DENİZİN SESSİZLİĞİ

1051 Words
ENDER Cebimdeki yüzüğü avucumda evirip çevirdim. Bu taş aslında Damla için seçilmişti. Pahalı, ışıltılı, her kadının gözünü kamaştıracak kadar dikkat çekici. Ama artık onun parmağına asla geçmeyecek. Şimdi mesele başka, Arin. Sevmiyorum onu. Daha doğrusu, aramızda bugüne kadar bırak aşkı, doğru dürüst bir yakınlık bile olmadı. Hep aile içindeki toplantılarda, bayram sofralarında, birkaç resmi davette denk geldik. Konuşmalarımız nezaketin ötesine geçmedi. Ya da bazen eve geldiğinde bahçede görürdüm. Arin öyle birdenbire evlenelim dediğimde boynuma atlayacak biri değil. Hatta teklifim masumca görünse bile kuşkuyla yaklaşır. Onun gözüne, kalbine değil, aklına oynamalıyım. Etkilemeli, sarsmalı, karşı koyamayacağı bir güven ve karizma duygusu yaratmalıyım. Biliyorum, bana aşık. Ama bu yeterli değil. Arin için değil. Bu güne kadar sınırlı kere konuştuğu adam birden ona evlenme teklifi ediyor. Aşkından ölse bile anında kabul etmez. Yüzüğü cebime koydum, derin bir nefes aldım. Ama içimden geçenleri kimseye söylemedim. Selçuk’ a bile. Damla’ yı bilen tek kişi oydu ama Arin meselesini ondan bile saklıyorum. Çünkü bunun intikam için olduğunu öğrenirse karşı çıkardı. En azından Arin kabul etmeden söyleyemem. Saat sabahın 03.30' da Arin' i aradım. Uykulu sesiyle fısıltıyla konuştu. Sahile balığa gidelim dediğimde başta şaşırsa da kabul etti. Herşey bagajda hazırdı. Oltalar, iki tabure, termosta kahve ve radyo. Yarım saat sonra müstekil evinin kapısındaydım. Arin kapıdan çıktığında saçları toplanmış, üzerindeyse spor bir mont vardı. Gözlerinde merak vardı. Ama gülümsüyordu. Elinde de olta vardı. “Bu saatte nereye gidiyoruz?” diye sordu hafifçe gülerek. Kaputa yaslanarak "Sahile balık tutmaya." Arin şaşkın bir kahkaha attı. “Sen ve balık tutmaz. Sen balık tutar mıydın?” “Bugün tutacağız.” dedim kararlı ama alaycı bir tonla. Yola çıktığımızda sokaklar bomboştu, şehrin gürültüsü uyuyordu hâlâ. Bir süre arabada sessizce oturduk. Radyodan çok kısık bir şarkı çalıyordu. Arin camı araladı, içeri denizin ilk kokusu doldu. Kıyıya vardığımızda gökyüzü hâlâ koyuydu, ufuk çizgisinde ince bir grilik belirmişti. Kayalıklara geldiğimizde tabureleri kurduk. Radyoyu açtık. Eski bir türkünün hafif sesi dalgalarla birleşti. İlk dakikalarda havadan sudan konuştuk. İlk defa balık tutuyordum. Misina bağlamayı bile videolardan öğrenmiştim. Tüm gece çalışmıştım. Balık tutmayı öğrenmek için. Beceremeyince gülerek yardım etti. Oltaları denize salıp, sabırla kendimizi akıntıya teslim ettik. Sadece denizin şıpırtısı ve rüzgarın hafif esintisi bölüyordu aramızdaki sessizliği. Bir süre sonra Arin başını yana çevirip gülümsedi. “Beni buraya çağırman garip. Aynı ortamlarda olsakta pek muhabbetimiz yoktu. Neden burayız?” diye sordu. Gözlerimi oltanın ucundan ayırmadan, sakin bir sesle yanıtladım. "Seninle konuşmak istediğim önemli birşey var." Arin şaşkın bir bakış attı. Gözlerini denizden ayırmadı ama şaşkınlığını koruyordu. Dakikalar geçti. Yine sessizlik ortak oldu bize. Suskunluk bile bir sohbet gibiydi. Denizin kokusu, sabah esintisi ve arada bir çeken misinanın çıkardığı çıtırtı bütün atmosferi dolduruyordu. Her bakışında Arin’ in dingin yüzünü izledim. Onun yanındayken ilk kez planlarımın, oyunlarımın, intikam düşüncelerimin ötesine geçebildiğini fark etti. Yüzüğün cebinde olduğunu bilmeme rağmen elim gitmedi. O an, sadece onunla yan yana oturmak bile yeterli gibiydi. Güneşin ilk ışığı ufuktan yükselirken, Arin kahvesinden bir yudum aldı ve mırıldandı. “Artık konuşsak mı? Merak içindeyim doğrusu.” "Pek meraklı görünmüyorsun?" "Duygularımı belli etsem iş yapamazdım." Gerçekten otokontrolü yüksek biriydi. Zaten ondan yıllarca bana olan aşkını görmemiş miydim? Güneşin ilk ışıkları ufku yavaş yavaş aydınlatırken, oltam elimdeydi ama gözüm hiç denizde değildi. Yanımda oturan Arin’ e kayıyordu bakışlarım, fark ettirmeden. Sabahın serinliği vardı havada, ama içimde sönmek bilmeyen bir intikam ateşi. Yapacağım konuşmayı önceden hazırlamıştım. Ona aşık olduğumu, duygularımı belli etmekten çekindiğimi söyleyecektim. Artık daha fazla dayanamayıp, ona açılmaya karar vermiştim. Şimdi düşününce komik geliyordu bu sözler. Arin buna inanacak biri mi? Ya da ben bu yalanlarla onu kandırabilecek biri miyim? Üstelik Damla beni hırsları için kullanmışken. Kandırılma duygusuyu ilk elden yaşayan biri olarak yapabilecek miydim? Elim yüzüğe gitmedi. Çünkü bir an için şunu düşündüm. “Ben Damla değilim. Gökhan değilim. Arin’ e yalan söylersem kaybederim. O bana güvenmeyecekse, bu oyunun hiçbir anlamı yok.” İntikam için bile olsa, onun gözlerindeki ışığı söndürecek kadar kirli olmamalıydım. Kalbim taş gibi olsa da, ona ihanet edemezdim. Derin bir nefes aldım. “Arin…” dedim. Sesim boğazımdan çıkarken ağırdı, dalgaların kıyıya çarpan sesiyle yarışıyordu. Gözlerini bana çevirdiğinde yeşilin o keskin tonu beni olduğum yere mıhladı. Sanki bir an denizin tüm dalgaları durdu. İçimdeki intikam ateşi bile o bakışın karşısında küçülüyor gibiydi. Belki de yanımda oturan kadın, bütün yalanların bittiği tek kişi diye geçirdim içimden. “Hayatta bazı hatalar vardır. Bir kere yapıldığında geri dönüşü olmaz. En azından canından cam koparmadan gitmezler." Bir an susup denizin sesini dinledim. Martıların çığlıkları, oltaların sudaki şapırtısı araya girdi. Sonra yeniden konuştum. “Ben birini sevdim. Hem de çok sevdim. Sonunda ise aldatıldım. Canım yanıyor, hem de çok yanıyor. Öyle ki..." sözlerimi tamamlayamadım. Baktığımda dikkatle dinliyordu beni. "Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Yanımda sevebilecegim birini istiyorum. Arkamdan iş çevirmeyen biri olmalı. Yanımda dimdik durmalı. Ben ona yaslandığımda güvenle gözlerimi kapatabilmeliyim. Beni gerçekten seven birini istiyorum." Bütün bu sözlerden sonra gözlerimi onunkilere diktim. "Yanımda olan kadın... sen ol istiyorum Arin. Benimle evlen, karım ol istiyorum." O an kalbimin atışı kulaklarımı çınlattı. Beklediğim gibi şaşkınlık göstermedi. Dudaklarını araladı ve sordu. "Seni sevdiğimi biliyorsun yani?" "Biliyorum." Sesim fısıltıyla çıktı. “Beni sevebilir misin?” Gözlerimi kaçırmadım. “Bilmiyorum.” Bilmiyorumdediğimde dudaklarım kurudu. Bu kelime hem bir itiraf, hem bir kaçıştı. Çünkü biliyordum, kalbimde Damla’ nın bıraktığı iz hâlâ vardı. Ama aynı zamanda, Arin’ in gözlerindeki ışık bana yepyeni bir ihtimal fısıldıyordu. “Belki de sevmeyi yeniden öğrenebilirim.” Tabi içinde sevgi namına birşey kalmış olsaydı. Ama yoktu işte. Damla herşeyi söküp öyle gitmişti hayatımdan. “Bilmiyorum… ama seni sevmek için her şeyi yapacağım. İhaneti yaşamış biri olarak sana asla ihanet etmem." Gülümseyip "Sanırım fazla uğraşmama gerek kalmayacak.” dedim. İstemesem de ona bu yalanı söylemek zorundayım. Onun tepkisini bekledim. Cevap vermedi. Gözlerini denize çevirdi, oltanın ucuna odaklandı. Bir balık yakalamış gibi ipi hızla çekti ama kanca boş çıktı. Yeniden sormadım. Onu zorlamanın aptallık olacağını biliyordum. Sessizliği, cevapsızlığı… bunlar benim için hayır değildi. En azından şimdi değil. "Aldatmasan bile... kalbi başkasına ağır bir adam. Bu çok ağır bir yük. Bunu kaldırabileceğimden emin değilim." dedi. Haklıydı. Ben de olsam istemezdim. Bedeni yanımda kalbi başka bir adam da olan kadını. Hataydı işte. İntikam planına Arin' i dahil etmek. Belki de ona doğruyu anlatmamalıydım. Saat ilerledikçe sahil canlanmaya başladı. İnsanlar yürüyüşe çıkıyor, bisikletler geçiyor, martıların sesi artıyordu. Arin oltasını topladı. Ayağa kalktı, saçlarına sabah rüzgârı vurdu. “Gitmeli miyiz artık?” dedi. Sessizce ona uydum. Sakinliğimi korumalıydım. Belki de bir zaman bekleyip yeniden denemeliyim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD