Kafede önümüze bırakılan çaydan ilk yudumu aldım. İncecik cam bardak elimin içinde sıcaktı, kokusu ağır ağır burnuma doluyordu. Taş duvarların arasında yankılanan uğultular, kahkahalar ve çay tabaklarının şıngırtısı birbirine karışıyordu. Yanımda oturan Tufan, cebinden telefonunu çıkarmış, ekranına gömülmüştü. Başparmağı hızlı hızlı kayıyor, gözleri soğuk bir dikkatle yazıları takip ediyordu. Benim gözümse ondan başka hiçbir yerde değildi. Onu izlerken içimde garip bir ağırlık vardı. Konuşmak istiyor, ama cümlelerimi bir türlü toparlayamıyordum. Dudaklarımda biriken sözler boğazıma takılı kalıyordu. Tufan bir an başını kaldırıp bana baktı. “İyisin değil mi?” dedi. Hızla toparlandım. “İyiyim,” dedim kısaca. Başını salladı, tekrar telefona döndü. Birkaç saniye sonra yine kaldırdı gözler

