bc

Satır Arası

book_age12+
17
FOLLOW
1K
READ
shifter
secrets
like
intro-logo
Blurb

Kitap sayfalarının aralıklarından kendini bırakan bir kız, kendini birden okuduğu kitabın içinde bulur, kendi hayatını daha yerine oturtamamışken başkalarının hayatlarını düzeltmeye çalışır. Peki bu konuda ne kadar başarılı olabilir?

chap-preview
Free preview
İlk Sayfalar
Yetimhane kapısından koşarak çıkarken arkamdan gelen bağırışlar kulağımı sağır edecek reddeye gelmişti. Ellerimle kulaklarımı tıkayacaktım neredeyse. Gerçekten bu kadın neden can çekişen şempanzeler gibi ses çıkarıyordu ki? Bir kaç sokak geçip köşeyi dönerek halk kütüphanesinin kapısından içeri girdim ve kapıyı kapatıp sırtımı da kapıya yaslayarak soluklandım. Her gün aç kurtlar gibi tıkınsam da bu kovalamaca yediklerimi eritmeme fazlasıyla yardımcı oluyordu şahsen. Tavsiye edilir. Görevli kadın tuhaf tuhaf bakarken gülümseyerek selam verdim ve kütüphanenin derinliklerine ilerledim. 17 yaşında yetimhane de kalan bir kızdım. Her gün yetimhaneden kaçarak kütüphaneye geldiğim için beni döve döve bi hal etmek istediklerini biliyordum ama dayak yemeye de hiç niyetim yoktu. Allah'tan kütüphaneye geldiğimi bilmiyorlardı da gelip burayı başıma yıkmıyorlardı. Sonuçta, kitaplarım benden daha önemliydi. Sabah yemekhaneye gizlice girer, tıkınır ve kapıdan kaçardım çünkü kapıyı gözetleyen görevli ile hiç anlaşamazdık, bu yüzden beni dışarı da salmazdı. İznim olsa bile. Bu yüzden artık izin almakla uğraşmayarak görevlinin dikkatini dağıtarak, ki genelde bir kaç çocuğu yolluyordum, kapıyı açıp dışarı çıkıyordum. Yıllardır bu böyleydi ve o salak kadın yıllardır bunu anlamamıştı. Dedim ya, salaktı işte. Akşam geç saatlerde yetimhaneye geri döner bu sefer gizlice duvardan atlar ve odamdaki penceren gizlice girerdim. Odam 2. Katta olduğu için duvarla da aralarında pek mesafe yoktu. Duvarın yanındaki ağaca çıkarak odama giriyordum. Hatta bazen hiç yerimden kalkmadan koltuğa gömülüyorum ve yaşlı kütüphaneci hanım teyzemiz içeriden ses gelmediği için kütüphanenin boş olduğunu sanarak kapıyı kilitleyip gidiyordu. Ben de sabaha kadar hiç istifimi bozmadan onca kitapla baş başa kalıyordum. Oda arkadaşım yoktu. Beni tek bırakıyorlardı. Arkadaşım da yoktu dolaylı yoldan ama kimin umrunda. Bana kitaplarım yeterdi. Zaten küçük çocuklarla bir tek arkadaş oluyordum o da onlarla oyun oynayarak görevliyi oyalamaları için ikna etmek içindi. Çıkarlarım olmadıktan sonra neden birisiyle ilgileneyim ki ben? Simsiyah dalgalı saçlarım ve okyanus mavisi gözlerim vardı. Bence güzeldim yani. Başkaları ve ne düşündükleri de umrumda değildi açıkçası. Aslında küçücük şeyleri bile kafaya takabilen biriyim. Ama bu kesime düşünceler dahil değil. Sonuçta beni sevmeleri önemli nasıl sevdikleri veya hakkımda düşündükleri değil. Çünkü eğer beni sevmezlerse onlara istediğimi yaptıramam. Değil mi? Manipülasyon time, bekleyin beni aşklarım ben geliyorum! Arka raflarda bir kitap görmemle ona doğru yöneldim. Orta kalınlıkta yaklaşık 400 sayfa olması gereken bir kitaptı. Ama diğer kitaplara göre daha çok eskimiş bir hali olduğu için dikkatimi çekmişti. Etrafta merdiven aramaya başladım. Ama yakınımda hiç yoktu. Neden en üst raftasın ki sen yani neden? Amaç ne? -Seni oraya koyanların ben aklını s- ?-Yavaş olun küçük hanım. Tanımadığım sesle kaşlarımı çatarak arkamı döndüm. 1.66 yım ben lan nerem küçük?! 30 lu yaşlarda bir adam kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu. Kimsin sen de benim küfürümü bölüyorsun abicim? Sana bu hakkı kim veriyor?! Eben mi?! İçimdeki sesi susturup mükemmel bir oyunculukla şirin yüz ifademi takındım ve elimin işaret parmağını kitaba doğrulttum. Sonuçta o kitap fazla yukarıdaydı ve ben o kitabı alana kadar yorgunluktan bayılırdım heralde. -Şu kitabı alamıyorum beyefendi, acaba yardımcı olur musunuz? Dememle sırıtmaya başladı. Arsız p- ?-Tabi hanımefendi, hemen. İsteğiniz benim için emirdir. Diyerek bir kaç raf ilerledi çıkışa doğru. Etrafımda da akıllı yoktu, ne bok yemeye gittiyse. Benim istediğim kitap bu diye bağırmak istesem de sustum. Bir süre sonra elinde bir merdiveni sürükleyerek geldi. Aklıma gelmeyen tek şey başka bir raftan merdiven almaktı sanırım. Şahsen ben rafa tırmanmayı bile düşünmüştüm yani. Bugün de rezil olduk Allah'a şükür. Merdiveni sabitledi ve yukarı tırmandı. O eski kitabı yerinden çekti ama şaşırtıcı şekilde çıkan toz ile ard arda hapşurdu. Olmayan karizması çizildi, ah yazık. Kitabı bana uzatarak göz kırptı, gözleri de kızarmıştı, sanki az önce görmedim ben seni. Alırım bütün uçuç tozlarını, yüzüne dökerim senin, adam ol akıllı ol yavşaklık yapma bana. -Teşekkürler. Şimdi siktir olup gidebilirsin. Hadi canım naş naş. Bana kaşlarını çatması ile bunları dışımdan söylediğimi anlamış oldum. Şimdi burdan tüymeliyim sanırım. Şirince sırıttım ve ona sırtımı döndüm. Bir an bile arkama bakmadan hızla olay bölgesinden uzaklaştım. Arkamdan gelen var mı diye kontrol ettim ama kimse yoktu. Görev başarılı asker, şimdi götünü devir ve kitabı talan et! Kütüphanenin köşesinde kalan eski ama rahat olan büyük koltuğa yerleştim. Kitabı açtım ama boş sayfalar görmemle gözlerimi kırpıştırdım. Şaka mıydı lan bu? Ben bomboş bir kitap için mi elaleme rezil oldum. Yerimde dikleşerek kitabı kucağıma koydum ve sayfaları hızla çevirmeye başladım. Belki ilk sayfalar boştur demiştim sadece ama kitap tamamen boş sararmış sayfalardan oluşuyordu. Bu sefer de belki gözümden kaçmıştır diye tersten başa doğru bir daha geçtim sayfaları. Sonra ilk sayfaya geldiğimde gördüğüm şeyle şaşkınlığım iki kat arttı. Şaka mı yapıyorsunuz amk?! İlk sayfaya yazılanların kitabı ilk açtığımda olmadığına emindim. Şizofren miydim lan ben?! Noluyor?! -Beni siz delirttiniz amına koyim. Hepsi o yetimhane görevlisinin suçu. Hakkımı hella etmiyorum lan, var mı? Diye kendi kendime homurdandım. Sonra yerime bir daha yayıldım ve kitabı yüz hizzamda kaldırdım. Şizofren olabilirim canım, hala kitap okuyabiliyorum ya. 'Rose arkasına bakmadan koşarken taşlar çıplak ayaklarını kesiyordu. O ise bunu umursamıyor elinden geldiğince hızlı bir şekilde arkasındaki kraliyet muhafızlarından kurtulmak için kaçıyordu. Üzerindeki chaperon tarzı eski elbisesinin uçlarını eliyle kavramış her hangi bir düşme tehlikesi yaşamamak için özel bir çaba sarf ediyordu. Biliyordu ki yakalanırsa bir daha gün yüzü göremez, temiz hava soluyamazdı.' Bir hikaye neden bu şekilde başlardı ki? Hayır neden yani? Rose kim?! Orta çağ elbisesi?! Kraliyet muhafızları?! Tamam belki ana karakter başka birisidir ve ilk bir kaç satır bu şekildedir sadece. Tamam. Olabilir. Evet öyledir heralde. 'Sarı saçları rüzgarla yüzüne savrulurken önünü görmekte zorlanıyordu ama bu bile onu durdurmuyordu. Etrafında bir sürü çiftlik vardı ama onlardan birine saklansa bile kısa sürede yakalanacağını biliyordu. Ama nereye kadar koşabilirdi ki? Bir çiftlik kapısının önünden daha geçerken kolunun çekilmesi ve sola doğru savrulması bir oldu. Kapı kapandı ve gözleri karanlığa alışana kadar korku ile onu çeken kola tutundu. Bir süre sonra etraftaki eşyaları seçebilirken gözlerini sevgilisine çevirdi. Ona sıkı sıkı sarılırken dışarıdan gelen sesler muhafızların yakında olduklarının habercisiydi. "Hemen arka kapıdan çıkmalıyız sevgilim." Dedi Leroy'un şefkatli sesi. Çiftlik hayvanlarının arasından hızla geçtiler ve arkadaki küçük kapıyı sessizce açıp dışarı çıktılar. Hızla koşarlarken arkadan gelen sesler ile muhafızların onları fark ettiklerini anladılar ve büyük kayaların arkasına gizlenerek ilerlemeye çalıştılar. Denizin tuzlu kokusunu aldıklarında Rose artık sona gelmiş gibi hissetmeye başlamıştı. Tek suçları birbirlerini sevmek olan iki dost ailenin çocuklarıydılar. Ama bu zaten onlar için başlı başına bir engeldi. 4 yıldan fazla süren arkadaşlıklar o kişilerin birbiri ile bir ilişki yaşamasını ve evlenmesini yasaklıyordu. Kraliyet bu kanunu çok uzun bir zaman önce koymuştu ve çıkan isyanları umursamıyor, bu yasağı kaldırmıyorlardı. Ve onlar çocukluklarından beri arkadaşlardı ki bunu aileleri de biliyordu. Kanunlar uğruna çocuklarını feda etmeye hazırlardı onlar. Muhafızlara da zaten onlar haber vermişlerdi. "Rose, sevgilim, kayığa geldik hadi biraz daha dayan." Demişti Leroy. Sonunda denizin maviliği gözler önüne serildi ve bir kayaya bağlanan kayık onları karşıladı. Leroy önce Rose'un kayığa binmesine yardım etti ve ardından ipi keserek küçük kayığı biraz daha derine doğru itti. Muhafızlarda kayaların arasında görünürken Rose'un yanına atladı ve kürekleri çekerek denizin ortasına doğru yön verdi. Nereye gittiklerini bilmiyorlardı. Muhafızlara yakalanmamak için kaçmışlardı ama nereye doğru? Bir süre sonra kara uzaklarında kaldı ve Rose'un tam tersi yönlerindeki bir karaltıyla gözleri kesişti. "Sevgilim, ileride küçük bir ada var sanırım. Bir süre orada saklanabiliriz. Sonra bir harita bulmamız lazım." Diyerek giderek yaklaştıkları karaltıyı gösterdi.' Garipseyerek gülmeye başladığımda kendimi durduramıyordum. Çok saçmaydı! Öncelikle bir kitap böyle başlamazdı. Sonralıkla Leroy diye bir isim olduğunu bile yeni öğreniyordum. Ve en son olarak sadece bir sayfa okumuştum ki devamı yoktu. Belki sihir devam eder demiştim, artık nasıl ilk sayfaya olduysa ikinci ve sonrasında da olur demiştim ama bomboştu. Kitabı bir kaç kez kapatıp açtım ama yine olmamıştı. Evet türklerin bozuk bir şeyi yeniden çalıştırmak için yaptıkları klasik hareket. Bunu bir kitapta uygulayacağım hiç aklıma gelmemişti. En sonunda kitabı yanımdaki küçük masaya koydum ve kalkarak başka bir roman aldım. Yerime yine yerleştim ve bu sefer bu kitabı okumaya başladım. Ama gözüm sürekli masadaki o eski kitaba kayıyordu. Elimdeki kitapta 20 sayfa kadar okumuştum ama o sayfalar içinde hatırladığım tek bir cümle yoktu. Merakıma yenik düşüp elimdekini bırakıp yine o eski kitabı aldım. Belki dedim, bir sayfa daha vardır gözümden kaçan, onu okuyayım. Ama yoktu. Kitabı baştan sona kaç kez karıştırdım bilmiyorum. Hatta bir ara tek tek elimle o 400 küsür sayfayı çevirmiştim ama yine yoktu. Bu durumu ne kadar çabuk kavradığıma şaşırmayın. Ben büyücülük dünyasının olduğuna inanıp 17 yaşında bile hala hogwarts mektubunu bekleyen biriyim. Olur arada böyle şeyler canım. Olur olur. En son sinirlenip kitabı masaya fırlattım. Yaptığım şey sonradan aklıma dank etti ve koşarak kitabı düştüğü yerden kaldırdım. "Ayy özür dilerim canımın içi, canın acıdı mı? Özür dilerim öyle yapmak istememiştim yoksa niye istiyim yani değil mi? Beni affedebilirsin, değil mi? Cevap versene." Diyip bir yandan kitaba sarılıp bir yandan mal mal sorular soruyordum. Evet, kitaba. Ama beni o sırada izleyen bir çift gözden habersizdim... ■●■●■●■●■●■●■●■●■●■●■●■●■●■●■ Sizce o gözler kime ait? Kitabın bir sonraki sayfasında neler olacak? Ve bu kız neden bu kadar büyüsever? Ksjjsjdjsjjxnsx. Olabilir canım öyle şeyler, herkes bir Potterhead olamaz ama bunu layıkıyla yerine getirenler 60 yaşında bile mektubunu beklerler. Ben hala bekliyorum yani şahsen ksjdkjskdmsx. Bir sonraki bölümde olayları biraz daha açıklığa kavuşturucam. Öpüldünüz.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKIN KÜLLERİ [ YENİDEN DOĞMAK ]

read
8.7K
bc

Geyna-Layon'un Fısıltısı

read
1.4K
bc

FISILTI

read
9.9K
bc

İNCİ TANESİ

read
12.1K
bc

Hayaletin Avukatı

read
21.7K
bc

ATEŞİN HÜKMÜ

read
7.6K
bc

KARANLIĞIN GİZEMİ

read
6.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook