👑 KİBİR VE ARZU🔥
ENDER
Sabah ki toplantıdan sonra doğrudan ihale binasına geçtim. Üzerimde gri takım, siyah kravat… Adımlarım ağırdı ama içimde fırtına kopuyordu. Aylardır üst üste kaybettiğim ihaleler, Damla’ ya verdiğim rakamların birkaç gün içinde rakiplerin elinde çıkması… Bugün hesabın kesinleşeceği gündü.
Zarflar açıldıkça tek tek okunuyordu.
“Korkmaz Holding… 223 milyon.”
“Şahin İnşaat… 239 milyon.”
“Yıldırım Grup… 246 milyon.”
Sıra en büyük rakiplerimden biri olan Özdemir Holding’ in zarfındaydı.
“Özdemir Yapı… 251 milyon.”
Damla' ya söylediğim rakamın üstüydü. Özdemir' in genel müdürüyle göz göze geldik. Dudakları hafif kıvrıldı. İhaleyi aldığını biliyordu. Şimdiden sevinmeye başlamışlardı. Demek ki yem işe yaramış.
Sonunda benim dosyam açıldı. Kalem masaya vuruldu.
“Doğan Holding… 260 milyon.”
Sessizlik oldu. Hiç kimse beklemiyordu. Normalde bu rakam fazla, kâr düşük. Ama ben o an sadece kazanmayı değil, onları tuzağa düşürmeyi amaçlıyordum.
Özdemirler' le yeniden göz göze geldik. Bu sefer benim dudaklarım kıvrıldı. Parmaklarını sıktığını yardımcısına bir şeyler söylediğini gördüm.
Komisyon üyeleri kısa bir istişarenin ardından sonucu açıkladı. “260 milyon teklif ile ihaleyi Yamanlar Holding kazanmıştır.”
Salondan çıktığımda içimde garip bir his vardı. Mutlu olmam gerekmiyor muydu benim? İhaleyi kazanmıştım. Sevinmeli, tebrikleri kabul etmeliydim.
Ama hiçte zafer kazanmış gibi hissetmiyorum. Aksine keşke kaybetmiş olmayı diledim. Eğer kaybetseydim, Damla' nın suçsuzluğu ispatlanmış olacaktı. O masum...
Ne olacaktı ki, masum olsa? Ben... ben Arin' e evlenme teklif etmemiş miydim? Ne olacağını sanıyorsun Ender? Karşısına çıkıp "Kusura bakma. Ben yanlış anlamışım Damla' yı. Seninle evlenemem." mi diyecektim. Hem ben desem bile bakalım o kabul edecek miydi?
Birden yerimde durdum. Kabul etmesini istiyor muyum? Benden gitmesini istiyor muyum? Bugün yüzünde gördüğüm mutluluğu bir daha göremeyebilirdim. Nedense bu hoşuna gitmedi.
●●●●●●●●●●
GÖKHAN
Saatime baktım. İhalenin çoktan bitmiş olması gerekiyordu. Direksiyonun başında, şehrin sokaklarında ağır ağır dolanıyordum.
İçim rahattı. Her şey planladığım gibiydi.
Bir iki hafta içinde sözleşme imzalanır imzalanmaz, elim daha da güçlenecekti. Ender kaybedecek, ben kazanacaktım. Karşısında iyice yüceleşecektim.
Ve bütün bunlar, o küçük, saf, aptal sevgilim sayesindeydi.
Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda ismi görünce dudaklarımda kocaman bir gülümseme belirdi. Özdemir Holding’ in CEO’su. İçimden işte bu kadar. İhaleyi aldı, şimdi de bana teşekkür edecek. Haklı olarak… dedim. Telefonu açmadan önce arabayı kenara çektim. Ardından açtım ve beklediğim tebrikleri almak için kendimi hazırladım.
“Tebrik eder...”
Ben daha cümlemi bitirmeden telefondaki ses öyle bir patladı ki kulak zarım neredeyse yırtılacaktı. Adam öfkeden kuduruyordu.
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun Gökhan? Söylediğin rakamı verdim! 247 dedin, 251 teklif ettim. Doğan Holding 260 verdi ve ihaleyi aldı. Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Değil seninle anlaşma yapmak, bir daha sakın karşıma bile çıkma!”
Ve suratımın ortasına bir tokat gibi kapattı telefonu.
Elim hâlâ kulağımdaydı. Dudaklarımda donuk bir gülümseme, zihnimde ise binlerce soru. Ne? 260 mı? Bu nasıl olabilirdi?
Ender kendi ağzıyla söyledi 247 diye. Nasıl teklifi değiştirir? Daha önemlisi neden değiştirdi?
Arabanın içinde nefesim sıklaştı. Direksiyona sertçe vurup küfrettim. “Lanet olsun!”
Hemen Damla’ yı aradım. Telefon çalarken dişlerimi sıktım. Açtığında sesim öfke doluydu.
“Derhal Ender’ i ara! Neler olduğunu öğren! Fiyatı değiştirmiş, ihaleyi almış! Bu nasıl oldu bilmek istiyorum. Gerekirse defalarca koynuna gir, ne yapıyorsan yap. Ama bana bu cevabı getireceksin Damla! Anladın mı?”
Bir sessizlik oldu. Sadece onun nefesini duydum, titrek, suçlu, korkak… Ama bana acımadı bu ses.
Nefesim hırıltıya dönmüştü. Telefonun diğer ucunda Damla’ nın şaşkın nefesini duydum. Bana bir şey anlatmaya kalktı ama dinlemeye tahammülüm yoktu. Kapatmadan önce tek bir şey söyledim.
"Sebebini öğrenmeden sakın karşıma çıkma. Eğer bana oyun oynuyorsanız, bedelini ağır ödetirim bilmiş ol."
Telefonu kapattım. Arabanın içinde bir süre öylece kaldım. Ellerim direksiyona yapışmış, gözlerim donuk. Kafamın içinde tek bir cümle dönüyordu.
“Ender… Sen beni alt etmeye mi çalışıyorsun?”
Bir kahkaha patladı ağzımdan, ama içinde ne neşe ne de gurur vardı.
“Sevgili kuzenim.” dedim kendi kendime. “Oyun başlasın o zaman.”
●●●●●●●●●
DAMLA
Başımı arkaya yasladım, yüzümdeki lavanta kokulu maskeyle bile gülümsememin ne kadar kibirli göründüğünü aynadan fark edebiliyordum. Gökhan' ın annesi ve ben… herkes bize bakıp kıskanmalıydı. Hep öyle olmuştu. Biz en iyisiydik, en güzeldik, en seçilmiş. Diğerleri sadece figürandı.
Telefon çaldığında kalbim hızlandı. Gökhan’ dı. Onun sesi bile bana geleceğin kokusunu getiriyordu. Demirkan Hanımı Damla Demirkan olacaktım. Tüm o servetin, o ihtişamın tek sahibi. Telefonu açtığımda Melahat anne bana göz kırptı. Gökhan kesin Ender' in ihaleyi kaybettiğini haber verecekti.
Ama Gökhan’ın sesi hiç de düşündüğüm gibi değildi. Öfkeli, hırçın, paniklemişti. “Kaybettik,” dedi. İhale Ender’ in olmuş. Bir an beynimden vurulmuşa döndüm. “Ne?!” dedim öfkeyle. “247 milyon vereceğini söylemedin mi?”
"O şerefsiz 260 milyon vermiş. Bize oyun oynadı."
"Mümkün değil."
"Derhal Ender’ i arayacaksın Damla!” diye patladı. “Bu nasıl oldu bilmek istiyorum. Gerekirse defalarca koynuna gir, ne yapıyorsan yap. Ama bana cevaplarla gel!”
Sesi tokat gibi yüzüme çarptı. Ben bir şey demeden telefonu yüzüme kapattı. Elim hâlâ kulağımdayken şaşkınca bakıyordum. Yanımda Gökhan' ın annesi, Melahat anne vardı. Dudaklarını sıkmış, bakışları sertleşmişti.
“Ne oldu?” dedi.
“Elinden kaçırmış… İhaleyi Ender almış. Gökhan deliriyor.” dedim.
Telefon kapanır kapanmaz oda da lanetler yağdırmaya başladı. "Şerefsiz!" diye bağırdı. "Herif resmen elimizden aldı!"
Melahat annenin gözleri parladı, sanki bu beklediği bir fırsatmış gibi. “Şimdi ne yapman gerektiğini biliyorsun değil mi?” dedi gözlerimin içine bakarak.
“Ender’ i arayacağım.”
“Ve sadece aramakla kalmayacaksın.” dedi alaycı bir gülüşle. “Cilveleneceksin. Sesin titreyip nefesin kesilecek. Adamı azdıracaksın. Daha çok isteyecek, daha çok bağlanacak sana.”
Başımı salladım. Telefonu açıp Ender’ i aradım. Karşı tarafta telefonu açtığında sesimi mümkün olduğunca tatlı ve yumuşak çıkardım.
“Ender… seni o kadar özledim ki. Sensiz her dakika yanıp tutuşuyorum.”
Melahat anne yanımda kafasını eğip fısıldıyordu. “Daha cilveli ol… nefesini kıs… onu kendinden geçir.”
Dediklerini yaptım. Dudaklarımın arasından çıkan kelimeleri uzattım, sanki nefes nefese kalmışım gibi. “Keşke yanımda olsaydın. Ellerini üzerimde hissetmek için… deliriyorum.”
Ama Ender’ in sesi buz gibi ve meşguldü. “Şu an çok işim var. İhaleyi yeni kazandık, toplantıya girmem lazım. Babaannemin doğum gününde konuşuruz.”
Sözleri kısa, net, mesafeli… Sanki söylediklerim ona hiç ulaşmamış gibiydi. Dudaklarımı büzdüm, bakışlarımı Melahat anneme çevirdim. O ise sinirle elini salladı, “Üstele, bırakma!” der gibi.
Ama Ender devam etti. “Şimdi kapatmam gerek.” Ve yüzme kapattı. Telefonum elimde kala kaldım. Melahat anne dişlerini sıktı, gözlerinde öfke parladı.
“Bu sefer sandığımız kadar kolay olmayacak. Daha fazlasını yapman gerekecek. Onu alt etmezsek, Demirkan Hanımı olman hayal olur.”
Ben ise aynadaki yansımama baktım. Sinirle tebessüm ettim. İçimden fısıldadım. "Ender' in beni görmezden gelmesi mümkün değil. Önce ihale şimdi de bu. Bir terslik var."
Melahat anne dudaklarını sıkarak masanın kenarına vurdu. "Bu iş böyle olmaz! Eğer Ender güçlenirse, Gökhan zayıflar. O zaman senin geleceğin de tehlikeye girer."
"Ne yapmamı istiyorsun? Daha fazla ne yapabilirim ki?"
"Savaşta her şey mübahtır, Damla. Bunu iyi öğren."
Melahat anne derin bir nefes aldı, sesi aniden yumuşadı. “Ben de gençken senin gibiydim.” dedi. "İstediğimizi almak için her şeyi yapabilmeliyiz. Boşuna Melahat Demirkan olmadım ben. Selçuk' la evlenebilmek için neler yapmadım. Şimdi sendw benim gibi Demirkanlar' ın hanımı olmak istiyorsan, yapman gerekenleri yapmalısın. Yapmalısın ki, oğlum yerini sağlamlaştırsın. Sen de hakkettiğin yerde oğlumun yanında dur."
Kaşlarımı çattım. “Ne yapmam gerekiyor?” diye sordum.
Hiç tereddüt etmeden eliyle tepeden tırnağa beni gösterdi. "Soyunacaksın." dedi dudaklarındaki tebessümle.
Yüzümdeki şaşkınlıkla "Ne?" dedim.
Gözlerini devirdi. "Aptal olma. Çıplak bir iki poz çekeceksin. Şehvetli… ama aynı zamanda masum görünen. Onu kendine çekmen lazım. Bak gör, nasıl koşa koşa sana gelecek. Erkek dediğin dayanamaz. Hele Ender gibi bir adamlar. Zaten defalarca koynuna girmedin mi? Birşey olmaz. Hadi soyun." dedi.
Haklıydı, defalarca Ender' le birlikte olmuştum. Gökhan için yapmıştım. Onun için Ender' in dokunuşlarına tahammül etmiştim. Onun ipini çekene kadar da tahammül edecektim.
Banyoya gidip yüzümdeki maskeyi yıkadım. Silkelenir gibi yatağa çıktım. Burnum havada, sanki tahtıma kurulmuş bir kraliçeydim. Gözlerim parlıyordu, öfke damarlarımdan akıyordu.
“Telefonu kapattığına pişman olacaksın. Köpek gibi yalvarana kadar bana dokunmana izin vermeyeceğim."
Odanın loş ışığında lavanta kokusu hâlâ havadaydı. Parmak uçlarım çarşafa dokunurken titriyordu. Saçlarımı savurdum, omuzlarımdan kayarken tenimde ipek gibi bir dokunuş bıraktı. Gözlerim kameranın merceğine kilitlendi. Sanki orada Ender vardı.
“Bak.” diye fısıldadım kendi kendime, “Beni istememek için savaş.” Deklanşörün sesi odayı doldurdukça içimdeki öfke hazzın yerine geçti.
Yavaşça bluzumu çıkardım. İçimde kırmızı dantelli sütyen vardı. Melahat annem onaylayan bakışlarla başını salladı. Saçlarımı açtım, ipek gibi omuzlarıma döküldü. Yatağın üzerine yayılıp pozlar vermeye başladım. Önce masum bir bakış… dudaklarımı ısırarak objektife baktım. Sonra sırtüstü uzandım, göğsüm kabarık, elim kasıklarımda… Melahat annem kahkaha atıyordu, flaş gibi gözleriyle her anımı yakalıyordu.
"İşte bu! Bak, böyle fotoğraflar adamı çıldırtır. Ender seninle olmak için çıldıracak."
Poz üstüne poz verdim. Kalçamı havaya kaldırdım, Sütyenimin kopçasını yavaşça açtım. Dudaklarımın kıvrımıyla bile baştan çıkarıcıydım. Her karede kendime daha çok hayran oldum. Çünkü biliyordum. Bu fotoğrafları gördükten sonra Ender bana gelmemek için direnemeyecek.
Yavaşça ayağa kalkarken Ender bu fotoğraflara bakarken ne hissedeceksin? Şaşıracak mısın, yoksa yine o buz gibi sesinle "Meşgulüm" diyecek bilecek misin?
Telefonuma baktım, pozları tek tek seçtim. Dudaklarımda alaycı bir gülümseme belirdi. Ender... karşında kim olduğunun hâlâ farkında bile değilsin.
Melahat anne saçımı okşadı. "Güzel kızım, unutma. Biz sevmek için değil, yönetmek için varız."
Başımı kaldırdım, kendimden emin bir şekilde "Ender de dahil, hepsi bizim oyuncağımız olacak." dedim içimden.