Korkudan Feyza'nın elleri buz tutmuştu. Ve vahim durumunun farkında bile değildi hala bir ileri bir geri sallanıp duruyordu. Akın beraber büyüdüğü bu üç gencin böyle bitap düşmesine dayanamıyordu. Kardeş gibi büyümüşlerdi onlar. Kim yere düşerse kaldırmak eskiden adetleriydi. İçlerinde en bitkin görünen Feyza olduğu için ona yönelmişti, Ferit babasına ve kardeşlerine içecek almak için kantine inmişti. Ameliyathane önünde çaresizce beklemek Ferit'e kötü hissettirdiği için bahaneyi kantine inmekle bulmuştu.
Feyza garibim transa girmiş gibiydi. Kendisi, bedeni ve boş bakışları burada hastane koridorunda olsa dahi zihni sadece annesindeydi. Ya ölürse? Ya bir kerecik güzelce sarılamadan toprak, annesini sıkıca sararsa diye ödü kopuyordu. Cehennemden kaçan zebani gibi olsa da anne anneydi işte. Ona canavar gibi davransada çok ağlatsada evde ve nefes alıyor olması saf kalpli Feyza'ya yetiyordu.
Akın ellerini tuttuğu kızın hediye paketi gibi usluca kendisini iyice ufaltıp otururken hala yavaşça ileri geri sallanmasına hiç kıyamadı. Çocukluğun artık geride kaldığını ve büyüdüklerini hesaba katamadı Akın. Kaybolmuş görüntüsüne kıyamadı ve Feyza'nın kendisine sarılır gibi çaprazlamasına kollarına sardığı minik ellerinden iri ellerini çekti.
Feyza'nın başını göğsüne çekerek usulca bir arkadaş gibi sarıldı. ''Geçti Feyza geçti, iyi olacak annen endişelenme... " Akın sözlerinin bitiminde derin bir nefes çekmiş bulundu, güçlü ve sıcak göğsündeki küçücük baş, o nefesle önce usulca yukarı sonra yavaşca aşağı doğru indi.
O tek nefeste genç adam yoğun buram buram bir gül kokusu hissetti. Çocukluğunda Nurten Nine'nin bahçe kapısını saran koyu pembe sarmaşık gülleri gibi tertemiz bir kokuydu bu. Nurten Nine'nin eşi onu evlendikleri yıl dikmiş ama adam vefat edince güllerde onunla bir solarak kuruyup gitmişti. Güzel şeyler hep böyle silinip gitmiyor muydu zaten?
Göğsünde bilinçsizce soluklanan üzüntüden teni üşümüş kız, bu düşüncesiyle alay eder gibiydi. Demek ki bazı güzellikler başka şeylerde bambaşka şekillerde hatta dahada güzel yeniden nefes alıyor olabilirmiş. Akın kendisine çok kızsa da çocukluğunun masum esansını yeniden duymak istedi. Göğsüne kukla gibi yapışmış başın saç diplerinden derince bir nefes daha çekti. Bir süre o nefesi bırakmak istemez gibi ciğerlerinde tuttu. Çocukluğu gibi maalesef bu nefeste akıp gitmek zorundaydı. O soluğu yavaşça bıraktı. Akın o kokuyu arar gibi tekrar derince bir kez daha yeniden uzunca bir soluğu daha içine çekti.
Muazzam bir his, onu iyodoform kokulu hastane koridorundan alıp çocukluğundaki gül kokulu çiçek bahçelerine fırlatıverdi sanki. O bahçedeki güllerden öğretmenler gününde koparıp okul yolunda koklaya koklaya hevesle öğretmenlerine götürüp hediye ederlerdi. Funda ile Feyza'nın boyu; güneşin daha çok öptüğü, koyu pembe, büyük katmerli güllere yetişemez Akın'la, Ferit onlara da koparıp verirlerdi.
Dört çocuk neşeyle ve ellerinde çiçeklerle okul yolunu heyecanla tutarlardı. Çocuklukları çok güzeldi vesselam ve o zamanlar Akın'ın burnunda tütüyordu. Büyümeyi hiç sevmemişti Akın. Abisinden olmuştu, bazı oyun arkadaşlarını kaybetmiş gibi araya tedirgin mesafeler girmişti. Arkadaşlarından olmuştu. Eskinin yerini yenilerden hiçbir şey tutmaz olmuştu. Zoruna gidiyordu. Çok zoruna gidiyordu. Bağrına bastığı kızı sanki çok yanlış bir şey yapıyormuş gibi biri görürde laf eder diye tedirgince teselli etmeye çalışmak ona aşırı koyuyordu.
Bu muazzam koku parfüm değildi olamazdı. Sarmaşık güllerinin işaretleri masumken ara notalarda biraz da odunların yanınca çıkardığı, hafif bir kül kokusu vardı... Belki birazda bebeklere kullanılan pudra kokusu sinmişti. Hepsinin birleşimi garipti. Akıl çeliciydi. Ciğerlerine akma gibi yapışıp sirayet eden bu kokunun tarifi, genç adamın betimleme lügatinde yoktu.
Gül esansı ve hafif pudramsı koku masumken kül kokusunun işin içine girmesiyle, çocuksu saflık kırılıyor acayip bir şeyler sezdiyordu. Odunların tutuşunca çıkardığı o mistik kokuyu da çocukluğundan beri severdi. Evde soba yaktıkları zamanları hatırlatıyordu. Abisinin evde olduğu zamanları. Kokuların birleşimini tanımlayamıyordu. İpuçlarını severdi.
İnsanı tamamlayan özellikler dış görünüşle başlardı. Saç rengi, ten rengi, kokusu, vücut ısısı gibi kavramlar, kişileri ayrıcalıklı kılan değerlerdi. Kaşları çatıldı, öyle parfümlere ve kokulara falan düşkünlüğü yada merakı yoktu. Pis ve ağır koku olmadığı sürece sorun yoktu. Ama bu burnundan ciğerlerine sızan şey sigara dumanı gibi çok sinsiydi. Geçtiği yerlere iz bırakıyordu ve koku hafızasına kazınıyordu.
Dikkatini başka şeylere vermesi lazımdı... Yanlıştı. Çok yanlıştı. Küçücük kızın her hangi bir şeyine dikkat kesilmesi kocaman bir adam olarak ona yakışmazdı. Kardeş gibi büyümüşlerdi lan! Daha ötesi var mıydı? Olamazdı. Olmamalıydı. Koca bedeni, kızı sımsıkı sararken düşüncelerinden dolayı gerim gerim gerildi. Sahi arkadaşlar birbirlerinin kokularına dikkat ederler miydi?
Emniyette kızlar buram buram vanilya yada şekerli parfüm kokarlardı ve bu ona ağır gelirdi. Erkekler ise artık evde ne buldularsa; traş losyonu, deodorantlar ve baharatlı tere bulanmış esanslar kullanırlardı. O kokular da onun burnunun direğini rahatsız ederdi.
Bir an yüreği rahatladı. Demek ki sadece bir kişinin değil başka kokuları da sezdiğini fark edince üstünden hemencecik o ağır yük kalkıverdi. Sonra gözlerini aşağı indirdi, ara ara diğerlerine bakarken bu şekilde nedense yakalanmak istemediği için aslında biraz diken üstündeydi. Yanlış bir şey yapmıyorlardı ama bu küçük kıza düşkün iki erkek, ona aldığı rahat nefesi haram edebilirdi. Bunlarla uğraşmak istemiyordu.
Upuzun ipek gibi karıştırılmaktan kabarmış serin saçlar, Akın'ın uzun parmaklarına dolanmış bırakma beni der gibiydi. Açık kahve kızıl tutamlar Akın'ın tişörtten arta kalan çıplak kollarının üzerine serin dalgalar halinde serilmişti. Hatta Akın'ın Feyza'dan taraftaki dizine bile kıvrıklaşıp bukle olmuş saç uçları sürünüyordu. Hani eskiden saçın kızı var gördün mü diye bazı güzel şeyler tiye alınırdı o aklına geldi. Bu kadar yoğun uzun ve kalın telli saçı Akın kimsede gördüğünü hatırlamıyordu.
Küçük bedeninin aksine kızın güçlü yoğun uzun saçları vardı. Al işte bu muazzam kokuyla birlikte saçlarda maalesef radarına ve dikkatine girmiş bulunmaktaydı. Genelde toplu, dağınık topuz yada örgülü gördüğü parlak saçların, açık doğal haliyle bu kadar yakın görmekle genç adam adeta mest olmuş gibiydi. Silkelenip hemen kendine gelmeli ve özüne dönmeliydi. Resmen kızın kaybolmuş halinden faydalanıyor yada nemalanıyor gibi davranıyordu ve Akın bunu adamlığına yakıştıramadı.
Azıcık titremesi yatışsa da hala dalgınca olan genç kıza yeniden seslendi. Böyle sarmaş dolaş çok yakınken diğer aile fertlerine görünmek istemiyordu. "Feyza? Feyza? Daha iyi misin? Haydi topla artık kendini, bak babanın sana ihtiyacı var. Baban pek iyi görünmüyor... Komşu kızı, beni duyuyor musun? Feyza toparlanman gerek daha fazla yanında böyle duramam. Baban için bu kaybolmuş halden bir an önce sıyrılman gerekiyor.'' Dedikten sonra uzun saçlarını yavaş yavaş sakinleşsin diye şefkatle sevdi.
Çenesinin altına işaret parmağını bükerek yan tarafıyla baskı uyguladı. Küçük yüzü görebilmek için biraz eğildi. Hastanenin kuvvetli beyaz ışıklarının, güzel kızın kendisi kadar güzel olan ela gözlerine yansıdı. O menevişli harelerde yeşil çizgiler belirginleşmişti. Genç adam bilinçsizce yutkundu. Farkında değildi. Odağı kayıp bakışlar Akın'ın yüzünde tüy dokunuşlarla öylesine rotasız gezindi. Fakat bilinçli bile olmayan bakışlar genç adamın ensesindeki küçücük tüyleri dahi belirsiz bir hisle havalandırdı.
Feyza'nın gözlerinde ki yoğun sarıların arasına sinsice saklanmış yeşil çizgiler ve noktalar bu yakınlıkta aklını başından alır gibi oldu. Midesi aniden vuran heyecandan çalkalandı. Yeşil rengini severdi ve bu ton sanki içine içine kuyu gibi çekiyordu. Direnmek çok zordu. Odağı bile kendisi değilken bu derece çarpılmış olmak genç adamın ödünü koparttı. Bağımlılık yapar da delilik hali getirir her şeye siktiri çektirir diye yüreğini aşırı bir korku saldı. Akın kıvırdığı uzun işaret parmağını, o minik çene altından ateşe değmiş bir hızla geri çekti. Anında eğilen başla birlikte kilitlenip kaldığı güzel gözlerde gitti. Kalbi boğazında mı atıyordu? Allah kahretmesin! Neler oluyordu lan!
İkisi de bilmiyorlardı. Hiç bilmeyeceklerdi. Ramazan Bey'in amaçsızca koridorda gezen bakışlarına yakalanmışlardı. Yaşlı adam o anı hiç görmemiş gibi yaptı. Akın'ın ikilemini, yüzündeki ifadeleri özellikle izledi. Aylin'i ilk gördüğü zaman aynı böyle Akın gibi göz göze geldikleri anda kalbine kurşun sıkılmış gibi vurulmuş gibi hissetmişti.
Ramazan Bey'de o zamanlar gözlerin efsunundan Akın gibi çok korkmuştu. Aynı Akın gibi elleri titremişti. Kulakları kızarmıştı. Dudakları içinde sessizce küfür etmişti. Kişiler, zamanlar değişse bile demek ki duygular aynı kalıyordu. Akın'ın kızına dostça yaklaşıp ellerini ayaklarını titreten kayıp bakışlardan sonra vurulmuş halini biraz bozularak şahit oldu. Sanki aynadan gençken karısına vuruluş halini Akın'ın ahvaliyle izledi.
Zaman çok acımasızdı. Suyun yolunu hayırlısıyla bulmasını diledi. Ve bu anlara şahit olmak çok rahatsız olsa da bir yanının az biraz huzur bulduğunu asla kendisine bile itiraf etmeyecekti. Akın kadar aklı başında bir genç tanımıyordu. Kızının adının yanına bir isim gelecekse... Hayır bunları düşünüp baba yüreğine eziyet çektirmeyecekti. Onunla ilgilenen büyük kızı Funda'ya, nazlanmak için kalbinin üzerini çok ağrımasada ovaladı. Az önce izlediği anların kimse tarafından görülmesini şimdilik istemiyordu. Bağ çok zayıftı, inkar aşaması çok karın ağrıtırdı. Bu halin Akın'a fazlaca karın ağrıtıp bol bol gaz yapmasını diledi. Göz bebeğine, göz değdirmişti.
Akın göz ucuyla baktığı, Feyza'nın babasının sürekli sol tarafını, sağ eliyle ovup durduğu karamel kahvesi irislerinden kaçmadı. Kızı güçlü kollarının arasında, olmaması gereken bir yakınlıkta yani göğüslerini hissedecek kadar sımsıkı üç beş saniye kadar sarıp hemen bıraktı. Amaç kızın özel yerlerini hissetmek asla değildi. Temasları asla sevmeyen kızı bu şekilde kendisine getirmekti. Çok çok yanlış bir histi, düşüncesi bile şahsına yasakladığı konular arasındaydı. Feyza'nın artık kendisine geleceğini umuyordu.
Başka yol bulamıyordu, Ferit gelirse bu hali burunlarından getirirdi. Aynı şekilde yaşlı tilkinin yüzündeki ifadeler de çok garipti. Hem kalbini ovuyor hem de onlardan yana hiç bakmasada sırtlan gibi sinsice bıyık altı sırıtıyordu. Akın'ın tüyleri ürperdi. Çok garip şeyler oluyordu.
Feyza, o ana dek bitmeyen bir kabustan çıkamadığını fark etti. Kaskatı kasılmış bedeni babasının iyi olmadığını duyunca yavaşça çözüldü. Akın Abi'si ona bir umut vermişti. Sahi ya, kötü bir şey olsa doktorlar şimdiye dek söylemezler miydi?