Funda'nın utanmaz hareketleri, bakışları babası tarafından görüldüyse faturasının kendisine ağırca kesilmemesini ummaktan başka Akın'ın bir çaresi yoktu. Adamın ne dediğini şimdilik kurcalamak içinden gelmedi. Asıl söylemesi gerekene odaklandı.
"Ramazan Amca yine üstüme vazife değil ama Bekir yine deneyecek, hislerim beni hiç yanıltmadı. Bu işin sonu kötü gibi. Benden yapmamı istediğin bir şey var mı?"
Adamın gözlerinde yeniden bir ateş yakıldı ve bu deli öfkesi Akın'ı tedirgin etti. Ramazan Amca'nın şu yaşına kadar karısına hiç vurduğunu görmemiş ve duymamıştı. Ama bugün kendisi gittikten sonra burada küçük bir kıyamet kopacağını hissediyordu. Yapacak bir şeyi yoktu. Gördüklerini bildiklerini anlatmıştı. Daha fazlası onun boyunu aşardı. Yaşlı adam bir süre düşündükten sonra nihayet konuştu. "Var oğlum ama şimdi değil."
Akın nereye yerleştirmesi gerektiğini bilemediği dikenli cevabı aldıktan sonra müsade istedi. Lâkin iki ailenin ortak bahçesinden yükselen sesler nedeniyle bir adım bile öteye gidemedi. Ferit deli gibi bağırıyordu. "Anne! Anne kendine gel! Babaaa! Annem fenalaştı!"
Eli ayağına dolaşmış bir şekilde ağlayarak ona sertçe çarpıp düşe kalka bahçeye koşan Feyza'nın arkasından Akın hayretle bakakaldı. Feyza'nın yüreğinin güzelliğine bir kez daha şahit oldu. Kin, nefret, kırgınlık yada intikam duygularından birini bile gütmemesi; genç adamı çivi üstü basıyor gibi hissettirdi. Bu kız böyle affedici devam ederse hep üzerine basarlar diye endişelendi. Aylin Hanım'ın kızına ne eziyetler ettiğinin bir çoğuna uzaktan şahit olmak zorunda kalmıştı. Ve buna rağmen kız yüreğine ateş düşmüş gibi annesine koşuyordu.
Anne evladını diri diri küle gömse de, evlat annem cayır cayır yanıyor diye ateşe atlardı... Feyza işte o çok affedici evlatlardandı. Feregat ruhuna is gibi işlemiş olmalıydı.
🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑🚑
Hastaneler...
Mat grimsi bir dumanın; havayı sinsice sardığı, boğucu nefesler aldıran, ilaçlı oksijen empoze eden mekanlardır bütün o tedavi merkezleri...
Çaresizce tedavi bekleyen, iyileşen yada maalesef nefesi usulca kesiliveren ruhlarla ve bedenlerle dolu matem yuvasıdır hastaneler. Tam orada birinin soluğu amansızca biterken diğeri ağlayarak dünyaya gözlerini açıverir. İnsanlık aldığı her bir nefeste ölüme bir adım daha yaklaşır ama bunu fark edemez. Ne edeceği kötülükten kalır ne de iyilikten. Yaşar gider bir şekilde işte. Mesela o hastanede ki bekleyişlerin zamanı hiç ama hiç kısacık geçmez uzun uzun ömür tüketen cinsten çaresizlik içerir. Kimisi zaman kavramını hiç sevmez, geçen her ana düşman kesilir. Bazende zamanı çok severler kavuşma içerir, özlem giderir. Öyle abistir zaman.
Aylin Hanım yüksek bir uçurumdan yere çakılmışçasına canıyla sınav oladursun, yoğun bakım ünitesinin dışında hiç bitmeyecek gibi hissettiren bir bekleyiş mevcuttu. Herkes iç hesaplaşmaya kendini öylece kaptırmışken zarar oranı en yüksek çıkan elbette Ferit'ti. Annesine tonlarca ağır laflar ve hakaretler ederek onun canıyla boğuşmasına neden olduğu için çokça pişmandı.
Evin babası Ramazan Bey ise hala dehşet içerisindedir zira karısı daha fazlasını yapmaz, yapamaz dediği bir an anormal şeylerle karşısına çıkmayı alışkanlık edinmişti. Zurnanın zırt dediği yerler gibi gidişata ustalıkla çomak sokmakta ve cavşırılıkta üstüne yoktu.
Adamcağız karısıyla nasıl baş edeceğini şaşırıyordu çünkü Feyza'ya olan tutumu yaşlı kalbini çok yoruyordu. Üzüntüden ve endişeden yüreği olduğu yere sığamıyor çırpınıp duruyordu. Bu gidişat ikisinden birini çok ama çok yıpratacaktı. Özellikle Feyza bu bir türlü bitmek bilmeyen çekişmede, şüphesiz yerle bir olacak ve zebil ziyan harcanan tek kişi olma yolundaydı.
Feyza öyle korkuyordu ki; stresten midesine ağrılar giriyor günün berbat geçmesinden dolayı yorgunluktan her an bayılıp düşecek gibi olsa da bir sağa bir sola yürüyüp duruyordu. Dudaklarının kurumuş derisini dişleri ile eziyet ederek koparıyor, meraktan kollarını tırnaklarıyla kaşıyıp duruyordu.
Funda ise bugünün nasıl böyle sonuçlandığına şaşırıyor, annesi Aylin Hanım için gerçekten endişeleniyordu. Bir yandan da Funda bile babasına rağmen annesinin nasıl böyle boyundan büyük bir işe kalkıştığına, nasıl içinden çıkılmaz bir hisle bu cesareti gösterdiğine asla anlam veremiyordu.
Annesinin körelmiş ve küflenmiş vicdanına bile bu yaşananlar çok fazlaydı. Çok vicdansızcaydı. Kendisi sürekli çalıştığı için olsa gerek pek dedikoduları duymazdı fakat Bekir'in beş para etmez bir genç olduğu, kim yada ne zaman bilinmez onun kulağına bile birileri tarafından çıtlatılmıştı.
Asıl anlayamadığı annesinin kısır ve altın günlerinden bütün dedikodulara aşina olduğuna emin olmasıydı. Bilerek mi Feyza'nın hayatını paçavra gibi savuruyordu yoksa gerçekten Bekir'in yaptıklarını hiç duymamış mıydı? Bir an sadece tek bir an Feyza'nın yerine kendisini koyduğunda bütün tüyleri diken diken oldu, içten içe dehşetle ürperdi. Çünkü annesinin hışmına uğrayan kendisi de olabilirdi. Ara ara sorduğu soruyu tekrar sordu kendisine, 'haydi benim sebebim belli de annem Feyza'ya neden böyle davranıyor ve neyin intikamını alıyordu?'
Cevap yıllardır koca bir hiçti! Aslında gerçek anlamda da bir hiçti.
Gözleri sürekli teselli beklediği Akın'a kayıyor, bu elzem durumda bile onu izlemekten kendini geri alamıyordu. Karman çorman düşünceleri bile onun üzerindeki dikkatine etki etmiyordu. Bugün saçlarını çok karıştırdığından olsa gerek alnına dökülen dalgalı saç tutamlarının arasından gözlerini yere sabitlemiş olan Akın, Funda'ya bir kez bile bakmamıştı.
Akın'ın açık kahverengi, aralara koyu sarı serpiştirilmiş saçları, alışkanlıkla sürekli karıştırdığından dağınıkça başının tepesinde dalgalı bir şekilde duruyordu. Alnının ortasına doğru hafif üçgence inen saç öbeği ona karakteristik bir hava katıyordu ve yine alnının iki yanında olan hafif saçsız hoş boşluklar onun yaşını belli eden tek şey olmasına rağmen çok yakışıklı bir adamdı.
Hani bazı insanlar hangi ortamda olursa olsun gözünüze çarpar ya işte Akın'da onlardandı. Uzun boylu yapısı, vücuduna oranlı kaslarıyla ve kendine olan güveniyle kızların kalbini çalmakta üzerine yoktu. Üstelik bugün bir kumaş siyah pantolon üzerine çektiği tişort ile en sade halindeydi. Buna rağmen Funda gözlerini asla genç adamın üzerinden alamıyor incelemekten geri duramıyordu.
Kavisli ona ciddi bir hava katan kaş yapısının altında, karamel tonlarında kahve gözlerini çevreleyen iki alacalı küre vardı. Bakışları onun en iyi silahıydı şüphesiz. Mesleği gereği insanları çözebilmek için göz temasını çok güzel kullanırdı. Karamel rengi gözlerin ve gür kirpiklerin çevrelediği harelerine baktıkça gözlerinizi ondan alamazlardı. Bir bakan dönüp mutlaka bir daha görme isteğiyle dolup taşardı.
Burnu kemersiz düz bir şekilde uzuyor ve yüzüne yakışıyordu. İki kaşının arasında belli belirsiz iki çizgi vardı ve bu ona işinin stresli olmasının getirisiydi. Dudaklarının etrafındaki kalın çizgiler oldukça belirgindi ve eti dolgun yapısı simasını kusursuzlaştırıyordu. Polislik mesleğinin gerginliğinden dişleriyle dudaklarını ezdiği için rengi kırmızıya çalan bir renkteydi.
Uysal çizgilerden oluşan çenesine bağlı adem elması belirgince kendini gösteriyordu. Yanaklarını saran sakalları öyle çok sık değildi. Genelde onları kesmek zorundaydı çünkü bu işinin bir parçasıydı. Gülümsediğinde yanaklarının içinde hilal şeklinde beliren iki çizgi vardı ve bu onun ciddiyetini hafifçe kıran bir mimikti. Bugünün gergin getirisi olan kaş çatışı bir tık fazlaydı. O güzel gülümsemesi yakışıklı yüzünde yoktu.
Funda içten içe bakışlarının karşılaşmasını tatlı uyuz bir telaşla bekliyordu. Annesi yaşam savaşı verirken onun beklentileri, kendisini bile çok şaşırtıyordu. Birine ilk kez bu kadar takılı kalıyordu. Ne olurdu ki bir kez sadece bir kez güzelliğini görseydi... Bir kez dönüp baksın istiyordu. Hayır deli gibi onunla bakışmak cilveleşmek istiyordu. O güzel büyük ellerinin tenine değmesine ihtiyaç duyuyordu. Annesi orada yaşam savaşı vermesi bile bu düşüncelere engel değildi. Normal olmadığını içten içe bilse bile çok sevmekten dedi, kendince kılıfı buydu. Olsundu. Derin bir iç çekti.
Akın olayların gidişatına önceden engel olabilecekken ertelemiş olduğu için kendisine çok kızgındı. Görücü zımbırtısı, kız isteme zamazingosu olmadan; Ramazan Amca'sına yada Ferit'e bildiklerini erkenden anlatabilmeliydi. Bu aile şu an hastane yerine evinde olabilirdi. Aylin Hanım'ın da sağlığı yerinde olurdu diye düşünüyordu. Bu karmaşadan ve can telaşından Aylin Hanım'ın hiç umudu yoktu ama ders çıkarmasını umuyordu.
Akın hastanenin gri mermerlerle döşenmiş tabanınında, yer edinmiş kahve mi çay lekesi mi olduğunu ayırt edemediği sarımsı saçılmış ize bakışlarını kilitlemişti. Bu bakışlarına hiç tükenmeyen düşünceleri eşlik ediyordu. Kıza gündüzün sabahında 'ben seni korurum, kalkan olurum' demişti demesine ama akşama kadar ki olan vakitte ne kadar korktuğunu düşünmek bile onu üzüyordu. Mavi önlüklü bir abla bütün yanlışları temize çeker gibi paspası lekeye sürüp izin kaybolup yerin parlamasına neden olana dek Akın, iç hesaplaşmasında boğulmak üzereydi.
İz kaybolunca bakacak bir şey de kalmadı. Aniden gelen bir hisle başını kaldırdığında, bekleme koltuğunda iki büklüm olmuş kızı gördü. Kabarıp karmakarışık olmuş upuzun saçlarla, kollarını ufak ufak tırnaklayan ve bir ileri bir geri sallanan kızı göz ucuyla kısacık izledi. Bolca giydiği kiyafetlerin içinde kaybolmuş gibiydi. O bol kıyafetler bile şerefisiz Bekir'in bok atan bakışlarından korunmak için değil miydi? Feyza kendinde değil gibiydi. Göz altları morarmış ağlamaktan yüzü gözü kızarmıştı. Akın farkındalıkla irkildi.
Aylin Hanım, Akın'ın aramasıyla cağrılan ambulansla aniden hastaneye kaldırılması çok çabuk olmuştu. Evden hastaneye taşınana dek geçen süreçte aile harap olmuştu ve kendisine o kadar çok sarmıştı ki önünde olup bitenleri göremiyordu. Yerinden usulca kalktı, yürürken saatlerce aynı şekilde oturmaktan uyuşan bedeni minik minik iğne batması gibi bir hisle sarmalandı. Yavaş ama büyük adımlarla hedefine yürürken bedenini esnetti, boynunu kütletti. Yine de kaskatı kesilmiş bedeni gevşeyemedi.
Kendisini, hali hazırda duran boşluğa külçe gibi bıraktıktan sonra dikkatleri dağınık diğer aile fertlerine göz gezdirdi. Ferit su almak için kantine inmişti. Funda telefonuyla uğraşırken kaşları çatıktı. Babaları Ramazan Bey dizlerine dirseklerini yaslamış yerdeki bir çatlağa öylece bakıyordu. Mesleği gereği sanırım o mermeri yenisiyle değiştirmeyi düşünüyor olmalıydı. Fakat en bitkin, en kötü görünen elbette Feyza idi.
Düşünmedi Akın, ellerini uzatıp Feyza'nın kollarını çaprazlamasına çimdikleyen ellerini yakaladı ve sıktı. Feyza bariz bir şekilde irkildi lakin asla geri çekilmedi. Hiçbir suçu günahı yokken kendisini yiyip bitirmesine Akın deli oldu. Bu kiz hep kendinden feragat ediyordu. Hep kendinden veriyordu. Kendinden vazgeçiyordu. Tek sevmediği huyu bu olabilirdi. Kendisinden başka herkesi düşünmesi bu uğurda kendisini hiçe sayması Akın'ı çok rahatsız ediyordu.