Gözlerimi açtığım zaman soğuk zeminde nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerimi açmak, nefes almak neden bu kadar zor geliyordu bilmiyorum. Öksürerek gözlerimi açıp tepeme baktığım zaman bir su kütlesi üzerimden geçti. Ayağa kalkmaya çalıştığım zaman Miles'ın gözleriyle gözlerim buluştu. Koşarak yanıma geldi.
''Merlin! Hemen kalkman lazım!'' dedi ben ise şaşkınlıkla ona bakıyordum. Neler olduğunu bile anlayamamıştım. Gözlerim arkamızdan uçarak gelen masaya takılınca Miles elini kaldırıp masayı havada tutmayı başardı ve diğer elini bana uzattı, ''AYAĞA KALK!''
Başımı onaylar anlamda salladığımda, ayağa kalktım ve etrafa baktım. Miles masayı önümüzde tutarak beni koridorda yürütmeyi başarmıştı.
''Neler oluyor?'' diye sordum. Endişeliydim, çığlık sesleri geliyordu.
''Sen bayıldıktan sonra,'' dedi ve derin bir nefes aldı, çok sinirli geliyordu sesi,''Grup 2'nin ailesi ve grup 2 mavi iblislere dönüştü. Şu an onlarla savaşıyoruz.'' derken masayla beraber kesici aletler olan bıçaklarıda havada tutuyordu.
''Leydi Elizabeth, seni güvenli bir yere aldı fakat savaş oraya kadar sıçradı. Uyanman tamamen sürpriz oldu. Şimdi, burada bekleyeceksin.'' dedi ve koridorun sonuna doğru yürümeye başladı.
Gerçekten hainler miydi? Çok erken davranmıştık o zaman! Kimse güçleri hakkında eğitim bile almamışken; şimdi 10 kişiye karşı, hem de bunlar iblis, savaşıyor muyduk?
Kendimi bir şeyler yapmak zorunda hissediyordum. Burada duramazdım. Güçsüz bir insan onlara nasıl yardım edebilirdi? Etraf bulanıklaşırken gözlerimden yaşlar dökülüyordu. Ne yapacaktım? Ne yapmam gerekiyordu? Duvarda asılı olan tüfeğe gözüm ilişti. Göz yaşlarımı sildim ve tüfeği elime aldım.
Bir iblise işe yarar mıydı? Bilmiyordum. Silak kullanmayı da bilmiyordum, silahı geçtim tüfek? Elimdeki metal aleti sıkıca kavradım ve başımı havaya kaldırdım. O sırada karşımda iğrenç bir yaratık belirdi.
İri yarıydı, derisi maviydi ve üstünde bir sürü tuhaf yara vardı. Kan bazı mavi yerlere tamamen kapatmıştı. Gözlerinin içinde göz bebeği yerine sadece yuvarlak daireler vardı. Ağzındaki dili en az başına bile değdirecek kadar uzundu. Bana doğru gülümsedi.
''Mer...lin.'' kesik kesik ve tıslayarak konuşuyordu.
''Uzak dur benden!'' diyerek tüfeği ona doğru doğrulttum. Bana doğru birkaç adım attığı zaman o beni öldürmeden korkudan öleceğime emindim. Adımları arasında dudaklarına daha geniş bir gülümseme yayıldı, ''Kokun... Tısss, çok lezzetlisin.''
Beni yemek için kendine engel olmaya çalışıyor gibi geliyordu, neden engel olsun ki? Elimdeki silahı daha sıkı kavradım, bence, fakat elim titriyordu.
''Be-benden u-u-zak dur.''
''Kor...korkun... Ahh, çok gü...zel. Seni götürmek ç..ok üzü...cüü... Tıss..'' dedi. Arkasındaki kuyruğu yeni fark etmiştim. Korkudan tüfeği ateşlediğim zaman, kuyruğunu önüne alarak merminin kuyruğuna gelmesini sağlamıştı. Tüfekteki tüm mermileri üzerine boca ettim fakat hepsini kuyruğunda toplamıştı.
Güldü ve kuyruğunda olan mermileri ele benzeyen ama asla el olmadığına emin olduğum uzvunun içine aldı, ''Gü..zel.'' dedi. Konuşmakta zorluk çekiyordu ve derisi çok kalındı anladığım kadarıyla. Tüfek bir işe yaramadığı zaman, silahı indirdim. Güçsüz, işe yaramazdım. Tüm bunlar gerçekti ve ben işe yaramayan karakterdim.
Aptal kitap.
El olduğundan artık şüphelendiğim uzvunu yüzüme doğru uzattığı zaman, gözlerimi sımsıkı kapattım. Ölecektim ya da götürülecek.
Birkaç saniye sonra önümde hissettiğim hızlı soğuk havayla yüzüme gelen birkaç damla sıvıyı hissetmiştim. Bir yerlerim mi kanıyordu? Korkuyordum. Gözlerimi yavaşça açtığım zaman, Escanor kayarak yanıma gelmiş ve suyla, keskin bir suyla, iblisin elini kesmişti.
''İyi misin?'' dedi önümde dururken ve suyu buzdan bir mızrağa dönüştürdü. Ağlayarak ona baktım, ''İşe yaramazın tekiyim, teşekkür ederim Escanor!'' dedim. Ellerim titriyordu. Escanor başımı okşadı ve gülümseyerek bana baktı, ''Ağla biraz burda, hemen geleceğim.'' dedi ve önümdeki iblise döndü. Buzdan mızrağı parmakları arasında döndürürken, sanki bu iş gibi yaratılmış gibi hissediyordum.
''Sen..inle işim yok, su pe...risi.'' dedi iblis uzvundan kan akıtırken.
''Ama benim işim seninle.'' dedi Escanor ve mızrağıyla ona doğru saldırdı fakat iblis akıttığı kandan yaptığı silahla ona karşılık verdi, ''AD..ALET.'' dedi. Sanırım adaletli bir dövüş olmasından bahsediyordu.
Bu dediğini duymamış gibi Escanor mızrağı bir anda bıçak yaptı ve küçülen mızrak yüzünden iblisin mızrağı sağa doğru sendeledi. Escanor hızlı bir dönüş yapıp, iblisin arkasına geçti ve ona ayağı ile vurdu. İblis yere düşerken, Escanor mızrağı hemen bir yere sapladı.
''BİR!'' diye bağırdı, mızrağı çıkardı ve başka bir yere sapladı, ''İKİ.'' diye bağırdı, tekrar mızrağı çıkardı ve gülümsedi, ''BU DA SON KALBİN İBLİS, ÜÇ.'' diye bağırdı ve mızrağı bir yere daha sapladı. Mızrağı elinden bıraktıktan sonra iblisin ağzından kan geliyordu. Mızrak suya dönüşüp iblisin üzerine yayılıp, kırmızıya dönüşürken şaşkınlıkla ona bakıyordum.
''Bakma öyle,'' dedi ve devam etti, sesin utanç vardı, ''Mecbur kalınca, savaşmayı sanki yıllardır biliyormuş gibi savaşmaya başladım. Tamamen içimden,'' durdu ve beyninin olduğu yere eliyle göstererek,''Ve aklımdan hallediyorum işi.'' dedi. Elini uzatırken, yere çöktüğümü yeni fark etmiştim. Elini tuttum ve beni ayağa kaldırmasına izin verdim.
''Diğerlerine yardım etmem lazım ama benimle gel, burada kalman tehlikeli. Eğer birisi beni buraya fırlatmasaydı senden haberim bile olmayabilirdi. dedi ve elimi avucunun içine alarak tuttu, ''İşe yaramaz olduğunu düşünmüyorum ama lütfen benim dediğim yerde bekle.'' dedi ve beni koşarak koridordan ilerletti.
Koşarak savaş olan alana geldiğimizde, annem elindeki bir kılıçla bir iblisle dövüşüyordu. Saçları dağılmış ve nefes nefeseydi, yorulmuş görünüyordu.
O sırada Escanor tuttuğu elimden beni itekleyerek gözetim odasına sokup odayı üstüme kilitledi. Odanın şeffaf camından tüm savaşı bana izleticek miydi!
Cama doğru vurmaya başladım, ''Yardım etmeme izin ver!'' diye bağırdım. Escanor bana bir bakış atıp önünde duran bitkinin üzerine bir adım attı,''Buradan gideceğimiz zaman, bizimle geldiğinde, bize bir yer bularak yardım edersin. İzlemeni istemezdim ama en güvenli yer burası. Bu cam kırılmaz, oda geçirmez. Lütfen, bekle.'' dedi ve diğer bacağını da bitkinin üzerine attı. Daha sert cama vurmaya devam ettiğim zaman ağlıyordum, ''BEN NEDEN BU LANET YERDEYİM BU KADAR İŞE YARAMAZ OLACAKSAM! TANRIM!'' diye bağırdım. Ağlamalarım arasında tüm savaşı görebiliyordum.
Elaine, Escanor'u aldığı bitkiyi büyüterek Escanor'u en üste çıkarmıştı. O sırada diğer öğretmenler, Escanor'un babası Lord King, bitkiye sırtını dayamıs ve bir iblisin silahını geriye doğrultmaya çalışıyordu. Escanor, aşağıya atlayarak su boca ettı ve suyu buza dönüştürdü. İblis buzun içinde kaldığı zaman Lord King, iblisin başını kesti. Ve bu da yetmemiş gibi o da Escanor gibi kılıcını iblisin bedeninde üç yere sapladı.
O sırada Elaine, çoğu kişiyi bitkilerle kalkan yaratarak koruyor, onları yönlendiriyordu. Olduğu yer güvenli görünüyordu fakat çok yorulduğundan emindim.
''Elaine!'' diye bağırdı Leydi Elizabeth, ve Elaine ne olduğunu anlamadan, Lord King, onun önüne geçerek, kandan oluşan bir silahı tam kalbinden yedi. Yutkundum, çığlık atıyordum.
''BABA!'' diye bağırdı Escanor ve önündeki iblisi diğer eliyle suya boğarak yere yatırdı ve buzla her yerini kapladı. Koşarak babasının yanına gitti, Lord King yere yığılmış bir şekilde Elaine ve diğerlerine gülümsüyordu. Elaine, bitkiden bir kalkan yaptı ve diğerlerine yardım etmeye devam etti. Kalkan yüzünden Escanor ve babasını göremiyordum. Kai koşarak çiçekten kalkanın içine girdi.
O sırada camın önünden birkaç bıçak geçti. Kan taze ve damlıyordu bıçakların üzerinden. Bıçaklar bir tane iblisin etrafında dönmeye başlıyınca, onu oyaladığını fark ettim. Bir eliyle bıçakları kontrol ederken, diğer eliyle kocaman avizeyi kaldırmaya çalışıyordu. Yüzündeki kurumuş kanın üstünden bir damla yer geçti ve avize koparak iblisin üstüne düştü. Miles, bıçakları üç tane yere saplayıp çıkardı. ve derin bir nefes aldı.
O sırada Elaine, Escanor'un babasını bir çiçekle sarmıştı. Kai üzgün bir suratla Escanor'a sarılırken, Escanor'un gözlerinden sinir ve dehşeti görebilmiştim. Ürpermeme neden olan bu görüntü beni daha da katlederken, Elaine çığlık attı, Lord Asmax ve Annem uzun bir kılıcın içinden geçmişlerdi ve bu olurken annemle göz göze gelmiştim. Annemin gözünden bir damla yaş akarken yine de bana gülümseyip elini 'okey' manasına bir şekile getirdi ve kılıç defalarca çıkarılıp batırılırken, Kai çığlık attı ve kocaman şeffaf bir baloncukla, üzerlerine saldırdı. Sanırım bu bir çeşit kalkandı. Bilmiyordum. Şoka girmiştim, annem gözlerimin önünde ölmüştü. Nefes almayı bırakıp, kapıyı zorlamaya başladım fakat açamıyordum.
Elaine bitkisini Escanor ve Miles'ın önünde sürdürürken Kai'de şeffaf kalkanı büyütmeye odaklanıp, bitkiyle Escanor ve Miles'ı şeffaf balonun içine aldı. Yaşayan tek kişiler benim grubumla, Leydi Umrena ve Lord Bruce'di. Tüm bunlar olurken ben, Elaine ve Kai gözlerimizden düşen damlalara aldırmıyorduk. Neredeyse hepimizin annesi ve babası, ailesi ölmüştü. Çığlık ve feryatlarımdan boğazım ağrımıştı artık.
O sırada kalan 3 iblisin üzerine yürürken, 4 iblisle, Leydi Umrena ve Lord Bruce uğraşıyordu. Escanor sinirle şeffaf kalkanın içinden çıkıp buzdan mızrağını havada döndürerek bir tane iblisin üzerine atıldığı zaman, arkadan gelen kanlı mızrağı Kai'nin başka bir şeffafkalkanı durdurmuştu. Escanor arkasındaki mızrağa baktığında, eli mızrağa değmiş ve yanmıştı.
''Zehirli kan.'' diye tıslarken birisi, Escanor arkasındaki iblise saldırırken, Miles onun önündeki iblise saldırı uygulayarak, şaşırtmaca yapmışlardı. Elaine'nin büyüttüğü et yiyen bitkileri Miles havada tutarak iblislere yönlendiriyor ve onları yemesini, yerkende bıçakları o üç noktaya saplıyordu.
Leydi Umrena iki iblisle, Lord Bruce'da iki iblisle ilgileniyordu. Bir iblis mızrağı havaya kaldırıp, ikisine birden salladı fakat Lord Bruce, Leydi Umrenayı tutarak sağa atmayı başardı. Elaine, onların yanında da bir bitki yetiştirirken, göğüs kafesi hızla kalkıp iniyordu. Çok yorulmuştu. Daha dün, kuru yaprak, solan gül yetiştiren kız, şimdi harika ve güçli bitkiler yetiştiriyordu ve bunu da zorla yapıyordu.
Leydi Umrena bir iblisi alt ederken, diğer iblis Leydi Umrena'nın arkasından mızrağını sapladı. Lord Bruce sinirle ve bağırarak üstlerine doğru yürüdü ve Leydi Umrenayı öldüren iblisin üç yerinden kılıcını sapladı. Leydi Umrena, gülümsedi. Lord Bruce elini tuttuğunda, bu sahne beni daha da yıkmıştı. Her şey beni mahvediyordu. Herkes ölüyordu, hiçbir şey yapamıyordum.
Kai koşarak Leydi Umrena'nın yanına geldi ve elinden bir ışık süzmesi çıkararak yaralarını iyileştirmeye başladı. Lord Bruce ağzını oynattı, duymuştum.
''Zehirli kan, ileri seviye bir iyileştirme büyüsü ister. Kai, üzgünüm ama burda bu kılıca saplanan kimseyi, büyünü seviye atlattırmadan iyileştiremezsin ve bu da senelerini alır.'' dedi, Kai hıçkırarak ağlamaya başlamıştı, ''Hiçbir işe yaramıyorum!'' dedi. Onu anlıyordum.
''Yarıyorsun, Miles ve Escanor'u korumaya devam et. Elaine içinde bir kalkan daha aç.'' dedi, Kai ayağa kalktı ve kanlı koluyla gözlerini silip denileni yaptı.
O sırada Miles, bir masayı Lord Bruce'in önüne doğru fırlattı ve mızrak masaya saplandı. Miles gülümsedi,''Sonra teşekkür et.'' dedi ve Escanor'un yanında dövüşmeye devam etti. 5 iblis kalmıştı. Lord Bruce, bir iblisin daha üçüncü kalbine mızrağı saplarken, altında kıvranan iblis mızrağı yaratmış ve son nefesiyle mızrağı Lord Bruce saplamıştı. İkisi aynı anda ölürken, Lord Bruce, ölen iblisin üzerine yığılmıştı.
Miles ve Escanor, önlerindeki iki iblisi öldürürken, Escanor'un açıklarını Miles, Miles'ın açıklarını Escanor kapatıyordu. Escanor bir kişinin daha ölümünü görünce, etrafını suyla kapladı ve küçük küçük bıçaklar oluşturmaya başladı. Miles bıçakları havaya alarak hızla iki iblisin etrafında dönürürken Escanor, tahminen sinirden yerleri buzla kaplamaya başlamıştı.
''Herkes öldü ve sadece siz ikiniz kaldınız.'' dedi Escanor sinirle. İblisler buz bıçaklarının arasında sıkışıp kalmıştı. Elaine yere çökmüş ve derin nefes alırken, Kai şeffaf koruma balonuyla Escanor, Miles ve Elaineyi koruyordu.
''Biz mi kaldık?'' dedi daha düzgün konuşan iblis, ve diğer iblis güldü, ''Biz en güçsüzleriyiz.'' dedi. Miles daha fazla dayanamadı ve açık olan ellerini kapattığı zaman havada olan bıçaklar iblislerin üzerine battı. Escanor, elindeki buzdan mızraktan iki tane yaratarak iki ibliside üç yerden saplayarak öldürdü.
Bana baktı, onlara nazaran tertemiz olsam bile içim kan ağlıyordu. Escanor yavaş adımlarla odamın kapısının önüne geldi ve beni çıkardı. Hepimiz ortada bakarken, anne babalarımız ölmüş ve bir başımıza kalmıştık.
''Savaşı kaybettik.'' dedi Kai. Bence de kaybetmiştik, herkesi kaybetmiştik. Escanor tam karşımda duruyor ve gözlerimin içine bakıyordu. Kollarını iki yana doğru açtı ve bana doğru sarıldı.
Nane kokusu burnuma dolarken, odadaki herkesin ağlama sesleri birbirine doğru karıştı.