BÖLÜM 4

2420 Words
Aşağı inmemin üzerinden on dakika geçtikten sonra Almina beni aramış fakat burası uygun bir yer olmadığı için açamamıştım. Daha sonra da Simge Hanım gelmiş ve beni Bora'nın odasına çıkarmıştı. Şimdi de bana Bora hakkında bilgi veriyordu. " Genelde saat 09.00 – 09.30 arasında uyanıyor. Kahvaltı saatini ona göre ayarlarsın sen. Erken uyanırsa çok huysuz oluyor. Hangimiz olmuyoruz ki değil mi? Eğer televizyon ünitesinin oradaki cd arşivinden Arabalar çizgi filmini açarsan sana bir zararı dokunmaz pür dikkat izler. Yemek seçmiyor herhangi bir şeye alerjisi de yok. Ne verirsen yer yani. Atlas genelde saat 19.00 civarında geliyor. O geldiğinde de sen çıkarsın zaten. Anlamadığın bir yer var mı? " Başımı yok anlamında salladım ve telefonuma not ettiğim sayfayı kaydedip telefonu çantama attım. " Güzel peki sormak istediğin bir şey var mı?" Aslında vardı. Simge Hanım’ın Bora’nın neyi olduğunu merak etmiştim. " Aslında var. Yanlış anlamazsanız Bora sizin neyiniz oluyor acaba? " Gülümseyerek cevap verdi. " Ben annesinin yakın arkadaşıyım canım. Bora bana teyze der. Annesi ve babası şu an yurt dışında o yüzden burada Atlas'la kalıyor. Ben de arada uğruyorum." Anladım manasında kafamı salladım. " Ben yarın başlıyor muyum peki şimdi? " " Evet canım uyanmadan yarım saat erken gelsen bile yeterli olur. " Daha sonra ise bana kahve içmeyi teklif etmiş ben de kabul etmiştim. Biraz muhabbet etmiştik. Beni tanımak adına hakkımda birkaç soru sormuştu. Haklıydı da. Bora’yı emanet edeceği kişiyi tanımak istemesi normaldi. Kahveden sonra kendisiyle vedalaşıp evden ayrıldım ve arabama yöneldim. Yolda giderken Almina'yı aramam gerektiğini hatırlamıştım. Ne yapıyordu acaba? Sorularımı kendime değil de ona sormaya karar verdim ve kulaklığımı takarak Almina'yı aradım. " Alo canım nasılsın? " Telefon ikinci çalışta açılmıştı. " Biraz daha iyiyim. Sen nasılsın? " İyiyim demişti ama sesi hiç de iyiymiş gibi çıkmıyordu. " Ben de iyiyim. Fransa iyi gelmiş olmalı. Boşuna gitmiş olmayasın da. " Sesim biraz sitemkâr çıkmıştı. " Sena yapma ne olur. Kendimi toparlamam lazım benim. Burası bana iyi gelecek bak gör bir ay sonra eskisi gibi geri döneceğim sana söz veriyorum. " Onu daha fazla üzmemek için uzatmadım ve o gittiğinden beri olan olayları anlattım. On beş dakika daha konuşup evin önüne gelince de telefonu kapattım. Çantamı aradım ama anahtarımı bulamadım. Hatta hepsini yere bile döktüm ama yoktu. Almayı unutmuş olmalıydım.  Eğer şanslıysam mutfak kapısı kilitli değildir ve ben öyle içeri girebilirim. Arka tarafa yürüdüğümde kapının kilitli olmadığını görüp Allah'a bin kez teşekkür ederek içeri girdim.  Kapıyı kapatmak için hamle yaptığım an kafamdaki acı ile inledim. Beynim öyle zonkluyordu ki bacaklarıma hakim olamadım ve kendimi yere bıraktım. Çınar, kafama tava ile vurmuştu. Ciddiyim. Yerde oturmaya devam edip başımdaki ağrının dinmesini bekledim. Bu esnada Çınar yanıma çömelmiş suçlu bakışlarını üzerimde gezdiriyordu. Tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki ondan önce ben konuştum. " Tek kelime edersen seni döverim. " Susup oturdu. Doğru bir seçimdi, en azından kendi can sağlığı için. Yanımdaki tavayı gördükçe sinirleniyorum Allah’ım sabır ver. " Şurada davaylan vurdu davaylan diye bağırmak istiyorum Çınar. Allah tependen baksın Çınar. Geber Çınar. " " Ya abla fena mı oldu beynin yerine gelmiştir hem ne güzel işte. " Elimin altındaki tavayı alıp bir tane de ben onun kafasına vurdum. Bir de dalga geçiyordu pislik. " Al sana beyin Çınar. Hak ettin sen bunu. Beynim yerine gelmişmiş ahirete gidip geldim lan bildiğin. Kalan son hücrelerin ölmüştür inşallah. " Nefes bile almadan saydırıyordum ona. Tepemin tasını attırmıştı en sonunda işte. " Vicdansız mısın abla bozuntusu. Korktum da vurdum. Sen olduğunu bilsem vurur muydum sence? " Bir de duygu sömürüsü yapması yok mu? Ben olduğumu bilse yine vuracağını herkes biliyordu. " Evet vururdun hatta ben olduğumu bilsen daha sert vururdun. Ben senden her şeyi beklerim. Kalk bana ağrı kesici getir. Kafam zonkluyor senin yüzünden. " Söylene söylene ayağa kalıp dolaptan ağrı kesici ve su getirdi. Ben de ayağa kalkarak salona geçtim. " Hem sen ne diye korkuyorsun acaba? Tamam korkmanı anlarım ama tavayla saldırmak neden? " Tava kelimesi geçtikçe kusasım geliyor. " Kusura bakma, sen de olsan mutfak kapısından girmeye çalışan birini hırsız sanırdın. Bu evin kapısı yok mu? " Daha fazla onunla uğraşmak istemediğim için ona kes sesini bakışımı atıp odama çıktım. Biraz uyumaktan zarar gelmezdi herhalde.  Ama işte bana uyumak haramdı. Ben bu odayı ne zaman bu kadar dağıttım? Her şey her yerde. Oflaya puflaya toplamaya başladım. Bu geçen gün her yerde aradığım çorabım değil miydi? Peki ne işi vardı kitaplarımın olduğu çekmecede? Peki buna ne demeli. Çınar'ın donu neden benim iç çamaşırlarımın içindeydi? Daha fazla çıldırmadan hızlıca etrafı toplayıp çıkan çöpleri atmaya aşağıya indim. Çınar efendi kendine makarna yapmaya çalışıyordu. Becerebiliyor mu derseniz, hayır. Dışarı çıkıp iki adım ötemdeki çöp konteynerine gittim ve çöpü atıp arkamı döndüğümde Doğan ile dip dibe buldum kendimi. Burnum göğsüne çarptığı için sızlamaya başladığında ben de geri çekilip benden hayli uzun olan Doğan'a baktım. " Neden aniden dibimde belirip burnumu kırdığını öğrenebilir miyim? " Kafamı kaldırıp suratına baktım. Aslında yakışıklı çocuktu. Yeşil gözleri, biçimli burnu ve yeni yeni çıkan sakallarıyla her kızın isteyebileceği bir erkek modeliydi. Anlamadığım bir şekilde onun yanındayken kendimi hiç rahat hissetmiyordum. Sürekli tetikte olma ihtiyacı hissediyordum ve bu durum oldukça garibime gidiyordu. " Seni görmek için gelmiştim. Belki sinemaya falan gideriz. “ Yüzsüzlüğüne karşı alayla gülümsedim. Umarım alay ettiğimi anlamıştır. Kendisinde ona gerçekten gülümsediğimi düşünebilecek kapasite görebiliyordum. " Kardeşimi dövmenin hediyesini mi vereceğim? " Onu döven Çınar’dı aslında ama bu Doğan’ın da Çınar’ı dövmediği anlamına gelmiyordu. Düz mantık. Yüzü düştü, bu cevabı beklemiyordu büyük ihtimalle. Ne bekliyordu ki " Ahh tabii ki seninle sinemaya gelirim." dememi mi?  " O konu hakkında açıklamamı yapmıştım. Bana saldıran oydu."   " Mezuniyette bana sataştığını öğrenmiş ve kardeşlik damarı kabarmış. Büyütülecek bir durum yok." Sinirlenmeye başladığını fark etmiştim. Etmemek imkansızdı zaten. Alnında ki damar belirginleşmiş dişlerini sıkmaya başlamıştı. Ama beni şaşırtan şey sinirlenmesi değildi. Yüzüne yansıyan ufacık bir alay gülümsemesini yakalamıştım. İnsanları okumayı seviyordum. Çoğu zaman dışarıda açık bir alanda oturur; insanların yüzlerinden, gözlerinden, hareketlerinden ne hissettiklerini anlamaya çalışırdım. Bu konuda aşırı iyi değildim elbette. Fakat Doğan’ın yüzünde beliren o mimiği alaycılık dışında yorumlayamamıştım. " Sena seni sevdiğimi görmüyor musun? Seninle konuşabilmek için iki gündür peşindeyim." Evet biliyordum. Atlas'ın evinden çıktığımda da arkamdaki arabada beni takip ediyordu. " Sorun bu zaten Doğan, sadece iki gündür beni tanıyorsun ve görüyorsun. Açıkçası beni sevdiğine inanmıyorum. Peşimi bıraksan nasıl olur sence. Hem ben de rahat ederim. Şimdi sen bunu bir düşün benim işlerim var." Eve doğru yürüdüğümde arkamdan bağırdı . " Vazgeçmeyeceğim Sena Altan. Peşindeyim. " Aynen kanka anlamında elimi kaldırıp salladım ve eve girdim. Çınar yaptığı makarnayı tencereye yapıştırmıştı. Bıktım ben cidden. " Keşke sen de o tencereye yapışsan Çınar. " Cevap vermesine fırsat vermeden odama çıkıp yatağıma girdim. Artık uyumam lazımdı. Her yerim ağrıyordu. Kulaklığımı takıp gözlerimi kapattım. Dedim ya sadece on dakika sonra uykuya dalıyordum. Gözlerimi açtığımda saat gece yarısına geliyordu ve karnım acıkmıştı. Yataktan kalkıp unutmadığım anlar dışında asla ayağımdan çıkartmadığım terliklerimi giydim ve aşağıya inmeye başladım. Ama keşke merdivenlerde takılıp düşmeseydim. Kıçımın acısıyla zorla yerden kalkıp yiyecek bir şeyler aramaya başladım. Daha iki gün önce alışveriş yapmış olmama rağmen neredeyse dolabın dibi gelmişti. Nasıl oluyordu da iki günde her şeyi yiyebiliyorduk? Evde benim bilmediğim iki üç kişi daha yaşıyor olabilir miydi? Ben bunları düşünüp, düşündüklerime inanmaya başlamışken kapı çalmıştı. Bu saatte bizim evimize kim gelebilirdi?  Temkinli adımlarla kapıya yaklaştım ve dürbünden dışarıya baktım. Atlas? Beklemeden kapıyı açtım ve gözlerimin beni yanıltmadığını, cidden karşımda Atlas’ın olduğunu görmemle bir iki saniye duraksadım. " Atlas Bey ne işiniz var burada? " Soruma cevap vermedi. Yavaşça içeri girdi, bana yaklaşmaya başladı, o geldikçe ben geri geri gidiyordum. Sırtım merdivenin korkuluğuyla buluştuğunda canım acıdığı için ağzımdan küçük bir acı inlemesi kaçmıştı. " Atlas Bey ne yapı… " Baş parmağıyla dudağımı kapatıp fısıltıyla konuştu. " Bana Bey deme. " Ne saçmalıyordu bilmiyordum ama öyle bir fısıldamıştı ki bütün karşı koyma irademi alıp götürmüştü. Parmağını dudağımdan çeneme indirip çenemi tuttu. Zaten az olan mesafemiz onun beni kendine çekmesiyle sıfıra indi.  Ve beni öpmeye başladı. O an sanki dünya dönmekten vazgeçmişti. Ama etraf, dünyaya meydan okurcasına dönüyordu. Bu his bana o kadar tanıdık geliyordu ki... Sanki daha önceden de beni öpmüş gibiydi. Karşılık vermeme fırsat tanımadan benden ayrıldığında her şey normale dönmüştü.  Aynı benim de normale döndüğüm gibi... Başım aşırı derecede ağrıyordu. Ya Çınar kayıp ikizini bulmuştu ya da ben iyice kafayı yemiştim.  " Çınar neden senden iki tane var ablacım yıllar önce kaybettiğimiz ikizini mi buldun yoksa? " " Ohooo senin kafan ikinci darbeyi kaldırmadı kesin. Ablacım iyi misin?" " Değilim Çınar hiç değilim, başım zonkluyor. " Kolumdan tutarak kalkmamda yardımcı oldu. Beni salondaki koltuğa oturtup su getirmeye gittiği sırada aklıma baygınken gördüğüm rüya gelmişti. Ben ne görmüştüm öyle. Biz Atlas'la öpüşüyorduk. Bu çok saçmaydı. Ama bıraktığı hissi hâlâ hatırlıyorum. Çok, çok güzeldi. Ben onları düşünürken Çınar elinde suyla yanıma geldi.  " Abla bir günde iki tane darbe aldın kafana. Bir doktora falan mı gitsek acaba? " Aslında haklıydı, aldığım iki darbe de sertti ama şu an kendimi kötü hissetmiyordum. " Gerek yok. Kendimi kötü hissedersem giderim. Hem benim yatmam lazım yarın erken kalkacağım." Yavaşça kalkıp odama doğru çıkmaya başladım. Başım hafif ağrıyordu. Yukarı çıkınca hemen banyoya girdim. Üzerimdeki yorgunluğu bir an önce atıp uyumam lazımdı. Saçımı yıkayıp, vücuduma çikolatalı duş jelimi sürdüm. Sürekli aklıma gördüğüm rüya geliyordu. Acilen uyumam ve o gördüğüm rüyayı unutmam lazımdı. Banyodan çıkınca havalar ısındığı için üstüme geceliğimi giydim ve yatağa yattım. Alarmımı kurup olmazsa olmazım kulaklığımı takıp uykuya daldım. Sabah saat 08.00’da kalkmış, kahvaltı yapmaya vaktim olmadığı için Bora ile yemeye karar vermiştim. Sonuçta onunla yiyemem diye bir şey yoktu. Olursa da saçma olurdu zaten. Hizmetçi değilim sonuçta. Arabama binip son ses müzik açmıştım. Ve bütün yol boyunca Courtesy Call - Thousand Foot Krutch dinlemiştim. Atlas'ın evinin kapısının önündeydim şimdi. Saat 08.30’du. Bora yarım saate uyanmış olurdu. Hemen zili çalıp kapının açılmasını bekledim. Atlas kapıyı açtığında üstünde sadece bir pantolon vardı.  Şok olmuştum. Gözünün içine bakmaya çalışıyor, gözüm sürekli çıplak vücuduna kayıyordu. Cidden bu adam dünyadaki bütün kızlardan uzak tutulmalıydı. Sağlığımız için bu gerekliydi. Benim onun vücuduna bakmama çabalarım onu eğlendiriyor olmalıydı ki karşımda otuz iki diş sırıtıyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım. " Beni içeri almayı düşünmüyor musunuz Atlas Bey? " Atlas Bey dediğimde aklıma yine rüyam gelmişti. Gözlerim ister istemez dudaklarına kaydı. Dudakları bir erkeğe göre ciddi anlamda güzeldi. Gözlerimi gözlerine çevirdiğimde onun da benim dudaklarıma baktığını fark ettim. Aradaki çekim kuvvetini azaltmak amacıyla yalandan öksürdüm. O da kendine gelmiş olacak ki beni içeri davet etti. Hemen mutfağa girerek kahvaltı hazırlamaya başladım. Atlas mutfaktaki masaya oturduğunda ona doğru döndüm. " Siz gitmeyecek misiniz? Simge Hanım evde olmaz demişti. " Gitmesi benim için en iyi ihtimaldi şu an. Yoksa ona her baktığımda rüyam aklıma gelecekti ve ben bundan hoşnut değildim. " Yanılmış, bugün gitmek istemiyorum. Buluşmamı sonraya da erteleyebilirim. " Deyip telefonunu çıkardı ve mutfaktan çıktı. Gitmeyecekse o zaman kahvaltı yapacaktı. Bu düşünceyle kahvaltılık da çıkardım masaya. Yarım saat sonra her şey hazırdı.  Atlas'ı masaya çağırıp Bora'yı uyandırmaya gittim. Ama o zaten uyanmış oyuncak basket potasında oynuyordu.  " Bora'cığım kahvaltın hazır. Hadi aşağıya inelim. " Bora bana baktı ve elindeki topu bırakarak yanıma geldi.  " Seni tanıyorum. Beni arabadan kurtaran ablasın sen. Neden buradasın? " Kendi yaşıtlarına göre oldukça düzgün konuşuyordu. Evet anlamında kafamı salladım.  " Evet canım benim. Yeni bakıcın ben olacağım adım Sena. " Elimi uzattığım zaman küçücük elleriyle elimi sıktı ve tekrar göğsünde birleştirdi. Gülen yüzüyle konuştu. " Ben seni şimdiden çok sevdim. Eski bakıcılarım benimle hiç böyle konuşmazdı. " Kaç tane bakıcı değiştirmişti bu çocuk? " Ben de sizi çok sevdim küçük bey. O zaman üstünüzü değiştirirken bana yardım etmeye ne dersiniz? " Tamam anlamında başını sallayıp beni dolabına götürdü. Bir çocuğa göre oldukça fazla kıyafeti vardı. Bana giymek istediklerini gösterdi. Ben de üstünü giydirdim. Aşağıya indiğimizde Atlas bizi bekliyordu. Bora koşarak Atlas'a sarıldı. Bu hareketine gülümsemiştim. " Amca ben Sena ablayı sevdim. Hep benim bakıcım olabilir mi? " Haberlerde okuduğum yazı aklıma geldi o an. Atlas’ın bir abisi vardı fakat abisinin çocuğu olduğu yazmıyordu. Zaten bunun merakı ile atılmıştım bu işe. Ama demek ki yanlış haberdi. Günümüzde magazinlere pek güven olmuyordu ne de olsa. İnsanları yalan haberlerle yerin dibine sokuyor, yalan olduğu anlaşılınca da biz kesin konuşmadık diye işin içinden sıyrılıyorlardı. " Kalsın aslanım, hadi şimdi kahvaltı yapalım. " Kahvaltımızı yaparken Atlas'ın gözlerini iki üç kez üzerimde hissetmiştim. Bu beni rahatsız etmemişti garip bir şekilde. Normalde izlenmekten hoşlanmazdım. Herkes kahvaltısını bitirdiğinde masayı toplamıştım. Bora'yla biraz oyun oynayıp uyku saatinde odasına çıkartmıştım. Beni de yanında istediği için yanına yattım. Tamamen uykuya daldığında yanından kalkıp aşağıya indim. Atlas bilgisayarında bir şeylerle uğraşıyordu.  " Atlas Bey kahve yapacağım siz de ister misiniz? " Kafasını bilgisayardan kaldırıp bana baktı.  " Sade, şekersiz. " Kafamı salladım ve mutfağa geçtim. Kahveleri yaparak salona geçtiğimde Atlas'ın cd arşivinden film aradığını gördüm. " Aksiyon mu korku mu yoksa komedi mi? " Korku sevmezdim. Korktuğumdan değil de hoşuma gitmiyordu. Komediyi direkt elemiştim zaten. Onun yanında çirkin gülüşlerimden birini yapmak istemiyorum çünkü.  " Aksiyon. " Neden film izlediğimiz hakkında bir fikrim yoktu zaten filmin daha yirminci dakikasında sıkılmıştım. Atlas da sıkılmış olmalıydı çünkü filmi kapatmıştı. Bana doğru döndü.  " Anlat bakalım. Mesela kimsin ailen arkadaşların falan. " Bunu sormasını beklemediğim için biraz duraksadım. Sonra cevapladım. " 19 yaşındayım. Üniversitede olmam gerekirken liseyi bu sene bitirdim. Konservatuvar okuyacağım büyük ihtimalle. Aileme gelirsek, annem yurtdışında şirketimizin başında. Babamla boşandılar. Bir de kardeşim var Çınar o da 17 yaşında " Kafasını salladı. Sonra da kendinden bahsetmeye başladı. " Ben de 24 yaşındayım. Asıl işim mimarlık ama ben babamla beraber şirketi idare ediyorum. Abim var evlendi şimdi yurtdışında. Bora var işte. Sonra annemi üç yıl önce kaybettik. Bu kadar. " Başımı salladım. " Başınız sağ olsun. " Ailem ne kadar ayrı olsa da ikisinden birinin ölmüş olma düşüncesi beni korkutuyordu. Onun adına üzülmüştüm. " Teşekkürler. Bora ilk defa bir bakıcısına bu kadar çabuk alıştı. Beklemiyordum açıkçası. " " Çocuklarla iyi anlaşırım zaten. Bora'yla da iyi anlaştık. " Saat öğleden sonra iç civarı kalkıp yemek yapmış Bora uyanınca da hep beraber yemiştik. Bütün işleri hallettikten sonra evden ayrılmış kendi evime gelince hemen kendimi banyoya atmıştım. Çınar geldi mi gelmedi mi hiç bakmadan Almina ile iki saat konuşmuş ve kendimi yatağa atmıştım. Yine kulaklıkla müzik dinlerken telefonuma mesaj geldi. Gönderen: Atlas Demir " Yarın Bora'yla hayvanat bahçesine gideceğiz. Eğer gelmek istersen sabah 11.00’de seni almaya geliriz. " Gönderilen: Atlas Demir " Olur gelirim. İyi geceler. " Bu adam madem yeğeni ile bu kadar ilgilenebiliyordu neden bir bakıcıya ihtiyaç duymuştu ki? Ben de sanıyordum kendisi o kadar meşgul ki eve gelemiyor. Tabii Bora’nın iyiliğini düşünmesinden kaynaklı olarak beni tanımak adına işe gitmiyor da olabilirdi. Bilemezdim. Ama onların ikisi ile hayvanat bahçesine gitme fikri kulağa hiç kötü gelmiyor, aksine çok eğlenceli bir gün olacakmış hissiyatı veriyordu. - Bölüm Sonu -
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD