni çok iyi anlıyorum. Ben de anne ve babamı kaybettiğimde çok zor zamanlar geçirmiştim." Titreyen sesi kalbimi incitmişti. Demek o da benim gibiydi... "Ama evlat kaybetmek çok daha farklı bir şeydir muhakkak, annen ve baban ne hale gelmiştir kim bilir?" Sesimin çıkmayacağını bildiğimden konuşmamayı tercih ettim ama kısa bir an bana döndüğünde bir gariplik olduğunu anlamıştı. "Onlar da mı?" Sadece kafamı salladığımda sıkıntılı bir nefesi arabanın içine bıraktı. "Ya çok özür dilerim, gerçekten. Hiç tahmin etmezdim. Çok tasasız görünüyorsun, bende öyleyim gerçi ama senin böyle yaraların olduğunu tahmin etmemiştim hiç. Neyse şimdilik kapatalım konuyu. Canımız sıkılmasın daha fazla." Yolculuğun geri kalanını sadece camdan dışarı bakarak tamamlamaya çalışıyordum. Burak bir kez telefonda konuşmuş, yolda olduğumuzu birilerine haber vermişti. Titreyen telefonumu cebimden çıkarıp, ekranda gördüğüm isme korkuyla baktığımda, fark edilmemek için derhal yerine koydum. "Aç aç takılmam ben öyle şeylere, hangi çağda yaşıyoruz Beril?" "E sustu zaten, sorun yok," deyip gülümseyerek yola odaklandığımda değişen şarkının suskunluğunda telefonun titreme sesi tekrar ortamı doldurdu. Az önceki tavrına binaen mecburen telefonu çıkarıp ekranı görmesine müsaade etmeden kulağıma götürdüm. "Buyur Abi." Sesim titremesin diye insanüstü bir güç sergiliyordum. Çünkü bir patronum yanımdayken, diğer gerçek patronumla telefonda konuşmak biraz dikkat istiyordu. "Beril nerelerdesin, tamam mı işler?" "Ee evet Emrah Abi, kabul edildim sağ olsunlar." Utangaç ve minnettar bir tavırla Burak Bey'in yüzündeki ifadeye bakma ihtiyacı duydum. O ise tamamen yola konsantre gibiydi. "İyi iyi, gece mekânda olacağım, gel de ayrıntıları konuşuruz, Emrah da gelsin." "Tamam Abi, görüşürüz, hoşça kal." Telefonu kapatmamın hemen ardından şüpheli bir şekilde yine bir soru yöneltti. Fazla meraklıydı ama hakkıydı. Evinde çalışacaktım. "Emrah geçen evi basan adam mı?" Cılız bir gülümsemeyle onu onayladığımda tatmin olmamış tavrıyla yüz yüzeydim. "O gün Abi falan demiyordun pek, Allah ne verdiyse saydırıyordun da garip geldi." "Evet, o gün çok kızgındım. Bir de yatılı olarak kalacak olmamı pek istemedi. Şimdi biraz böyle davranmam gerek n'apayım." "Ee tabi aileden bir tek ikiniz kalınca birbirinize tutunmuşsunuzdur. Aferin tavrını sevdim." "Öz abim değil, yetiştirme yurdundan." Sessizliği uzadığında ne diyeceğini bilemediğini anlamıştım. "Önemli değil, öz abim olsa ancak bu kadar korurdu zaten. Yalnızlığımızı unutturuyoruz birbirimize." "Beraber mi kalıyorsunuz?" Ani ve yüksek tonlu konuşmasıyla gerilmiştim. "Öyleydi ama ben ayrı ev tuttum." "Hııı, iyi bakalım." Araba tanıdık otoparka girdiğinde, o lanetli günden bir takım sahneler gözümün önünde canlanıyordu. Arabadan inip asansöre doğru yürüdüğümüzde, omzundan inip göz göze geldiğimiz anı düşünüyordum. Asansör kapıları kapanmak üzereyken kalp atışlarım kulaklarımı dövüyordu ve gözlerimi ondan ayırmak için kendime son beş saniye tanıdım. Bana asırlar gibi gelen bir sürenin ardından asansörden indiğimizde, nefeslerimi ona fark ettirmeden düzenleyebilmek için birçok yol denemiştim ama başarılı olamıyordum. Şimdi duyduğum heyecandan kaynaklı bu sık nefeslerimi fark etse, verecek ufacık bir cevabım bile yoktu. Neyse ki bunu fark etmemişti. Tıpkı geçen seferki gibi; o kartıyla kapısını açarken ben arkasında heyecan içinde onu bekliyordum. Açılan kapıdan ardı sıra içeriye girdiğimde gördüğüm manzaraya hayal kırıklığı içinde baktım. Bu bizim eserimizdi ama tüm evin bu kadar acımasızca katledileceğini de düşünmemiştim. Her şeyin kırılıp döküldüğü, bir sürü yanmış kâğıt parçalarının, kırılmış plakların, müzik aletlerinin ve her türlü ev eşyasının gözler önüne serdiği hengâmeye bakarken hissettiğim tek şey vicdan azabıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD