Ahkam 🌹

1340 Words
İki saattir ameliyata alınan annelerini bekliyorlardı ve ameliyat hala devam ediyorsa annesi çok şükür ki hala hayatta demekti. Kafası Akın'ın sol göğsünün üstündeydi. Kulaklarına sakinleştirici bir ezgi duyuran Akın'ın dingin kalp atışları, Feyza'yı yatıştırmıştı. Teselli bekleyen Funda iken teselli bulan Feyza oldu... Ramazan Bey'in dizinin dibine çöken Funda, babasının renginin kaçtığını gördüğü için tamamen babasına odaklanmıştı. Elini yüzünü elindeki suyla ıslatıyor, yakasının düğmelerini açarken her şeyin düzeleceğine dair babasına umut vermeye çalışıyordu. Babası niye durduk yere sırıtıyordu, anlam veremedi. Yaşanan gün ağır gelmiş olmalı ki sinir boşalmasına tutulduğunu düşünüyordu. Adamcağızın kalbini ovup durduğunu fark ettiği için üzgün, biçare bir hal ile babasını avutmaya çalıştığından Akın ve Feyza'nın çok uzun gibi süren ama toplasan yedi yada on dakika süren kısacık teselli sarılışını göremedi. İyi ki de görmedi. Zira Feyza, Akın'dan kendini koparırcasına genç adamdan uzağa atarken korkuyla ilk baktığı ablası Funda'nın olduğu taraftı. Yine yanlış anlayacak ve acımadan Feyza'yı yargılayacaktı. Bir keresinde ona, ablası 'sen enişteci misin' demisti ve Feyza sırf Akın Abi'sinin selamını alıp hatrı sorulduğu içindi bu yargılayış. O cümleyi duyduğunda kızgın sularda yıkanmış gibi kendisinden tiksinmişti. Halbu ki içinde asla art niyet yoktu. 'Abinden farkı yok abin o senin' diye diye ağrıyan gönlünü yatıştırmıştı. 'İleride de belki enişten olacak gerekirse selamını bile almazsın, ablandan önemli değil ya' demişti aynadaki ağlayan aksine. İyi ki Funda bu hallerini görmemişti. Sıcacık güven veren sonunu yakalayabildiği his birden kayboldu. Kızcağız sakin korunaklı dünyadan, kaoslu paralel bir evrene atılmış gibi hissetti. Akın'ın samimi kötülük barındırmayan tesellisine; ilk kez onu yüzüstü bıraktığını hissederek sırtını dönüp yüzüne bile hiç bakmadan uzaklaştı. Doğrusu buydu. Feyza da ablası gibi babasının diğer dizinin dibine çöktü. Akın hızla kollarından sıyrılan kızdan sonra elleri bomboş kaldı. Ve kolları iki yana düşüverdi. Bu yoksukluk hissi birazcık içini burktu. O hoş koku, kendi bedeninin ateş sıcağıyla; soğuktan ılığa geçen vücut ısısı, kolllarına ellerine dolanan serin saç tutamları, kızın ondan kopmasıyla kaybolup gitmişti. Feyza'ya sonuna dek kaçışlarında hak veriyordu. Kızmıyordu, kırılmıyordu ve en önemlisi onu anlıyordu. Eziyetin ağırlığını çeken bilirdi, izleyen değil... Bu yüzden fısıltıyla, kendi kendine mırıldandı. "Eyvallah komşu kızı. Eyvallah." Feyza babasına dokunamadı. Kendisini suçluyordu, Bekir'in onu dükkana katmaya çalıştığını erkenden babasına anlatsaydı belki de bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Korkmuştu Feyza. Bekir'in bilerek korkusuna oynaması boşuna değildi. Sen yüz vermişsindir, ondan bu Bekir sana takmış derler diye olanı biteni hiç tam anlamıyla kimseye anlatamadı. Hep öyle olur ya erkekler hata yapınca kızlar kuyruk salladı olur, adam yapınca aman ne olacak canım denir, kahrolasıca döngü böyledir çünkü. Bekir yalanlarını sıralarken Feyza, babasının gözlerinde gördüğü o hayal kırıklığı ve utanma anını asla unutamıyordu. O an orada Akın Abi'si olmasaydı, belki de Feyza'nın parmağına esaret yüzüğü, ince boynuna da idam ipi dolanmış olacaktı. Babasına dokunamadı, öyle mahçupça yüzüne baktı. Kalbini ovalamayı bırakan adam iki kızının da saçlarını okşasada, özür dileyen bakışları Feyza'nın gözlerindeydi. Ondan çok kısacık bir an şüphe etmesi koskaca adamı utandırıyordu. Üstelik çocuğunu ne karısından ne de dışarıdan koruyamıyordu. Akın olmasaydı belki de çok daha kötü şeyler olacaktı. Hala hastane de yanlarında duran genç adama, minnetle baktı. Ve... Hiç olmaması gereken bir düşünce, zihninin pınarlarından minicik, yemyeşil bir yaprak gibi süzülerek geçip gitti... Acaba dedi. Hemen biraz önce gördüğü ve aslında bir baba için işkence gibi olan şahit olduğu anları zihninde bir kez daha oynattı. Ramazan Bey düşüncelerinden rahatsız oldu. Alnında gavat falanda yazmıyordu, yaşına başına babalığına bu düşünceler hiç yakışmıyordu. Sonra başını olmaz der gibi iki yana olumsuzca salladı. Kız babasına bunları düşünmek yakışmazdı. Kızı daha küçücüktü, aklında gözlerinde Akın namına tek damla bile belirmiyordu. Küçük kızına haksızlık ediyordu, hislerini görmezden gelerek herkes gibi ahkam kesiyordu. Anında o çivi üstünde yürüyor hissi veren düşüncelerden sıyrıldı. Akın, Ferit'i sakinleştirmeye çalışıyordu ve iki genç adam kardeş gibi birbirine sımsıkı sarılmıştı. Yanlarına ulaşan Akın'ın ailesi ve birkaç mahalle sakini Feyza ve ailesine teselli sarılışında bulundular. Mahallenin en yaşlısı Nurten Nine, Hurdacı Mehmet ve kızı Gül, Bakkal Raşit Efendi ve Fatih, mahallenin genç delikanlılarından Serdar arka arkaya buruk aileye geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Dedikoducu olan hanımlar biraz daha geri durup sadece seyirlerine baktılar. Oynak Sibel, hiçbir şeyden memnun olmayan adını unuttuğu kadın, her eve karın doyurmaya giden Hörü susarak aileye destek oldular. Yarım saatlik sancılı bir suskunluk sonucunda ameliyathanenin kapısı tıslayarak açılınca, kalabalık bir kişi hariç kapıya doğru yaklaştılar. En önde Ferit vardı ve doktorun ağzından çıkacak kelimelerde minicik bir umut parçası olmasını diliyordu. Bir cenaze haberi almaktantan ödü kopuyordu. Ramazan Bey oturduğu yerden asla kalkmak istemiyordu. Karısı bugün onu, akıp giden her günden çok daha fazla yormuştu. Yine de kötü bir şey olmamasını diledi. Sonuçta insanlar geçmişte yaptıkları hataların bedellerini kendileri ödeyemiyordu. Fatura bambaşka kişilere kesilebiliyordu. Bunun altında zaten yıllardır yüreği buğday taneleri gibi eziliyor, un gibi savrulup duruyordu. Genç doktor bir an için bu kadar oluşan kalabalığa şaşırdı. 'Bu kadının ne kadar çok seveni varmış' diye düşündü. Lakin kesinlikle orada ki kalabalığı oluşturan her bir kişi, Ramazan Bey ve saygılı yetiştirdiği evlatları hatrına oradalardı. Aylin Hanım, genç kızken çok sevilen bir kişilikken birden bire bir buz dağına dönüşüvermişti. Yeni kişiliğinden sonra çokta sevilen bir mahalle sakini değildi artık. Genç doktor bunları bilemezdi elbette... "Şuan durumu stabil, ameliyat zorlu geçti. Küçük bir kriz geçirmiş, gereken müdahaleyi yaptık. El bileğinden tıkanmaya yakın damarı açtık. Yoğun bakımda bu gece kalacak. Ama endişelenecek bir şey yok, daha iyi toparlayacaktır. Hastamızı kesinlikle stresten uzak tutalım ve yormayalım. Yoğun bakımdan, normal odaya alındığında hastamızı görebilirsiniz. Bugün burada beklemenize gerek yok. Yarın ki değerlerine göre tekrar ziyarer konusunu konuşuruz. Geçmiş olsun." Mırıltılarla rahatlayan yürekler yavaşça koltuklara dizildiler. Ramazan Bey'e tekrar geçmiş olsun dileklerinde bulunan herkes yavaşça evlerine dağıldılar, arkalarında henüz bilmeden paramparça bir aile bıraktıklarını bilmeden kendi hayatlarına döndüler. Ertesi gün bu rezil görücü gecesi ve Bekir'in tüm pislikleri, mahalleyi bol dedikodularla çalkalayacaktı. Olan yine Feyza'ya olacaktı... Kızdan yüz bulmuştur diyeceklerdi utanmadan kuyruk sallamıştır diye iftira atacaklardı. Feyza'nın naifliğini bildikleri halde çamur atmakta bir maruz görmeyeceklerdi. Hatta ileri gidip kızın namusunu sakız gibi zehirli dillerine dolayacaklardı. Yolluymuş hiç göründüğü gibi masum bir kız değilmiş diyeceklerdi. Bekir'in şerefsizliği öyle dişe dokunur bir şekilde konuşulmayacaktı maalesef. Ve bu bir fitilin ucunu ateşe verecekti. Bakalım bu geri sayım kimin ellerinde patlayacaktı? Yada yön değiştirip kimlerin hayatına mal olacaktı bilinmez... ⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⌛️⌛️⌛️⌛️⌛️⌛️⌛️ Aradan geçen bir ay ne yüzleri güldürebilmiş, ne de yaşananlar yüzünden kuş gibi huzursuz çırpınan yürekleri rahatlatabilmişti. Aylin Hanım hiç olmadığı kadar sessizdi. Çünkü ölümün kıyısından dönmüştü. Üstelik Bekir'le ilgili gerçekleri bilmek ve sadece içki deyip geçtiği gerçek bir yana, baba oğul aynı hayat kadınına meyletmelerini hiç duymamış olmak onun kırk parçaya bölünmüş vicdanını ilk kez sızlatmıştı. Şeref yoksunu Bekir'in annesi Fadime Hanım oğlunun ve kocasının yediği bu haltlar yüzünden evinden pek çıkamıyordu. Ailecek kimsenin yüzüne bakacak durumda değillerdi. Buna rağmen Akın ve Ferit'in, biricik oğlu Bekir'i daha çok hırpalarlar diye korkuyordu. Gecenin bir yarısı, yiğeniyle beraber oğlu Bekir'i memleketleri Afyon'a gönderdi. Gözlerden biraz uzak olması oğlunu korur ve rezilliklerini bir nebze unuttururdu belki. Bekir pisliği ise hala tırnak ucu kadar akıllanmamış ve hala içten içe Akın'a bilenmekteydi. Eğer o havalı piç, olayların gidişatına karışmasa şu an Feyza ile nişanlıydı. Körpecik kızın orasını burasını mıncıran yada ısıran bir adam olabilirdi. İçkiliyken ne olmuş yani aynı kadına babamla dokunduysak zihniyetini halen hastalıklı bir şekilde devam ettiren sapık Bekir, Feyza'ya sahip olmayı her zamankinden çok daha fazla istemekteydi. Annesi Fadime Hanım zoruyla memlekete paslanmış olmakla Nurten Nine hakkındaki iğrenç düşünceleri suya düşmüş oldu. Bu zihni hastalıklı adamı daha çok tetikledi. Yıllar önce Feyza'ya bir sıçramış Bakkal Raşit Efendiye yakalanmıştı. İkinci kez sıçramış Nurten Nine'ye yakalanmıştı. Üçüncü sıçrayışta neredeyse muradına erecekti lakin kendini bir halt sanan Akın'a denk gelmişti. Ama göreceklerdi hepsi. Feyza altında inim inim inlerken diğerlerinin elinden hiçbir şey gelmeyecekti. Bekir tazecik kızın üzerinden hıncını çıkarana dek gerekirse bayıltana dek zevkle inmeyecekti. O taze kızın içinden hoyratça geçmezse adı Bekir değildi. Kızın etrafı sanki surlarla, inanmadığı yaradana edilen görünmez dualarla çevriliydi asla ulaşamıyordu. O sağlam kale duvarlarına yeniden toslamamak için çok daha dikkatli olmalıydı. Ne demişler alma mazlumun ahını... Pis hayallerini gerçekleştirmeyi başarabilecek miydi? Yoksa Bekir'in üstünden ve içinden mi geçeceklerdi bilinmez... Bekir bol keseden ahkam kesiyordu lakin nefesi kesilmezse iyiydi. Akıl akıldan üstündür lafı kesinlikle Bekir için söylenmiş olmalıydı. Zira beyni yerine bacak arasındaki uzvuyla düşünmeye devam ederse ahkamın alası kendisine nefesiyle birlikte kesilecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD