Sabah uyandığımda saat 11.30'a geliyordu. Yataktan kalkıp mutfağa indim. Amacım bizim için kahvaltı hazırlamaktı.
Hazırlayacaklarıma karar vermek için buzdolabını açtığımda hiçbir şey göremedim. Büyük ihtimalle Çınar yüzünden kahvaltılık bir şey kalmamıştı. Bir evi yemediği kalmıştı.
El mahkûm geri odaya çıkıp hızlıca giyinerek aşağıya indim. Üzerime özenmemiştim alt tarafı markete gidecektim. Girişteki dolaptan çantamı almak yerine cüzdanımı aldım. Az miktarda param kalmıştı. Evden çıkıp telefonumu çıkarttım ve hem annemi arayıp hem marketin yolunu tutmaya başladım. Telefonu tam kapatacakken karşıdan annemin sesini duymuştum.
" Anne nasılsın işler nasıl? "
Annem yurtdışında dedemden kalan şirketin başında çalışıyordu. Bize gelen para da ondan oluyordu anlaşılacağı üzere. Babamla boşanmışlardı. Babam bizi terk ettiği için…
" İyiyim annem her zamanki gibi koşuşturma. Sen nasılsın? Çınar nasıl?" Bu sırada markete gelmiştim. Bir araba alıp telefonu omzum ve kulağım arasına yasladım ve konuşmaya öyle devam ettim.
" Biz de iyiyiz anne. Dün mezuniyetim vardı. Çınar da kendi kafasına göre takılıyor işte. Okul okuduğu falan yok. “ Bu dediğimi gülerek söylemiştim.
Telefonun diğer ucundan anneme seslenildiğini duyunca onu daha fazla meşgul etmemek için direkt konuya girdim.
“ Neyse ben daha fazla seni meşgul etmeyeyim. Param kalmamış şimdi de markete geldim son paramı veririm herhalde. Gönderebilir misin diyecektim. “
" Kızım daha geçen ay göndermiştim sana nasıl bitirdin hepsini? "
Elime ne gelirse market arabasına koymaya devam ettim. Soslu mısır mı o? En sevdiğim.
" Biliyorsun mezuniyetim vardı kıyafet falan derken bitti. “
" Tamam şöyle yapalım. Ben beş on dakikaya hesabına para yollarım şimdi kapatmam lazım hadi öpüyorum seni. " Telefonu kapatıp elime salçayı aldım. Yağ, zeytin, peynir derken kasaya kadar geldim ve ücreti ödeyip çıktım. Keşke arabayla gelseydim. Şimdi bu poşetlerle bir de bankamatiğe gideceğim.
Ben okuduğum için annem çalışmama izin vermemişti. Çınar da zaten beleşçiliğe düşkün olduğu için çalışası gelmemişti. Bu yüzden annem gittiğinden beri ikimize de para gönderiyordu. Ama okulum da bittiğine göre sınava kadar bir yerlerde işe girebilirdim herhalde.
Bunları düşünerek yürürken bankamatiğe gelmiş ve poşetleri yere bırakıp annemin yatırdığı parayı çekmiştim. Parayı alıp cüzdanıma koyacakken gözlerim ekrana kaydı ve yine onun yansımasını gördüm. Cüzdan elimden kayıp yere düşünce bende ufak çaplı bir çığlık attım. Kendi kendine " Allah kahretsin " diye mırıldanışını duymuştum. Ona döndüm tam bağıracakken yüzüm kadar eliyle ağzımı kapattı.
" Susacak mısın artık. Bütün milletin buraya toplanmasını istemem. " Saçları, daha önceden de gördüğüm gibi sanki özenle yapılmış gibiydi. Ve boyu benden uzundu. Gerçekten uzun.
Ağzımı açtığında korku dolu sesimle, ki gerçekten korkmuştum, sordum.
" Neden beni takip ediyorsun. Dün evimdeydin? " Alaycı ama bir o kadar da güzel gülümsemesiyle cevapladı beni.
" Seni takip ettiğim falan yok benim. Sadece teşekkür etmek için iki gündür uygun bir zaman bekliyorum." Teşekkür mü? Bana teşekkür etmesini gerektirecek ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Cidden bu adamı daha dün gece görmüştüm. Ama o beni iki gündür mü takip ediyordu. Korkum biraz daha geçerek yerini merak duygusuna bırakınca dayanamadım ve sordum.
" Bana neden teşekkür edesin ki? Hem cidden gecenin bir vakti evime geldin. Sence bu uygun bir zaman mı? " Elini ensesine götürüp kaşıdı. Hadi ama bunu yapan erkekler gerçekten çok tatlı gözüküyordu. Ve bence bunun farkındalar. Kızları kandırmak için yaptıklarına neredeyse eminim.
" Evet o biraz benim merakımdan kaynaklıydı. İşin aslı şu ki yeğenimi kurtarmışsın bunun için teşekkür etmek istemiştim. "
Yeğeni mi? Kimden bahsettiğini anlamadığımı belirtmek için tek kaşımı kaldırdım. Bunu anlamış olmalıydı ve derin bir nefes aldı.
" İki gün önce araba çarpacakken kolundan tutmuşsun ve bakıcısına teslim etmişsin. " Demek ondan bahsediyordu.
Evet öyle bir şey olmuştu. Sabah koşusuna çıkmıştım. Küçük bir çocuk, muhtemelen üç dört yaşlarındaydı, aniden yola atlamıştı. Etrafında kimse olmadığını görünce ve aynı zamanda yolun üstünde hızla gelen bir araba olunca bende koşarak yanına gidip onu kenara çekmiştim.
Yanında biri var mı diye sorduğumda parkta oturan kadını göstermiş ben de sinirli bir şekilde kadına bağırıp çocuğu teslim etmiştim.
Olaylar gözümün önünden geçince yüzümün aldığı ifadeden hatırladığımı anlamış olmalıydı. Aynı benim gibi yüz hatları gevşedi. Muhtemelen onu sapık sanacağım içi korkmuştu. İki dakika önceye kadar sanmıyor sayılmazdım.
" Aynı zamanda bakıcısını bayağı azarlamışsın. " Bunu derken içten olduğunu düşündüğüm bir gülümseme bahşetti bana. Gülümsemesinin içtenliğine karşılık ben de içten bir şekilde gülümsedim.
" Aslında sana bir teklifim var. " Kollarımı göğsümde birleştirdim.
" O olaydan sonra ben bakıcısını kovdum. Çok dikkatsizdi ve yeğenimin hayatını tehlikeye attı. Sana teklifim ise yeni bakıcısı olmaya ne dersin? İki haftalığına. " Bugün daha ne kadar şaşıracaktım? Benden iki gün önce belki de hayatını kurtardığım çocuğun bakıcısı olmamı istiyordu. Tamam daha önceden kuzenlerime bakmışlığım vardı. Ama bunu kabul edemezdim.
" Kusura bakmayın ama ben bunu kabul edemem. Sadece teşekkürle kalsa daha iyi olur. " Arkamı dönüp poşetlere uzandım. Birkaç adım attıktan sonra arkamdan seslendi.
" Fikrini değiştirirsen diye kartımı versem en azından bir düşünsen olur mu? " Durdum, ona doğru dönüp başımı tamam anlamında salladım ve kartını aldım. Tekrar yürümeye başlarken kartı inceledim. Atlas Demir.
Eve vardığımda poşetleri taşımaktan kopan ellerimle güzel bir kahvaltı hazırlamıştım. Odaya Almina'yı uyandırmaya gittiğimde düzgün bir yatağın üzerinde bir nottan başka hiçbir şey yoktu.
Sena'ya;
Canım benim. Biliyorum sana bunu sadece bir notla söylemek çok yanlış. Biraz kafa dinlemek için babamın yanına gidiyorum. Batuhan'a nasıl bağlandığımı biliyorsun. Duyduklarım canımı çok acıttı. Bu nottan sonra beni aramak isteyeceksin biliyorum, lütfen yapma. Seni çok seviyorum fakat biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Merak etme ben zaten seni kendimi iyi hissettiğimde arayacağım. Kendine iyi bak.
Almina...
Almina benim gözümde Çınar’dan farksızdı. İki sene önce benim zorumla benim okuluma gelmiş ve zaten doruğunda yaşadığımız arkadaşlığımız daha da kuvvetlenmişti. Şimdi ise bana Fransa'ya gittiğini söylüyordu.
Kararına saygı duyup yataktan kalktım. Başını derde sokacak durumların içine girecek bir kız değildi. Bu yüzden içim rahat bir şekilde Çınar'ı uyandırmak için odasına çıktım.
Çınar'ın odasına girdiğimde onun da odasında olmadığını gördüm. Gözlerimi devirmekle yetinmiştim bir not daha kaldıramazdım. Odası gerçekten büyüktü. Bir odada bilardo masasının ne işi vardı cidden? Hiç oynadığını da görmemiştim. Şovcu işte. Peki buradaki mini buzdolabına ne demeli. İçi sadece alkolle doluydu. Bu çocuğu anlamakta cidden zorluk çekiyordum.
Mecbur aşağıya inip hazırladığım kahvaltıyı kendim yedim. Tek başıma yemek yemekten hoşlanmıyordum. Masayı toplayıp büyük bir kupaya çayımı koydum ve salona geçtim. Sehpanın üzerinden bilgisayarımı alıp şu Atlas Demir hakkında biraz araştırma yapmaya başladım.
Adam, Demir Holding'ler zincirinin İstanbul'daki varislerinden biriydi. Diğeri ise muhtemelen kuzeni Yağız Demir. Ailesini araştırdığım da ise bir abisi vardı evli ama burada herhangi bir çocuğu olduğu yazmıyordu.
Kaşlarımı çattım. Bu adam bana yeğenime bakıcı olur musun dememiş miydi? Madem abisinin çocuğu yok bahsi geçen yeğen nereden geldi?
Kafamdaki soru işaretlerini sadece onun teklifini kabul edip, bakıcılığa başladığımda yok edebilirdim. Ama bunu yapmak istemiyordum.
Gözlerim i********: linkine kaydı. Sanki büyük bir keşif yapmışım gibi hissettiğim için kendi kendime güldüm. Bu devirde kimin sosyal medya hesabı yoktu da bu adamınkini buldum diye sevinmiştim?
Profil resmine girdiğimde ise sabahki duygunun birkaç doz daha düşüğünü yaşamıştım. Size onu tanımadığımı mı söylemiştim? Unutun onu. Bu adam bana fazla tanıdık geliyordu, çok fazla...
Kalbimin atışını ellerimde hissetmeye başlamıştım. Sanki beynimle kalbim anlaşma yapmıştı. Anlaşma gereğince bu adamı her gördüğümde kalbim atlı koşturacaktı. İnanılmaz. Kalbimin daha fazla bunu kaldıramayacağını bildiğimden bilgisayarı aniden kapatıp kendime sakinleşmek için süre tanıdım. Ama aklımda hâlâ şu yeğen mevzusu vardı.
Kendime ikinci defa düşünme fırsatı vermeden kartta yazan telefon numarasını tuşladım.
Çalıyor...
Çalıyor...
Çalıy...
" Efendim " Derin bir nefes alıp sesimi kontrol ettim.
" Merhaba ben Sena. Bakıcılık mevzusu için aramıştım. Eğer teklifiniz..." Daha cümlemi bitirmeden lafa atladı.
" Yarın saat 09.00’da birazdan atacağım adreste olursan hallederiz şimdi kapatmalıyım."
Telefonun kapanma sesi kulağıma geldiğinde şok olmuştum. Bir insan çabalasa bu kadar kaba olamazdı gerçekten. Sinirle telefonu koltuğa atıp bilgisayarı geri aldım ve izlediğim yabancı dizinin son kaldığım bölümünü açtım.
Tam en güzel sahnelerden birinde kapı çalınca ekranı kapatıp ayağa kalktım. Kapıyı açtığımda karşımda ağzı burnu yer değiştirmiş bir Çınar görmeyi tabii ki beklemiyordum.
Çınar'ın yüzündeki ifadeyi görünce kahkahalarımı daha fazla tutamamış, yere oturarak gülmeye başlamıştım.
Kaç dakika güldüm bilmiyorum ama Çınar sinirlenmiş ve odasına kapanmıştı. Ve şimdi ise onun gönlünü almaya çalışıyordum.
" Ablacığım, canım benim! "
" Sana daha ne kadar defol git demem gerekiyor abla bozuntusu? " Allah aşkına benim ne suçum vardı ki? Ben mi demiştim git alnında kocaman bir şişlik oluşacak kadar kavga et diye.
" Çınar yeter artık. Ya sen kapıyı açar bana ne olduğunu anlatırsın ya da ben annemi arar eve kız attığını söylerim. “ Yalnızca otuz saniye sonra kapı açıldı ve kafasındaki kocaman bandajla Çınar görüş açıma girdi. Gülmemek için dudağımı dişlemeye başladım.
" En ufak bir gülüşünü ya da dalganı duyarsam seni camdan atarım. "
Yapardı. Bu yüzden ağzıma hayali bir fermuar çekiyormuş gibi yaptım ve usulca içeri girdim. Yatağa oturup anlat anlamına gelen bir hareket yaptım ve kendimi ne duyarsam duyayım gülmemek için tembihledim.
Çınar'ın yeniden aklına gelmiş olmalıydı ki yüz hatlarından sinirlendiği belli oluyordu.
" Ne olacak çocuğun biri bana sataştı." Gözlerimi kıstım.
"Nasıl sataştı? Adam akıllı anlatsana bana şunu. " Ofladı ve devam etti.
"Aman abla ya. Bildiğin mahalle erkek kavgası işte hayırdır falan bilmem ne. Haydi git ben dinleneceğim."
" Emin misin sadece bu kadar olduğunu? "
" Eminim tabii. " İnanmamıştım ama anlatmak istemiyorsa anlatmazdı. Bu yüzden üstelemedim.
Bana eliyle git işareti yapınca ben de odadan çıkıp aşağıya indim. Saat 19.30'du ve benim şimdiden uykum gelmişti.
Odama çıkıp pijamalarımı giyip yatağıma girdim. Yarın şu bakıcılık olayı için Atlas'ın attığı adrese gidecektim ve erken kalkmam lazımdı. Bu yüzden telefonumu aldım ve kulaklığımı taktım.
Ses düzeyini en kısığa getirip gözlerimi kapattım.
***
Sabah alarmımla uyandığımda kendimi oldukça dinç hissediyordum. Yataktan kalkıp banyoya gittim ve rutin işlerimi hallettim. Yani yüzümü yıkayıp, diş fırçalamak…
Kahvaltı edecek vaktim yoktu. Çınar iyi mi diye yanına gittiğimde hazırlanmış aynada saçını yapan bir Çınar’la karşılaştım. Bu çocuk neden bu kadar yakışıklıydı. Kardeşim olmasa kolundan tutup nikah masasına oturturdum cidden. Bir kere gözleri masmaviydi. Tamam benim de gözlerim maviydi. Sorun şu ki ne annem ne de babam mavi gözlü değildi. İkimizin de evlatlık olduğunu düşünüyordum.
" Sevgili ablacığım beni dikizleme işini bitirseniz diyorum. " Bana bütün kızları tavlayabileceği bir bakış atınca ona dil çıkardım.
" Ben gidiyorum işim var. Kendine dikkat et. "
" Beni de gideceğim yere kadar bıraksana. " Ona bakıp kafamı gel anlamında salladım ve aşağı indim. Çiçek desenli spor bir elbise giymiştim. Günlük elbiseler giymeyi seviyorum.
Çınar da arkamdan gelerek bana nereye gittiğimi sordu. Ben de kısaca olanları anlattım. Tam arabaya binecekken mezuniyette bana " küçük hanım " diyen çocuğu bize doğru sinirli bir şekilde gelirken gördüğümde yüzümü buruşturdum.
Çınar da görmüş olacak ki kendi kendine " Gene geldi piç " dediğini işittim. Ne yani Çınar'ı bu çocuk mu dövmüştü?
" Ulan ben sana bir daha bu kıza yaklaşmayacaksın demedim mi it herif. " Çınar bağırdığında ona döndüm. Hani sıradan bir mahalle kavgasıydı bu?
“ Senin lafını dinleyeceğimi nereden çıkarttın velet? “
Çınar birden ona doğru atıldığında yeniden bir kavga çıkmasını engellemek için kolundan yakaladım. Kolunu çektiğinde bana bakmasını söylemiştim. Bana döndü ve bakışlarımdan demek istediğimi anlayıp kolunu sertçe çekti ve arabaya yöneldi.
Arabaya bindiği an çocuğun yanına gittim.
" Senin burada ne işin var? “ Sorumu es geçti. Hiçbir şey olmamış gibi bana elini uzattı.
" Tanışamamıştık ben Doğan sen de Sena’sın biliyorum. " Sinirlenmiştim. Bu ne yüzsüzlüktü. Ellerimi göğsümde birleştirdim. O da nihayet elini tutmayacağımı anladığında elini indirdi.
" Soruma cevap alamadım burada ne işin var ve neden kardeşimi dövdün? " Elini ensesine götürüp kaşıyınca aklıma Atlas geldi. Ama Atlas’ın aksine bu hareket ona hiç yakışmamıştı.
Siktir. Geç kalmıştım çoktan onun evinde olmam gerekiyordu.
" Kendisi gelip beni dövdü." Çınar seni geberteceğim Çınar.
" Bir daha karşımıza çıkmazsan sevinirim. İyi günler. " Diyebilecek hiçbir şeyim yoktu. Kavgayı başlatan o değildi. Ne söyleyebilirdim.
Koşar adım arabaya binip hızla arabayı çalıştırdım. On dakika geç kalmıştım. Oraya gidene kadar yarım saat daha geçse, cidden çok geç kalacaktım.
“ Konuş küçük yalancı. “ Çınar köşeye sıkışmış gibiydi. Gözleri ile yolu takip ediyordu.
“ Mezuniyette sana ters yaptığını öğrenip dövdüm. “ İçimden ya sabır çektim. Ona bunun hesabını daha sonra soracaktım. Konuyu kapatıp Çınar'ı gideceği yere bıraktım ve arabayı Atlas'nın evine sürmeye başladım.
Oraya vardığımda tahmin ettiğim gibi saat 9.45’di. Arabadan inip bahçe kapısından içeri girdim. Ev bayağı büyüktü. Üç katlıydı. Büyük bir bahçesi vardı ve bahçenin ön tarafında oyun parkı vardı. Yeğenini cidden çok seviyor olmalıydı.
Kapıya kadar gidip zili çaldım ve açılmasını bekledim. Kapı açıldığında karşıma yirmi beş yaşlarında bir kadın açtı. Siyah kalem eteğin üzerine kırmızı büstiyer giymişti.
Bana soran gözlerle bakınca ben de beni Atlas Bey'in çağırdığını bakıcılık için geldiğimi söyledim. Baştan aşağıya beni süzdü. Beğenmiş olmalıydı ki gülümseyerek içeriye geçmemi Atlas Bey'in birazdan burada olacağını söyledi.
İçeri girip evi incelemeye başladım. Salon gerçekten çok güzel dekore edilmişti. Bir tarafı sadece camdı ve oradan bahçeye çıkılıyordu. Diğer duvarlar ise siyah renkti. Televizyon ünitesinin olduğu duvara taşlar döşenmişti. Mobilyalar ise beyaz renkti. Müzik sistemine bayılmıştım.
Neyse ki geç kalan sadece ben değildim. Atlas da geç kalmıştı. On dakikalık beklememin ardından Atlas bütün ihtişamıyla kapıda gözüktü. Ayağa kalkıp salona girmesini bekledim. Salona gelince karşımda durdu ve elini uzattı.
" Kabul edeceğini az çok tahmin etmiştim. Hoş geldin."
" Hoş buldum. Evet düşününce bunun kötü bir fikir olmadığına karar verdim. " Eliyle oturmamı gösterince kalktığım koltuğa geri oturdum. O da karşıma oturdu.
" Yeğenim Bora henüz dört yaşında. Biraz yaramazdır ama sana zorluk çıkaracağını sanmıyorum. Daha detaylı bilgiyi Simge sana söyler zaten. Bizim asıl konuşmamız gereken alacağın para. "
İşin ucunda para olacağını az çok tahmin etmiştim. Geçen gün kendi kendime bir işe girebileceğimi düşünmüştüm. Hem annemi sürekli para için rahatsız etmezdim hem de bir yerden kendi paramı kazanabilirdim.
“ Tabii konuşalım. “ Atlas şöyle bir bana baktı. Neye baktığını anlamamıştım. Ama saniyelik gülümsemesini yakalamıştım.
Telefonu çalınca özür dileyip yerinden kalktı ve konuşmaya gitti. Geri geldiğinde Simge Hanım'ın yanına çıkmamı, onun bana Bora hakkında daha fazla bilgi vereceğini, para konusunu sonra konuşabileceğimizi söyledi. Başımla onayladım. Yeniden el sıkıştık ve onun gidişini izledim. Gittikten sonra üst kata Simge Hanım'ı bulmaya gittim. Odasının kapısı açıktı. Ve telefonda biriyle konuşuyordu.
" Atlas ile konuşup buna bir son vereceğim. " Gözlerimi kıstım. Merak etmiştim ama beni ilgilendiren bir şey olmadığı için aşağı inerek kendisinin yanıma gelmesini bekledim.
-Bölüm Sonu-