YENİDEN

1100 Words
çoktan kaybolmuştu. Motoru çalıştırıp yola koyuldum. İstanbul’un ıssız sokaklarında arabanın içini sadece farların solgun ışığı aydınlatıyordu. Yağmur yavaş yavaş çiselemiş, cama düşen damlalar süzülerek kayıyordu. Silecekleri çalıştırdım, ama yağmurun sesi motorun homurtusunu bile bastırıyordu. Garip bir huzur vardı içimde. Sanki fırtına içimde de kopmuş, geriye sadece o sakin, ama güçlü dalgalar kalmıştı. Sahilde geçirdiğimiz anları düşündüm. Eylül’ün yüzünü, gözlerindeki tereddüdü, sıcaklığını... Sonra kendi hislerimi düşündüm. Ona gerçekten bir adım atmak istiyor muydum? Yoksa bu sadece anlık bir duygunun getirdiği bir şey miydi? Ama biliyordum. Bu bir anlık değildi. Evime vardığımda, arabayı park edip hızla içeri girdim. Üzerim sırılsıklamdı, ama umursamadım. Direkt banyoya girip sıcak suyun altına bıraktım kendimi. Buhar dolu odada gözlerimi kapattım ve suyun tüm yorgunluğumu almasına izin verdim. "İşte bu..." diye fısıldadım. Gerçekten rahatladığımı hissettiğim nadir anlardan biriydi. Banyodan çıkıp temiz kıyafetlerimi giydim. Odanın loş ışığında masama döndüğümde, gözlerim duvardaki ip ve fotoğraflara kaydı. Burası benim dünyamdı. Benim asıl kimliğim. Kimse buraya adım atamaz, kimse bu parçaları birleştiremezdi. “Er ya da geç seni bulacağım.” diye fısıldadım. Ellerim masadaki dosyalara kaydı. Ama şimdi değil. Birkaç saat dinlenmem gerekiyordu. Gözlerimi kapattım ve zihnimde sadece yağmurun sesiyle uykuya daldım. Sabah olduğunda erkenden kalktım. Saat daha yediyi gösteriyordu ama yatakta oyalanmadım. Günlük rutinime geri dönmüştüm. Uyandıktan sonra kısa bir antrenman yapıp soğuk bir duş aldım. Ardından telefonumu elime alıp ekibe mesaj attım: "Toplanın. Attığım konuma gelin. Hepinizi alıp gidelim." Mesajı gönderdiğimde, grubun adını fark ettim. "Çılgın Melekler." Bir an hafifçe gülümsedim. Telefonu cebime koyup evden çıktım. Arabaya binip ortak noktaya sürdüm. Akşamki Yağmurun serinliği hâlâ havadaydı. İstanbul’un kalabalığı daha tam başlamamıştı ama yavaş yavaş şehir uyanıyordu. Buluşma noktasına vardığımda hepsi oradaydı. Saat gibiydiler, ne erken ne geç. Tam zamanında. Onur her zamanki gibi enerjik bir şekilde bana doğru geldi. "Komutanım, özel hizmet mi vereceksin bugün?" diye espri yaptı. "Kes sesini Onur." dedim ama gülümsemekten kendimi alamadım. Kaan bir sigara yakmış, arabaya yaslanmıştı. Ateş her zamanki gibi sakin bir şekilde çevreyi gözlemliyordu. Ve Eylül... Gözlerim ona kaydı. Dün gece gördüğüm Eylül gitmişti. Yine eski sert ifadesiyle karşımda duruyordu. Dimdik, mesafeli, soğuk... Dün gece beni öpmüş olan kadın değilmiş gibi. Göz göze geldiğimizde hafifçe başını kaldırdı ama bir saniye bile fazladan bakmadı. Sanki dün gece hiçbir şey olmamıştı. Ama ben biliyordum. Dün geceyi unutmuş gibi davranabilirdi. Beni görmezden gelebilirdi. Ama ben buna izin vermeyecektim. Çünkü ben Mert Kara’ydım. Ve Eylül Yıldız’ın güvenini kazanacaktım. Ne pahasına olursa olsun. Arabayı Kaan’a verip ön koltuğa geçtim. Herkes yerine geçtiğinde, Kaan kontağı çevirdi ve arabayı İstanbul’un sabah trafiğine sürdü. Şehir uyanmıştı, insanlar günlük hayatlarına devam ediyordu. Kimisi işine yetişmeye çalışıyor, kimisi yol kenarında bir çay ocağında kahvaltısını yapıyordu. Şehir ne kadar canlı olursa olsun, bizim dünyamız farklıydı. İnsanlar günlük hayatlarına devam ederken, biz ölümle yaşam arasındaki ince çizgide yürüyorduk. Yol boyunca ekip sessizdi. Dün gecenin ardından Eylül, bana tek kelime bile etmemişti. Gözleri camın ötesine dalmış, düşüncelere gömülmüştü. Onur, Kaan ve Ateş de fazla konuşmuyordu. Herkes göreve odaklanmıştı. Bir süre sonra karargaha vardık. Bizi içeriye aldıklarında, doğruca komutanın odasına yöneldik. Kapıyı çaldım ve içeri girdik. Komutan masasının başında oturuyordu. Üzerinde her zamanki gibi tertemiz, ütülü üniforması vardı. Bizi gördüğünde ayağa kalktı ve sert ama samimi bir sesle konuştu: “Hoş geldiniz çocuklar.” Hepimiz esas duruşa geçtik. "Dinlenme bitti. Artık iş başı zamanı. Şimdi size yeni görevinizi anlatacağım." dedi ve masanın üzerindeki haritayı açtı. Hepimiz masanın etrafına toplandık. Komutan işaret parmağıyla Hatay’ın güneyindeki sınır hattını gösterdi. "Suriye sınırında güvenlik problemi var. Teröristler yine bizim ülkemize geçiş yapıp köylere saldırılar düzenliyor. İstihbaratımıza göre, gece kaçak yollarla sınırı geçiyorlar ve sivil halkı tehdit ediyorlar. Asıl amaçları, halkı korkutmak ve bölgede istikrarsızlık yaratmak." Sesi sertleşti, gözleri hepimizin üzerinde gezindi. "Bunu halletmeniz gerek." Sadece başımı salladım. İşin ciddiyetini anlamak için daha fazla açıklamaya gerek yoktu. Komutan devam etti: "Bölgeye vardığınızda köylerle temas kuracak, halkın güvenliğini sağlayacaksınız. Size 10 asker daha verilecek. Bu adamlar iyi eğitimli ama emir-komuta sizde olacak. Onları nasıl kullanacağınız tamamen sizin stratejinize bağlı." Haritadaki başka bir noktayı işaret etti. "Ana görev, istihbarat toplamak. Bize bu teröristlerin nereden geldiğini, hangi yolları kullandıklarını, kimden destek aldıklarını raporlayacaksınız. Çatışmaya girmeyin, gerekmediği sürece silah kullanmayın. Önceliğiniz halkın güvenliği ve istihbarat toplamak." Gözlerim Eylül’e kaydı. O zaten istihbarat konusunda uzmandı. Bu görevde en büyük avantajımız o olacaktı. Komutan geri çekildi, kollarını göğsünde kavuşturdu ve net bir ifadeyle konuştu: "Sorusu olan?" Kimse konuşmadı. Hepimiz görevi anlamıştık. Komutan gözlerini kısıp bir an bekledi, sonra başını salladı. "Güzel. O zaman hazırlanın. Bu akşam yola çıkıyorsunuz." Hepimiz selam verdik ve odadan çıktık. Artık dinlenme bitmişti. Yeni bir göreve gidiyorduk. Ve bu, sıradan bir görev olmayacaktı. Çünkü biz, bu işin en iyisiydik. Akşam olmadan, emrime verilen 10 asker karargaha ulaştı. Hepsi disiplinli ve sert bakışlıydı. Aralarından en tecrübeli olanı bir adım öne çıktı ve selam vererek, “Emredersiniz komutanım.” dedi. Onlara sert bir bakış attım. “Akşam saat sekizde burada hazır olun. O saate kadar eksiklerinizi tamamlayın. Tam teçhizatlı olarak çıkış yapacağız.” dedim. “Emredersiniz!” diye hep bir ağızdan yanıt verdiler. Kararlılıklarını görmek hoşuma gitmişti. Ne olursa olsun, görevde bana ve ekibe tam bağlı olmaları gerekiyordu. Gözümün önünde dağılmalarını izledim ve ardından ekibime döndüm. Eylül’ün gözleri bir noktaya sabitlenmişti, düşünceli duruyordu. Ona yaklaşıp doğrudan gözlerine baktım. “Eylül, bu akşama kadar buradan mümkün olduğunca bilgi toplamaya çalış. Ne kadar fazla veri alırsak, sahada işimiz o kadar kolay olur. Biliyorum, zor olacak ama sen bunu halledersin. Sana güveniyorum.” Eylül, derin bir nefes alıp başını salladı. "Tamam, elimden geleni yapacağım. Ama zamanımız kısıtlı, herkes konuşmak istemeyecektir. Yine de bazı eski bağlantılarımı kullanabilirim." dedi. Onun ne kadar yetenekli olduğunu biliyordum. Ne yapıp edip bir şeyler bulurdu. Ama bu işin içinde ne kadar derine ineceğini kestiremiyordum. Sonra diğerlerine döndüm. “Cephanelikleri hazırlayın. Eksiksiz olsun. İlk yardım çantalarını unutmayın. Ateş, sen bu konuda ekstra dikkatli ol.” Ateş, her zamanki sakinliğiyle başını salladı. "Merak etme, her şey tam olacak." dedi. Tam o sırada Onur, her zamanki gibi esprisini patlattı. “Komutanım, ben de espri cephaneliğimi hazırlıyorum. Savaş alanında moral önemli sonuçta.” Gözlerimi kıstım, gülmemek için kendimi tuttum. Onur hep böyleydi, gergin anlarda bile ekibin stresini azaltan kişiydi. Başımı iki yana salladım. “Sen yeter ki cephaneliği düzgün hazırla, esprilerini yolda yaparsın.” dedim. Sonra tekrar Eylül’e döndüm. "Sana yardım edeceğim. Bilgi toplarken dikkatli ol. Eğer gerekirse sahadaki bazı eski kaynaklarımdan da destek alabiliriz." Eylül hafifçe kaşlarını kaldırdı ama bir şey demedi. O an, onu korumam gerektiğini bir kez daha hissettim. Gece olmadan elimizde yeterli bilgi olmalıydı. Çünkü bu sınır görevi, sadece basit bir keşif işi olmayabilirdi. İçimde bir his, bu işin göründüğünden daha karmaşık olacağını söylüyordu. Artık her şey hazır olmalıydı. Geri sayım başlamıştı. Akşam saat sekizde, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide yürümek için yola çıkacaktık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD