Derin
O korkunç günden sonra iki hafta geçmişti bir daha onu hiç görmemiştim. Ecrin iki hafta boyunca her şeyi burnumdan getirsede umrumda değildi. O adamı görmemek için Ecrin'e bile katlanırdım.
Eve gittiğimde Ela yanıma gelip dolu gözlerle "Abla..." Ağlamak üzere olduğunu görünce panikle " Ne oldu neden ağlıyorsun?"
"Annemin kolyesini bir türlü bulamıyorum nerde o?" Söylediği şey ile rahatlayarak " Takı kutumda tabiki"
"Orda yok defalarca baktım oraya" Nasıl olmazdı her zaman taktıktan sonra kaybolmasın diye oraya bırakırdım. Annemizden kalan tek şeydi ve ikimiz içinde fazlasıyla önemliydi.
"Ordadır Ela"
"Yok!!" diye bağıran kardeşime baktım içten içe bende tedirgin olmaya başlamıştım kolyenin kaybolmasını kesinlikle istemiyordum.
"Hadi gel beraber bakalım" dediğimde beni takip etti takı kutusunu açıp dikkatlice bakmaya başladım ama saniyeler geçtikçe kaşlarım çatıldı.
"Burda olması gerekiyordu"
"Annemin tek hatırasını kaybettin mi?" gözünden akan yaşı silerek.
"Bana biraz izin ver Ela" en son nerde takmıştım başına bir şey gelmesin diye çok fazla takmazdım da. Geçmişi hatırlamaya çalıştığımda aklıma gelen şey ile öfke ile ," Lanet olsun!" en son babamın gittiği gün takmıştım ve başına bir şey gelmesin diye de çıkartıp banyoya koymuştum daha sonra eşyaları toplayıp kaçma yüzünden aklımdan tamamen çıkmıştı.
"Ne oldu?" Ela merakla bana bakıyordu.
"Nerde olduğunu hatırladım evimizin banyosuna bırakmıştım."
"Şimdi ne olacak babam daha gelmedi oraya gidemeyiz ki" tekrardan gözleri dolan kardeşime baktım. O kolyeyi benden daha çok seviyordu orda kalırsa çok üzülürdü. Daha fazla ağlamasın diye ," Merak etme bugün gidip alırım" dememle gözleri parladı.
"Ama babam henüz gelmedi hani o gelince evimize gidecektik"
"Temelli gitmiyorum sadece kolyeyi alıp geleceğim Ela" Söylediğim şeye oldukça mutlu olsada ben aksine çok huzursuzdum. İçimde beni tedirgin eden bir şey vardı bir yanım gitmemem gerektiğini söylerken diğer yanım aylar geçti artık evi gözetlememiyorlardır sorun olmaz diyordu.
"Tamam ama hemen gel abla"
"Merak etme annemizin kolyesini hemen getireceğim sana" diyip kardeşime sarıldım. Ona sarılışım bir garipti sanki bir daha hiç görmeyecekmişim gibi hissetmiştim ve bu his daha çok korkmama neden oldu.
"Ben gelene kadar evden sakın çıkma birazdan halam da gelir"
"Tamam" dediği an sarılmayı bırakıp ona son kez baktım ve evden çıktım. Ardımda bıraktığım eve bakmadan hızla ordan uzaklaştım sanki bakarsam gitmekten vazgeçecekmişim gibi.
Eve vardığımda akşam ondu mahalledeki çok ev çoktan uyumuş bu yüzden sokaklar daha karanlık olmuştu. Bizim burda kendimi bildim bileli sokak lambaları çoğu zaman çalışmazdı bu yüzden sokağı aydınlatan tek şey evlerin ışıkları ve tabi birde ay ışığı.
Bizim sokağa girmeden önce bir köşede durup yolu iyice izledim birileri var mı yok mu diye ama sokak bomboştu. Başka zaman olsa bu durumdan ödüm patlardı ama şimdi boş olması beni rahatlatmıştı. Hızlı bir şekilde evin önüne geldim ve içerde birinin olmasına karşılık beş dakika boyunca içeriyi dinledikten sonra kimsenin olmadığını anlayıp içeri girdim. Bunları yaparken kalbim yerinden fırlayacak gibiydi o kadar korkuyordum ki bir türlü kendimi rahatlatamıyordum. Derin bir nefes alıp arkamı döndüğümde gördüğüm manzara karşısında donup kaldım. Adamlar evin altını üstüne getirmişlerdi. Tüm eşyaları etrafa saçılmış hatta bazı şeyleri kırmışlardı. Donmuş halde etrafı bir süre inceledikten sonra omurgamdan aşağı inen ürperti ile kendime geldim ve hemen banyoya doğru ilerdim. Bir an önce kolyeyi alıp çıkmak istiyordum. Banyoya girdiğimde kolyeyi hâlâ bıraktığım yerde görünce rahatladım ve hemen alıp boynuma taktım. Eğer bunuda diğer eşyalar gibi etrafa atsalardı bu kargaşada asla bulamazdım. Tam arkamı dönüp çıkacakken yanımda bir karartı gördüm çığlık atmaya bile fırsatım olmadan başıma aldığım darbe ile hızla bilincim kapandı en son duyduğum şey birinin tepemde durmuş birine " Abi kız geldi " dediğini duydum sonrası ise korkutucu bir karanlık.
.....
"Hadi uyan artık!" yüzüme sertçe vurulan buz gibi suyla çığlık atarak kendime kendim. Korku içinde neler olduğunu anlamaya çalışarak etrafıma baksamda zihnimi bir türlü toparlayamadığım için neler olduğunu anlamayamıyordum.
"Sonunda hiç ayılmayacaksın sandım" arkamdan bir adamın sert sesini duymamla yavaş yavaş olanlar hatırlamaya başladım.
Lanet olsun o adamlar beni yakalayıp kaçırmışlardı! Onca ay geçmesine rağmen hâlâ evi gözetliyorlarmış.
İşin ciddiyetini anladığımda korku içinde "Lütfen beni bırakın! Beni niye kaçırdınız" dememle arkamdaki adam alayvari şekilde gülerek,"Bildiğin cevapların sorularını sorma istersen" bunu öyle bir tonda söylemişti ki daha çok korkmama neden olmuştu. Üzerime atılan buz gibi sudan mı yoksa korkudan mı tüm vücudum aşırı derecede titriyor çenem titremeden dolayı birbirlerini sertçe vurduğu için ses çıkarıyordu. Zorla yutkunup tekrardan adamla konuşmaya çalıştım.
"Ben bir şey yapmadım lütfen beni bıra-" dememe kalmadan kafatası derimi sökecek şekilde saçlarımı arkadan çekince acı içinde bağırdım.
"Kes sesini! Başımı ağrıtıyorsun!" Biraz daha saçımı çekince," Bırak!!!" diye çığlık atsamda umurunda bile değildi ben bağırdıkça daha çok çekiyordu.
"Ali nerde?" Kulağıma eğilip sakince söyledi ses tonu normal olsada aslında fazlasıyla tehdit içerikliydi.
"Bi-bilmiyorum!" cevabına inanmadığı için psikopatça güldü ve bana daha çok yaklaştı. Her ne kadar yakınımda olsada saçımı sertçe tuttuğu için Başımı hareket ettiremiyor onu göremiyordum hâlâ yüzünü görememiştim.
"Derin, Derin, Derin.... Hâlâ işin ciddiyetini anlayamadın heralde" saçımı sertçe bıraktığında başım da aynı kuvvette öne doğru gitti. Hem başıma aldığım darbe yüzünden hem de adamın saçımı acımasızca çekmesinden dolayı başım çok kötü ağrıyordu.
Adım seslerini duyduğumda benden uzaklaştığını anladım." Babanın yerini söylemezsen burdan canlı olarak çıkamazsın. Söyle ve kendi canını kurtar" artık kendimi tutamıyor sesli bir şekilde ağlıyorum. Bana inanmıyordu.
"Gerçekten babamın nereye gittiğini bilmiyorum"
"Yalan söyleme!" diye kükreyip hızla yanıma geldi ve tekrardan saçımı, bu kez daha sert şekilde, çektiğinde yapabildiğim tek şey acı içinde çığlık atabilmek olmuştu.
"İnanın bana gerçekten bilmiyorum. Borcun gününe iki gün kala babam eve geldi ve acele şekilde birkaç eşya alıp gitti. Nereye gittiğini sorsamda tehlikeli olacağı söyleyip bana söylemedi!" adamın eli dediğim şey ile biraz gevşedi ama hâlâ sıkı sıkı tutuyordu birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra başka bir adamın sesini duymamla gözlerim korkuyla irileşti. Ne yani deminden beri başka biri de mi vardı?
"Abi şimdi ne yapacağız?" belli ki bana işkence yapan adam önemli biriydi. Adam belli bir süre düşündü bu sırada bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Karar vermeye çalıyordu bu durumdan yararlanıp tekrardan," Lütfen inanın bana babamın nereye gittiğini bilmiyorum."
"Kapa çeneni!" diye bağırdı saçımı çeken adam sonra da adamların adım seslerini duydum fakat ne yaptıklarını anlamıyordum, korkudan ölmek üzereydim olayları algılamakta zorluk çekiyordum.
"Birkaç gün yemek ve su verilmesin. Eğer hala konuşmamakta ısrar ederse" diyip yanıma gelerek kulağıma ürkütücü bir ses ile ,"O zaman başka yöntemler kullanırım o zaman kesinlikle konuşur" bunu duymamla gözlerim korkudan kocaman açıldı.Bana inanmıyorlar babamın yerini bildiğimi sanıyorlardı ve bu yüzden bana işkence yapacaklar.
"Lütfen bilmediğimi söyledim size bırakın beni!!" kontrolsüz şekilde hıçkırıklarımın arasından zorla konuştuğumda adam sadece güldü.
"Sana üç gün veriyorum bu süre boyunca kimse sana dokunmayacak ama hiçbir besinde verilmeyecek bu sürenin sonunda hâlâ konuşmamakta ısrar edersen işte o zaman tüm adamlarım tek tek sana işkence eder en başta da ben" dedi birkaç saniye sonra da uzaklaşan adım sesleri duydum ve ardından sertçe kapanan kapı sesini öylece kalakaldım bir şey düşünemiyor veya hissedemiyordum. Söylediği şey yüzünden kaskatı kesilmiştim. Kesinlikle burdan sağ olarak çıkamayacaktım ölene kadar da bana her türlü işkenceyi yapacaklardı. Olacakları düşündükçe duran göz yaşlarım tekrardan hızlandı. Bu karanlık odada bir başıma korkularımla kaldım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ağlamam azalınca aklımda yavaş yavaş kendine geldi ve ilk yaptığım şey etrafıma bakmak oldu. O kadar çok korkmuştum ki odaya bakmak aklıma bile gelmemişti. Siyah renge boyanmış küçük ve pis bir odadaydım duvarlarda hep örümcek ağları vardı rutubetten bahsetmiyorum bile. Sadece iki sandalye vardı birinde ben bağlıydım diğeri de hemen önümdeki duvarın yanındaydı başka da bir şey yoktu.
"Lanet olsun nasıl kurtulacağım burdan" içten içe konuşarak. Yine her zamanki gibi babamın borcunun sonuçlarına ben katlanıyordum yine kurban ben olmuştum.
....
Adam dediğini yaptı üç gün boyunca gerçekten de odaya kimse girmedi tek bir lokma yemedim ve tek yudum su içmedim. Besinsizlikten ve susuzluktan dolayı o kadar bitkin hissediyordum ki sürekli başım dönüyordu kolumu bile kaldıracak gücüm yoktu. İlk gün bağlı bir şekilde sandalyede kalsamda ikinci gün biri gelip beni çözdü ve gitmişti. Günde bir kere odanın hemen yanında bulunan leş içinde olan tuvalete gitmeme izin verilip sonra tekrardan odaya getiriliyordum. Bunun dışında kimse uğramıyordu yanıma ve bugün üçüncü gününün sonuydu yarın benim için gelip bana cehenmemi yaşatacaklardı işin kötüsü kendimi öldürebileceğim bir şey de yoktu beni öldürmeleri için onlara yalvaracaktım. Yarın olacakları düşününce gözlerim tekrardan dolmaya başladı. Çöktüğüm duvar kenarında bacaklarımı kendime çekip sardım bundan sonra tek umudum hızlı bir ölümdü.
"Ooo prenses hâlâ uyuyor" kapının hızla açılıp içeriye giren adamı görünce korku ile yerimde sıçradım.
"Hadi güzelim ayıl" dedi ve pis bir sırıtışla " Ya da istersen ben ayıltayım seni ister misin bunu?" Bu sesi tanıyordum saçımı çeken adamdı.
O kadar bitkindim ki cevap bile veremedim sadece sessizce ona baktım sonra birden bu adam tanıdık geldi. Uzun boylu sarışın kahverengi gözlüydü fit bir vücudu vardı ve tahminime göre yirmili yaşların sonundaydı normal şartlarda bu adamı görsem dönüp ikinci kez bakardım ama simdiki şartlar kesinlikle buna izin vermiyordu. Kendisini dikkatlice incelediğimi görünce birden yanıma geldi ve oturduğum yere çömeldi. Hiçbir duygu belirtisi olmayan yüzüyle bana baktı.
"Evet daha önce karşılaştık düşündüğün şey bu ise"
Karşılaştık mı? Ama nerde? Yüzü tanıdık gelsede nerde gördüğümü hatırlayamıyordum. Daha sonra aklıma gelen şey ile gerildim. Bu adam daha öncesinde etrafımda mıydı yani! Beni zaten takip mi ediyordu?
"Ne- nerede?" kekelememe engel olamayıp konuştum.
"Hatırlamıyor musun?" sorusuna karşılık hızla başımı sağa sola salladığım sırıtarak,"Sen hatırlayana kadar sana söylemeyeceğim" diyip devam etti.
"Sana son kez soruyorum baban nerde?"
"Bilmiyorum inanın bana" dedim ağlayarak. Karşımdaki adam tam bir şey diyecekken içeriye bir adam girdi.
"Abi patron seni istiyor". Karşımda durmuş sertçe bakan adamı hatırlayamadığım için içten içe kendime kızıyordum. Normalde hiçbir şeyi kolay kolay unutmayan ben bunu unutmuştum!
"Tamam geliyorum!" dedikten sonra bana döndü.
"Ben gelene kadar o zayıf hafızanı yokla güzelim bana o bilgiyi vermezsen akşama kalan bir hafızan hiç kalmayacak." dedi ve hızla odadan çıktı. Onun kaybolan siluetini izleyebildim sadece. Derin bir nefes alıp akşamı bekledim korku içinde...