BENİM OLAN

1105 Words
Malikanenin devasa kapıları açıldığında, içerideki görkemli ışıklar Asya’nın gözlerini kamaştırdı. Asya, burkulan bileği yüzünden topallamamak için dişlerini sıkarken, Akın’ın eli beline bir mühür gibi yerleşti. Asya bu dokunuşu patronunun ona sağladığı bir destek sanıyordu ama Akın için bu, mülkiyetinin sınırlarını belirlemekti. "İnsanlar bize bakıyor Asya," diye fısıldadı Akın, sesi pürüzsüz ve sahte bir şefkatle doluydu. "Canının yanıyor olabilir, ama kusursuz görünmen benim için önemli. Adımlarını sanki canın hiç yanmıyormuş gibi atacaksın." Asya, adamın bu narsist tavrına karşı içinden arsız diye geçirdi ama susmayı tercih etti. Salona girdiklerinde Akın, Asya’yı cemiyetin güçlü isimlerine tanıştırırken bakışlarını bir saniye bile genç kadının üzerinden çekmiyordu. Özellikle dekoltesine ve dudaklarına odaklanan o iştahlı, kirli bakışları Asya’yı bir kadından ziyade, yeni satın alınmış pahalı bir tabloyu inceler gibi süzüyordu. Gecenin ortasında Akın, iş ortaklarıyla konuşmak için kısa süreliğine ayrıldığında, Asya biraz nefes almak için köşeye çekildi. O sırada şehrin tanınmış, şımarık iş adamlarından biri olan Selim, Asya’ya yaklaştı. Elini arsızca Asya’nın çıplak omzuna koyup kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı. Fısıltısıyla Asya’nın yüzü şekilden şekile giriyor kaşları çatılmaya başlıyordu. Rahatsız hissettiği açıkça belli oluyordu. Akın, elindeki kadehi dudaklarına götürürken bu manzarayı gördü. Yüzünde hiçbir öfke belirmedi aksine, dudaklarında buz gibi, sinsi bir gülümseme donup kaldı. Gözlerindeki o pskopatça parıltı, bir avın parçalanma vaktinin geldiğini haber veriyordu. Akın, yanındaki Baran’a hafifçe eğildi ve sesi fısıltı kadar alçak ama ölüm kadar kesin bir emir verdi. Başıyla işaret ederek gitmesi gerektiğini belli etmişti. Baran, kalabalığın içinde bir gölge gibi kaybolurken Akın, sanki az önce bir infaz emri vermemiş gibi kadehinden sakin bir yudum aldı. Gözleri hala Asya’nın üzerindeydi. Birkaç dakika sonra Selim’in, yanına yaklaşan iki korumayla birlikte acil bir telefon bahanesiyle dışarı çıkarıldığını izledi. Asya adamın gidişiyle derin bir nefes almış camdan dışarıdaki akıp giden zamanı tekrar izlemeye başlamıştı. Akın, elindeki kadehi bir kenara bırakıp ceketinin önünü ilikledi. Salonun gürültüsünden ve ışıklarından uzaklaşarak, malikanenin karanlık arka bahçesine açılan loş koridora doğru yürüdü. Adımları sakin, temposu kusursuzdu. Akın, malikanenin uzağında, ağaçların gölgesinde saklanmış o taş binaya girdiğinde içerideki hava buz gibiydi. Selim, paslı bir sandalyeye bağlanmış, ağzındaki bant yüzünden sadece genizden gelen hırıltılı sesler çıkarabiliyordu. Akın, kapıyı yavaşça kapattı dışarıdaki davetin neşeli piyano sesleri artık sadece uzak bir uğultu, başka bir dünyaya ait bir gürültüydü. Akın ceketini ağır hareketlerle çıkarıp Baran’a uzattı. Beyaz gömleğinin kollarını, sanki kutsal bir törene hazırlanıyormuş gibi pskopatça bir titizlikle dirseklerine kadar katladı. Gözleri, Selim’in titreyen dizlerinde ve terden sırılsıklam olmuş alnında geziniyordu. Akın’ın bakışlarında öfke yoktu orada sadece, bir cerrahın kadavraya bakışı kadar soğuk ve bir yırtıcının avını parçalamadan önceki o saf, iştahlı hazzı vardı. "Selim..." dedi Akın. Sesi o kadar alçak ve sakindi ki, odadaki ölümcül sessizliği bıçak gibi kesti. Adımlarını yavaş yavaş atıyor her attığı sakin adımda daha çok korku salıyordu. “Seninle bir sorunumuz var. Daha doğrusu, senin o kontrol edemediğin ellerinle bir sorunumuz var." Akın, Baran’ın uzattığı ince deri eldivenleri parmaklarına tek tek, her bir boğumu hissettirerek geçirdi. Selim’in yanına yaklaştı, adamın üzerine eğildiğinde parfümünün o ağır, maskülen kokusu Selim’in genzini yaktı. Akın, aniden Selim’in saçlarına yapışıp başını sertçe geriye doğru zorladı. Selim’in boyun kasları gerildi, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. "Ona dokundun," diye fısıldadı Akın, dudakları Selim’in kulağına değerken. "Benim olan, benim nefesimle yaşayan bir şeye o kirli parmaklarını sürdün. Onu kirlettiğini mi sandın? Yoksa ona sahip olabileceğini mi?" Akın, cebinden küçük, gümüş saplı bir neşter çıkardı. Neşterin ucunu Selim’in Asya’nın omzuna dokunduğu sağ elinin üzerinde, damarların en belirgin olduğu noktada yavaşça gezdirdi. Dokunuşu bir aşığın okşaması kadar hafifti ama bıraktığı buz gibi soğukluk Selim’in tüm vücudunu titretti. Akın, neşterin ucunu Selim’in işaret parmağının tırnağına bastırdı. "Bu parmak mıydı?" diye sordu Akın. Gözleri parlıyordu birinin iradesini santim santim kırmaktan aldığı o pskopatça doyumla nefesi hızlanmıştı. Selim başını sağ sola çeviriyor yapmaması için yalvarıyordu. Akın bu yalvarmanın verdiği hazla gözlerini kapatıp derince bir nefes aldı. Gözlerini tekrar açtığında koyu gözlerinin arkasındaki o psikopat Selime gülümsüyordu. Selim’in ağzındaki banttan boğuk bir çığlık yükseldiğinde, Akın neşteri yavaşça eti yararak ilerletti. Akın, akan kanı gördüğünde yüzünde neredeyse mest olmuş bir ifade belirdi. Kurbanının acıyla kıvranışını, sandalyeyi sarsışını izlemek ona tarifsiz bir güç veriyordu. O an dünya Akın için sadece Selim’in acısından ve kendi hakimiyetinden ibaretti. "Bağırma," dedi Akın, sesi bu kez bir anne ninnisi kadar yumuşaktı. "Bu sadece bir hatırlatma. Bir dahaki sefere sadece parmaklarını değil, ruhunu da söküp alırım senden." Akın, işini bitirdiğinde Selim baygınlık eşiğindeydi. Akın eldivenlerini tek hamlede çıkardı üzerine tek bir damla kan sıçratmamıştı, bu onun için bir sanattı. Baran’a dönüp, "Yaralarını temizleyin ama hastaneye götürmeyin," "Hatasının izini bir ömür boyu, her şeye dokunmaya çalıştığında sızlayarak hatırlasın." Baran onaylar şekilde başını salladı. “Tamamdır kardeşim o iş bizde” Akın gömleğinin kollarını indirdi, düğmelerini ilikledi ve ceketini omuzlarına attı. Taş binadan dışarı çıktığında, gece havasını derin bir nefesle ciğerlerine çekti. Yüzündeki o karanlık haz, yerini saniyeler içinde yine o kusursuz, soğuk iş adamı maskesine bıraktı. Davet salonuna girdiğinde, Asya hala bıraktığı yerde, her şeyden habersiz duruyordu, ona doğru yürüdü, omuzuna elini yerleştirdi. Eli, az önce neşterle Selim'in dokunduğu yeri temizlermiş gibi, sertçe kavradı orayı. "Gidelim mi?", sesi pürüzsüzdü. "Bu gece yeterince temizlendik." Asya, Akın’ın bu sözündeki o kan donduran alt metni anlamadan, sadece yorgun bir patronun gitme isteği sanarak yalandan gülümsedi. Akın, onu arabaya doğru yönlendirirken, zihninde hala Selim’in o parçalanmış iradesinin tadı vardı. Araba, Asya’nın evinin önünde durduğunda sokak lambasının soluk ışığı içeriye sızıyordu. Asya, kapıyı açmak için hamle yapmadan önce Akın’a döndü. "Yarın şantiyede görüşürüz Akın Bey, bu geceki temsil için teşekkürler," . Sesi yorgun ama hala mesafeliydi. Akın cevap vermedi. Sadece Asya’nın gözlerinin içine baktı o kapkara, iştahlı ve her şeyi yutan bakışlarıyla Asya’yı olduğu yere çiviledi. Sonra yavaşça elini uzattı. Asya bir an geri çekilmeyi düşündü ama Akın’ın parmakları çoktan Asya’nın az önce Selim’in dokunduğu o çıplak omzuna yerleşmişti. Akın’ın parmak uçları, omuzda sinsi bir yılan gibi gezindi. Dokunuşu o kadar sahipleniciydi ki Asya’nın tüm tüyleri diken diken oldu. Akın, tam o noktayı baş parmağıyla sertçe, sanki bir lekeyi siliyormuşçasına ovdu. Asya’nın canı hafifçe yandı ama Akın durmadı. Eğilip Asya’nın kulağına o buz gibi nefesini bıraktı. "Omuzlarındaki yükleri sevmiyorum Asya. Özellikle de izinsiz bırakılanları. Yarın her şeyin çok daha temiz olacağından emin olabilirsin." Asya, ne demek istediğini anlamaya çalışarak gözlerinin içine baktı gözlerinde bir anlığına saf kötülüğü gördüğünü sandı. Parmaklarının ateş misali değdiği yer kaşlarını çatmasına sebeb olmuştu. Akın durumu farkederek baskı yaptığı elini çekmiş iyi geceler dileyerek rica timsali arabadan inmesini istemişti. Akın’ın aracı karanlıkta süzülüp giderken, Asya omzunda hala o pskopatça baskıyı hissediyordu. Düştüğü saçma sapan durumların hırsıyla yine dudaklarını ısırmaya başlamış eve doğru yönelmişti. İçeri girip odasına çıktı. Elbisesinden kurtulmak için aynanın karşısına geçtiğinde, Akın’ın sertçe ovduğu omzuna baktı. Kızarmış ve tahriş olmuştu bu adamın tavırları canını sıkmaya başlamış. Artık uyarıda bulunması gerekiyor sınırlarını net bir şekilde çizmesi gerekiyordu..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD