Bölüm|2

2189 Words
Yüzüne konan öpücüklerle bilinci yerine gelen Mert, gözlerini açtığında kollarının arasında Çiçek’i görmeyi beklemiyordu. Gözlerini sıkıca yumup geri açtığında ona gülümseyerek bakan küçük kızı dün gece Sevda ile aralarında geçenlerinde bir rüya olup olmadığını sorgulamasına neden oldu. ‘‘Günaydın en biriciğim babacığım,’’ deyip ona sarılan kızına sarılarak karşılık verirken gözleriyle Sevda’yı arıyordu odada. ‘‘Günaydın Çiçeğim, sen buraya ne zaman geldin?’’ Çiçek yeniden genişçe gülümseyip ‘‘Kevserciğim teyzeciğim gelince bana hadi babanın kucağına dedi, bende o zaman geldim biriciğim babacığım,’’ dedi. Mert uyku sersemi kızına başını sallayarak onay verirken kulaklarında çınlayan isim irkilmesine neden oldu. ‘‘Kevser abla mı geldi?’’ diye sorduğu kızı başını şirince sallarken ‘‘Peki Sevda nerede?’’ sorusuna, ‘‘Sevdacığımı bilmem ama canımcığım Rafunzelciğim, Kevserciğim teyzeciğimle içerde,’’ cevabını verdi. Çiçek, Sevda’nın sahip olduğu uzun arı saçlarından ötürü genç kadına ‘Rapunzel’ lakabını takmıştı. Dili de tam dönmediği için ‘Rafunzel’ diyordu Sevda’ya. Mert ağzının içinde ‘‘Buyurun cenaze namazına,’’ diye mırıldanıp kızını kucakladığı gibi yataktan kalktı. ‘‘Bin bakalım omuzlarıma,’’ dediği kızının omuzlarına oturmasına yardım edip Çiçek ile birlikte odasından çıktı ve yüzünü yıkamak için banyoya yöneldi. Alelacele yüzünü yıkadıktan sonra seri adımlarla salonun yolunu tuttu. Salonu boş bulmasını hayra yormayıp bahçeye yönelecekti ki mutfaktan gelen kahkahalarla geri dönüp mutfağa girdi. ‘‘Ya işte öyle Sevdacığım 40’ından sonra koca göbeğiyle dolaşıyor bizimki. Kız ilk gördüğümüzde kilo aldı sanmıştık. Aramızda diyet listesi oluşturup eline tutuşturmuştuk garibin. Nereden bilelim hamile olduğunu. Sen dur dur 40’ından sonra…’’ deyip kahkahayı patlatan Kevser’e eşlik etmekten kendini alamadı Sevda. ‘‘Of, ama bir de kocasını görmen lazım. Bir kasıntı olmuş sorma. Eh tabi millet kırkından sonra yatakları bozuyor, adam eve beşik kurdurtuyor. Kasılması normal ama asıl olay bizim mahallenin erkekleri kıskançlıklarından macunlara dadandılar. Hepsini almış bir bebek sevdası,’’ derken Mert’i fark eden Kevser ‘‘Ama tabi kimse Mertçiğimin eline su dökemez. 5 çocukla rekor onda,’’ diyerek sürdürdü konuşmasını. Çiçek, Kevser teyzesinin konuşmalarının çoğunu anlamazken babasından bahsedildiğini işitince elleriyle Mert’in yüzünü sarıp ‘‘Oy biriciğim babacığım sen ne bir taneciksin,’’ diyerek babasını övmeyi ihmal etmedi. Sevda ve Kevser, Çiçek’in bu haline gülümserken Mert, kollarından tuttuğu kızını başı aşağı gelecek şekilde kendine çekip Çiçek’in ve Sevda’nın çığlık atmasına neden oldu. Ardından kucağına aldığı kızını saçlarından öperken Sevda’ya da göz kırptı. Kevser ise ikili arasındaki her bakışmayı gözünü kırpmadan seyrediyordu. Mert’in, Sevda’ya göz kırptığını fark edince çayından sesli bir yudum alıp dikkatleri üstünde topladı. ‘‘E, Mert Efendi artık kendi rekorunu kırarsın ha?’’ Kevser’in cümlesiyle Mert öksürük krizine girerken Sevda da olduğu yerde donakalmıştı. ‘‘Öksürenlerin çok olsun biriciğim babacığım,’’ diyen Çiçek’in babasının sırtını okşaması işe yaramayınca yerinden kalkan Kevser, doldurduğu bir bardak suyu içmesi için Mert’e uzattı. Ardından sürahideki sudan eline biraz döküp, Sevda’nın yüzüne su serpti. Böylece Sevda kendine gelirken Mert de girdiği öksürük krizinden çıkmış oldu. ‘‘Hoş geldin abla,’’ deyip mutfak masasının önündeki sandalyelerden birine kızıyla oturdu genç baba. Kevser’in Sevda’ya bakarak ‘‘Çok hoş bulduk ablam,’’ demesiyle yerinde kıpırdandı. Rahatsızlığını belli etmemek adına ‘‘Hayırdır abla sabah sabah seni buraya ne attı?’’ diye sordu ama aldığı cevapla soru sorduğuna çoktan pişman olmuştu Mert. ‘‘Gülten’in kızı attı canım. Günlerdir aranızı yapayım diye başımın etini yiyor. Bende elçiye zeval olmaz diye gelmiştim ama…’’ Sevda’ya bir bakış atan Mert, genç kadının yüzünün solduğunu görünce Kevser’e dönüp ‘‘Abla böyle şeyler için kapımı çalma diye kaç defa daha söylemem gerekecek?’’ dedi ve elleriyle Çiçek’in kulaklarını kapatıp devam etti: ‘‘Üstelik çocukların önünde hani bu konular açılmayacaktı? ‘‘Sen konuyu kapatmış, kitap açmışsın Mertçiğim, konusu mu kaldı bu işin?’’ derken Sevda’yı gösteriyordu Kevser. Mert derin bir soluk alıp ellerini Çiçek’in kulaklarından çekti ve kızını yanaklarından öpüp ‘‘Hadi Çiçeğim kardeşlerini öperek uyandır, kahvaltı yapacağız,’’ diyerek mutfaktan yolladı. Ardından çaprazında oturan Sevda’nın sandalyesini kendine doğru çekti. Sevda bu hareketle irkilse de Mert’in, onun sandalyesini yanına kadar çekip onu kolunun altına almasına ses etmedi. ‘‘Abla cevabını almışsındır umarım. Gerekli mercilere iletirsin.’’ Gördüğü manzarayla kahkahayı patlatan Kevser, ‘‘Ay bunu duymayan kalırsa benim de adım Kevser değil,’’ diyerek ne yapacağının sinyallerini vermiş oldu. Ardından Sevda’ya dönüp ‘‘Kız sarı, en kısa zamanda özgeçmişinin bir kopyasını bana teslim ediyorsun. Sonra hem yazılı hem sözlü sınava gireceksin. Bakma öyle aval aval bizden oğlan almak o kadar kolay değil,’’ deyip yeniden kahkaha attı. Sevda’nın şaşkın haline Mert de gülerken genç kadına yaklaşıp, ‘‘Merak etme güzelim takıldığın yerde ben kopya veririm,’’ dedi. ‘‘Kopya mı? Mert ciddi misiniz?’’ Durumu kavrayamayan genç kadın şaşkınlığını gizleyemezken Kevser’in ‘‘Ay Mert, nerede buldun bunu?’’ diye sorumasıyla ‘‘O beni buldu abla,’’ diyen Mert’in sesini duydu. ‘‘Ay, yüreğine inecek kızın. Şaka yapıyoruz tatlım, sen Mert’in gönlünü kazanmışsın daha ne olsun!’’ ‘‘Ben mi? Şey, teşekkür ederim.’’ Sevda’nın kızaran yüzüne bakıp gülümseyen Mert ile duygulandığını hissetti Kevser. Kendi ailesinden biri olarak gördüğü Mert’i uzun zaman sonra böyle görüyordu. ‘‘Neyse size doyum olmaz. Benim dedikodu saatim geldi de geçiyor. Hadi çifte kumrular bana da beklerim oturmaya.’’ Ayaklanan kadınla ayağa kalkan ikili Kevser’i kapıya kadar geçirdi. Terliklerini giyip evden çıkmak üzere olan kadın, Sevda’ya dönüp ‘‘Ha bu arada özgeçmiş konusunda şaka yapmıyordum,’’ dedi ve Mert’e göz kırparak evden ayrıldı. Sevda’nın kapanan kapıya öylece baktığını gören Mert, kıkırdayıp genç kadını kollarının arasına aldı. Kendine gelen kadına ‘‘Bu halin çok tatlı,’’ dedi. ‘‘Sen benimle eğleniyor musun?’’ ‘‘Yo, o da nereden çıktı Hanımefendi? Ben seninle evleneceğim.’’ Mert’in onunla flört etmesine gülümseyerek karşılık veren genç kadın ‘‘Evlenmeden önce çok eğleneceksin gibi duruyor ama,’’ diyerek düşüncesini belirtti. ‘‘Beni iyi tanımışsın güzelim ama evlendikten sonra da çok eğleneceğimize eminim,’’ deyip çapkınca göz kırptı Mert. Bunun üzerine kahkaha atan Sevda, Mert’in onu öpmesine neden oldu. Hızlıca dudaklarına aldığı öpücüğün ardından gülümsemesi durulurken ‘‘Gül yoksa seni yine öperim,’’ diye tehdit edilince ‘‘Öyleyse somurtmalıyım,’’ karşılığını verdi. Sevda’nın karşılığıyla genç kadını dudaklarından yeniden öpen Mert, ‘‘Çocuklara basılmadan ayrılmalıyız,’’ dedi. ‘‘Çocuklara ne zaman söyleyeceğiz?’’ Yüzündeki oyuncu ifadeyi silen genç baba, ciddi bir şekilde Sevda’ya bakıp ‘‘Çocuklar seni seviyor, bir süre daha bekleyip uygun olduğuna karar verdiğimiz bir anda açıklarız diye düşünüyorum. Sen ne dersin?’’ diye sordu. Mert gibi düşünen Sevda da başını olumlu anlamda sallayarak genç adama katıldığını belli etti. ‘‘Ne kadar beklememiz gerekiyorsa beklerim Mert, yeter ki beni kabul etsinler.’’ Her an bir çocuğunun gelebileceği endişesiyle kollarını genç kadından çekip bir elini Sevda’nın yüzüne yasladı. ‘‘Sevda seni çoktan kabul ettiler ama şunu söylemem lazım. Kendini hiçbir şeye mecbur hissetmeni istemiyorum. Yani onlara annelik yapmak zorunda…’’ dudaklarının üstüne kapanan parmaklarla susmak zorunda kaldı. ‘‘Ben onlara annelik yapmak istemiyorum,’’ diyen kadın, boğazına bir yumrunun oturmasına neden olurken akabinde ‘‘Biliyorum mümkün değil. Belki de Müjde’ye haksızlık ama ben onların anneleri olmak istiyorum,’’ deyince genç adamın gözleri doldu. Dudaklarının üstündeki parmakları öptüğü kadını bileğinden tuttuğu gibi kendine çekip sıkıca sarıldı. ‘‘Müjde’m onların annesi,’’ diye fısıldayıp, genç kadının kokusunu içine çektikten sonra ‘‘Ama onların sarılabilecekleri bir anneye daha ihtiyaçları var, o da sensin,’’ dedi. *** Kahvaltıdan sonra Mert, evdeki erkekleri yanına alarak kafeye geçerken Sevda, kızlarla evde kalmıştı. Gülce kendini bahçede resim yapmaya vermiş, dünyadan bağını koparmıştı. Gurur ise günlerdir aksattığı sporunu yapıyordu bahçenin bir köşesinde. Sevda da Çiçek ile birlikte salonda oturmuş, küçük kız vasıtasıyla yıllar sonra yeniden çizgi film izliyordu. Yanından gelen kıkırtıyla bakışlarını Çiçek’e çevirdi. ‘‘Çiçeğim bir şey sorabilir miyim?’’ diye soran Sevda ile gözleri parladı Çiçek’in. ‘‘Tabii ki de Rafunzelciğim. Ücretini ödediğin sürece istediğini sorabilirsin.’’ Genç kadın hafif tebessüm edip ‘‘Ücreti öğrenebilir miyim?’’ diye sordu bu sefer de. ‘‘Kocamandan da kocaman bir sarılma. Böyle sıcacık bir kucak ve bir de anne öpücüğü istiyorum.’’ Sevda’nın duyduğu son istek burun direğinin sızlamasına yetmişti bile. Hiç vakit kaybetmeden küçük kızı kollarının arasına alıp sardı. Kucağına aldığı Çiçek’in yüzünü hiç vakit kaybetmeden öpücüklere boğdu. ‘‘Oh, oh, oh! Ayyy tamam dur canımcığım. Oh!’’ Sevda’nın öpücüklerinden kendini kurtarınca söylenmeye başladı Çiçek. ‘‘Allahçığım iyi ki bir sürü anne yağdırmadın başıma yoksa öpücükler arasında boğulurdum. Daha çok gencim Rafunzelciğim.’’ Genç kadın sevecenlikle Çiçek’in iki yanağına da birer öpücük kondurup çok merak ettiği soruyu sordu küçük kıza: ‘‘Çiçeğim neden annen olsun istiyorsun?’’ Çiçek derin bir iç çekip başını Sevda’nın göğsüne yasladı. ‘‘Anlatsam da anlamazsın boş ver canımcığım.’’ Sevda, Çiçek’i saçlarından öpüp ‘‘Ben de annesiz büyüdüm Çiçeğim, inan anlayabilirim,’’ cevabını verince küçük kız yüzünü Sevda’ya döndü. ‘‘Ama benim gözlerim ağlar. Rafunzelciğim senin memişlerin bile var. Sen bu kadar kocamanlığa annesiz mi geldin?’’ Sevda göğsünü sıkıştıran el yüzünden konuşsa sesinin titreyeceğine emindi. Bu yüzden baş sallamakla yetindi. Çiçek titreyen dudaklarını büzüp Sevda’ya var gücüyle sarıldı. ‘‘Allahçığım yazık değil mi bize? Neden annemiz yok bizim?’’ cümlesi bittiğinde hem Sevda’nın hem de Çiçek’in gözlerinden birer damla yaş akmıştı. ‘‘Ömürleri bu kadarmış Çiçeğim.’’ Küçük kız gözlerini Sevda’nın elbisesine kurulayıp başını tekrardan kaldırdı. ‘‘Biriciğim babacığım da öyle demişti. Peki, neden benim gözlerimin ağlayası var canımcığım? Birde neden burnum hapaşapşulacakmışım gibi oluyor?’’ Sevda hapşırık kelimesini düzgün söyleyemeyen Çiçek ile kıkırdayıp küçük kızın kendine has kokusunu içine çekti. ‘‘Annesizlik böyle yapar Çiçeğim. Çaresi olmayan bir hastalıktır bu.’’ ‘‘Ay ağzın ne güzel konuştu öyle Rafunzelciğim! Ben de biriciğim, aslancığım, babacığıma demiştim Kara anne hastalığına yakalandım diye ama beni dinlememişti.’’ ‘‘Kara anne mi?’’ diye soran kadına başını sallayarak onay verdi Çiçek. Bir dinleyici bulmanın hevesiyle anlatmaya başladı hastalığını. ‘‘Sen de bilirsin canımcığım böyle okula annesiyle gelen bir arkadaşçığını gördüğünde başını eğersin ya hani. Sonra dudişlerin titrer. Gider ikizcanına sarılırsın. Kalbin ağrır, midenciğin babacığın seni kucağında döndürmüş gibi olur. Of of! Allahçığım kar yağdırmasa da üşürsün işte.’’ Kucağındaki kızın titremesiyle var gücüyle sarıldı ona. ‘‘Sarılanların çok olsun Rafunzelciğim,’’ deyip başını Sevda’nın boynuna gömdü Çiçek. ‘‘Babamcığım sizin anneniz var diyor. Aklım da biliyor annemciğimin olduğunu ama o cennette. Ben düştüğümde yerden kalkmak istemiyorum Rafunzelciğim. Annemciğim yanıma gelip ellerimden, dizlerimden öpsün istiyorum.’’ Genç kadın boğazından kopan hıçkırığı son anda engelleyip gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle sildi. Çiçek’i çıplak omzundan öpüp küçük kızın kokusunu ciğerlerine çekti. ‘‘Baban öpse olmaz mı Çiçeğim?’’ ‘‘Babamcığım hiç düşmeme izin vermiyor ki Rafunzelciğim ama ablamcıklar da hiç düşmüyor. Kocamanlar ve biriciğim, şahaneciğim, tatlımcığım Hülyacığım onların annesi. Üstelik onların memişleri bile var. Aklım yetmiyor...’’ Çiçek’in kendi kadar masum düşüncelerini ve içten içe ablalarına karşı duyduğu kıskançlığı anlamıştı Sevda. Başka zaman olsa belki de bu kadar çok istemeyeceği bir şeyi sırf ablalarında gördüğü için daha da çok istiyordu küçük kız. Ablalarının annesi varken onun annesinin olmaması zoruna gidiyordu. ‘‘Annen olursa ne olacak peki Çiçeğim?’’ Çiçek bildiği konudan soru gelmiş öğrenci mutluluğunda gülümsedi. ‘‘Ne olacağı var mı Rafunzelciğim tabii ki de memişlerim çıkacak,’’ dedi ve ardından saymaya devam etti: ‘‘İkiciğim Memocuğum ile biriciğim ikizcanım sakallanacak. Babacığım ilaç içmeyecek, okula gitmek üzmeyecek, yalancıktan düştüğümde annemciğim gelip öpecek. Sonra hep aynı kıyafetleri giyineceğiz. Birlikte babamcığıma kek yapacağız. Bebek duasına çıkıp bir kardeş bile isteyebiliriz.’’ Son cümlesini büyük bir sevecenlikle söylemişti Çiçek. ‘‘Kardeşin mi olsun istiyorsun?’’ diye sorarken Sevda, gözyaşlarına boğulmadığına şükrediyordu. ‘‘Annem olunca memişlerim çıkacak ya, ablamcıklar kadar olacağım. Ben de abla olmalıyım Rafunzelciğim ama bebekler hep kucakta olurmuş. Biriciğim, hayatımcığım babacığımın kucağından inmeden kardeşim nasıl olur, aklımla konuşmalıyız.’’ Genç kadın iç çekip ‘‘O zaman kardeşin annenin kucağındayken sen babanın, kardeşin babanın kucağındayken de sen annenin kucağında olursun,’’ dedi. Çiçek kendi için oldukça uzun gelen cümleyi bir süre düşündü. Anladığında ise başını Sevda’nın boynundan kaldırıp ‘‘Ay aklını öpeyim Rafunzelciğim! Böylece hiç kucaktan inmem,’’ dedi. Başını kaldırıp Sevda’nın yüzüne baktığında irkilmeden edemedi Çiçek. ‘‘Rafunzelciğim sen neden ağlıyorsun? Yazık değil mi o harika harikası gözlerine?’’ Sevda elinin tersiyle yüzünü silip küçük çocuklar gibi burnunu çekti ve aklındaki en önemli soruyu sordu bu sefer de. ‘‘Peki, annen kim olsun istiyorsun?’’ Çiçek üst dişleriyle alt dudağını dişleyip bir süre baktı Sevda’ya. Küçük kafasında ne söyleyip ne söyleyemeyeceğini tartıyordu kendince. "İkizcanım ile konuştuk, anlaştık artık bir adayımız var.’’ Çiçek utandığından Sevda’dan gözlerini kaçırırken genç kadın, Çiçek’in bu utangaç hallerini neye yoracağını anlamamıştı. İçinden taşan merak duygusuyla ‘‘Anne adayınız kim Çiçeğim?’’ diye sormuş bulundu. Çiçek pembeleşen yanaklarını yüzünü Sevda’nın göğsüne gömerek sakladı. Doğrudan ‘‘Sen’’ demek yerine ‘‘Çok güzel bir prenses,’’ diye mırıldandı ağzının içinde. Sevda aklında acabalar dönerken Çiçek’in onu kalbinin üstünden öpmesiyle irkildi. Küçük kız başını Sevda’ya çevirip ‘‘Rafunzelciğim yoksa sen de mi beni seviyorsun? Kalbin çok çok hızlı atıyor,’’ dedi. ‘‘Seni sevmemek mümkün mü?’’ sorusunu başını tekrardan Sevda’nın göğsüne gömüp yanıtladı Çiçek. ‘‘Allahçığım çok tatlımcık oldum. Daha annem olmadan başladın mutlu etmeye. Mutlu edenlerin çok olsun Rafunzelciğim.’’ Sevda duyduğu cümlelerle tekrardan ağlamaya başlarken Çiçek yumduğu gözlerinin getirisi olarak babasından başka birinin kucağında kendini uykunun kollarına bıraktı. ‘Allah’ım sen bana bu meleklerin annesi olmayı nasip et,’ diye içinden dua eden genç kadın, Çiçek ile birlikte koltuğa uzanıp gözlerini kapattı. İçinde bulunduğu durumun her anını ölümsüz kılmak için, göğsüne bastırdığı kızın tenine çarpan nefeslerini, sıcaklığını ve hafif kıpırtılarla uyumasını buruk bir tebessümle duyumsamaya devam etti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD