2. bölüm

1263 Words
--- Üzerimdeki kan kurumuştu. Camdan dışarı bakıyordum. Nefes alışlarım canımı yakıyordu. İlk defa kendimi bu kadar çaresiz hissediyordum. Kapıdan gelen kilit sesiyle bakışlarım kapıya döndü. Gelen kişi, Narin Anam’dı. Bana doğru gelerek,“Kalk ayağa. Git elini yüzünü yıka,” dedi. “Ana,dedim ne olur, senin sözün geçer. Babamla konuş.” “Ne konuşacağım Arin?Kalk. Abinin canı için evlen diyoruz. Canını mı alacaklar?” “Ana,canımı ver desen daha kolay.” “Arin,hadi kalk, sana dediğimi yap. Zaten öfkeliyim. Allah’ın belaları! Her şeyimizi aldıkları yetmezmiş gibi, bir de o Baran iti, abini buradan sürgün edilmesine karar vermiş. Seni de ancak öyle alacakmış. Biricik oğlum memleketinden sürgün edildi!” “Sen bunamı üzülüyorsun,ana? En azından kimse ona zorla bir şey yaptırmıyor. Yaptığının yanında bu ona az.” dediğimde,yediğim tokatla geriye doğru sendeledim. “Sus Arin!Yoksa valla, tek lafımla ananı da, o kardeşlerini de sokağa atarım. Bilirsin, yaparım. Şimdi kalk, elini yüzünü yıka. Nikah kıyacaklar, sonrada da defolup gideceksin!” diye kolumdan sıkıca tuttu. “Bana bak aptal kız!O Baran’ı salağını memnun et. Kadınlık yap, yap ki seni bırakmasın. Boşarsa, baban seni bu eve almaz, ilk gelen birine de verir.” dediğinde, “Sen ne kadar da acımasızsın.Belki, benim hiç birinize gücüm yetmiyor. Ama ben Allah’a güveniyorum. Elbet benim için bir yol çizmiştir. Ama,” diyerek gözümdeki yaşı sildim,“Ahım hepinizin peşinde olsun. Siz beni bile bile yaktınız, cehenneme attınız. Ya siz de bu dünyada cehennemi yaşayın.” diye kapıdan çıktım. Banyoya geçip soğuk suyu açtım. Hayatım boyunca hep soğuk sudan nefret etmişimdir, ama bugün bu soğuk su bile tenimi yakıyordu. vücudum soğuktan tir tir titrerken, kalbimdeki köz sönmüyordu. Duştan çıktım ve odama yöneldim.Dolaptan siyah bir elbise çıkarttım. Ve imam geleceği için, alt çekmecede siyah bir eşarp çıkartıp başıma taktım. Birkaç saat sonra odaya gelen annemle ayağa kalktım. Her acıya rağmen gülümseyen Arin, bugün ilk defa gülümsemedi. Annem,“Hazır mısın?” dediğinde sustum. Konuşmadım. “Arin,”dedi. Ama yine sustum. “Kızım,”dedi. Çok nadir ‘kızım’ derdi. Ona dönüp,“Biliyor musun, ben hep seni anlamaya çalıştım. Çoğu kez anlayamasam da anlamak istedim. Ben bugün bir şeyi gerçekten öğrendim: Sen beni hiç sevmedin. Benim tek hatam, senin iki erkek evladından önce doğmak değil miydi?” dedim. Tam konuşacakken: Anneme,sus işareti yaptım. “Tamam, bu kadar. Bundan sonra hiçbir şey demene gerek yok. Ben dün akşam sadece senden tek bir şey istedim: Belki beni kurtaramazdın, ama buna razı olmamalıydın. Keşke savunsaydın, ‘Olmaz!’ deseydin. Onu da geçtim; dün sabaha kadar seni bu odada bekledim. Belki gelirdin diye. Ama gelmedin. Sen, dün gece beni için tamamen öldün, anne. Öldün. Ne benim bir annem var artık, ne de senin bir kızın var.” diyerek aşağı indim. Beni salona geçirdiler. Salonda, imamın biraz gerisinde oturdum. Salonun kapısı öyle sert bir şekilde açıldı' ki ,kırıldı sandım. Ama başımı bile kaldırmadım. Tam göz hizamda takıldı siyah ayakkabılar, başımı yukarı doğru kaldırdığımda, sert bir çehresi olan, öfkeyle soluyan adamı gördüm. İmam ayağa kalkarak,“Hoş geldin Baran Ağa. Geç otur, kıyalım nikahı,” dediğinde, onun Baran olduğunu anladım. Bu adam o kadar korkutucuydu ki,imam bile onu kızdırmak istemiyordu , yaşına rağmen onun karşısında ayağa kalkmıştı. Baran Ağa öfkeyle hemen yanıma oturduğunda,kokusu burnuma doldu. Bedenimi saran korkuyla titremeye başladım. Odada sanki ölüm sessizliği vardı.Bunun sebebi ise herkesin Baran Ağa’dan delicesine korkmasıydı. Babam bile ondan korkuyordu. Başka bir aile olsaydı, babam bu kadar şeyi asla vermezdi. Ama Baran Ağa olduğu için, şirketinin bile hisselerini vermişti. İmam sorular sormaya başladığında,Baran Ağa öfkeyle, “Uzatma imam efendi,” dediğinde, imam kekeleyerek, “Ama ağam, bunlar şart,” dedi. Baran,“Başla,” diye öfkeyle konuştu. İmam korkuyla soruları sordu.En son, “Mehir olarak ne istersin?” dediğinde, sessizce, “Hiçbir şey,”dedim. İmam,bendeki bakışlarını Baran Ağa’ya çevirdiğinde, Baran Ağa, “Duymadın mı? Hadi, kıy şu nikahı.” İmam, tereddütle kâğıdı okumaya başladı: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu şer’i akit ile, Baran bin Ahmet Şahmeran ile Arın bint-i Resul Karadağ’ı, nikah bağıyla birbirlerine eş kılıyoruz...” Sözler, odanın ağır havasında boğulup gidiyordu. İmamın sesi titriyordu. Baran’ın yanı başımda yaydığı sıcaklık ve baskı, tüylerimi diken diken ediyordu. “Kabul ediyor musun?” diye sorduğunda, odadaki herkes nefesini tuttu. Gözlerimi, karşı duvardaki boş bir noktaya dikip, içimdeki son kıvılcımı da söndürerek, duyulması güç bir sesle, “Evet.” dedim. Baran için sorulduğunda ise, bir an bile tereddüt etmeden, gür ve meydan okuyan bir sesle, “Evet.” diye gürledi. İmam, “Allah bir yastıkta kocatsın,” demeye fırsat bulamadan, Baran ayağa fırladı. Nikah kâğıdını imzalamak için uzatılan kalemi, sert bir hareketle kapıp, ismini karaladı. Sonra kalemi önüme attı. Kalemi titreyen elimle alıp, boğazım düğümlenmiş, gözlerim buğulanmış halde, adımı yazdım. O an, kendi hayatımın imzasını atmıyordum. Bir mülk devir belgesini imzalıyordum gibiydim. Baran, yerinden doğruldu ve ilk defa bana, tam olarak yüzüme baktı. Gözleri, kış gecesi gibi soğuk ve derindi. Hadi,” dedi. Ama neye ‘hadi’ dediğini anlayamadım. O zifiri karanlık öfkeden parlayan gözlerine baktım. Beni aniden kolumdan çekerek salondan dışarıya sürükledi. Daha ne olduğunu anlamadan, yalın ayak kendimi avluda buldum. Soğuk taşların soğu ayaklarımın derisine işliyordu. “Ne yapıyorsun?”dediğimde, Baran Ağa beni çekerek, “Cehenneme götürüyorum,”diye gürledi. Kaçmak istedim.Arkama bile bakmadan. Ama yapamıyordum. Kolumu o kadar sert tutmuştu ki, arkama baktım, umutla. Ama kimse yoktu arkamda. Yalnızca beni sürükleyen bu gadar adamın arkasından sürükleniyordum. Avludan dışarı çıktığımızda, bize bakan komşular sanki normalmiş gibi davrandı. Hiç kimse benim acıma ses etmedi. Çünkü herkes bilirdi Baran Ağa’nın ne kadar gaddar olduğunu. Baran Ağa,arabanın ön kapısını sert bir şekilde açarak beni içeri itti. Önce beni, sonra da kendisi şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Kos koca Karadağlar’ın konağına tek başına gelmişti. Bu adam ya deliydi, ya da çok cesurdu, ya da herkese gücünü göstermek istiyordu. Arabayı o kadar hızlı sürüyordu ki,yoldaki beyaz çizgileri bile zor görülüyordu. Araba,Şahmeranlar’ın kocaman konağının önünde ani bir frenle durdu ve o hızla öne doğru savruldum. Ama sanki hiçbir şey olmamış gibi, öfkeyle bağırdı: “İn!” Ben sadece olduğum yerde duruyordum. “Sana in dedim! Duymuyor musun?” Yine tepki vermedim. Baran Ağa arabadan öfkeyle inip,benim olduğum tarafa doğru geldi, kapıyı açtı ve beni çekip çıkardı. Onu gören adamlar hemen kapıyı açtı ve beni içeri doğru sürükledi Sendelesem de umursamıyordu. Beni avlunun bahçesinin ortasına yere attı. Canımın acısı, yüreğimi parçaladı. Daha iyileşmeyen yaralarım tekrar kanadı. Ağladım.Ama bu kimsesizliğimeydi. Bu kaderin acımasızlığına. Bu beni sevecek kimsenin olmamasınaydı. “Çıkın dışarıya!”diyerek tüm sesiyle bağırdı. Birkaç saniye sonra herkes avluya çıktı ve bana yukarıdan baktılar.Kimi öfkeyle, kimi merakla, kimi şaşkınlıkla bakıyordu. “Bundan sonra bu kadına kimse acımayacak! O bu eve kuma olarak gelmedi. Onun bu evde bir hizmetçiden bile değeri yok. Ona kimse merhamet etmeyecek. Merhamet eden ise, beni bulacak karşısında!” Allah’ım,benim ne günahım vardı? Bu adam benden ne istiyordu? Benim ne suçum vardı? Sonra bakışları bana döndü ve öfkeyle bana baktı.Sonra da iğrenmişçesine arkasını dönüp konaktan çıktı. Yüzünde deq olan kadın ,( doğu bolgesinde kadınların yüzlerine yaptıkları bir dövme çeşidi .) yanındaki kıza, “Dilan, bunu odasına çıkar. O uğursuzların kanından kimseyi görmek istemiyorum!” diyerek arkasını döndü. Genç kız,merdivenlerden inerek bahçeye, benim yanıma geldi. Kolumu tutarak, “Ayağa kalk,”dedi. “Seni uğursuz.” Ben hiçbir şey demedim.Hepsinin gözlerindeki öfkeyi görüyordum. Ayağımdaki yaralardan dolayı sendeliyordum. Ve adı Dilan olan kız,beni itekleyerek, “Yürü!”diyerek bir odaya çıkardı ve kapıyı vurarak içeri itti. Kapıyı üzerime kapatacakken, “Kendini öldürseydin, senin için daha iyi olacaktı. Çünkü burada ölmeyeceksin. Her gün ölmek için dua edeceksin.” diyerek kapıyı sertçe kapattı. Girdiğim odada, yere çöktüm ve gözyaşlarımın akmasına izin verdim. Nasıl olmuştu da,bir çay tepsisinden, bir kan bedeline, oradan da bu soğuk taş odada bir ‘hiç’e dönüşmüştüm?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD