***
Kapı çaldığında herkesi bir heyecan sardı. Yaklaşık yarım saat süren arbedenin sonunda Nilüfer hamile olmadığına ailesini ikna etmiş ve bu evlenme olayının tamamen duygusal olduğuna herkesi inandırmıştı. Her ne kadar babası yüzüne gülse de Aleksis’e mimikleriyle gerekli talimatları vermiş olduğundan gece oldukça olaylı geçeceğinin sinyallerini veriyordu.
Ayağa kalkan Mert, televizyona bağladıkları tablet sayesinde dev ekrandan gördüğü babasına bakarak ‘‘Saat 9 olmuş, yatıya mı geliyorlar kız istemeye mi belli değil,’’ diyerek sitemde bulundu.
‘‘Abiciğim gördüğüm kadarıyla sen yatılı misafirleri seviyorsun, sorun olacağını sanmıyorum,’’ diyen Aleksis, Mert’in bakışlarıyla yerine sinerken Roza, oğluna ‘‘Misafirimizi gücendirme,’’ deyip Sevda’ya döndü ve ‘‘Sevdacığım çarşamba günü seninle tanışmayı iple çekiyorum,’’ diye de ekledi.
Sevda mahcup bir tavırla gülümserken alacaklı gibi çalan kapıyı kimsenin açmaya gitmediğini fark etti Mert. Oturduğu yerde dizleri titreyen Nilüfer’e dönüp ‘‘Kızım gidip kapıyı açsana,’’ diye söylendi.
‘‘Ay dur ben bakayım babacığım,’’ diyen Gülce’yi ise durdurdu.
‘‘Otur oturduğun yere kızım.’’
Mert ise gergindi. Hâlâ çalmakta olan kapıya içinden küfür edip Nilüfer’i kolundan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı ve kapıya doğru sürüklemeye başladı. Arkasından gelen çocuklarının farkında olarak kapıya ilerledi ve ‘‘Bismillahirrahmanirrahim,’’ diyerek kapıyı açtı.
Kapı da herkesi görmeye hazırdı genç baba ama çerçeveli gözlükleri ve arkaya taranmış saçlarıyla Clark Kent’i andıran Vatan’ı görmek aklının ucunda yoktu. Vatan genişçe gülümserken onu gördükleri için suratları düşen Toprak Ailesi’ne aldırış etmemeye çalıştı.
‘‘Hoş bulduk Mert abi. Duydum ki Nilüfer ablayı isteyeceklermiş.’’
‘‘Allah Allah kimden duydun acaba,’’ diye mırıldanan Gülce’yi duymazlıktan gelip elindeki not defterini göstermek için salladı Vatan.
‘‘Ben de seyretmeye geldim, izniniz olursa. Malum birkaç seneye Tan’a Çiçeğim’i isteyeceğiz. Sizden kız isteyecek ilk insanı görüp notlar almak istiyorum.’’
‘‘Vermeyeceğim,’’ diyen Mert, Vatan’ın yutkunmasına neden olurken ‘‘Hadi Vatan abimciğim başka kapıya,’’ diyen Çiçek’in bilmişliği herkesi gülümsetmişti.
‘‘Ama niye öyle diyorsun Çiçeğim senin gibi bir kızın elbet isteyeni olacak. Tan dururken başkasının istemesi olur mu?’’
‘‘E, yuh ama pazarlamacı gibisin Vatan!’’
Gurur’un cümlesiyle başını çevirip genç kıza göz kırptı.
‘‘Aşkta her yol mubahtır. Sevenlere yardımcı olmak da sevaptır.’’
‘‘Allahçığım Allahçığım seven diyor hâlâ. Yok, burada öyle seven!’’ deyip ikizinin elinden tuttuğu gibi salona yöneldi Çiçek.
Mert de kapıyı kapatmak amacıyla Vatan’a dönüp ‘‘Babana selam söyle Vatan,’’ dedi.
‘‘Tamam, Mert abi bende o iş. Hele isteme bitsin, notlarımı alayım eve geçince selamını iletirim.’’
Kapının önünde dikilen kalabalık, az sonra gelecek olan misafirler yüzünden yeterince gergindi zaten. Vatan’ın ısrarı daha çok gerilmelerinden başka işe yaramıyordu. Nilüfer’in ‘‘Nerede benim silahım?’’ diye mırıldanması da bu gerginliğin bir neticesiydi. Gülce, olası bir duruma mani olmak amacıyla halasının koluna girerken Gurur da babasının koluna girip sıktığı dişlerinin arasından konuştu: ‘‘Babacığım kapıda durmaya değmez, çocuğun hevesini kırmayalım merak etmiş garip.’’
‘‘Evet, Mert abi tüm geleceğim bu istemeye bağlı yani Tan’ın geleceği yani kardeşimin geleceği benim geleceğim demek ya. O...’’
Mert, kapıyı Vatan’ın suratına kapattığı için devamında gelen cümleler duyulamadı.
‘‘Hadi salona, misafirler birazdan gelir,’’ derken önce tıklatılan ardından zili çalınan kapıyla derin bir soluk aldı genç adam.
Kapıyı hırsla açıp ‘‘Ben de size verecek saksı bile yok,’’ dedi Ali’nin babası Halil’in yüzüne doğru.
Ortamda derin bir sessizlik oluşurken durumu toparlayan, Halil’in yanında duran Vatan’dı.
‘‘Tamam, Mert abi haklısın böyle anlamlı bir günde çiçek tohumu için gelmem olmadı,’’ deyip Halil’e yönelik konuştu genç: ‘‘Sizde kusura bakmayın lütfen ben biraz ısrarcı bir kişiliğim de Mert abinin sinirlerini gerdim. Bu arada hoş geldiniz. Ben Vatan, bu evin oğlu sayılırım ama evlat anlamında değil öyle damat filan gibi.’’
‘‘Biri şunu susturabilir mi?’’ diye mırıldanan Nilüfer’e yardım Mehmet’ten geldi. Küçük çocuk babasının önüne geçip Vatan’ın elinden tuttu ve ‘‘Hadi Vatan abi biz içeri geçelim,’’ dedi.
Eve giriş biletini alan genç adam genişçe sırıtırken Halil’e yaklaşıp ‘‘Amcacığım vermezlerse anlamazlığa gelin,’’ diyerek Halil’in kahkaha atmasına neden oldu.
‘‘İlahi arkadaş! Sen çok yaşa,’’ diyen adam, Mert’e dönüp ‘‘Sen Nilüfer’in abisi olmalısın evlat. Ben de Halil,’’ dedi.
Mert karşısında dikilen adamın elini sıkıp ‘‘Hoş geldiniz yanlış anlaşılma için kusura bakmayın lütfen,’’ diyerek olayı açıklamaya girişti.
Cevap ise Halil’in karısı Adalet’ten geldi: ‘‘Ne kusuru canım, Halil’im beni istemeye 5 kere geldi. Rahmetli babam yine vermezdi beni de baktı dağ gibi adam iyice çökmüş, acıdı da verdi vallahi.’’
‘‘Tüm görücüleri tehdit ettiğimden verdi seni bana. Saptırma olayı Adalet.’’
‘‘Hadi öyle olsun... Nerede benim güzel gelinim?’’
Adalet’in sorusuyla kapının önündeki herkes başını Nilüfer’e çevirdi. Nilüfer ise ağabeyi müstakbel kayınbabasının yüzüne bağırdığından itibaren kendini dış dünyaya kapatmıştı. Yaşadığı heyecan bir ilkti ve bununla nasıl baş edeceğini bilmiyordu. Genç kadının halini anlayan Sevda, geride durmaktan vazgeçip biraz öne çıktı ve Nilüfer’in boştaki koluna girdi.
‘‘Nilüfer kendine gel,’’ diye fısıldayıp genç kadının dikkatini çekince de ‘‘Şimdi derin bir nefes al, gülümse ve ‘Buradayım efendim,’ de,’’ dedi.
Nilüfer, Sevda’nın dediklerini tekrar ettikten sonra başını Adalet’e çevirdi ve ona sıkıca sarılan kadına aynı şekilde karşılık verdi.
‘‘Beceremez sanıyordum benimki ama seni gördüm anladım, ikinizde tutulmuşsunuz birbirinize,’’ diyen kadınla alt dudağını dişlerken buldu kendini. Hafifçe gülümseyip müstakbel nişanlısı Ali’yi görmek için kapıya doğru baktığında Adalet’in sesini duydu tekrardan: ‘‘Saksı da Nilüfer almış gelmiş şaşkın, kız istemek için. Ben olmaz, başka bir çiçek daha olmalı deyince çiçek almaya gitti, gelir birazdan.’’
‘‘Ayakta kaldınız buyurun içeriye,’’ diyen Sevda sayesinde yaşlı çift Gülce ve Gurur eşliğinde salona yönlendirildi. Nilüfer sırtını duvara yaslayıp derin bir soluk alırken Mert de Sevda’nın bu sakin hallerini sırıtarak izliyordu. Genç kadına yaklaşıp ‘‘Seni ilk defa bu kadar sakin görüyorum,’’ dedi.
Maziyi düşünmenin o hüzün verici hissi bakışlarına yerleşirken Mert’e bakıp hafifçe gülümsedi Sevda.
‘‘Sanırım en garip istemelerden biri benimkidir. O yüzden bu kadar sakinim. Babam beni bir dilenciye verdiyse Nilüfer’i hayli hayli verirler,’’ dedi. Mert’in meraklı bakışlarını görünce ‘‘Oldukça komik bir hikâye Mert, belki bir gün anlatırım,’’ diye devam etti.
‘‘Sevda!’’
Duydukları isimle holde duran üçlü başlarını kapıya çevirdi ve eli kolu çiçek çikolatayla dolu Ali ile karşılaştılar. Ali elindekileri hızlıca yere bırakıp Nilüfer ve Mert’in şaşkın bakışları arasında Sevda’ya doğru ilerledi ve genç kadını kollarının arasına alıp ona sıkıca sarıldı.
‘‘Seni burada gördüğüme inanamıyorum,’’ diyen Ali’ye cılız bir sesle ‘‘Ben de,’’ diyebildi genç kadın.
Abi, kardeş kıskançlıkla bu ikilinin birbirlerine sarılmalarını izlerken durumu ilk anlayan Sevda oldu ve biraz geri çekilince Ali de onu bıraktı. Gözleri kızaran ikili birbirine bakarken Nilüfer’in boğaz temizleme sesi Ali’nin bakışlarının müstakbel nişanlısına kaymasına neden oldu.
‘‘Hayırdır?’’ diye soran genç kadının yanına gidip elini Nilüfer’in beline yerleştirdi Ali.
‘‘Sevda, devremin eşiydi. Ben yıllardır haber alamıyordum ondan. Burada görünce çok şaşırdım.’’
‘‘Boşandılar mı?’’ diye soran Nilüfer’e ‘‘Öldü,’’ yanıtını veren Sevda’ydı.
Ali konuyu dağıtmak için ‘‘Peki, sen burada ne arıyorsun?’’ diye sorunca cevap Mert’ten geldi: ‘‘Sevda bizimle yaşıyor.’’
‘‘Ne sıfatla?’’ diyen adamın ilgisi rahatsız etse de sağduyulu yanını kullanıp ‘‘Şimdilik kız arkadaşım olarak. Zamanı geldiğinde davetiyeni alırsın,’’ dedi.
Fatih ile geçmişi polis kolejine dayanan Ali, Sevda ile emniyette tanışmıştı. İkilinin aşklarının en yakın tanığıydı. Eşi ve çocuğu ölünce bir cenaze olarak hatırladığı kadını şimdi daha canlı görmek biraz olsun rahatlatmıştı içini. Samimi bir gülümseme eşliğinde ‘‘Hayırlı olsun,’’ dedi taze çifte.
Sevda’nın dizleri davetiye kelimesiyle titrerken Mert’in beline yerleşen sahiplenici eli ayakta durmasını sağlıyordu.
Günün anlam ve önemi hatırlayan Ali ise kapının kenarına bıraktığı çiçek çikolata yığınını yerden alıp Nilüfer’e uzattı.
‘‘Bunlar sana Nilüferciğim. Hangi çiçeği sevdiğini bilmediğim için hepsinden aldım.’’
Nilüfer, ona uzatılan çiçek yığınına bakıp ‘‘Görüyorum,’’ dedi. Ardından Ali’nin elindeki çiçekleri alıp salona yöneldi. Ali de genç kadını takip ederken Sevda ve Mert holde baş başa kalmış oldu.
‘‘İyi misin?’’ diye soran Mert’e ‘‘Çok iyiyim,’’ diye karşılık verdi genç kadın.
‘‘Eşin polis miydi?’’
‘‘Evet, beni istemeye görevden çıkıp gelmişti. Bir takip için dilenci kılığındaymış. Babamı görmeliydin Mert, beni vermemek için ağlayacaktı neredeyse.’’
Gülümseyen kadınla gülümsemeye başladı Mert de.
‘‘Ben olsam ben de vermezdim,’’ deyince Sevda’nın koluna vurması bir oldu.
‘‘Vermezdim demekle olsaydı keşke.’’
‘‘Bende kimseye verecek kız yok.’’
‘‘Üç kız babasısın Mert Bey, hatırlatırım.’’
‘‘Şimdilik Sevda Hanım, bakarsın 4 olur. Gerçi sayının bir önemi yok,’’ derken Sevda’nın dalgınlaşan bakışlarıyla sustu. Birden ağlamaya başlayan genç kadını elinden tuttuğu gibi mutfağa çekti ve kapıyı arkalarından kapattı.
‘‘Yanlış bir şey mi söyledim?’’ diye sorarken nerede hata yaptığını düşünüyordu.
‘‘Sevda ağlama,’’ deyip genç kadına sıkıca sarıldı Mert. Ne söyleyip de onu ağlattığını bilmiyordu.
Saçlarını öptüğü kadından yüzünü görebileceği kadar uzaklaşıp Sevda’nın yaşlarla ıslanan yüzünü sildi. Avuçlarının arasına aldığı yüzü kendi yüzüne doğru kaldırıp ‘‘Seni üzecek ne söyledim?’’ diyerek sorusunu yineledi.
‘‘Üzülmedim Mert, aksine mutluyum. Sen öyle güzel bir şey söyledin ki duygularımı başka türlü ifade edemedim.’’
Sevda’yı üzmediği için rahatlayan Mert, derin bir nefes aldı. Yüzüne yerleşen sırıtmayla genç kadına yaklaşıp Sevda’nın dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu. Ardından çenesini ve boynunu öptüğü kadının kulağına dudaklarını yaklaştırıp ‘‘Seni ağlatacak kadar mutlu edecek ne söyledim?’’ diye sordu. Sevda, nefesi boynunu okşayan adamın etkisine girdiğinden sık ve hızlı nefesler almaya başlamıştı. Mert’in dudaklarını boynuna sürtmesiyle iç çekmesi bir oldu. Destek almak amacıyla elleri genç adamın belini kavrarken Mert’in ona iyece yaklaşmasını sağlamış oldu.
‘‘Sevda?’’ diyen adama derin bir nefesin ardından cevap verdi: ‘‘Bir çocuk daha isteyeceğini düşünmüyordum. Yani bunu hiç konuşmadık ama 5 çocuğun var zaten...’’
‘‘Evet, kulağa fazla geliyor,’’ derken Sevda ile aralarındaki yakınlığı bozmuştu Mert. Ellerini, sırtına yerleştirdiği kadının bedeninin kendi bedeniyle olan temasıyla yetiniyordu şu an için. ‘‘Bu aramızda kalsın ama tek planlı çocuğum Mehmet’ti. İkiz olmadığı sürece istediğin kadar doğurabilirsin Sevda,’’ deyip duraksadı Mert, ‘‘Bu ikize, üçüz, dördüz, beşiz ve Allah yazdıysa bozsun ama altız da dâhil,’’ dedi ve ekledi: ‘‘Yedize değinmiyorum. Çünkü yediz ve fazlası olursa bu Allah’ın belamı vermesinin en temiz yolu olur sanırım.’’
Sevda duyduklarıyla kahkaha attı.
‘‘Üzülme hemen, yedizler sayesinde cenneti garantilersin. Bu dünyada çekeceğin çileyle günahlarını dökmüş olursun, fena mı?’’
‘‘Bende bu şans varken hepsi kız olur onların. 10 kız babası olarak dünyada cehennemi yaşayacağımdan tabii ki de cenneti garantilemiş olurum.’’
‘‘O kadar da kötü olamaz Mert,’’ diyen Sevda’ya cevap veremeden ‘‘Biriciğim babacığım kucağın nerede?’’ diye bağıran kızının sesini duydu genç baba.
Sevda’ya yaklaşıp genç kadının dudaklarına derin bir öpücük kondurdu. Ardından genç kadını boynundan koklayarak öpüp uzaklaştı ve mutfağın kapısını açtı.
‘‘Buradayım Çiçeğim, gel babana,’’ deyip kucağına atlayan kızıyla tekrar ayağa kalktı.
‘‘Hadi içeri geçelim de kız nasıl verilmezmiş görelim Çiçeğim.’’
Babasının cümlesine onaylamaz mırıltılarla karşılık verdi Çiçek.
‘‘Ama biriciğim babacığım, Kevser teyzem boşuna mı diyor evlense rahatlayacak diye. Bırakın da rahatlasın bence.’’
‘‘Tövbe tövbe! Kızım Kevser teyzene bakma sen. Onun da iki kızı var ama bak ikisi de bekâr. Demek ki neymiş, bekâra koca boşamak kolaymış.’’
‘‘Ne diyorsun biriciğim babacığım, aklım yetmedi!’’
‘‘Baban Kevser teyzen kendi kızlarını evlendirsin demek istiyor Çiçeğim,’’ diyerek araya girdi Sevda.
Çiçek durumu anladığını belli eden mırıltılarla genç kadına karşılık verip ‘‘Ağzın ne güzel dedi Rafunzelciğim,’’ diye de ekledi.
‘‘Hadi artık salona geçelim deden soğuk rüzgârlar estiriyordur şimdi,’’ diyen Mert salona girdiğinde yanılmadığını anladı.
‘‘Tekrar hoş geldiniz,’’ deyip Sevda ile çocuklarının yanlarına oturdular.
‘‘Sağ ol evlat. Kusura bakmayın biraz yangından mal kaçırır gibi oldu ama şu süreçte daha çok prosedürü yerine getirmek için buradayız biz.’’
Halil’in cümlesiyle Mert anladığını belli etmek için başını sallarken babası Mehmet yüzünü buruşturdu.
‘‘Biz daha kalabalık bekliyorduk sizi prosedür olunca böyle oluyor demek ki,’’ diye mırıldanan Mehmet’e cevap Adalet’ten geldi: ‘‘Çocuklar Bodrum’da yazlıkta. Halil’e sıcak çok yaramıyor diye onları önden yollamıştık. Biz de ağustos sonu gibi gidecektik.’’
‘‘Biz de gördüğünüz gibi Yunanistan’dayız. Umarım sizi de ağırlarız. Kavala’ya bayılacaksınız.’’
Roza’nın yapıcı konuşmasına Aleksis de ‘‘Evet evet, tabii her zaman bekleriz,’’ diyerek destek verdi.