4- ⋆ SÖZ ⋆

1660 Words
Dudaklarına ulaştığında nefesim, saf aşık olarak kalacak tüm hücrelerim. Onu yatağa yatırıp üstüne çıktığımda tir tir titriyordu. Üzerinde karnını açıkta bırakan haki yeşili tişörtü, altında da onun aynı renk şortu vardı. Mavi gözleri daha da kararmış, neredeyse siyah olmuştu. Bana bakmak yerine tavana bakmayı tercih ediyordu. Üzerine çıktığımda bile bana bakmadı. Bacaklarını kendi bacaklarımın arasına aldım. Kollarını başının üzerine çıkardım yavaşça; titremesi hala geçmemişti. Nefesi soğuk kokuyordu. Elleri ve ayakları buz kesmişti. Tanrım... Çok güzeldi. Dudaklarımı dudaklarına yaklaştırdığımda yine bana bakmıyor oluşu, kendimi geri çekme isteği uyandırdı bende. "Kızıl bela, korkuyor musun?" Dişlerini sıktığını görmekten çok hissetmiştim. "Ne korkacağım be!" Ama yine de bana bakmıyordu. "O yüzden mi bana bakamıyorsun?" İç çekti ve gözleri gözlerimde son buldu. Gözlerimde gördüğü arzu afallamasına sebep olmuş olmalı ki öylece bakakaldı. "Baktım işte ne oldu!" Kelimeler yuvarlansa da ağzında, pek bir şey ifade etmedi Yiğit için. Dudakları yavaşça kızın boynuna indiğinde, nefes alışverişi durmuş gibiydi kızıl belanın. Dili yavaşça gezindi boynunda. Oradan yavaşça boğazına geldi. Orada biraz daha oyalanıp çenesinden dudaklarına çıktı ama dokunmadı. Sadece 1 santim olmalıydı kızıl belanın dudaklarına, kendi dudaklarının uzaklığı. Gözlerine baktı kızıl belanın. Artık gözlerindeki korku ve utanmaya eklenen başka bir şey daha vardı; Arzu! "Sana istemediğin hiçbir şeyi yapmam kızıl bela. Eğer durmamı istiyorsan şimdi söyle. Daha sonra çok geç olabilir." Uzun cümlesini tek nefeste söylemişti. "DURMA!" demesini umuyordu Yiğit. Ama kızıl bela bir gözlerine bir dudaklarına bakmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu. En sonunda tam üstünden kalkacaktım ki dudaklarıma yapıştı. Bal likörü tadındaki dudakları, öpüşmek için yaratılmış gibiydi. Dudaklarını sömürüşü daha da alevlendirmişti bedenimi. Korkak hamleleri cesur hamlelere dönüştü. Diliyle dudaklarına dokunuyor, dişleriyle dudaklarını ısırıyordu. Masum değildi kızıl bela ama bakire miydi bilmiyordu Yiğit Yekta. Bunun şimdi aklına gelmiş olması, kafasına balyoz inme etkisiyle birebir aynı güce sahipti. Evet, kafama bir balyoz yedim ama konu bu değil şuan. Dudaklarını çektiğinde altında kıvranıyordu kızıl cadı. Ama durdu. "Söylesene kızıl bela, bakire misin?" Defne bu soru onu şaşırtmış gibi gözlerini büyülttü. Hiç beklemediğim bir şey yaptı; Bana tokat attı! Yataktan kalkarken gözyaşları yanaklarını ıslatmıştı. "Sen beni ne sanıyorsun orospu çocuğu? Ben senin eğleneceğin bir fahişe değilim!" Ardından yine yüzüme kapanan bir kapı. Bu sefer sert kayaya çarpmıştı Yiğit. Ve şimdi çarptığı kaya onu öldürmek için hamle yapmayı bekliyordu. Aslında onu orada sertleşmiş halde bırakıp gitmesi bile öldürmesiyle eş değerdi. Ama hata yaptığını anlamıştı Yiğit. Çevresinde o kadar orospu vardı ki, onunla yatmak isteyen herkes bakireliğini çoktan kaybetmiş oluyordu, sorusunda haklı olduğunu düşünmüştü ama yanıldığını yeni anlamıştı. Kızıl bela bu sefer onu affetmeyecekti. Senin ırzını sikeyim Yiğit! Gidip şimdi bileklerimi kessem yeridir... Senin soracağın soruyu sikeyim! Kalbinin ne kadar kırıldığını anlamak için o kalpte olmam gerekmiyordu. Ayrıca bunun önemi var mıydı ki? Ben o kadar kadınla yatarken, hatta onun yanına bir kadınla yattıktan sonra gitmişken... Ona bu soruyu sormam... Bu hakkı kendimde nasıl görmüştüm ki? Bunun konuyla hiç mi hiç ilgisi yoktu! Kendimi bile sorgulamadan kızıla böyle bir soru sorabilmeyi nasıl başarmıştım? Neydim ben? Dünyanın en şerefsiz insanı mı? Yoksa... Yoksa Defne'ye aşık olmuş bir adam mı? Böyle yaparak aşkımı gösterdiğimi falan mı düşünüyordum? Yoksa düşünme yetimi mi kaybetmiştim? Seni de, sorularını da, olmayan beynini de sikeyim, diyen iç sesime hak vererek, elimi duvara geçirdim... Defneden... Gözyaşlarımı silmek yenilerinin gelmeyeceği anlamına gelmiyordu tabii ki. Sadece 3 gün. Sadece 3 lanet olası gün! Nasıl olur da ona aşık olmamı sağlardı ki? Kızılların salak olduğu senin sayende kanıtlandı Defne. Aferin Defne. Böyle devam Defne. Onu öpüşü dünyada sanki hiçbir şeyin önemli olmamasını sağlar gibiydi. Sanki dünyada bir tek o varmışta, bende onun varlığıyla hayat buluyormuşum gibiydi. Ama benim onu gözümde bu kadar yükseltmem onun umurunda bile değilmiş meğer. Beni diğer kızlardan farklı bulmuyordu ki! Bana bakire olup olmadığımı sormuştu! Bunu nasıl sorardı? Ben onun altına aldığı diğer kızlardan bir farkım olsun isterken o beni bir fahişeden farksız görüyordu! Yeni sıcak gözyaşları yanaklarımdan süzüldüğünde Yiğit'in bana verdiği odayı inceledim ve nereye gidebileceğimi düşünmeye başladım. Evinden gidememiştim bile! Ne kadar da acizsin öyle Defne? Ama acizden çok aptal. Seni sevmeyen birinin sana nasıl dokunmasına izin verirsin?! Aniden kapı çaldığında irkildim. Kapının camından Yiğit'in silueti görünse de kapıyı açmayacaktım. "Aç kapıyı kızıl bela." Gülüşüm sahteydi. "Gir buradan!" diye bağırmamın bir işe yaramadığını görmek nasıl hala hoşuma gidebilirdi ki? "Aç şu lanet kapıyı Defne! Yanlış anladın." Sinirle soluyan nefes sesi kulaklarıma kadar ulaşıyordu. "Neyi yanlış anladım? Beni diğer fahişelerle aynı kefeye koymanın nasıl bir açıklaması olabilir?!!" Biran ses gelmeyince gittiğini sanıp başımı çevirdim kapıya doğru tabi aynı anda çığlık attım. Çünkü benim kilitlediğim kapıyı aşmış ve tam karşımda duruyordu. Hadi sen kapıyı açtın. Nasıl o kadar sessizdin? Enteresan cidden. "Eğer seni onlarla aynı kefeye koysaydım kızıl cadı, sana bakire olup olmadığını sormazdım. Senin bakire olup olmadığını öğrenmek istedim. Çünkü..." Yeşil gözlerindeki öfkenin silsilesi damarlarına vurmuş gibiydi. Merakla bekledim cümlesinin devamını. Ne diyecekti? Ne diyebilirdi ki ben ona geri döneyim? "Çünkü kızıl bela, seninle evlenmeden birlikte olmak istemedim." Afalladım. Cidden öylece kaldım. İkimizin gözleri de birbirinde, bir atak bekliyorduk. Ne diyeceğimi bilemedim. Gerçekten öyle mi düşünüyordu? Gözlerimde değişen şeyleri fark etmiş gibi gelip yanıma uzandı ve başını karnıma koydu. Uzun kirpikleri her bana bakışında gölgeleniyordu. "Beni seviyorsun?" dedim soru sorar gibi. Gülümsedi. Yanaklarında kendini belli eden çukurlar orada ölebileceğimin garantisi gibiydi. "Sen ben nasıl seviyorsan bende seni öyle seviyorum." Kalbime binlerce hançer inmiş gibiydi. Üzerime tonlarca ağırlık basınç uyguluyor gibiydi. Pantolonunda ki belirgin şişlik sırıtmama sebep oldu. "Beni çok istiyorsun değil mi Yiğit?" Dilini dişlerinde gezdirdi. Yeşil gözleri gözlerime geldi. "Bunlar tehlikeli sular kızıl bela. Boğulmak istemezsin değil mi?" İki kaşını da yukarı kaldırmıştı. "Belki de beni sen kurtarırsın." deyip yavaşça dudaklarına eğildim ama aramızda sadece 2 cm varken dokunmadım dudaklarına. "Cidden kızıl bela benim ecelim sensin." Cümlesini bitirir bitirmez dudaklarımı dudaklarında esir aldı. Beni yatağa yatırıp üzerime çıktığında bile biran olsun ayrılmamıştık. Başlangıçta oldukça vahşi başlayan öpüşme Yiğit'in arzularına gem vurmasıyla daha hatırı sayılır bir dereceye indi. Yiğit öpücüğünü yumuşatarak onun ağzını açmasını başardı. Dudaklarının sahip olduğu uyumun tadını çıkardılar. Onlar sanki iç içe olmak için yaratılmış gibilerdi. Öpüşü sert ama bir o kadarda yumuşaktı. Elleri vücudumun her yerindeydi. Öyle ki yüzümün alev alev yandığını hissediyordum. Gerçekten bunu yapıyor muydum? Tişörtümün eteklerini tuttu ve izin ister gibi bana baktı. Tek kaşını kaldırdı ve hayır diyemeyeceğimi anlamış oldum. Onu kafamla onayladığım da yeşil gözleri içerisinde fırtınalar koptu ve bende o fırtınada yolunu kaybetmiş küçük bir kızdım. Gözlerimi kapadım ve üzerimdeki tişörtü tek seferde çıkarmasına izin verdim. "Aç gözlerini kızıl bela." Sözleri dudaklarımda bir tebessümün oluşmasını sağladı. Açtım gözlerimi ve ona baktım. O ise hayranlıkla beni inceliyordu. " O kadar güzelsin ki..." Elleri karnımdan yavaşça göğüslerime çıkınca nefesimi tuttum. Dudakları yavaşça göğüslerimin ayrıldığı yere geldi ve küçük öpücükler kondurmaya başladı. Tüm tenim mermer kadar beyazdı ama şuan öyle bir durumdaydım ki; saçlarım kadar kırmızı olmuştum. Elleri yavaşça belimi kavradı ve dudakları dudaklarımdayken şortumu da bir çırpıda çıkardı. Gül kurusu renginde bir sütyen ve ona uyan pembe bir külot vardı üzerimde; karşımda ise Yunan mitolojisindeki Tanrılara taş çıkaran Yiğit Yekta. Hangisi daha seksiydi emin olamadım bir an, öpüşü mü yoksa varlığı mı? Üzerindeki tişörtün eteklerini avuçladım. "Yap kızıl bela." Bu vücudumdaki tüm tüylerin havaya dikilmesine sebep oldu. Üzerinde vücuduna tam oturan gri V yaka tişörtü yavaşça çıkardım. Gözlerim bir şölen yaşıyor gibiydi. Kaslıydı. Seksiydi. Alev alev yanmamı sağlayacak kadar seksiydi. Sol göğsünün üzerinde yazı şeklinde bir dövme vardı ama ne olduğunu anlayamadım, harfler bana yabancıydı. Yunancaydı sanırım. Elimi dövmesinin üzerinde gezdirince kendisini benim üzerime bıraktı ve kulağıma fısıldadı. "Kül olmayı göze alıyorsan, önce yanman gerekir." Yiğitten... Hoştu, cidden hoş. Mermer beyazı teni utangaçlıkla kırmızıya boyanmıştı. Tüm teni gözlerimin önündeydi fakat gözlerim gözlerini istiyordu. Bedenler önemsizdi benim için. O an bir tek oydu var olan. Benim için, sırf benim için bekaretinden vazgeçmişti! Bu onu benim gözümde o kadar zirveye çıkarmıştı ki, kelimelerle anlatılamazdı. Eli 2 yıl önce yaptırdığım dövmemin üzerindeydi. Aynı dövmemdeki yazı gibiydim şuan ve ben kül olmayı göze alarak yanmayı tercih ediyordum. Kızıl saçları birer yangındı. Buz teni üzerinde kızıl saçları enfesti. Nefes kesiciydi. Ah tanrım, seksiydi. Vücudu bir heykeltıraşın elinden çıkmış olabilirdi ancak, bu kadar mükemmel olmasının başka bir açıklaması olamazdı. Gözleri birer hırçın dalgaydı, boğulmak istiyordum. Saçları bir yangındı, ölmek istiyordum. Dudakları cehennemdi, sürgün edilmek istediğim. Bakışları bir cennetti, uğrunda yaşamak istediğim. Ah tanrım, ah tanrım, bu kız... bu kız bir melek olmalıydı.  Tekrar kızıl belanın üzerine çıktığımda gözleri olabilirmiş gibi daha da karardı. Mavi gözleri gündüzden geceye geçiş yapmış gibiydi. Onu kendime bastırdım. İnlemesi odanın her yerinde yankılanıyordu. O kadar muhteşem bir sesti ki alt bölgelerime akın eden kan durmak bilmiyordu. Mermer beyazı tenine yakışan kırmızı saçları, bedeniyle yarış halindeydi, terlemişti ve arzu dolu bakışları vücudumda geziniyor olsa dahi gözlerime vardığında bakışları gerisinin hiçbir önemi ve hakikati kalmıyordu, bir tek oydu gerçek olan, gerisi mi? Sadece teferruat. Geceyle gündüz gibiydik onunla ve bundan doğabilecek çocuklar yalnızca gökkuşakları olabilirdi. Defneden... Cidden, bunca yıldır neyden mahrum kaldığımı artık anlıyordum. Yiğit, Yiğit... Böyle bir deneyimi ilk kez onunla yaşamıştım ve dahası yaşamaya devam etmek istiyordum. Şimdi göğsüne yaslanmış öylece, konuşmadan uzanıyorduk. Ben daha önce evlenmeden bunu yapabileceğime ihtimal bile vermezken, şimdi bunu yeniden yapmak istiyordum ve bu beni öldürüyordu. Ne olursa olsun bunu Yiğitle yaptığım için mutluydum. Doğru insan Yiğitti belki de. Belki de değildi, ama pişman değildim.  Bana aptal diyeceklerdi, biliyordum. 3 günde aşık mı olunur, sen kafayı mı yedin diyeceklerdi? Ama kafayı gerçekten yemiştim. Ve gerçekten ona aşık olmuştum. Kulağa her ne kadar saçma gelse de, onu henüz tanımıyor olsam da gerçek buydu. Gerçekleri görmezden gelebilirdim evet ama onlardan kaçamazdım. Görevim şuanda bana o kadar uzak geliyordu ki! Gerçi bir noktada Yiğit'e görevimden bahsetmek zorunda kalacağımı da biliyordum. Ne kadar geciktirirsem o kadar kötü olacağını, söylemenin gittikçe daha da zor bir hala geleceğini ve bunun için ona görevimden bahsetmek için harekete geçmeye karar vermiştim. Hem de tam şu anda. Tam ağzımı açmış konuşmaya başlayacaktım ki Yiğit'in telefonu çaldı. Komodinin üzerindeki telefonuna uzandı ve arayan kişiyi görünce hemen ayaklandı. "Binbaşı" yazıyordu isim olarak. Anlayamamıştım. Telefona saygı içerisinde cevap verdi. Ardından öfke vuku buldu yüzünde, ardından dişlerini sıktı. Telefon kapandığında Yiğit'in yüzünde ızdırap çekiyormuş gibi bir ifade belirmişti. Bana baktığında öyle soğuktu ki inanamadım. "İşim bittiğine göre gidebilirsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD