6. bölüm

972 Words
--- Dilan öfkeyle bir kaç laf daha sokup gittiğinde bende gideceğim tek yere mutfağa indim. Beratın o hali canını yakmıştı bundan sonra ona ben bakacaksam onun hakkında bilgi almam lazımdı.Nare ablanın yanına gidip berat hakkında sorular sordum. Nare Abla'nın sözleri kafamda çınlıyordu: Sadece çorba ,içiyormuş . Süt içmeyi sevmiyor sadece boran ağa verdiğinde içiyormuş . İçim sızladı. Bir insan nasıl sadece çorba ile yaşardı? Berat, o loş odada, güneşi bile unutmuştu. "Boşa uğraşma,"demişti Nare Abla. Ama içimde bir şey, belki de sadece inat, beni mutfağa sürükledi. Cezveyi aldım. Taze süt. Belki biraz tat, biraz sıcaklık, biraz... normal bir şey götürebilirdim ona. Bal, kakao, bir tutam vanilya... Karıştırırken, ellerimin titrediğini fark ettim. Bu, bir testti. Sadece Berat için değil. Bu evde, iyi bir şey yapabilme gücümün de testiydi. Ilık süt bardağa dolarken,kokusu bile içimi ısıttı. Üst kata çıkarken,kalbim hızlı hızlı atıyordu. Dilan'ı, Baran'ı, Keje Hanım'ın yapacaklarını düşündüm. Ama sonra, Berat'ın 'Gitme,' diyen o cılız sesini hatırladım. Adımlarım sağlamlaştı. Kapıyı sessizce araladım. Oda, yine o ağır, hapsolmuş havayla doluydu. Perdeler sıkı sıkıya kapalıydı. "Gelebilir miyim?"diye fısıldadım. Cevap yok.Ama artık onun sessizliğini biraz olsun çözebiliyordum. Bu, 'Evet' değil, 'İtiraz etmeyeceğim' anlamına geliyordu. İçeri girdim.İlk iş, o ağır perdeleri açtım. Güneş ışığı, toz tanelerini dans ettirerek odaya doldu. Berat gözlerini kıstı, ama 'Kapat' demedi. İlk küçük zafer. "Bak,sana ne getirdim," dedim, bardağı gösterdim. Gözleri bardağa kaydı, sonra bana. İçinde bir merak vardı, ama daha güçlü olan bir tedirginlik. Kaşığı süte daldırıp uzattım.Dudakları sıkıca kapalıydı. Umudum kırılmadı. Bardağı masaya bırakıp ayağa kalktım. "O zaman,sana bir şeyler anlatayım mı?" Sustu.Bana öyle bakıyordu ki, ne anlatacağımı merak ettiği her halinden belliydi. Aklıma gelen ilk fıkrayı anlattım. Hiç tepki yok. Yüzü taş gibi. Pes etmedim. Bu sefer, beni hep güldüren, en komik fıkramı anlattım. Anlatırken kendim gülmeye başladım. Ve işte o an... Berat'ın dudaklarının kenarında, çok küçük, soluk bir kıpırtı gördüm. Sonra, o kıpırtı, neredeyse görünmez bir tebessüme dönüştü. İçimde bir kuş cıvıldadı.Zafer değildi bu. Bir iletişimdi. "Biliyor musun,"dedim, yanına tekrar oturarak. "Eğer sen istersen, ben buraya gelmek isterim. Bilemiyorum ama... burada tuhaf bir huzur var sanki. Bu yüzden, eğer bu sütü içersen, bir daha gelmeyeceğim. Ama içersen gelmem."dedim. Yalan söylüyordum.Elbette gelirdim. Ama ona bir seçim şansı, bir kontrol hissi vermem gerekiyordu. Berat,bir an düşündü. Sonra, yavaşça, kaşığı işaret etti. Kalbim yerinden çıkacak gibi attı. Kaşığı uzattım. Dudaklarına değdirdim. Ve içti. Yavaş yavaş, tüm bardağı bitirdi. "Güzel olmuş,değil mi?" dedim, gözlerim parıldayarak. Sustu.Ama bakışları daha yumuşaktı. "Bazen yalanlar işe yarar,"diye itiraf ettim, mahcup bir gülümsemeyle. "Yoksa içmeyecektin." Şaşırdı."Sen..." diye zorlukla çıkardı sesini. "Kızma.Sadece tadına bakmanı istedim." Tam odadan çıkacaktım ki,kapı aniden açıldı. Gölgesi odayı kaplayan Baran karşımda duruyordu. Yüzünde ölümcül bir öfke vardı. "Senin bu odada ne işin var?"diye gürledi. "Süt getirdim,"dedim, sesim titreyerek. Gözleri bardağa kaydı.Aniden kolumu tutup beni dışarı sürükledi . Dışarı çekerken bardak elimden fırlayıp yere çakıldı, paramparça oldu. Cam kırıkları ve süt yerleri lekeledi. "Yalan söyleme!"diye kükredi. "Berat asla süt içmez!" "Belki de siz içirmek istememişsinizdir!"diye karşılık verdim, korkumu öfkeyle bastırarak. "Gayet güzel içti!" Beni kolumdan yakalayıp zorla odaya çekti ve Berat'a döndü. "Bu yalancı,senin süt içtiğini söylüyor. Açıkça söyle. Berat. İçtin mi, içmedin mi?" Berat bana baktı.Gözlerinde bir panik, bir üzüntü vardı. Bakışlarımı yere çevirdim, utandım. Onu böyle bir seçime zorladığım için. Baran o kadar emindi ki...Kolumdaki eli, kemiklerimi ezecek gibi sıkıyordu. Berat,zorlukla, "İçtim," diye fısıldadı. "Ve hemen ardından... bitirdim." Baran'ın kolumdaki eli gevşedi.Donakaldı. Berat'a döndü, sesi tuhaf bir tonla çıktı: "Abicim... onu koruma." Sonra bana döndü.Gözlerindeki öfke hâlâ vardı, ama şimdi karışık bir şaşkınlıkla bulanmıştı. "Sen...Berat'a dua et. Yoksa sana ne yapacağımı bilirdim." diyerek odadan çıktı. Gözlerim dolmuştu. Berat'a baktım. "Neden?"diye fısıldadım. "Neden ona, yalan söyleyerek içirdiğimi söylemedin? Beni korudun .?" Berat bana baktı.Sonra, zorlukla tek kelime söyledi: "Yine." "Ne?" "Süt,"dedi. Kalabim yerinden oynadı.Yüzümde koskocaman bir gülümseme açıldı. "Sevdin mi?"dedim. Sustu.Bu suskunluk, en güzel 'evet'ti. "O zaman tamam.Sen bekle, geliyorum!" diye sevinçle fırladım odadan.Nare Abla'ya koştum, aynı sütü yine hazırladım. Baran'ın öfkesini bile umursamıyordum. Berat, bir şey istedi. Bu, her şeyi değiştirdi. Onunla geçirdiğim o saat,belki de bu cehennemde geçirdiğim ilk insanca andı. Fıkralar anlattım, çocukluğumdaki bez bebeğimden bahsettim. O sadece dinledi, baktı. Ama bakışları artık boş değildi. Doluydu. --- Aşağı İndiğimde... Misafirlerin sofrasını sererken, kulak misafiri olduğum konuşmalar, az önceki huzurumu bir anda kaçırdı. "Pek de zayıf kız bu.Nasıl dayanacak Baran Ağa'ya?" "Keje Hanım,bebek haberini ne zaman vereceksin? Yoksa başka geli mi alacaksın?" Allah'ım,bu nasıl bir insandı? Keje Hanım'ın kadına ters ters baktı ama kadın bu sefer başka bir soru sordu ."Zaten Baran ağa, Ela'yı nikahına almadı. Bu da sadece bir göstermelik." Şok oldum. Baran ağa Ella hanımı nikahına almamış mıydı? Bu ne demekti? . Bu sefer Dilan konuştu. "Sana ne Keziban yenge abim kimse bu konu hakkında konuşmayacak demedi mi? Varsa bir itirazın abime ileteyim ha yenge !." Diyerek kadına baktığında kadın gülerek ay Dilan burda kendi kendimize konuşuyoruz hem zaten aşiret bir kaç aya çocuk isteyecek ondan diyorum hani elayı nikahına almadı ya yoksa başka bir gekinmi alacaksınız? " Diye sorduğunda . Dilan'ın öfkesi ve Keje Hanım'ın devam eden sözleri,kanımı dondurdu: "Hele gelsin o gün... Benden aldıkları canın karşılığında can verecek bu uğursuz. Ne kadar ittemesem de, bana bir erkek torun verecek. Sonra oğluma güzeller güzeli bir ağa kızı alacağım." Dünya altımdan kaydı.Nefesim kesildi. Ben... bir taşıyıcıydım sadece. Doğuracak, çocuğumu ellerine teslim edecek ve atılacaktım. Bu, ölümden daha beterdi. "Hayır,"diye inledim, geri geri adım atmaya başladım. "Asla... Olmayacak..." Sırtım sert bir bedene çarptı.Başımı kaldırdığımda, Baran'ı gördüm Benim duyduklarımı o da duymuş muydu acaba ? Yoksa onunda bundan haberi var mıydı ? Ama onun yüzündeki ifade ne öfke, ne onaydı... Dehşetti. O anda anladım.Ben sadece Keje Hanım'ın değil, onun da planlarının bir parçsıydım. Bu düşünce,son dayanağımı da yıktı. Her şeye razıydım ama bu adama bu canavara bir çocuk dogurmazdım ve canından bir parçayı asla onlara vermezdim . Tüm bu düşünceler zihninden bir bir geçerken bedenime bir boşluk, bir hafiflik yayıldı. Baran'ın bulanıklaşan yüzü, bulanıklaşan sesler... Her şey uzaklaştı. Karanlık, usulca üzerimi örttü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD