---
öfkeyle patladı, sözleri odanın duvarlarını yaladı:
"Zaten hepsi bir oyundu!Baban bu evliliği hep istedi. Şahmeranlar'a ortak olmak, gücüne güç katmak istedi. Olmadı. Ve bu, ona sunulmuş en büyük fırsattı!"
Sözler,bir bıçak gibi saplandı. Her şey bir pazarlık mıydı? Ben, bir mal mıydım sadece?
"Madem öyle,"dedim, sesim titreyerek yükseldi. "Sen niye kabul ettin? Sen buranın en büyük ağası değil misin? Sözün geçmiyor muydu? 'Hayır' deseydin!"
Baran,bir anda üzerime geldi. Kollarımı acıtan bir kavrayışla tuttu. Gözleri, öfkeden kararmıştı.
"Hepiniz aynısınız!"diye hırladı, nefesi yüzüme vuruyordu. "Aynı kanı taşıyorsunuz. Karadağlılar'da düzgün olan tek bir kişi bile yok. Buna sende dahilsin.Sen de isteye isteye geldin. Ama senin düşündüğün gibi olmayacak. Sen bu evde ağa karısı değil, bir çöp bile olamayacaksın!"
"Ben istedim, öyle mi?"diye haykırdım, gözlerimden yaş değil, öfke ateşi akıyordu. "Ben istemeye can atıyormuşum öylemi?"
"Ben asla kabul etmedim!"diye bağırdım, sesim çatallanıyordu. "Hele ki senin gibi zalim bir adamın karısı olmayı ASLA!"
Baran,alaycı bir kahkaha attı. Bu kahkahanın içinde, yılların birikmiş zehri vardı sanki.
"Buda yeni oyunun mu ?"dedi, alayla.
Ama ben sustum.başka bir şey demedim, ne söylersem boş, kendi gururu ve öfkesiyle zehirlenmiş bir adamdı. Ona hakikatleri anlatmak, taş duvara konuşmak gibiydi.
Yavaşça başımı salladım.Tüm öfkem, yerini derin bir yorgunluğa ve sarsılmaz bir inanca bıraktı.
"Ben sadece Allah'a sığındım,"dedim, sakin, ama her kelimesi çelik gibi. "Ve biliyorum ki hakkım yerde kalmayacak. İster inan, ister inanma. Bu olayın en masumu benim."
Baran,bu sakinliğim karşısında bir an afalladı. Sonra, inanmaz bir küçümsemeyle güldü.
"Masum? Sen mi masumsun?"diye tekrarladı, sanki dünyanın en saçma şeyini duymuştu.
Bir şey demedim.Artık kelimeler tükenmişti. Ona son bir defa baktım – o katı, öfkeli, kendi cehenneminde yanan adama – ve odadan çıktım. Kapıyı çekmeden, arkamdan gelen boşluğa bıraktım.
Koridorda, soğuk taşlara ellime değerken, zihnim bir kasırga gibiydi.
Bu adam neden onun karısı olmamı istemişti? Kim böyle bir evlilik isterdi ki?
Cevap,onun son patlamasının içinde saklıydı: Güç. Babamın açgözlülüğü, onun gururu... İki erkeğin egosu arasında ezilmiştim.
Ama bir şey daha vardı.Baran'ın öfkesi, sadece bana değildi. "Hepiniz aynısınız," demişti. Sanki... karşı konulmaz bir baskıya boyun eğmiş gibiydi. "Sen de isteye isteye geldin," diye ısrar etmesi, belki de kendi içindeki "istemeyerek kabul etme"nin yansımasıydı.
Beni bir çöp olarak görmek istemesi,belki de beni insan olarak görmekten korkmasıydı. Çünkü bir insanın acısını görmek, onun acısını da hatırlatabilirdi.
Merdivenleri çıkarken,Nare Abla'nın verdiği lastik ayakkabıların sesi, koridorun sessizliğinde yankılanıyordu. O küçük merhamet, Baran'ın koca gövdesinden daha ağırdı şu an yüreğimde.
Odaya girdim ve kapıyı kapattım.Sırtımı tahta kapıya dayadım. Göğsümde, öfkenin yerini acı bir ferahlık almıştı. Artık düşmanımı tanıyordum. Sadece bir zalim değil, belki de aynı zincire vurulmuş bir tutsaktı.
Ve bu bilgi,benim elimdeki yeni, keskin bir araçtı. Bir çöp değildim. Adım Arîn'di. Ve ateş, en sert metali bile, sabırla ısıtıp dönüştürebilirdi.
---
Orada biraz kaldıktan sonra tekrar çıktım. Misafirler gitmemişti. Dilan, "Git, bir tepsi hazırla. Sadece çorba ve su olsun. En üst kattaki odaya çıkar," dediğinde anlamadım.
"Bu senin yeni görevin.Anladın mı?"
"Ne görevi?Anlamıyorum."
Elimi tepsiyi aldım.Dilan önden, ben arkadan gidiyordum. En üst kattaki odalardan birinin kapısını açtı ve odada yatan adamı gösterdi. Zayıf ve hastaydı. Neredeyse benim yaşlarımdadı, ama zayıflığı onu daha da küçük gösteriyordu.
"Tepsiyi bırak,"dedi.
Tepsiyi bırakırken,"Bu kardeşim, Berat. Ona çok iyi bakacaksın. Asla ihmal etmeyeceksin. Kılına zarar gelse, başına geleceklerden kork," dediğinde, istemsizce gülümsedim.
"Kardeşini bu kadar seviyorsun,ama düşman gibi gördüğün birine mi emanet ediyorsun?"
dediğimde,Dilan yüzüme sert bir tokat attı.
"Seni ezik!Şimdi doyur onu! Eğer yemeği yemezse, seni mahvederim!"
diyerek kapıyı kapattı.
Gözlerimi kapatarak,"Ya sabır," dedim.
Ama sonra Berat aklıma geldi.Gözlerimi açarak tebessüm ettim.
"Ben senin için demedim hani.'Ya sabır'ı aslında kendime dedim. Neyse, boş ver."
dedim.Ona biraz yaklaştım.
"Benim adım Arin.Senin adın da Berat'mış. Tanıştığıma memnun oldum."
Berat öylece bana bakıyordu.
"Aç mısın?"dedim. "Bak, bu çorbayı ben yaptım. İstersen, ben yerim. Biraz acıktım."
dediğimde,Berat çorbaya baktı, sonra bana baktı. Ama istemiyorum der gibiydi.
"Acaba konuşmuyor mu?"Bana gözlerini kırparak, "Anlatabilirsin," dediğimde, çok zorda olsa,
"İstemiyorum,"dedi.
Demek ki konuşabiliyordu.Ama çok zor.
"Oturabilir miyim?"dedim. Bir şey demedi. Gülümseyerek, "Cevap vermediğinde 'evet' sayacağım," diyerek yanına oturdum.
Odaya göz gezdirdim.Oda çok güzeldi, ama bir eksik vardı sanki.
"Perdeleri açayım,"dedim.ve ayağa kalkarak kalın fon perdeleri açtım. Ve odaya giren ışıkla berat gözlerini kapatıp.
"Kapat,"dedi.
"Ama olmaz.Buraya biraz ışık girmesi lazım. Havasız da kalmış," diyerek camı açtım. Aslında oda ferahladı.Ama camı açmak iyi olmuştu.
Sonra tepsiyi aldım ve çorbaya ekmeği bandırıp yedim.
"Ben yaptım diye demiyorum,ama güzel olmuş," diyerek kaşığı daldırıp ona uzattım. Reddedeceğini düşündüm. Ama o ağzını açıp çorbayı içti. Gülümsedim.
"Nasıl?"dedim.
Bir şey demedi."Demek ki güzel yapmamışım, unutma. Sustuğun her şeye 'evet' diyeceğim."
Ve çorbayı tamamen bitirdi.Bardaktaki suyu alıp ona uzattım, ama içemiyordu. Sonra kaşığa biraz su döküp, suyu da kaşıkla verdiğimde, içti. Ben ise gülümsedim.
"Sende de bana kızgın mısın,Berat? Bu evdeki herkes bana çok öfkeli. Ama ben bir şey yapmadım. onlar beni de yaktıklar..."
diyerek ayağa kalktım.Ama Berat,
"Gitme,"dedi, zor da olsa.
Tepsiyi kenara bıraktım ve geri oturdum.
"Boran abim..."dedi. Gözleri doldu. "O ölmeyi hak etmiyordu."
dediğinde,afalladım. Berat ağladığında içim yandı.
Tam o anda,Dilan içeri girdi ve Berat'ı ağlarken gördü.
"SEN!"diye bağırdı. "Sen ne yaptın?!"
"Ben bir şey yapmadım!"dedim.
Ama Dilan beni ittirmeye başladı."Bırak!" dedim, ama umursamıyordu. Beni odadan çıkarttı.
"Ne yaptın kardeşime?! Berat asla ağlamaz!"
"Bir şey yapmadım!"diye haykırdım.
Ama o beni merdivenlerden aşağı ittiğinde,dengemi kaybettim. Düşecektim. O an, beni tutan Baran oldu.
Anlık korkuyla,kollarımı onun beline sardım. Tüm bedeni kas katı kesildi. Bu, bana olan nefretinden miydi, yoksa sakinleştiren bir tutuş muydu, anlamadım. Ve beni kolumdan tutarak uzaklaştırdı.
"Ne oluyor?"dedi, sesi tehlikeli bir alçaklıktaydı.
Dilan,"Bu uğursuz, Berat'a ne yaptıysa, Berat ağlıyor!" diye atıldı.
Baran öfkeyle,"Bunun Berat'ın odasında ne işi var?" dedi.
Dilan,Baran'dan korkuyor olacak ki , "Abi, annem dedi... Berat'a bundan sonra o hizmet edecek."
Baran öfkeyle,"Bunu sonra soracağım sana, Dilan," dedi.
Sonra bana döndü.Gözleri, zifiri karanlık gibi kararmıştı.
"Ne yaptın?"diye tekrarladı, her kelimesi bir yumruk gibi.
"Ben bir şey yapmadım!"dedim, sesim titriyordu ama dik duruyordum. "Gidin sorun! Boran abisinden bahsetti ve ağladı. Dilan, yalancı! Berat asla yabancılarla konuşmaz, hele ki senin gibi bir katile asla, !" Dedi.
Öfkeyle ona döndüm.
"Ben katil değilim, anladın mı? Ben sadece bir kurbanım! Ama katil değilim! Gidin sorun!"
Baran beni öfkeyle kenara çekti.Sırtım duvara çarptığında, nefesim kesildi. Gözlerinin içinde fırtınalar kopuyordu.
Dilan,"Sen dua et, abim seni tuttu. Yoksa çoktan gebertmiştin!" diye sırıttı.
Başımı iki yana salladım.Gözlerim Baran'a kilitlendi.
Bu nasıl bir acımasızlıktı, Allah'ım?
Ve şu adam... neden öyle bakıyordu? Nefret miydi, yoksa... başka bir şey mi? Bilemedim.