BÖLÜM 5

2397 Words
Sabah alarmımın sesiyle uyanmış hemen kısa bir duş alıp kıyafet seçmeye başlamıştım. İçimde bir yerlerde görünüşüme üst düzey önem vermemi söyleyen bir ses vardı. Fakat onu dinlersem hayvanat bahçesi gibi bir yere abiye ile gidebilirdim. Bu nedenle o sesi def ettim ve günlük kombinlerimden birini yapmaya karar verdim. Kısa kot şort giyerek üstüne salaş mavi bir bluz giydim. Boynuma da bir fular bağladım. Saçımı sımsıkı bir at kuyruğu yapıp ayağıma beyaz ayakkabılarımı giydim.  Gelmelerine daha bir saat vardı. Aşağıya inip kendime kahve yapmaya karar verdim ve merdivenlerden seke seke indim. Çınar koltukta oturmuş boş televizyon ekranına bakıyordu. Kahvemi yapıp yanına gittiğimde hâlâ aynı pozisyondaydı. " Çınar ne yapıyorsun? " Kafasını dahi çevirmeden cevapladı. " Televizyon izliyorum sen? " Gülmemek için kendimi zor tuttum. Ya tertemiz delirmişti ya da kafasını oldukça meşgul eden bir konu vardı. " Ne izliyorsun peki? " Biraz dalga geçmenin kimseye zararı olmazdı herhalde. " İntikam Peşinde. "Daha fazla dayanamadım ve kahkaha atmaya başladım. " Komik olan ne? " Kahkahamı zar zor durdurup derin bir nefes aldım.  " Çınar televizyon kapalı. " Kafasını iki yana sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Kendine geldiğinde kapalı ekrana bakıp kendi kendine mırıldandı ama anlayamadım. " Anlat bakalım bu dalgınlığının sebebi ne? " İlk başta söylemek istemedi fakat zorlayınca daha fazla dayanamadı ve konuşmaya başladı. " Âşık oldum. " Gözlerimi devirdim. " Ee yani? “ Bakışları beni buldu. Gözlerinde oldukça yoğun bir bakış vardı. Ne olduğunu anlamıyordum. " Yeliz ile ilişkimiz çok spontane gelişmişti. Hiç aşık olacağımı düşünmemiştim. Birden vuruldum kıza. " O sırada dışarıdan korna sesi gelince ayağa kalkarak kapıya yöneldim. " Kurtuldun sanma akşama her şeyi tek tek anlatacaksın. " Anahtarımı alıp kapıyı kapattım. Bir tava macerası daha yaşamak istemiyordum açıkçası. Atlas ve Bora son model bir arabayla beni bekliyorlardı. İkisi de arabaya yaslanmıştı. Atlas siyah, vücut hatlarını hayli hayli belli eden bir t-shirt ve kot pantolon giymişti. Saçı her zamanki gibi ayna karşısında on saat uğraşılmış gibiydi.  Bora ise sanki onun küçük modeliydi. O da siyah t-shirt kot pantolon giymişti. Çocuğu kendine benzetmekte kararlıydı anlaşılan.  Yanlarına gittiğimde Bora kucağıma gelmek istedi. Bana bir iki günde bu kadar alışmış olması çok hoşuma gitmişti. Kucağıma alınca da sıkıca sarıldı. Ben de ona sarıldım. " Ben kıskanıyorum ama Bora. " dedi Atlas. Beni mi kıskanmıştı. Şaka yapıyordu değil mi? " Amcana hiç böyle sarılmıyorsun. " dediğinde kendime küfrettim. Cidden beni kıskandığını düşünmüştüm. Salak mıyım neyim. Bora kucağımdan hızlıca inip Atlas'a sarılmaya gittiğinde ben de utancımdan hemen arabaya bindim. Arabanın dikiz aynasına baktığımda herhangi bir kızarıklık görmemiştim ama cidden çok utanmıştım.  Düşüncelerimi Atlas bilmese de ben biliyordum ve bu çok utanç vericiydi. Atlas ve Bora da arabaya binince yola koyulduk. Kafamı camdan tarafa çevirerek camdan Atlas'ı izlemeye başladım. Gerçekten göz kamaştırıcı bir yakışıklılığı var. Saçları, gözleri kısacası her bir zerresi beni benden almaya yeminliydi sanki. " Beni camdan izlediğini görmeyeceğimi mi sandın? " Yüzündeki sırıtış ve sözleri fena yakalandığımın habercisiydi. Ama bir söz vardı biliyor musunuz? Kendini kurtarmak adına yaptığın her şey mubahtır. " Sizi izlemiyorum, neden sizi izleyeceğim ki? " Tek kaşını kaldırıp düşünüyormuş gibi yaptı. Bunu yapmasan olmayacak dimi be adam. " Hmm bilmem ki belki çok yakışıklı olduğumu fark etmişsindir falan. " ikinci saçma ama gerçek bir cevap. Ego yığını olduğunu da şimdi fark ettim mesela. Tabii bunu içimden demiştim. " Yakışıklı olduğumu kabul ediyorsun yani? " Hadi ama ben onu dışımdan mı söylemiştim. Bu sefer gerçekten rezil oldum. Tamam sakin, bozuntuya vermemeye çalış. " Ego yığını olduğunuzu kabul ediyorsunuz yani? " Evet güzel laf. Tamam şimdilik kurtarmış olabilirim. Ama dikkatli olmalıyım canım. Ben her şeyi dışımdan söylersem ohoo. O konuşmadan sonra ne ben ne Atlas konuşmuştu. Bir ara Bora'yı bizim evde unuttuk sanmıştım. Ne yapayım sesi çıkmamıştı çocuğun. Meğerse uyuyakalmış. Hayvanat bahçesine geldiğimizde Bora önce aslanları görmek istemişti. Biz de önce aslanların sonra zürafaların yanına gitmiştik. Zürafaların yanında resim çekmek için telefonumu çıkardığımda bir tane zürafa gelip ağzıyla telefonumu almıştı(!) Kısa bir kalp krizinin ardından görevliler telefonumu geri vermişlerdi. Bütün gün boyunca gezmiştik. Lamanın biri Atlas'ın suratına tükürmüştü. Düşünsenize acayip yakışıklı bir suratın ortasında koca bir tükürük. Hatırladıkça kahkaha atasım geliyor. Dediğim gibi bütün gün gezmiştik. Yorgunluktan ölmeden hemen önce kendimizi bir restorana atmıştık. Siparişleri verip beklemeye başladık. Bu sırada Bora ve Atlas kendi aralarında konuşuyorlardı. " Amca bana bisiklet sürmeyi öğretir misin? " dedi Bora. Atlas bir iki saniyeliğine bana bakıp yine Bora'ya döndü. " Tabi aslanım ne zaman istersen öğretirim. " Bora bu sefer bana döndü. " Sena abla sen bisiklet sürmesini biliyor musun? " İkisi de soru soran gözlerle bana baktılar. Hayır bilmiyorum. Biraz garipti ama bisikletten oldum olası korkmuştum. Belki küçükken şahit olduğum bir bisiklet kazası yüzünden olabilirdi. Çocuk gözümün önünde bisikletle arabanın altına girmişti. Cidden kötü bir görüntüydü. " Hayır canım bilmiyorum. " Bir amcasına bir bana baktı. Sonra birden yüzü parladı. " O zaman amcam sana da öğretsin olur mu amca? " Atlas cevaplamadan ben cevapladım. " Yok canım amcan şimdi sana öğretsin ben bilmesem de olur değil mi? " Başını iki yana sallayıp dudaklarını büzdü. " Hayır olmaz. Ben öğrenince kiminle yarışacağım o zaman. Amcam beni yener hep ne olur Sena abla. " Daha fazla dayanamayıp kabul ettim. Bir de başımıza bisiklet işi çıkmıştı. Atlas'a baktığımda içten bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Ben de ona aynı içtenlikle gülümsedim. Saat akşam beş olduğunda artık kalkmaya karar verdik. Beni evime bıraktılar. Tam kapıdan çıkacakken Atlas'ın sesiyle durdum. " Sena sen yarın gelme. Bugün yeterince yoruldun zaten. Yarın Bora'yla ben ilgilenirim. Şirkete götüreceğim zaten. " " Teşekkürler Atlas Bey. İyi geceler. " Diyerek arabadan indim. Eve girecekken karşımda yine Doğan'ı buldum. Bıkmıyordu Allah’ın belası. Kollarını göğsünde bağlamış giriş merdiveninde oturuyordu. Artık gerçekten sıkılmıştım. Yanına gidip tam karşısında durdum. " Yine ne var Doğan? " Bana biraz daha yaklaştı. " Arabadaki kimdi Sena? " yine mi aynı muhabbet. Ona biraz daha yaklaşıp tam gözünün içine baktım. " Sana ne Doğan. " beni kolumdan tutup kendi bedenine yapıştırdı. Yüzüme iyice yaklaştı, artık aramızda sadece bir santim vardı. " Seni seviyorum diyorum ne demek sana ne? Senin her şeyin beni ilgilendirir. " Artık iyice sinirlenmiştim. Kolumu ondan kurtarmaya çalıştım ama beceremedim. Çok sıkı tutmuştu. " Bırak beni. Benim hiçbir şeyim seni ilgilendirmez. Ruh hastası mısın nesin. " Gözlerinden sinirlendiği belli oluyordu ama çokta umurumda olduğu söylenemezdi. Ve sesini yükseltti. " Bir daha böyle konuşursan çok kötü olur duydun mu beni? " Tam ne olur diye çıkışacakken yandan gelen bir yumrukla ağzımdan bir çığlık kaçtı. Doğan iki seksen yere serilince üzerinde bir Atlas görmeyi beklemiyordum. Tamam, Atlas olmasını bekliyordum. Ama bir şey demeyecektim. Hak etmişti biraz dayak yese fena olmazdı. " Ne kötü olur söylesene şerefsiz! Bir daha seni bu kızın yanında görmeyeyim o zaman kötü olacak şeyi sana gösteririm. " Sabaha sesi kısılacaktı. O nasıl bir bağırıştı öyle. Kulaklarım çınlıyordu. Doğan kendinden geçecek gibi olduğunda yeterli olduğunu düşünüp araya girmek için yeltendim. Atlas'ı zorla tutup ayağa kaldırdım. O da bir iki yumruk yemiş olacak ki kaşı kanıyordu. " Atlas Bey teşekkür ederim gerçekten. Kaşınıza bir şeyler sürsek iyi olacak içeri gelin isterseniz. "  Bana baktı ve gülümsedi. Arabaya doğru gitti ve ön kapıdan bir şey alıp yanıma geldi. Bana uzattığında fularım olduğunu gördüm. " Bunu vermek için geldim. Ama neyle karşılaştım. “ Teşekkür edip fuları aldım. " Bir daha aynısı olursa beni arıyorsun ve ben geliyorum anladın mı? " Tam gerek yok diyecekken itiraz kabul etmediğini belirtti. Tekrar teşekkür ederek eve girdim. Eve girene kadar bekledi. Sonra da arabanın motor sesini duydum.  Atlas’ın Doğan’a olan tavırlarında bir tuhaflık sezmiştim. Aynı Çınar’ın tepkisi gibiydi ama daha da şiddetliydi. Doğan’ın birden ortaya çıkması da kafamı kurcalamıyor değildi ama bunları düşünmeyi erteleyecektim sanırım. Oldukça yorgundum. Arkamı döndüğüm an Çınar ve Yeliz’i salondaki koltukta görmüştüm. Keşke sadece oturuyor olsalardı… " Lan olan var olmayan var kıskanırlar. Ayrılın ayol!! " Yeliz, nihayet benim geldiğimi fark ettiğinde Çınar'dan ayrıldı ve ayağa kalktı. Yanıma gelip hoş geldin dedikten sonra mutfaktan bir bardak su alarak merdivenleri çıkmaya başlamasını izledim. " Çınar bir şey demek istiyor musun? “ Başını iki yana sallaması ile omuz silktim. “Güzel. Ben yukarı çıkıyorum. Aşık olduğun kız ile sana iyi eğlenceler diliyorum. “ Ona dil çıkartıp odama çıkmak için merdivenlere yöneldim. Odama çıkar çıkmaz üzerimi değiştirip bilgisayarımı çalıştırdım ve son ses müzik açtım. Biraz deşarj olmaya ihtiyacım vardı. Birkaç dakika deli gibi dans edip şarkı söyledikten sonra uzun zamandır i********:’a hikaye atmadığımı hatırladım ve birkaç fotoğraf çekildim. On iki bin takipçim vardı. Çoğu kendi çapımda söylediğim şarkıları paylaştığım için takip ediyorlardı. Çekildiğim fotoğraflardan birini attım an yeni bir takipçi bildirimi düşmüştü ekrana. Atlas Demir. Yok artık yanlış mı gördüm diye bir daha baktım ama doğruydu. Atlas’ın takipçi sayısı Allah'a emanet gidiyordu. Geri takip edip ana sayfaya girdiğimde bir arkadaşımın sahildeyken resmini görüp uzun zamandır denize gitmediğimi fark ettim. Bizimkileri toplayıp gitsek hiç fena olmazdı değil mi? Hızlıca merdivenlerden inip salona baktım. Çınar ve Yeliz film izliyordu. Anında önlerine atlayıp filmi izlemelerini engelledim. İkisi de soru soran gözlerle bana baktılar. " Yarın denize gidelim. " İlk önce birbirlerine baktılar. Sonra da fikir hoşlarına gitmiş gibi onayladılar. " Tamam hadi kalkın sizi yemeğe götüreyim. " Ani fikir değişimlerim gariplerine gitmiş olacak ki aval aval suratıma baktılar, sonra boş vermiş olmalıydılar ki aynı anda ayağa kalktılar. Tam birbirlerini bulmuşlar. Boğaz kenarında bir yere gitmeyi planlıyordum. Arabaya binince Yeliz arabanın üstünü açmamı istedi. Ben açınca da çıktı yukarı şarkı söylemeye başladı. Bakın ciddi söylüyorum bu kızın kafası aynı ben. Yemek yiyeceğimiz restorana gelince boş masa bulup oturduk. Ben Atlas ve Bora'yla yediğim için sadece çikolatalı pasta istedim. Sevgili çiftimiz de balık söylediler.  Yemekleri beklerken nasıl tanıştıklarını sordum. İlk tanıştığımızda sorma fırsatım olmamıştı. Birbirlerini bu seneden tanıyorlarmış. Aynı sınıftalarmış. Birbirlerinden hoşlanıyorlarmış fakat söylemeye cesaret edememişler. Benim mezuniyet günümde, yani Yeliz ile tanıştığım gün, Yeliz okulun kütüphanesinde eski erkek arkadaşı ile kavga ederken Çınar araya girmiş. Birkaç önemsiz detaydan sonra da sevgili olmuşlar. Nasıl bu kadar hızlı geliştiğini anlamlandıramadım ama sormadım da. Yemekler gelince sessizce yemekleri yiyip içeceklere geçtik ve sohbet etmeye başladık. Yeliz'in bir tane bizim yaşımızda abisi varmış. Ailesini de iki sene önce trafik kazasında kaybetmiş. Gece yarısına kadar restoranda oturup geç olunca dönmeye karar verdik. Önce Yeliz’i evine bırakmış daha sonra kendi evimize gitmeye başlamıştık. Çınar’a birkaç gereksiz abla tavsiyesi verdikten sonra günün yorgunluğunu atabilmek için hızlı adımlarla odama çıkmış, duş almış ve kendimi yatağıma atmıştım. Çok yorgundum. Kendimi anında uykuya teslim ettim. Sabah Çınar uyanmayınca kafasından aşağıya soğuk su dökerek uyandırdım onu. O hazırlanana kadar bikinimi giyip üzerime dizimin bir karış üstünde ki plaj elbisemi giydim. Plaj çantama güneş kremi, şapka, gözlük ve şarj aletimi aldım. Orada takacak yer bulurdum. Olmadı Çınar'a takardım.  Mutfağa inip bizim için kişi başına iki tane sandviç hazırladım. İçecek olarak da soğuk çay koymuştum. Evden çıkıp Yeliz'i almaya gittik. O da mor kelebek desenli bir plaj elbisesi giymişti. Arabaya binince bilinen bir plaja gittik.  Boş şezlong bulmak zor olsa da sonunda üç tane bulmuştuk. Çınar Yeliz'e güneş kremi sürerken ben de kendime sürmüştüm. Yalnızlığın gözü kör olsundu. İlk önce kendi resmimi çekip konum bildirerek paylaştım. Daha sonra hep beraber çekilmiştik ve onu da atmıştım. Birlikte denize girmiş, çok açılmadan yüzmüştük. Yeliz gerçekten çok profesyonel yüzüyordu. Sorduğumda uzun bir zaman yüzme eğitimi aldığını daha sonra da ülke çapında yapılan birkaç yarışmaya katıldığını söylemişti. Denizden çıkıp yemek yemiş sonra da voleybol oynamaya gitmiştik. Şu an ikinci setteydik. Yeliz ve Çınar'ı karşı takıma atmıştım. Çınar nasıl oynadığımı bildiği için benim rakibim olmak istememişti ama karşı takımdan biri Yeliz'e sulanınca yenileceğini bile bile karşı takıma geçmek zorunda kalmıştı. Garibim. Topu servis kullanmam için bana verdiler. Lisede voleybol takımında olduğum için gayet iyi oynuyordum. Hızlı bir servis kullandım ve yerime yani liberoya geçtim. Karşı takım biraz zorlansa da topu karşıladı ve bize gönderdi. Gelen topa manşet vurup pasöre yolladım. O topu smaç basmam için kaldırınca ben de zıplayıp smaç bastım. Karşı takımda en az bizim kadar iyiydi. Çınar attığım smacı karşılamak için kendini yere atıp manşet vurdu. Yeliz de topu smaçöre kaldırdı. Onların smaçörü smaç basmak için zıpladığında ben de aynı zamanda bloka kalktım. Top bana çarpıp tekrar onların alanına düşünce 25-24 öne geçtik. Çevredekiler çekişmeli bir maç olduğu için meraklanmış ve izlemeye gelmişti. Aldığım sayıyla beraber herkes alkışlamaya başladı. Gözlerimi birkaç saniye kalabalığın arasında gezdirdim. Atlas ve Bora'yı görünce şaşırmıştım. Neden burada olduklarını tahmin etmek zor değildi. Attığım konum sayesinde nerede olduğumu bilmeleri çok normal. Ama benim anlamadığım neden gelmek istemiş olduklarıydı. Belki de Bora gelmek istemişti. Yanlarına adımladım, karşılarında durdum ve neden burada olduklarını sordum. Tamamen meraktan. " Sizin ne işiniz var burada şirkete gitmeyecek miydiniz? " Bora hemen cevapladı. " Amcam telefonda senin resmini görünce eve gidip üstümüzü değiştirdik ve buraya geldik. " Az önceki düşüncem Bora’nın sözleri ile çürümüştü. Demek Bora değil de Atlas yanıma gelmek istemişti. İyi de neden? Boşuna dememişler çocuktan al haberi diye. Atlas'a bakarak gülmeye başladım. " İyi oynuyorsun. Tebrikler. " Teşekkür edip tekrar yerimi aldım. Set sayısı 26'ya uzamıştı. Servis yine bizdeydi ama bu sefer başka biri kullandı. Karşı takımdan bir kız topu karşıladı ve bize yolladı servis kullanan kız manşet alayım derken düşünce benim tavsiyemle oyundan çıktı. Beni asıl şaşırtan kızın yerine oyuna giren Atlas'tı. Benim pasörüm olmuştu. Bu beni biraz heyecanlandırmıştı. Ne birazı, kalbim yerimden çıkacak şimdi. Sanki hiç voleybol oynamamışım gibi elim ayağıma dolaşmış, topa nasıl vurulacağını unutacak duruma gelmiştim. Kızın düşmesiyle sayı tekrarı olmuş son sayıyı da karşı takım almıştı. 1-1 olduğu için son set oynanacaktı. Son sayıya geldiğimizde Atlas servis kullandı ve karşı takım direkt olarak bana yolladı. Ben parmak pasla Atlas'a yolladım, o da topu bana kaldırdı ve smaç bastım. Karşı takım topu karşılayamayınca son sayıyı biz kazanmıştık. Yani set bizimdi. Maçı 2-1 kazanmıştık. Hepimiz çok yorulduğumuz için önce biraz dinlendik. Atlas Bora'yla denizin kenarında kumdan kale yapıyordu. Ben denize girmek için kalktığımda Atlas da Bora’yı Çınar’ın yanına yolladı ve yanıma geldi. " Küçük bir yarışa var mısın bakalım?" Onu beklemeden suya atladım ve kulaç atmaya başladım. Atlas arkamda mıydı bilmiyorum ama ben bayağı yüzmüştüm. Kafamı sudan çıkardığımda ilk başta Atlas'ı göremedim. Kendisi yüzeye çıktığında görebilmiştim anca. Etrafa baktığımda güvenlik şeridini geçtiğimizi gördüm. " Atlas Bey şeridi geçmişiz tehlikeli olabilir geri dönelim hadi. " Bana hak verince tekrar yüzmeye başladık. Ama ayaklarımı çırpmaktan yorulmuştum. Atlas ise önden gidiyordu. Bacağıma bir ağrı girince olduğum yerde durdum. Büyük ihtimalle kramp girmişti. Ama panik yaparsam suya batacağımı biliyordum. Fakat ayağıma bir şey dolanınca panikledim ve hareket etmeye çalıştım. Son kalan gücümle Atlas'a bağırdım. "Atlas yardım et. Kramp girdi. " Bana bakıp endişeyle yanıma yüzmeye başladı. Ben daha fazla dayanamayıp çırpınmayı bıraktım. Boyum suyu bayağı aştığı için nefes almakta zorlanıyordum. Daha fazla çabalamayı bırakıp kendimi suya teslim ettim. - Bölüm Sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD