Lidya Alper
Kerim'in kahvaltıda söylediği sözler beni çok üzdü. Sürekli bana saçma sapan imalar da bulunuyor. Benim tarzım ona ve ailesine uygun değilmiş de bilmem ney. Bunu görende gerçekten karısı olacağım sanacak. Asıl sen bana uygun değilsin. Allah'ın uzaylısı.
Başımda böyle bir bela olmasa, şurda beş dakika dahi kalmayacağım. Farkında değil ama Kerim beni lafları ile kırıyor.
Odanın kapısı tıklatıldı. Kerim, Lidya girebilir miyim, müsait misin diye sordu. Hiç cevap vermedim. Uyuyor numarası yaptım. Kapı açıldı, içeriye girdi hissediyorum. Yatağa oturdu sanırım. Çünkü yatağın kenarı çöktü.
Kerim konuşmaya başladı;
"Lidya uyumuyorsun farkındayım. Uyusan düzenli nefes alıp verirdin. O yüzden aç gözlerini," deyince mecbur açtım. Aşırı sinirliyim bu uzaylı adama. Boğazına yapışıp sıkmamak için kendimi zor tutuyorum.
"Ne var ya! Rahat bıraksana beni. Dinlenmek istediğimi söyledim sana. Neyini zorluyorsun.?"
"Lidya, sanırım kahvaltı masasındaki söylediklerime takıldın. Ama niyetim seni kırmak değildi. Ben olanı söyledim. Yani genel anlamda.. Ailemin yapısını anlatmaya çalıştım. Zaten seninle öyle birşey olduğu yada olacağı yok. Ama ayıp ettim, senin üzerinden genelleme yaparak. Kusura bakma olurmu?"
"Çok acımasız birisin.. Beni kırıyorsun ama farkında değilsin. Anladık tamam, ben sana ve ailene uygun biri değilim. Ama emin ol ki, uygun olmak gibi bir çabam da asla yok. Ben kimseye yaranacak biri değilim. Ne sana nede ailene. Evet ben böyle biriyim. Rahat biriyim, deli dolu biriyim, biraz özgür giyinen biriyim. Bu senin benim üstümden eleştiri yapma hakkını vermiyor sana. Kağıt üstünde benimle evlendin diye, beni eleştirmeye sakın kalkma. Bir daha aynı şeyi yapma. Bana saçma sapan imalar da bulunma Kerim. Ben kendini gayet bilen, sınırlarını çizebilen kapasitede biriyim. Senin ima ettiğin o şeyleri ne hak ediyorum, nede öyle biriyim. Ben, babamın bana verdiği terbiye ile yetiştim. Amerika'da onun bunun kucağında değildim. Yada her gün birinin yatağında değildim. Yani söylemeye çalıştığın gibi biri asla değilim, anladın mı değilim," dedim.
Kerim'in yüzü düştü.
"Lidya özür dilerim."
"Dileme. Ama bundan sonra benimle kuracağın diyaloglara çok dikkat et olur mu? Senden rica ediyorum. Şu bir kaç ayı saygı çerçevesinde geçirmek istiyorum. Sınırları aşmadan, haddimizi bilerek ilerleyelim istiyorum. Umarım, sende ailen de kendinize yakışan, size uyum sağlayacak birini bulursunuz. Senin için tek temennim budur," dedim.
"Lidya, ben dışarı çıkacağım. AVM'de işlerim var. Gelmek ister misin?"
"Bilmem. Benim gibi biriyle dolaşmak sana yakışmaya bilir. Malum ben senin ve ailen için farklı biriyim."
"Lidya yapma böyle. Tamam ben ayıp ettim. Ama bak, eğer gelirsen sana da değişiklik olur. Biraz hava alırsın. Ne dersin?"
''Aslında senle hiç bir yere gidilmez ama gerçekten bunaldım. Hiç böyle sıkıcı günler geçirdiğimi bilmem. Amerika'da olsaydım her gün farklı bir aktivite içinde olurdum.''
''Tamam işte belki ordaki gibi olmaz ama yine de kafanı dağıtabilirsin bence. Hadi hazırlan da gidelim,'' deyince onu odadan yolladım ve hazırlanmaya başladım. üzerime tayt ve sıfır kollu bir badi giydim.
Odadan çıkınca Kerim'in de hazır olduğunu gördüm. Oda spor tarz giymiş ve gayet iyi olmuştu.
Beni görünce baştan aşağıya süzüp;
''En azından kapalı bir şeylerin varmış. Buna sevindim,'' dedi.
''Kerim bak beni kızdırma, içeriye geçip en kısa şortumu ve üzerine crop giyerim. Benim kıyafetime karışamazsın. Hem ne hakla karışıyorsun? Ben sana o hakkı vermiyorum, anladın mı beni vermiyorum.''
''Lidya, kocanım ya hani. Belki de ondan karışıyorumdur.''
''O zaman sana kötü bir haberim var; bana kocamda olsan, ağam da olsan karışamazsın. Hele yalandan kocam olan biri asla karışamaz. Sınırlarımızı bilelim Kerim. Sınırları aşma, aşmayayım. Şurda bir kaç ay insan gibi işimize bakalım,'' dedim.
Bana değişik değişik baktı.
Ne sandı bilmiyorum ki, böyle kıyafet giyme Lidya deyince, giymeyeceğim sandı galiba. Ben senin ve ailenin kukla bebeği değilim canım. Kendinize gerçekten alacağınız kadına bunları dayatırsınız. Ama bana asla sökmez.
Binadan çıkıp, Kerim'in arabasına bindik. Yolda beni soner aradı. Onunla konuşmaya başladık..
''Kankacım nasılsın? Bende senin uzaylı komutanla Avm'ye gidiyorum. Sende gelsene Soner. Beni bu uzaylıyla baş başa bırakma olur mu?'' deyince Kerim'in gözleri büyüdü. İyi oldu sana pis uzaylı. Evde bana; aileme, bize göre değilsin demeyi biliyordun. Beni kırdığın için sende kırıl. Asla umurumda bile değil. Soner de gelmeyi kabul ettiği için aşırı mutlu oldum.
Telefonu kapatınca beyimiz bana sinirle konuştu;
''Neden Soner'i çağırdın Lidya?''
''Sanane..''
''Lidya neden Soner'i çağırdın dedim? Bana asla sanane, bilmiyorum gibi kelimeler kullanma. Cevabını ver ve beni kızdırma.''
''Ne olur be sen kızarsan. Ben senin o korkuttuğun askerlerine benzemem, anladın mı beni benzemem. Hemde seni ne ilgilendiriyor benim kimi çağırdığım. Karısıyla baş başa kalmak isteyipte, kalamayan evli adamlar gibi davranma. Ne o yoksa benimle baş başamı kalmak istiyordun? Ama ben sana ve ailene uyacak bir yapıda değilim. Daha iyi değil mi senin için. Soner'le takılırım ve sende benimle pek fazla gözükmemiş olursun,'' dedim sinirle konuşarak.
''Lidya, ne alakası var. Ben seninle gözükmek istemiyorum mu dedim. Neden olayları çarpıtıyorsun. Ayrıca evet, seninle vakit geçirmek istedim. Sana benim misafirim olduğunu söyledim. Misafirimle birlikte birşeyler yapmak istedim. Bundan doğal ne olabilirki.. Birde sürekli söylediğim şu lafları yüzüme vurma. Tamam ayıp ettim, özür de diledim kusura bakma ve uzatma.''
'' Sen özür dilemiş olabilirsin ama ben asla kabul etmiyorum. Laflarını söyleyip, söyleyip beni kırıp sonra özür dileyerek işin içinden çıkamazsın. Ben Soner'le takılacağım ve senide pek fazla aile yapına karşı mahçup etmeyeceğim;'' dememle birden direksiyona sinirle vurdu. Ve hiç beklemediğim bir şekilde bağırarak küfürlü konuştu.
'' Lidya, tepemin tasını attırma. Sikecem senin tribini. Bak beni darlama kızım. Ben çok fazla sabırlı biri değilim. Bana yalan yere trip atma. İşine bak ve canımı sıkma;'' diye çok sert bir şekilde konuştu..
Bu halinden çok çekindim. Ben hayatımın hiç bir noktasında böyle konuşan biriyle karşılıklı diyalog kurmadım. Kerim'in bu halleri beni aşırı korkuttu..
''Kerim, bir daha bana böyle bağırarak asla konuşma. Ben çok korktum. Ben asla böyle bir muamele görmedim bu yaşıma kadar. Senin bu yaptığında, ne bana nede aileme uygun değil. Beni kendinden korkutma. Ben sana güvenmek, ve yanında huzurla korkusuzca durmak istiyorum. Yapma bir daha aynı şeyi olur mu?''
''Lidya neden anlamıyorsun. Bazı şeyleri zorluyorsun. Bana sormadan bir daha askerlerimden biriyle böyle yakınlık kurmayacaksın. Hele yanında ben varsam.''
''Ama neden? Sonuçta sizler aile gibisiniz. Mehmet amca öyle söyledi. Soner'i neden istemiyorsun?''
''Sorun o değil Lidya. Evet aile gibiyiz. Soner için gerekirse canımı veririm. Benim için öyle değerli biri. Ama ben senin askerlerimle sivilde ve ben yanındayken fazla samimi olmanı istemiyorum. Bunun neyini anlamıyorsun?''
''Anlamıyorum, belkide anlamak istemiyorumdur, varmı bir diyeceğin? Ben istediğim kişiyle ve kişilerle konuşurum da, görüşürüm de. Bu seni ilgilendirmez. O yalandan olan kağıt parçasına pek güvenme. Bana ve hayatıma karışma hakkı vermiyorum sana. Sınırlarını bil Kerim,'' dedim.
''Peki Lidya,'' diyerek yola devam etti.
İyi oldu sana. Sen miydin evde bana öyle saçma sapan konuşan. Sana pabuç bırakır mıyım ben be. Pis uzaylı...
Avm otoparkına gelip, arabayı park edip indik. Soner'de mesaj atmış, sizi bovling katında bekliyorum diye. Kerim'e söyleyince, ne haliniz varsa görün beni karıştırmayın dedi. Vallahi tam bir uzaylı işte. Ne olur sanki bovling oynasak ölür mü?
Birlikte Avm'nin içine girince, bazı kişilerin bana baktığını hissettim. Çünkü saç rengim, göz rengim buralara ait olmadığımı ve yabancı biri olduğumu belli ediyor. Dikkat çekiyorum farkındayım. Sanırım bu durumu Kerim'de fark etti ve yanıma iyice sokuldu. Yine bana sinirle konuştu;
''Giyersen böyle incecik taytları, milletin gözü üstünde olur işte. Şurdan birinin ağzını burnunu kırmadan çıkmak istiyorum Lidya. Yemin ederim şuan tek isteğim bu,'' diye sinirle söylendi..
''Ya ne alakası var giydiğim şeyle. Sonuçta fiziken buralara ait olmadığım belli. Dikkat çekiyorum. Sonuçta güzel kızım, insanlar bakmakta haklı,'' diye konuşarak damarına damarına bastım. Ama basmasam daha mı iyiydi. Yine sinirlendirdik uzaylımızı.
''Lidya, benim yanımdaki kadına, hele benim nikahımdaki kadına kimse bakamaz. Ben senin o geldiğin yerdeki adamlar gibi geniş değilim kızım. Bakanın da gözünü sikerim. Anladın mı?'' diye sinirle konuştu. Ve birden elimi tuttu.
'' Bırak elimi, ne yapıyorsun? Neden elimi tuttun şimdi sen?''
''Sus Lidya ve yürü. Madem güzel kızsın, madem dikkat çekiyorsun, bundan sonra çekme. Yanında kocan olduğunu görsün herkes,'' dedi.
Kafayı yedi iyice.. Hem ona ne bana kimin baktığından. Kocam olma olayına baya kaptırdı kendini..
Avm'nin üst katına çıkıp, Soner'in dediği yere geldik. Soner beni görünce gelip bana sarıldı. Kankacım, diyerek benimle konuştu. Yanında bir kız vardı, kim bu diye sorunca; takılıyoruz kanka anlarsın ya dedi.
''Soner ben birde Mehmet amcaya seninle nikah kıymasını söylemiştim. İyiki kıymamış. Sen baya hızlı çıktın kankam. Bak benim kocam bu konuda iyi. Baya uzaylı biri olduğu için böyle konularda işi yok,'' dememle güldük.
Benim uzaylı kocam, Soner'le bize tip tip bakıyor.
Soner;
''Sen o konuda şanslısın kanka. Senin kocanın eline hiç bir zaman karşı cinsin eli dahi değmedi. Annesi onu evlendirmek için, bütün civar köylerin kızlarını önüne sundu ama senin bu kocan kabul etmedi. Öyle de namuslu bir erkek,'' deyince güldük. Allah'tan Kerim bunları duymuyor. Yoksa canımızı okurdu eminim.
Soner bizi yanındaki kız arkadaşı ile tanıştırdı. Kerim, geçen haftaki kıza ne oldu lan, diye sorunca anladım ki, benim kankam fazla hızlı biri.
Ben bovling oynamak istedim. Soner ve yanındaki kız arkadaşı Canan kabul etti ama benim uzaylı kabul etmedi. Çiftli oynamak istedik, baya yalvardık ama inat etti. Ne kadar sıkıcı biri bu ya.
Yan taraftan genç biri; eğer kişiye ihtiyacınız varsa katılabilirim deyince, Soner'le birbirimize bakıp kabul ettik.
Tam oyuna başlayacaktık ki, Kerim gelip gerek yok dedi. Eksiğimiz yok biz tamız diyerek, bize katılmak isteyen kişiyi yolladı. Hani oynamayacaktı, ne oldu şimdi buna..
Neyse, biz oyuna başladık. Ben her attığımı devirdim. Canan'da öyle. Ama Soner ve Kerim'de iş yok. Artık sinirlenip söylendim;
''Arada silah tutmayı bırakıp normal şeylermi yapsanız. Bir topu insan doğru düzgün atamazmı ya. Bu kadar elinizde eğreti duran daha başka birey olamaz herhalde,'' dedim.
Soner;
''Kanka ne yapalım biz. Asker adamın böyle yerlerde pek işi olmuyor. Gel poligona gidelim bak ne oluyor, görelim .''dedi.
''Yok kankacım, bizde ağanın eli öpülmez;'' deyince hem Soner hemde Kerim güldüler. Uzaylı kocamı sonunda güldürebildim ne mutlu bana..
Çekişmeli bir şekilde oyuna devam ettik. son sayılara kaldık. Soner attı ve iki sayı öne geçti. Kerim'e resmen yalvardım. Ne olur hepsini devir. Yoksa bu gıcık Soner'e yenileceğiz, lütfen dedim.
Kerim topu atıp, hepsini devirince büyük bir coşkuyla çığlık atıp ona sarıldım. Oda elini belime koydu farkettim. Ama hemen kendimi geri çektim. Çok utandım o an. Soner'le dalga geçmeye başladım. Oda bana takıldı. Tabi aldın kos koca Yüzbaşı kocanı arkana, tabiki de siz yenersiniz falan, dedi.
Kerim, izin isteyip lavaboya gitti.
O ara Soner bana; yarın kocanın doğum günü kanka. Ama biz pazartesi günü karakolda kutlayacağız. Sende gelir misin?'' diye sordu..
''Tabiki de gelirim. Severim doğum günlerini,'' dedim.
Kerim gelince mecburen sustuk. karakolda sürpriz yapacaklarmış çünkü. Ama asıl yarın doğum günü. Evde küçük birşeyler yapabilirim belki. Çünkü ben doğum günlerine aşırı önem veren biriyim. Hayatta önem verdiğim şeylerden biride, doğum günleri olmuştur. Doğum günleri benim için hep çok değerlidir. İnsanların doğduğu günlere genelde değer veririm..
Günün sonunda, Soner ve kız arkadaşı ile yemek yiyip evlerimize geçtik. Baya güzel ve eğlenceli bir gün oldu benim için. İyiki de gitmişim.