Bilincimi kaybetmeme ramak kala sudan çıkartıldım. Ciğerlerime dolan havayla beraber derin bir nefes aldım, aldığım nefesi öksürüklerim takip etmişti. Yanan gözlerimi zar zor açıp dibimde duran ve oldukça endişeli görünen Atlas'a baktım. Beni sudan çıkardığı için teşekkür edecektim. Ama sesim çıkmadı. Kendimi zorlayıp çatallaşan sesimle teşekkür ettim. Beni tutmakta zorluk çekmediği belliydi, yine de kucağından inmeye yeltendim.
Beni daha sıkı tutup su basıncının el verdiği kadar yukarı kaldırdı. Böylece kafam artık boynuna değiyordu.
" İnmek yok bizim yokluğumuz fark edilene kadar bekleyeceğiz. Seni kumsala kadar taşıyamam. " Kim bilir bizi ne zaman fark edeceklerdi.
" Atlas Bey fark etmeleri uzun sürebilir. Suyun üstünde daha fazla böyle duramayız. Hem ayağım da geçti. " ama beni dinlememişti.
Ellerimi boynuna sardım. Amacım kesinlikle tutunmak ve suya düşmemek. Ellerim boynuna değince vücudu kasıldı. Vücudunun kasıldığını fark etmiştim ama o belli etmemeye çalışarak gülümsedi.
" Bakıyorum da halinden gayet memnun gözüküyorsun. " dediğinde hemen ellerimi çektim. Sırıtması daha da büyüdü. Bu sefer kızardığımdan emindim.
" Utandığın zaman bu kadar komik olduğunu bilseydim seni hep utandırırdım. " daha fazla ne kadar rezil olabilirdim acaba?
" Atlas Bey, cidden bu durumdayken tek derdiniz benim utanıp utanmadığım mı? Şu olayı biraz ciddiye alsanız. " yüz hatları alaycı görünümden ciddi bir hal alınca biraz olsun rahatlamış, fakat geçen dakikalarda tek kelime dahi etmemesi canımı sıkmıştı. Daha fazla dayanamayıp ben konuştum.
" Tamam ciddi olun dedim de konuşmayın da demedim yahu. Çok ciddi oldu bu. " gözlerini bana dikti.
" Bu kadar yakınımdayken konuşmam sakıncalı olabilir." Tam ağzımı açmış ne demek istediğini soracakken sahil güvenliğin sesini duyduk.
" Siz ikiniz ne yapıyorsunuz burada? Kumsaldaki arkadaşlarınız uzun zamandır gelmediğinizi söylemese bütün gün burada mı kalmayı düşünüyordunuz? " dedi genç görevli. Atlas kısaca durumu izah etti. Daha sonra görevliler bizi bota bindirip kumsala götürdüler. Bora'nın gözleri kızarmış, Çınar da ona sarılmıştı. Yeliz'in ise yüzünde endişe vardı. Herkesi ne kadar korkuttuğumuzu o zaman anladım. Bottan inip ilk önce Bora'nın yanına gittim ve sıkıca sarıldım. Atlas’ı gördüğünde beni bırakıp hemen Atlas'a sarıldı. Amcasına çok düşkün olduğu belli oluyordu.
Çınar'a döndüğümde sinirli yüzüyle karşılaştım. Azar yiyecektim. Ama benim bir suçum yoktu ki.
" Ablam olmasan ve sana ihtiyacım olmasa seni şu an denizde boğardım! Nasıl korktum haberin var mı senin aklım çıktı lan! "
Aniden ona sarılınca o da beklemeden kollarını belime sardı. Ne kadar birbirimizi sinir etsek de aynı kandandık biz. Birimize bir şey olsa yaşayamazdık. Ayrılınca gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Tam havadaki duygusallık geçsin diye dalga geçecekken o benden önce davrandı.
" Dalga geçersen üstüne işerim. " benden ve Yeliz'den öğürme sesleri gelirken Atlas ve Çınar yumruk tokuşturdular.
Akşama doğru kumsala bir grup kız gelmişti. Hepsi de maşallah denecek türdendi. Yeliz'i dürttüm. Gösterdiğim yere bakınca kaşları çatıldı. Kızları şöyle bir süzdükten sonra sinirle bana baktı.
" Bu bizim okulun popüler kızı(!) Gamze ve tayfası. Bir ara Çınar’da gözü vardı ama Çınar yüz vermedi. " dedi.
Akşam olduğu için çoğu insan kalkıp gitmiş, bu yüzden onların şezlong bulması zor olmamıştı. İki üç şezlong yanımıza oturdular. Gözüm denize kayınca Atlas'ın sudan çıktığını gördüm. Kaslarını kapıyı yarı giyinik halde açtığında görmüştüm sadece. Ama sudan çıkınca ve su damlaları saçından göğsüne, oradan da vücuduna akınca tuhaf olmuştum.
Yeliz'in Çınar'a bağırmasıyla ben de girdiğim o fantezili dünyamdan çıkıp onlara döndüm. Çınar Bora'yla beraber sudan çıkıp yanımıza geldi. Atlas da yanımdaki şezlonga yattı. Artık gitsek iyi olacaktı. Yeliz'e kaş göz yapıp kalkalım dedim. O da bana hak vererek aniden ayağa kalktı.
" Haydi gidelim, neden çünkü hava kararacak. Hava kararırsa ne olur denizdeki balıklar korkar ve kaçar. Ben onların kaçışını izleyemem ağlarım o yüzden haydi gidelim. "
Bu konuşmadan sonra beynimdeki hücreler beyaz bayrak çekmişti. İç organlarım nefeslerini tuttuğu için az kalsın havasızlıktan ölüyordum. Diğerlerine baktığımda benimle aynı durumda olduklarını gördüm. Bora, anlamsız gözlerle bu saçmanın da saçması bahanenin sahibine bakıyordu. Geri kalanlar ise dehşet içindeydiler. Olaya el atıp düzgün bir açıklama yaptım.
" Yan tarafta oturan kızlar sizi dikizlediği için şu an buradan kalkmalıyız. "
Bir dakika hatlar karıştı. Ben bunu söylemeyecektim ki. Yeliz sıçmış ben sıvamıştım. Bu sefer de erkekler saçma salak sırıtmaya başlamıştı. Biz yaklaşık on dakika dil döküp onları zorla gitmeye ikna ettikten sonra tam kalktığımızda yan tarafın çete lideri gibi gözüken kız gelip o yamuk ağzıyla konuşmaya başladı.
" Gençler güneş kreminiz var mı acaba biz unutmuşuz da. Bir de sürecek kişilere ihtiyacımız var. " cilveli cilveli konuşup bir de dudağını sarkıttı. Çantamdan güneş kremini çıkartıp fırlatırmış gibi kıza uzattım.
" Al şu güneş kremini sürecek kişiyi de başka yerde ara. " Kız, kremi yere atıp bana doğru yürümeye başladı. Kavga mı edecektik. Tamam sorun yok zaten avcum kaşınmaya başlamıştı.
" Sen bana orospu demeye mi getirdin lafı? " o yamuk ağzıyla konuştu. Aslında öyle bir imada bulunmamıştım ama kendisi bilirdi. Öyle anlamak istediyse yalanlamayacaktım.
" Hayır canım, direkt sana orospu diyorum. " Birden üzerime gelmeye başladığında geri çekilmedim. Bir de geri mi çekilecektim? Tam dibimde durup gözlerini gözlerime dikti.
" Götün yiyorsa bir daha söylesene. " Kızın kulağına doğru eğilip fısıldadım.
" Orospu " kolumu tutup sıkmaya başladığında diğer elimle saçına asılıp kafasını arkaya çektim. Saçının acısıyla çığlık atıp kolumu bırakmış, ben ise yerden güneş kremini alıp bütün hepsini yüzüne sıkmıştım.
" Al sana krem, al sana süren biri. " Saçını bırakıp arkama döndüm. Yeliz, şaşkın bakışlarını yüzümde gezdiriyordu. Atlas’ın bakışlarında tuhaf bir şey yakalamış ama ne olduğunu çıkaramamıştım. Bu adam neden sürekli bana böyle bakıyordu?
" Ne var? İlk defa mı kavga eden bir kız gördünüz? " Amacım ortamı yumuşatmaktı aslında. Tabii ki ilk defa kız kavgası görmemişlerdi.
" Yok, hayır, Bora gel arabaya gidelim amcacım. " dedi Atlas ve Bora’yı kucaklayıp arabaya doğru götürdü.
" Çınar gel biz de arabaya gidelim aşkım. " dedi Yeliz. Çınar şaşırmış suratıyla Yeliz'e baktı.
" Sen az önce aşkım mı dedin? " göz devirdim. Gören de ilk sevgilisinden ilk kez duydu sanacak. Yeliz mırıldanarak ‘şimdi sırası değil Çınar hadi gidelim’ deyip koluna girmişti.
Allah aşkına ne olmuştu da hepsi kaçmıştı. Tuhaf bir şey yapmamıştım ki. Onları daha fazla takmayarak şezlongumdan çantamı alıp arabaya yürümeye başladım.
Çınar ve Yeliz arabanın içinde beni bekliyordu. Yan tarafta ise Atlas'ın arabası vardı.
Atlas ve Bora’ya iyi akşamlar deyip arabaya bindim. Yolda acayip bir trafik vardı. Çınar ilerde kaza olduğunu söylediğinde ofladım. Zaten yorgundum bir de bu trafik çıkmıştı başıma. Bir süre, tıklım tıkış trafikte milim milim ilerlemiştik. Kazanın olduğu alanı geçtiğimiz anda ise trafik eski akışına dönmüş, Yeliz’i evine bırakıp Çınar ile beraber eve varmıştık.
Günün yorgunluğunu atmak için duşa girdim. Kıyafetlerimi çıkartıp kirli sepetine attım ve suyun altına girdim. Sıcak su vücudumla temasa geçtiği an kaslarımın gevşediğini hissetmiştim. Gözlerim koluma kaydı o an. Kumsaldaki kızın sıktığı yerin morardığını görüp aklıma gelen bütün küfürleri ve yeni ürettiğim birkaç hakareti seslendirerek bu geceyi sonlandırdım.
Yarın yine Bora'ya gidecektim...
***
Bora'nın uyuduğuna emin olup yanından kalktım. Bugün buradaki son günümdü. İki haftadır Bora'ya bakıyordum ve bugün anne babası yurtdışından geleceklerdi. Zaman çok çabuk geçmişti benim açımdan. Daha uzun, en azından bir ay daha çalışırım diye düşünürken sadece iki hafta çalışmıştım. Gerçi Atlas en başta sadece iki haftalık bir iş demişti. Yine de umut etmiştim.
Bu bir haftada Atlas'la iki arkadaş gibi zaman geçirmiştik. Mesela iki gün önce Simge Hanım Bora'yla vakit geçirmek istediğini söylemiş ve onu evden almıştı. Erkenden eve gidecektim ama Atlas yemeğe gidelim deyince kabul etmiştim.
Aşağıya indiğimde Atlas evde değildi. Mutfağa girdim ve kendime kahve yaparak bahçeye çıktım. Bora'nın oyun parkındaki salıncağa oturup yavaşça sallanmaya başladım. Bu iki haftada Bora'ya çok alışmıştım. O kadar tatlı bir çocuktu ki… Arada onunla beraber uyuyakaldığımda beni minik elleriyle uyandırıyordu. Beraber kahvaltı bile hazırlamıştık. Ondan ayrılmak beni gerçekten beklediğimden daha çok üzüyordu.
Salıncak aniden sallanınca ağzımdan tiz bir çığlık kaçtı. Korktuğumdan değil de elimdeki sıcak kahvenin olduğu gibi üstüme dökülmesinden kaynaklı bir çığlıktı bu. Çığlığımla beraber beni sallayan kişi salıncağı durdurdu ve önüme geldi.
" Atlas manyak mısın ya? İnsan bir bakar bu kızın elinde bir şey var mı yok mu… "
Evet ona bey dememi ve resmi konuşmamı istemediğini kendisi yemekte söylemişti. Ama şu an konu bu değil. Koşar adım içeriye girdim ve kendimi banyoya attım. Hemen şortumu ve üstümü çıkardım. Kahveden sadece bir yudum aldığım için kupa ağzına kadar doluydu ve bütün kahve şu an bacaklarımdaydı.
Soğuk suyu üstüme tutarken yanıyordum. Bacağım boydan boya kıpkırmızı olmuştu. Su toplayacağına kesin gözle bakıyordum. Canımın acısı biraz olsun geçince sudan çıkmıştım. Bu evde bornoz yok muydu Allah aşkına. Dolaplarda havlu vardır umuduyla hepsine tek tek baktım. Sonunda bulduğumda vücuduma sarıp kapıyı açtım. Dışarıyı şöyle bir kontrol edip Atlas'ı görmeyince koşarak Bora'nın odasına girdim.
Kapıyı kilitleyip hemen yanındaki dolabı açtım. Geçen gün buraya iki üç parça kıyafet koymuştum iyi ki. Bora ile oyun oynarken terlediğim için yanıma yedek kıyafet alıyordum ve bunlar da onlardan bazılarıydı. Havluyla bedenimi kurulayıp, ki bunu yaparken canım yok yanmıştı, havluyu yere attım.
Bora dolabı öyle bir karıştırmış ki kendi kıyafetlerimi bulmak iki dakikamı almıştı. Sonunda bulduğumda vakit kaybetmeden tişörtü üzerime geçirdim. Boyu biraz uzun geliyordu. Zaten normalde de bunu pantolonumun içine sokuyordum. Bacağım yandığı için şortumu krem sürdükten sonra giyecektim. Tam kapıdan çıkacakken bir yutkunma sesi duyup arkamı döndüm. Ve ikinci kez çığlığı bastım.
Hadi ama Atlas'ın burada ne işi var…
" Atlas, senin burada ne işin var Allah kahretsin! " kapıyı açıp kendimi dışarıya attım. Ama benim aptal kafam şortumu içerde bırakmıştı.
Tekrar kapıyı açıp kafamı içeriye uzattım. Atlas yatakta sırt üstü uzanıyordu. Bora ise hala uyuyordu. O çığlığa nasıl uyanmadı acaba?
Ama benim Atlas’ı görmemem normaldi. Çünkü dolap yatağa ters duruyordu. Yani dolap kapının hemen yanında olduğu için arkama bakmaya gerek duymamıştım. Beni iç çamaşırı ile görmüştü. Tamam bunun bikiniden farkı yoktu. Ama bikinim dantel değildi… Cesaretimi toplayıp ona seslendim.
" Atlas oradan şortumu verir misin? "
Beni hiç takmadan tavana bakmaya devam etti.
" Atlas dedim duymuyor musun? " yine sallamadı. Bacağıma artık krem sürmeye gerek kalmamıştı. Kabaracağı kadar kabarmıştı zaten.
Tişörtümü iyice aşağıya çekiştirip içeriye girdim. Amacım şortumu alıp çıkmaktı. Şortumu ve Atlas'ı yatakta görmeyince durdum. Işınlanmış mıydı bu adam? Onu bulabilmek için arkamı döndüm. Gördüğüm manzaraya karşı gülmek gelmişti içimden ama gülemezdim.
Elinde şortumu tutan bir Atlas vardı karşımda. Elinden zorla almaya kalksam alamayacağım için hiç kendimi zorlamadım. Biraz geri çekilip kollarımı göğsümde bağladım. Bu hareketimle tişörtüm yukarı doğru kalkmış olmalıydı çünkü Atlas'ın odak noktası artık gözlerim değil bacaklarımdı. Beni yavaşça yanımdaki koltuğa oturttu.
O da önüme oturdu ve parmaklarını, yandığı için kabarmış olan bacağımda gezdirdi. Bu hareketi birkaç duyguyu bir arada hissetmemi sağlamıştı.
Heyecan, korku ve istek.
Tüylerim diken diken olduğunda neler olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum. O önümde pür dikkat yaraya bakarken ben burada değildim. Ben daha farklı bir boyuta geçiş yapmıştım. Küçücük bir dokunmanın bana yaşattığı duygu inanılmazdı.
Bu adama aşık değildim. Bu adamı sevmiyordum. Bu sadece vücuduma ilk defa başka biri değdiği için peydahlanan bir heyecandı.
Ya da ben kendimi öyle avutuyordum.
Yaşadığım karmaşık ama bir o kadar da güzel duyguların içinden onun sesiyle çıktım. Yoksa çıkmam zor olacak gibiydi.
" Bunu ben mi yaptım? " Gözlerinde ufak kırıntılar halinde pişmanlık görmüştüm sanki. Ama orada ne olduğunu anlamadığım bir duygu daha vardı. Açıkçası ne olduğunu bilmek istediğimden emin değilim.
Başımı evet anlamında salladığımda beni ayağa kaldırdı. Aniden kalktığım için bacağım onun vücuduna değmişti ve yanık kendini tekrar belli etmişti. Yüzümü buruşturdum. Kendi kendine bir küfür savurdu ve beni kendine çekti. Yine bacağım acımıştı ama şu an onu düşünebilecek durumda değildim. Bu yakınlık fazlaydı. Çok fazla. Kulağıma eğilip en yumuşak sesiyle fısıldadı.
"Özrümü dilememe izin verir misin?"
Elim ayağım birbirine dolanmıştı. Bu kadar yakınlıkta, bu fısıldamayla ne düşünebilirdim ki. Bana bakan o derin gözlere nasıl tepki verebilirdim? Hiçbir şey bilmiyordum. Benden özür dilemek istiyordu. Nasıl olduğu çok belli değil miydi zaten? Yoksa ben mi uyduruyordum? Sanmıyorum.
Yutkunmak hiç bu kadar zor olmamıştı, nefes almak ya da konuşmak. Ona vermem gereken bir " hayır " cevabı vardı. Ama o beş harf ağzımdan çıkmamaya yemin etmişti sanki. Derin bir nefes almaya çalıştım ama ciğerlerim yandı. Nefes vermeye çalıştım o nefes ağzımdan çıkmadı. Kısaca şu an bütün hayati fonksiyonlarımı yitirme aşamasındayım.
Kendi kendime kızdım o sırada. Ne oluyordu bana? Eğer beni öpmesine izin verirsem bu ne ilk öpücüğüm olacaktı ne de son. Ama buna izin vermemeliydim. Cevap için fazla bile beklemiştim. Ama bunu dilime anlatamamıştım. Muhtemelen son kalan gücümle cevapladım o sorusunu.
" Hayır. Özre gerek yok. " gözlerine baktım kararlıca. Onun gözlerinde ise reddedilmenin hayal kırıklığı vardı. Bunu anlamak ne kadar zor olabilirdi ki? Beni kendinden ayırdı. Bunu beklemediği ortadaydı ama durum buydu. İster istemez aklıma rüyam geldi. Orada beni öpmüştü ve hiç tatmadığım bir sürü duygu tatmıştım. Rüyadaki duygular ne kadar gerçek olabilir ki?
Sadece iki saniye gözlerime baktı ve odadan çıktı. Onu kırmış mıydım bilmiyorum ama olması gereken buydu. Elime şortumu alıp giydim. Bacağım kendini belli ettiğinde dişlerimi sıkarak acının dinmesini bekledim. Biraz daha geçtiğinde odadan çıktım. Bora için son yemeğimi hazırlamalıydım. Tam mutfağa girmek üzereyken zil çalmış bacağımın acısına rağmen koşarak kapıyı açtığımda karşıma bir çift çıkmıştı.
" Buyurun kime bakmıştınız? " gözüm adamı bir yerde ısırıyordu. Orta yaşlardaki adam içeri girdi, peşinden de yanındaki kadın.
" Sen Bora'nın yeni bakıcısı olmalısın. Ben Serkan. Bora'nın babasıyım. " deyip elini uzattı. Ben de uzattığı eli tutup sıktım. Daha sonra Berna Hanımla da tanıştık. Onlara birer kahve yapıp götürdüm. O sırada Bora da uyanmış aşağıya iniyordu.
" Sena abla benim karnım çok acıktı dün söz verdiğin yemekten yaptın mı bana? " dün Bora benden yemekte sarma yapmamı istemişti. Ama ben yapamamıştım. Onu kucağıma alıp salona doğru yürümeye başladım.
" Yapmadım canım ama söz yapacağım. Şimdi içerde bir sürpriz var. " salona girdiğimizde Serkan Bey ve Berna Hanım kahvelerini içiyorlardı. Bora hemen kucağımdan indi ve babasına doğru koşmaya başladı.
" Baba seni çok özledim. Hani bir hafta sonra gelecektin neden gelmedin? " babasıyla sarıldıktan sonra annesiyle de sarıldı. Görünüşe göre artık benim gitme vaktim gelmişti.
" Siz de geldiğinize göre benim işim bitmiş oldu. Ben gideyim artık. " çantamı almak için arkamı döndüğümde Bora'nın sesini duydum.
" Sena abla sen bir daha gelmeyecek misin? " arkamı dönüp üzgün gözlerle ona baktım.
" Gelmeyeceğim ablacığım hem annenle baban da geldi. Gel bir öpeyim seni de gideyim. "
Yanıma gelip bana sıkıca sarıldı. Gerçekten onu bırakmak benim için zor olacaktı. İki haftada bu kadar alışacağımı hiç düşünmemiştim.
Ona sıkıca sarıldım ve saçından öptüm.
Ondan ayrılıp çantamı koluma taktım ve dışarı çıktım. Bugün hava güzel olduğu için yürüyerek gelmiştim. Fırsattan istifade sahile doğru yürümeye başladım. Son zamanlarda çok fazla sıkılıyordum. Zaten akşam eve gidiyordum ve Çınar evde olmuyordu. Almina da yoktu. Aklıma Almina gelince telefonumu çıkarıp onu aradım.
" Hayırsız kardeş aramasam aramayacaksın. " Ufak bir trip atmak istemiştim o an. Gerçekten böyle düşünmüyordum tabii ki.
" Senin buradan oraya ne kadar yazdığından haberin var mı? " bu cevabı beni güldürmüştü. Sesi şimdi daha iyi geliyordu.
" Peki, bu sefer affettim ama bir daha olursa elimden çekeceğin var. " Gülümseyerek söylemiştim bunu. Sesinin iyi olduğunu duymak beni mutlu etmişti. Onun da gülüş sesi geldi kulağıma.
" Ne zaman geleceksin ben çok özledim seni. Sıkılıyorum evde. "
" Haftaya geliyorum bebeğim. Ama şimdi kapatmam lazım canım hadi görüşürüz öptüm. "
Telefonu kapatıp ayağa kalktım ve kayalıklara doğru ilerledim. Küçüklüğümden beri kayalıklarda oturmayı çok severim. Dalgalar kayaların diplerine vurdukça sanki benim içimdeki bütün sıkıntıları da alıp gidiyormuş gibi hissederim hep.
Belki yarım saat belki de bir saat sonra telefonumun zil sesini duydum. Atlas arıyordu. Açmakla açmamak arasında gidip gelirken telefonu kapattı. Aslında iyi de olmuştu. Şu an onunla konuşabilecek durumda değildim. Bugün beni öpmek istemiş ben ise reddetmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse beni öpmesini istemiştim. Hem de çok. Ama olmazdı. Tamam beraber yemeğe gidip film izliyorduk. Sohbet ediyorduk. Ama sonuçta patronumdu. Gerçi artık patronluk da bitmişti. Beni öpmesini neden istediğimi de bilmiyordum.
Araftayım.
Sevip, sevmemek arasında kalmıştım. Olay basit gözüküyordu. Ya seviyordum ya da sevmiyordum. Ama benim içimde o kadar da basit değildi. Ben galiba ona alışmıştım.
Alışmak ne sevmek ne de sevmemekti.
Alışmak ne onu sürekli yanında istemekti ne de istememek.
Alışmak, onun davranışlarını özlemekti bana göre.
Sabahları gelip beni kahvaltı hazırlarken izlerdi. Fark etmiyorum sanırdı. Bir şey demezdim. Buna alışmıştım mesela. Şimdi sabahları beni izlemeyecekti. Alışmak buydu. Özleyecektim onun beni izlemesini. Ama bu onu seviyorum demek değildi. Uzun süre düşündüm bunları. Hava kararmaya yüz tutmuşken kalkıp, eve gitmeye karar verdim. Ama telefonumun zil sesini ikinci kez Atlas sayesinde duydum. Bu sefer açacaktım.
" Efendim Atlas. "
Kısa bir süre ses gelmedi. Daha sonra derin bir nefes ve ardından sesini duydum.
" Bugün için özür dilemek istiyorum. Seni yemeğe götüreceğim saat 20.00’da kapının önünde olurum. "
Emrivakilerden nefret ederim. Gelir misin diye sormamıştı bile. Gitmeyecektim. En azından bana sormalıydı.
Diyemedim...
Elbisemi giymiş makyajımı yapıyorum şu an. Elbisem sanki biraz abartı olmuştu. Ama giyecek başka bir şey bulamamıştım koca dolapta. Belki de bu elbiseyi giymek istediğimden bulamamıştım. Hafif bir makyajdan sonra durup aynada kendime baktım. Elbisemin abartısını hafif makyajla kapatmaya çalışmıştım ama başarabilmiş miydim bilemiyorum. Gözüme yine de abartı gelmiştim.
Çantamı alarak aşağıya indim. Siyah topuklu ayakkabılarımı giydim ve bahçeye çıkıp beklemeye başladım.
Beş dakika sonra tam vaktinde kapının önünde kırmızı bir araba durdu. Önceki arabası siyahtı. Demek ki yeni bir araba almış diye düşündüm içimden. Bahçe kapısından çıkarak arabanın yanına gidip önünde durdum. O da arabadan inip yanıma geldi.
Onun yaptığı kombin ile yanında gerçekten abartı kalıyordum. Eve koşup pantolon tişört giymemek için kendimi zor tuttum. Zamanım yoktu zaten.
Beni boydan boya bir süzdü. Sonra da gözlerini gözlerime çevirdi. Gözleri her zamanki gibi yoğun bakıyordu. Hemen gözlerimi kaçırdım.
" Güzel gözüküyorsun. Ve farklı. " Başımı sallayıp teşekkür ettim. Kapımı açmasını beklemiyordum ama o beni şaşırtarak kapımı açtı. Gözlerine anlamsız bir şekilde baktığımda tebessüm etti.
" Bugün özür günü bütün öküzlüğümü üzerimden attım. Sadece bugünlük. “ tebessüm ettim ve arabaya bindim. Yolda iki üç kere nereye gittiğimizi sorsam da cevaplamadı.
Bir saat sonra sahil kenarında çok hoş bir restorana gelmiştik. Hadi ama bu elbise buraya uymaz ki… Kapımı tekrar açıp elini uzattı. Elini tutup dışarı çıktım. O da arabayı kilitledi ve yanıma geldi.
" Önden bayanlar. " her zaman böyle kibar olsa ne olacaktı sanki.
Önden giderek kapıdan girdim ve etrafa göz gezdirdim. Çok şık bir yerdi. Dikdörtgen şeklindeki masalar birbirinden uzak mesafelerde yerleştirilmişti. Duvarlarda ise her pencerenin yanında bir tane fotoğraf makinesi vardı. Çok güzel düşünülmüştü. Çok beğenmiştim.
Atlas elini belime koyarak beni üst kata yönlendirdi. Çıktığımızda burasının aşağıya göre daha sakin ve boş olduğunu gördüm. Büyük ihtimalle sigara içen müşteriler için bir balkon vardı. Önümüzdeki görevli bizi o balkona götürdü. Atlas sandalyemi çekerek oturmamı sağlamış sonra da kendi oturmuştu. Görevliye masayı hazırlamasını söyledi ve bana döndü.
" Beğendin mi? Burayı daha bugün keşfettim, benim hoşuma gitti açıkçası. " gülümseyerek cevapladım.
" Çok güzel bir yer. Üst katta ne var peki? " merak etmiştim. Yüzü biraz asıldı ama saniyesinde eski haline döndü.
" Orası teras katı. Tek masa var. Aslında oraya rezervasyon yaptıracaktım ama doluymuş. Ben de teras etkisi yaratsın diye burayı seçtim. " düşünceliydi. Bu hoşuma gitmişti.
" Burası da güzel. " deyip dışarıyı izlemeye başladım. Yemekler gelene kadar konuşmadık. Yemekleri de önceden hazırlatmıştı demek ki.
Yemek bitene kadar havadan sudan konuştuk. Yemek bitip içecekler gelince ise konu bugüne geldi.
" Bugün son günündü değil mi? " Başımı sallayarak cevap verdim.
" Evet bugün abin ve eşi geldi. Bora'ya ona sarma yapmak için söz vermiştim onu yapamadım. " sonradan aklıma bir fikir geldi.
" Atlas ben sarmayı yapıp sana versem sen de Bora'ya götürsen olmaz mı? " bence olurdu. Hem ailesinin evini bilmiyordum.
İçten bir şekilde gülümsedi ve kabul etti. Daha sonra asıl konuya geçti. Hatta geçmeye çalıştı. Derin bir nefes aldı önce sonra da aynı derinlikle geri verdi.
" Bak zaten asıl konuyu biliyorsun. Ben bugün seni biraz korkuttum sanki. " hayır korkmamıştım. Aksine heyecanlanmıştım.
" Ama neden böyle bir şey yaptığımı inan bilmiyorum. O an sanki seni öpmeye ihtiyacım var gibi hissettim. Anlıyorsun değil mi? " anlıyordum çünkü aynı şeyleri ben de hissetmiştim. Başımı salladım.
" Bu yüzden özür dilerim. Böyle bir şeyin bir daha olmayacağına söz veriyorum. " Keşke vermeseydi o sözü. Birden göğsümün ortasında küçük bir sızı hissettim. Şey gibiydi bu his, çok istediğiniz bir şeyi ucu ucuna kaçırdığınızdaki o ufak sızı… Tekrar sessiz kaldım ve başımı salladım.
" Bacağın iyi mi? "
" Biraz daha iyi arada sızlıyor o kadar. " mahcup bir şekilde baktı.
" Onun için de kusura bakma elinde kahve olduğunu bilmiyordum. "
İlerleyen saatlerde elimdeki şarap yüzünden kafam biraz iyiydi ama sarhoş değildim. Sadece dönüyordum. Atlas da ise tık yoktu.
" Kalkalım mı artık? " diye sorduğumda onayladı. Kalkıp hesabı ödedi ve restorandan çıktık. Temiz hava başımın ağrısına iyi gelmişti. En azından artık dönmüyordu.
Arabaya binip kapıyı kapattım ve kafamı arkaya yasladım. Azıcık uyusam ne olacaktı sanki. Tam gözlerimi kapatacakken telefonum çaldı. Çantadan çıkarıp baktığımda Çınar'ın aradığını gördüm.
" Neredesin? Son gün değil miydi bugün? " abla olan bendim benim hesap sormam lazım değil miydi?
" Atlas'la yemek yedik geliyorum Çınar ne bağırıyorsun? "
" Bağırmadım. Tamam Atlas’laysan sıkıntı yok kapat bana yazıyor. " dedi ve suratıma kapattı. Ben sana sormaz mıyım Çınar efendi.
Bütün uykum kaçmıştı o yüzden kafamı kaldırdım ve Atlas'a baktım. Pür dikkat yola odaklanmıştı. Aniden bana bakıp sırıttı.
" Bu sahneyi daha önceden de yaşamıştık sanki. " ona cevap verecek kafam yoktu şu an.
" Hıhı aynen. " önüne döndü. Zaten bizim eve gelmiştik. Vücudumu ona doğru çevirdim.
" Bugün için teşekkürler. Güzel bir geceydi. " gülümsedi.
" Asıl beni dinlediğin ve özür dilememe izin verdiğin için ben teşekkür ederim. " ben de gülümsedim.
" İyi geceler. "
Sonra belki de yaptıktan sonra utançtan öleceğim bir şey yaptım. Ona yaklaştım ve yanağından öperek hızlıca arabadan indim. Arkamda şaşkın bir Atlas bırakarak...
- Bölüm Sonu-