Bölüm 5

2042 Words
"Feryaaaal, koş, koş bak!.. Kaçıracaksın ama hadi, kızım!" Ay noluyo noluyo diye ben pantolonumun fermuarını bile çekemeden salona dalarken annem uzandığı üçlü koltuktan elindeki kumandayı savura savura televizyonu işaret ediyor. "Heh! Bak eskiden böyle ayı gezdirirlerdi sokaklarda Feryal, gördün mü?" Gerçekten mi? Gerçekten bunun için mi koşturdum ben şimdi? İnşallah herkesin annesi böyledir ya, yoksa bana büyük ayıp ediliyor gibi. Derin bir nefes alıp zorla gülümsüyorum. "Hı, hı." Bana dönüyor gülen gözleriyle annem, bu kadar neşelenecek ne var sahiden? "Biz küçüktük o zamanlar, mahalleye gelmişti böyle işte. Bir adam yanında da ayısı. Ayılıyor, bayılıyor, kadınlar gibiymiş güya. Ay! Ne korkmuştum? Çok küçüğüm ama." Yine de anne işte, insan seviyor. İnsan onun neşesinden sebeplenip neşeleniyor. Bu yüzden ben de az önce söylenen başkası gibi havaya giriyorum hızla. Bu sefer gerçekten gülümseyip omuz silkerken konuyu koluma takıp istediğim yere götürüyorum, ayıları iyi biliriz. "En azından o zamanlar tasmaları varmış. Şimdi serbest geziyorlar." Bir an kızacak gibi olsa da dayanamayıp kahkahayı bırakıyor, Ayıpları Kınama ve Kız Çocuklarında Edebi Savunma Derneği Başkanı. "Bak şimdi." Nur Sultan bile erkek cinsinin ayılığı karşısında benimle aynı cephede, öyle ayısınız işte erkekler. Oradan hesap edin. Bir süre karşılıklı gülüşüyoruz sonra salondaki eksik oyuncuyu fark ediyorum. Sizi tenzih ederiz Feyyaz Bey; siz olsanız olsanız, o da belki, Winnie the Pooh olursunuz. "E babam nerde?" "Kulüpte." Babamın mahallemizin bilmem kaçıncı ligteki futbol kulübünün kafesine şöyle denmesine ve bu söylenirken kısa bir an babamı barlarda şu anda kulüpte diye eller havada dağıtırken hayal edip hala gülmeme kaç puan peki? Bu derece bir hovardalık olmasa da yine de bir parça mevcut tabi, oradan yürüyorum ben de burada olmayan babama. Çok da şımarmasın. "Kumanla yani." Cemil abiyle çay içmece. Ama annem hem sevdiğini almış hem de aldıktan sonra katlayarak sevmiş bir kadın. Gelir mi benim gazıma? Gelmiyor. "Ben onun kumasıyım kızım. O benim değil." Eh, doğru da bir yerde; onlar daha eski tabi. Daha fazla sevenlerin arasına girmeye ve öz babamı kötülemeye çalışmıyorum, bir yandan başımı sallarken bir yandan da üzerimi şöyle bir düzeltip fermuarımın kapalı olduğundan emin oluyorum. İki şekerli bir sade, hadi bize müsaade o zaman. "Ben artık kaçıyorum?" "Nereye demiyorum?" "E deme tabi. Böyle bir günde nereye gideceğimiz belli." Manitamıza gidiyoruz. Gözlerini devirse de bir tepki vermiyor ama böyle ne tadı var canım? Olmaz. Göz kırpıp biraz daha çapkın bir ifadeyle devam ettiriyorum. "Genç kızım olsun o kadar. Kanım kaynıyor benim." Ve yerdeki terliği yiyorum. Heh şöyle! Küs müyüz Nur Sultan? Ben gülerek kapıya doğru kaçarken arkamdan gelen kısık sesli yorumunu, maalesef duyuyorum. "Nerde?" İşte bu terliğin yapamadığını yapıyor, acıtıyor. * Annem canımı acıtsa da uzun soluklu sıkamıyor, çünkü mabedimize varıyoruz. Ellerimi belime koyup şöyle bir süzüyorum benimkini, derin bir nefes çekerken içime kocaman gülümsüyorum. Eeee, herkes sevdiğine geldi ha Feri Hanım? "Ay iyi ki ertelenmiş bu maç ya! O gün o kadar üzüldük ettik ama bak böyle daha iyi oldu. Bugün evde duvara bakarak oturacağıma Fabri'min bebek suratına bakacağım, Rabb'im ne büyüksün! Sen yalnız kullarının da Rabb'isin." Herkesin derdi başka tabi, yine de sevimli bir şükür anı olduğu için kızmak yerine gülüyorum bu kez. Hem kız haklı, Fabri dünya ahiret bacımız olsa da yüzünün güzelliği su götürmez. Maşallah. "Hayırdır Feryal Hanım? Betüş Hanım yapınca gülüyorsunuz bakıyorum. Ben iki kız beğensem ne şekilciliğim kalıyor, ne develiğim?" Şimdi sen erkek olduğun için öyle oluyor Andaç'ım diyemiyorum tabi. Bu yüzden sadece omuz silkiyorum ve kendime itiraf edemesem de içten içe aradığım pankarta denk gelmemle şeytan hepsinin sesini bastıracak güçte fısıldıyor. Ay, yapacağım galiba! Şöyle bir bizimkilere bakıyorum, Andaç ve Betül çoktan kavgaya tutuşmuş. Kemal de telefonuyla uğraşıyor. Hemen önüme geri dönüyorum. Hayır, sanki ne olacak? Yapsan ne, yapmasan ne? Ellerim mi soğudu benim? Yok artık Feryal. Abart! İyice abart. Görmeyecek bile muhtemelen, o kadar saat farkı var aranızda. Aranızdaki tek fark da bu değil üstelik. Hem görse ne olacak? Ne olacak sanıyorsun? Basacak geçecek diğer storye, okumayacak da muhtemelen. Aptalsın kızım sen! Of, tamam! Tamam, bastım gitti. Ayyy! Ay, bakamayacağım galiba. Herkes de görecek şimdi. Çok şey mi oldu böyle, bakın ben yalnızım der gibi? Silsem mi acaba? Silemiyorum ama yok da sayamıyorum. Bir milyon kez giriyorum kendi storyme, doğal olarak hep aynı şeyi görüyorum. Şıkır şıkır stadımızda, az evvel çok normal gelse de şu anda paylaştığım için aşırı utandığım pankart parlıyor: "Sevgililer günü hayal ürünüdür, tek gerçek BeşiktAŞK tribünüdür!" Derken bir bildirim sesi duyuluyor semalarda, bir mesaj! Yoksa? Allah'ım. Hadi! Hadi! Hadi! Açmamla hayal kırıklığının kalbime batması bir oluyor. Sınıftan saçma sapan bir çocuk. Aman, ya! En güzeli. Beşiktaş'ım en güzeli bu doğru da kardeşim, senin o yürüdüğün yol senin için en güzeli değil maalesef. Bu yüzden keselim biz o yolun önünü. Öyle. Sonra olmaz olan oluyor, bir bildirim daha düşüyor. A-a? Vaaay. Siz de mi yalnızsınız Feryal Hanım? Gerçekten mi Ufuk? Yapabildiğinin en iyisi bu mu? Ve gerçekten mi ya? Yalnızlık mı başlarına vurdu acaba bunların, siz hayırdır beyler? Şöyle bir bakıyorum, neredeyse full çekiyoruz. Yo. Yaklaşık 40.000 kişi varız. Buradan da alnımızın akıyla sıyrıldık derken bir bildirim daha düşüyor. Kendimi erkekler tuvaletinin kapısına numaram yazılmış gibi hissetmem normal mi? Normalse de hiç hoş değil, bu arada. Yüzünü de görsek keşke arada. Mükemmel bir pas. Yok. Sonra aşık oluyorlar. Hormonlarının kurbanı bu arkadaşımızı da başımdan savuştururken Oğuz Kaan'a kızmadan edemiyorum. Bak işte! Beğenen beğeniyor bizi de bir şekilde, sen artık ne istiyorsan paşam? Neremizi beğenmiyorsan? Salak. Eşek. Ayı. Öküz. Ve bu kez düşen bildirimle gözlerim şaşkınlıkla büyüyor, yok canım! Başımı hemen yukarıya kaldırıyorum. Ya kırmızı kar ya taş yağacak, adım gibi biliyorum. Yok artık! Yok artık! Yok artık! Yazdı! Allah'ım o yazdı. Vallahi bana yazdı. Ellerim titreye titreye açıyorum mesajını. Bilsem daha önce bütün adlarınla çağırırdım, acaba hangisine tepki verdin? Özledik. Kalbim ağzımdan fırlayacak şimdi, o Beşiktaş'ı özledi biliyorum ama. Ama işte ay sen bir de bana sor onu portakallı Tofita'm, yazmamak çok zor. Bana artık Feryal Hasret Özlem Gündoğdu denecek neredeyse be çocuk, sen kime neden bahsediyorsun? Yazmamak da öyle. Ne yazacağım şimdi? Keşke Betül bir anlık bilip sonra unutabilse de ona sorabilsem. Yemin ediyorum körelmişim. Gerçi sen hiç bilendin mi ki diye de sorarlar adama Feri, öyle bakakalırsın karıştırma hiç? O da seni özlemiş. Oldu mu acaba? Hadi bir şey yaz balım, oldu mu olmadı mı? Saçma mı oldu? Atacağım şimdi kendimi korkuluklardan aşağıya. Sebebim olma. Benim kadar olamaz. İnsan kendi tuttuğu takımı kıskanır mı? Kıskanırmış. Bilmezdim, bu derde düşmeden önce. Ona olan hastalıklı sevgimi anlamasın diye en iyi bildiğim şeyi yapıyorum hemen, kendimi yerden yere vurmak yerine şakaya vuruyorum. Mizahı yapıştır geç, kızım. Naz, cilve bizim neyimize? Ben çıkayım aranızdan isterseniz? Elim ağzımı buluyor, tırnaklarımın tadı ağzımda bekliyorum cevabını. Hadi, hadi... Sakın kötü bir şey yazma. Sakın, sakın, sakın. Ahahaha. Yok, sensiz olmaz. Oldu o zaman, ben şöyle eriyorum. Yazacak başka bir şeyim de yok zaten, bir süre mutluluktan ağlayacağım sadece. Ama Oğuz; öyle bir köşede sırıtarak öleyim istemiyor, ellerinde can vereyim istiyor. Çünkü yetmezmiş gibi bir de beni merak ediyor. Nasılsın? Her şey yolunda mı? Sensiz ne kadar iyi olunabilirse işte. İyiyim, herkes iyi. Bir sorun yok. Sen nasılsın asıl? Ha bir de şey, sigarayı bıraktın mı acaba? Hiç öyle aklıma geldi, düzenli olarak ömrünün kısaldığına üzüldüğümden falan değil yani. İyiyim ben de. Koşturmaca. Gökdeniz geldi bu hafta yanıma, onunla maçı izleyecektik biz de. Yaaa Gökaşkım. Yaaa, ne iyi olmuş. Selam söyle çok, özledik onu. Beklediğim cevapların hiçbiri gelmiyor, beni hayretlere düşürecek tek bir soru geliyor sadece. Gerçek mi görüyorum diye on kere okumak durumunda kalıyorum. O sırada bir bildirim daha düşüyor ama bir dakika canım şimdi. Bu bir rüyaysa da uyanmak isteyen kim? Beni? Vallahi beni yazmış. Bir de soru işareti koymuş, sanki bu evrensel bir gerçek değil de cevabı belirsiz sıradan bir soru gibi. Sanki bilmez gibi. Ölüyoruz özleminden ne demek beni be çocuk? Söyledim ya işte sen soyadımı değiştirmedikçe ben adımı unutuyorum. Uzattıkça uzatıyorum, Portekiz'e transferim yakın diyorum. Seni de tabi ki :) Allah kahretsin. Tövbe, tövbe. Yok. Hiçbir şey yok. Ne bir konuşmayı kapatma emojisi ne bir veda. Ne oldu da AFK oldun şimdi? O son gülücük mü fazla oldu? De'yi mi yanlış ayırdım? Ev mi yandı da fırlattın attın telefonu? Gökdeniz mi doğuruyor? Ne oldu be adam? Ne oldu da beni böyle sap gibi sohbetin orta yerinde koydun da gittin? Bunu da iyi huy ettin ayrıca. Bir anda ıy böyle kız mı olur, iğrenç diye bir aydınlanma mı geldi? Beğenemediniz mi Oğuz Bey? On altı dakikanın sonunda nihayet ikna olup omuz silkerek konuşmadan çıkıyorum, görebilirmiş gibi. Ne yapalım, beğenmediyse de beğenmedi. Ben de böyle bir charım, beğenmeyen en büyük oğluna almasın. Kusura bakma Gülce abla, ama ben biraz küstüm. Uygulamanın içinde diğer bildirimle rastlaşıyoruz bu sırada. Kemal'im de günün anlam ve önemine binaen bir story atıp ucundan köşesinden dahil olunca beni de taglemiş. Hem arkadan çıkmışım hem de artık bu sanal dünyada umursadığım kimse kalmadı. Üzerinde durmuyorum. Önce uygulamadan çıkıyorum, sonra telefonu kilitleyip arka cebime koyuyorum. Yol olsa... Yol olsa yürürdük biterdi. Yol olsa, onun sonu var da; mesafelerin ve hasretin sonu yok. Yokmuş. * Cenk yüzümüz gülsün diye elinden geleni yapıyor, Allah'ı var şimdi. Adam nasılsa öndeyiz demiyor, sırf şu garibanlar bir parça neşelenir belki diye üç gol daha ekleyip beş sıfır kapatıyor Konya'nın defterini ama bu gece Çarşı'da da iş yok. Bugün hepimiz kuyruğu dik tutup çaktırmamaya çalışsak da biraz hüzünlüyüz. Bu gece özlenen sevgiliye değil de hala Beşiktaşlı yorganlara sarılıp uyumak biraz koyuyor herkese belli. Belli beyler belli. Belli ki bu gece hepimiz tavana bakıp ah ulan diyeceğiz. Belli. Öyle belli ki, son on beş dakikadır hep bir ağızdan tek bir şarkıyı marş ettik söylüyoruz. Oradan belli. Kenan'dan falan da değil, aslına sadık kalarak. Damardan. Müslüm Babadan. Gole bile böyle sevinmemiz biraz şovun şovu olmuş olabilir tabi. "Kaaal, gittiğin yerde mutlu ooool! Ya da geeeel, gönlümde tahta sahip ollll..." Ha, hiç şikayetim yok bu arada. Çok okayim bu duruma, yanlış anlaşılmasın. Bu akşam için bana daha uygun şarkı olamazdı. Onların hali neyse benimki çarpı on çünkü. Üzerinde durmuyorummuş. Üzerinde durmuyorsun çünkü altında kaldın Feri. Ben, ben ya, ben! Ben Feryal Gündoğdu, Beşiktaş'ın öz evladı bu gece iki golü i********: mesaj kutumu kontrol ederken kaçırdım. Üstelik adım gibi emindim hiçbir mesaj gelmemiş olduğuna. Hiçbir bildirim de gelmemişti çünkü. Ama bir umut işte. Belki uygulama çökmüştür, belki internet bir an çekmemiştir, belki Mark beni çekememiştir; kim bilebilir? Belki bir özür, bir açıklama, bir işaret gelir diye. Gökdeniz yazdı dese, ona bile razıydım. Öyle çaresiz. Bir yanım çok sinirli, neden yazdı ki durduk yere karıştırdı ortalığı diyor. Bir yanım da nankörün tekisin diyor; hiç yazmasa daha mı iyiydi, en azından biliyorsun ki iyi. Ama yetmiyor. Yetmiyor işte seven yüreğime. Yetmiyor ki bu kadarı. Yok mu bir Aşk Kırıntıları hocam? Bu gece bana o da çok uygunmuş, geç fark ettim. Keşke onu da söyleseydik. Tüh. Evin kapısını açıyorum anahtarımla, olabildiğince sessiz süzülüyorum içeri. Bilerek geçe kaldım, umuyorum ki herkes rüyalar aleminde. Ayakkabımı kaldırıyorum, anahtarı bırakıyorum usulca. Tam ellerim saçlarımda, derin bir ofla dönmüşken ardıma Feyyaz kaptanla göz göze geliyorum. Beni görünce hızla neşesini kaybediyor. Of. İşte şimdi gerçekten, of. Üzdük adamı durduk yere. "Hayırdır?" Maçı kazandık, biliyor. Özetin özetini bile izlemiştir. Ona yalan söylemeyi hiç sevmem, onu da biliyor. Hal böyleyken paylaşabileceğim, bilmesini kaldırabileceğim tek doğruyu veriyorum. "Yoruldum." Bir an tek kaşı havalansa da, biliyor. Hemen sonra kollarını açıyor babam, iyi golcüler böyledir işte fırsatını buldu mu kaçırmaz. Hemen giriyorum kanatlarının altına, kollarımı beline sarıyorum. Yoruldum, benim babam çok delikanlı adamdır ben başka türlüsünü bilmiyorum. Yoruldum, cehennemin duvarları belirsizlikten yapılmış meğer. Yoruldum, bu da dert mi demesin kimse. Bu da dert çünkü; onlarca derdin içinde, bir de bu dert. Bu.da.dert. İki saniye daha izin veriyorum kendime, babamı üzmeme iki saniye daha müsaade ediyorum. Sonra kaldırıyorum başımı parlattığım gözlerimle. Dert bende; dermanın kim bilir kimler var şimdi kalbinde? "Nasıl koyduk ama?" Gülüyor Feyyaz reis, öyle içten gülüyor ki bıyıkları bile hareketleniyor. Ben de onunkinden cesaret alıp gülüyorum, Super Mario'm benim. Göz kırpıp kıstığı sesiyle bağırıyor, "En büyük!" Bir farklılık yapıyorum, uzun zamandır söylemediğim gibi, küçüklüğümdeki gibi yanıtlıyorum babamı. Belki bu gece sadece babasına aşık o küçük kız olmaya ihtiyacım olduğundan. Belki de hala en çok babama aşık olduğumdan. Bilinmez. Bilmeye de lüzum görmüyorum. "Sensin babacım!" Önce şaşırıyor sonra dünyanın en güzel kız çocuğuna bakar gibi bakıyor bana, hala. Çok geçmiyor başımın üzerine de bir öpücük bırakıyor. Elin oğulları sevmese de olur, sen beni hep böyle güzel sev babacığım. * Merhaba Eski Açık, Beğenirseniz yıldız çakmayı ve ses vermeyi unutmayın! Sevgiler, saygılar, yaldızlar ve yıldızlar :*
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD