İZ Bölüm 11

1288 Words
keyifli okumalar! Şimdilerde bir kitap okuyorum ve iç çeker diyorum ki gelişmem gereken çok şey var, bunu da beraber yapacağız. Beraber büyürüz. - Bir şarkı mırıldanıyordum, bunun ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu fakat şarkının sadece ben bebekken ağladığım zamanlarda annemin kulağıma fısıldadığı melodi olduğunu biliyordum. Beyaz duvarların arasında nefes almaya çalışıyordum, zaman durmuş gibiydi. Ne ara bu kadar kaptırmıştım bu olaya kendimi onu da bilmiyordum ama o kadar can alıcı bir deneyimdi ki bu hiçbir sonucu olmamasının zoruma gitmesi... Delirmek üzereydim! ''Şaka yapıyorsun değil mi?'' dedim kahkahamı bir anda kesip. Lord King gözlerimin içine bakıp hiçbir ifade vermeden yüzüme bakıyordu. Bir kahkaha daha attım, şaka mıydı bu? ''Tüm güçler için bir test yaptık. Hiçbir şey atlamadık. Üzgünüm Merlin.'' dedi. Gerçekten üzgün müydü? Nasıl gerçekten üzgün olabilirdi? Beyaz duvara bomboş bakıp ayağa kalktım. Az önce deli gibi güldüğümün farkındaydım fakat şu an bir anda umrumda olmamaya başlamıştı. Belki de savunma makenizmasına geçiş yapmıştım ama bu da umrumda değildi. ''Tamam.'' dedim ayaklanırken, ''Kapıya doğru ilerleyin de bu lanet yerden çıkalım.'' diye bitirdim cümlemi sinirli bir şekilde. Kafasını onaylar anlamda sallayan Lord King'e baktım. Açık olmak gerekirse hemen annemle görüşmek ve gelecek kitabının saçmaladığını söylemek istiyordum. Hiçbir özel gücü olmayan bir savaşçı mı olurdu? Bu ne saçmalık!  Lord King'i beyaz odada takip ederek görmediğim yani göremediğim kapıdan dışarı çıktık. Derin bir nefes aldım, gözlerim ilk önce Escanor'u görmüştü. Bana çok içten bir gülümseme attığı zaman ben de ona buruk bir gülümseme ile karşılık verdim. Bir sorun olduğunu çok belli etmiş olmalıyım ki, kaşları çatıldı. Tam ağzını aralayıp bana sesleneceği sırada Leydi Umrena söze başladı. ''Genç savaşçılarımızın gücü belli.'' dedi ve devam etti,''Kai- Tanrı ırkından iyileştirme ve koruma gücüne sahip. Escanor- Su Perisi, Miles- Telekinezi, Elaine- Orman'ın Koruyucusu, Merlin- Gücü bulunamadı.'' dedi ve derken dudaklarını birbirine bastırıp devam etti, ''Grup 2.'' bunu dediği zaman Leydi Elizabeth(annemle.) göz göze geldik ve bana göz kırptı. ''Grup 2'nin güç testi yarın.'' dedi, ve hepsinin üzerinde gözlerini gezdirdi. Zoe, Irelia, Diane, Marcus ve Tom kafalarını sessizce onaylar anlamında salladılar fakat nedense gözlerinde tuhaf bir gülümseme vardı. Çok fazla kaygılanmıştım. Dikkatim gücümün olmamasından dağılıp grup 2'ye kaydı. En ufak aksilikte, ilk ölen ben olurdum. Çünkü gücü olmayan bendim. Gerçi, bu çok bencilce bir düşünce mi olmuştu? Bilmiyordum. ''Dağılabilirsiniz.'' dedi Leydi Umrena ve sonra gözleri bana doğru kaydı,''Sen dur Merlin.'' dedi. Herkes dağılıp farklı alanlara giderken ben orada durmuştum. Zaten canım sıkılmıştı iyice burnumdan getirmek istiyorlardı herhalde. ''Leydi Elizabeth, bize göstermek istediğin bir şey olduğunu söyledi. Seni şöyle, odamıza alalım.'' dedi. Yutkunarak tüm öğretmenlerin üstünde gözlerimi gezdirdim, gözüm en son anneme takıldığı zaman bana güven verircesine gülümsedi ve diğer öğretmenler ile önümden yürümeye başladı. Tanrı aşkına, cidden yeri ve sırası mıydı! Gerçi biz ispatlamadan herhangi bir şey olsa ne yapardık? E ama nasıl ispatlayacağım bilmiyorum ki!  Of... Yavaşca bende onları izledim. Uzun holden en fazla on beş adım attıktan sonra, annem kütüphaneye gitti ve ben de öğretmenleri izleyip on beş adımdan fazlasını sürdürerek odalarının önüne kadar geldim. Boyumdan büyük kocaman kapıyı görünce yutkundun ve arkamı dönerek baktım. Annem, koşar adımlarla yanımıza geliyordu. Herkes içeri girerken ben kapının önünde annemi bekledim. ''Nasıl kanıtlamam gerek?'' ''Dert etme.'' dedi ve göz kırptı, ''Sen her şeyi düşünerek yapmazsın.''  Gerçekten mi, der gibi ona bakıyordum fakat o bunu umursamadı ve kapıdan geçmem adına yer açtı. Kapıdan geçtiğim zaman normal bir oda beni karşıladı. Normal okullarda olduğu ama daha şık halindeki koltuklar yan yana koyulmuş ve koltukların ortasında bir masa vardı. Masanın kenarlarında sandalyeler vardı. Benim grubum olmak zorundaydı evet ama grup 2'ninde ailesini burada görünce daha fazla tedirgin olmuştum. Eğer hain değillerse, bu yaptığımız suçlama çok ağırlarına gidebilir, bize hakaret edebilir, kavga çıkarabilirlerdi. Annemin kaşları çatık odaya bakıyordu. ''Size söyleceğim şeyin grup 1'e özel olduğunu söylemiştim. Onların burada ne işi var?'' dedi, sesindeki sakinliği korumuştu. Aynı şeyi düşünüyorum anneciğim dememek adına kendimi zor tutuyordum fakat gözlerimden ona hak verdiğimin okunduğu belliydi, bence. ''Ne olduysa bizde duyabiliriz Leydi Elizabeth.'' dedi daha önce görmediğim bir adam. Yüz siması tanıdıktı ve bıyık altından gülümsüyordu. Kirli sakallarını ovuşturdu ve devam etti,''Biz de yardımcı olabiliriz.'' ''Grup 1'i tanımıyorsunuz Lord Hamdren.'' dedi annem ve sinirden ufak bir kıkırtı çıkardı ağzından,''Neden bu kadar meraklınız?'' O sırada başka bir kadın söze girişti,''Değerli vaktimizi harcıyoruz zaten Leydi Elizabeth. Bir de dışarda beklemek istemiyorum.'' dedi kadın, altın sarısı saçları ve beyaz bir şapka vardı kafasında. Gerçek bir leydi gibiydi ve çayını yudumluyordu. ''Pekala.'' dedi derin bir nefes alarak annem ve bana döndü, kitabı elime verip önümde oturur bir şekilde eğildi,'' Odadaki herkesi gözüne belirleyip, hepsinin simasını aklında tutacaksın. Özellikle müdürün ve sonra 'Kretin Azarath Werdies Herxie Zinthos.' diyeceksin. Korkmamaya çalış ve sakin kal. Buradayım zaten sana bir şey olmasına izin vermem.'' dedi ve elini omzuma koydu. Kafamı onaylar anlamda salladım ve kitabı elime aldım. Gerçi ne kadar korkmayabilirdim? Ben gücü olmayan, zavallı ve hiç biriydim. Gerçi böyle düşünmem ne işe yarardı ki? Başaramayacaktım zaten ve annem başkasıyla şansını tekrar deneyecekti. Tabii ona yaşattığım rezilliği unutamayacak, bir daha yüzüme bakmayacaktı. Çok baskı altında hissettiğimi unutmaya çalışarak elimdeki kitaba baktım. Sokayım, hem de her şeye. İki elimle kitabı tuttum ve odadaki herkesin gözlerine baktım. Sağ köşede oturan ve yine daha önce hiç görmediğim adamlardan birisi kıvırcık saçlarını karıştırdı ve tırnaklarıyla oynamaya başladı. Yeni tıraş olduğunu yüzünden belliydi. Sonra o leydi gibi görünen hanıma döndüm ve sarı saçlarına dikkatlice baktım. Çok bakımlı olduğu kesindi. Dudakları incecik ve burnu fındık gibiydi. Gözleri yemyeşildi, bunu da zihnime kazımıştım. Benim grubumun öğretmenlerinin yüzünü üstü çizilecek şekilde baktım. Neredeyse her zaman gördüğüm kişilerin yüzlerinde endişe varken diğerlerinde yoktu. Başımı sağa çevirip müdire Fiona'nın yüzünü göz hapsine aldım. Yorgun ve bitkin görünüyordu, gri gözlerinin kenarında kırışıklıklar vardı. Burnu hafif kemerliydi. Derin bir nefes aldım, tam yanımdaki ve annemin sağ tarafında kalan kadına yoğunlaştı bakışlarım. Kısacık siyah saçları ve esmerimsi bir tene sahipti. Siyah gözleri, ben buradayım dercesine bağırıyordu. Diğer kadına yöneldim sonra, saçlarının ucuyla oynayan kahverengi gözlerine baktım. Bana bakışlarını yönelttiği zaman ufak bir gülümseme dudaklarında belirdi. Ruju çok belirgin bir kırmızıydı ve tıpkı o da leydiye tamamen benzeyen kadın gibi zarif, bakımlıydı. En son annemin yüzüne uzun uzun baktım. Bana o kadar da benzemeyen yüzüne. Çılgınca olan kendi kestiği yamuk saçlarına ve yüzündeki 'yapabilirsin.' gülümsemesine. Hepsini aklıma kazımıştım işte. Ben de ona gülümsedim, anneme. Ama gülümsemem hiçte 'başarabilirim, evet.' şeklinde değildi, en azından buna emindim. Gözlerimi sakince kapatınca hiç tanımadığım bir sesin of çektiğini duydum. Umursamalı mıydım? Hiç sanmıyordum. Derince bir nefes aldım ve kitabı ellerimin arasında sıktım. Klimadan gelen ılık hava, tüylerimi diken diken etmişti. Fısıldamaya başladım, 'Kretin' yutkundum, neydi? 2 saniye düşündükten sonra devam ettim, 'Azarath Werdies Herxie Zinthos!' Odada büyük bir ses duyuldu fakat sanki ses benden geri sekmişti. Gözlerimi korkudan açamıyordum. Sahi, ne biçim kelimelerdi bunlar? Cidden bunu mu düşünmem gerekiyordu şu an? Alttan serin bir hava sezdiğini hissettiğim zaman, gözlerimi açtım. Beyaz bir ışık etrafımda süzülürken havaya kalkıyordum. Korku dolu gözlerle anneme baktım fakat annem yere düşmüş bir şekilde bana bakıyordu. Çok tuhaf bir şekilde korku ve aynı zamanda huzuru hissediyordum. Bu normal değildi? Birazcıkta kusucak gibiydim. Sanki içimden bir şeyler yukarı doğru yükseliyordu ve içimde tutmakta zorlanıyordum. ''MERLİN!'' diye bağırışını duydum annemin. Ama bu sefer anneme yukarıdan değil tam yanından bakıyordum. Kafamı biraz yukarı çevirdiğim zaman bedenim yukardaydı.  Bedenim?Yukarı?Ben?Aşağı? NE! Şok içinde anneme atılmaya çalıştım fakat nafile, içinden geçmiştim. Korku dolu gözlerle etrafa baktım. Korku bu sefer sadece gözlerimde değil tüm bedenimdeydi ya da ruhumda? Tanrım! Of. Bedenime baktığım zaman, ağzından beyaz bir ışık süzmesi şiddetli bir şekilde yukarıdan kitaba doğru ilerlemişti. Başım arkaya doğru düşmüştü ve saçlarım yer çekimine meydan okurcasına havadaydı. Kendime bir anlığına çok üzülmüştüm. Beyaz ışığın ilerlediği kitaba baktığım zaman şiddetli ışık, kitaba bir kaç kelime yazmıştı. Efsaneyi, tekrardan yazıyordu. Kitap, son noktayı koyduğu zaman, olduğum yerden bedenime bir çekim hissettim. Havada duran bedenime bilmediğim bir çekimle geçtiğim zaman, her yer karardı. Son hatırladığım, yere düştüğümde oluşan acıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD