Meyra, irkilerek uyandı. Sanki hastane odasında onu gecenin bu vaktinde birisi dürtmüş gibiydi. Günlerdir aynı odada sakince dedesinin başında bekliyordu Meyra.
Koskoca İskender Güneşe bakacak kimse kalmamıştıda Meyra'yı başına refakatçi dikmişlerdi. Gerçi şikayetçi değildi halinden. Oldukça memnundu hatta.
Evdeki o kaos ortamından uzakta olmak annesinin dırdırlarından biraz nefeslenmek iyi gelmişti.
Evdeki çalışanın söylediğine göre dedesine bir telefon gelmişti. O da fenalaşmıştı. Kimse kimin aradığını ya da ne söylediğini bilmiyordu. Yılların mafya babası İskender Güneş kalbini tutarak oturduğu koltuğa yığılıp kalmıştı.
Acilen hastaneye kaldırılan dedesi onlardan birisinin güvenli hastanesine yatırılmıştı. Hastaneler Ecevit Kaya'nın himayesindeydi ve kim yatış yaparsa yapsın kimse ona o hastane sınırları içinde dokunamazdı.
O nedenle bu hastanelerde normal hastalardan çok onların ailelerine rastlamak daha olasıydı.
Meyra huzurla uyuyan dedesini kontrol edip odadan çıktı. Koridorun sonundaki su sebiline doğru ilerledi. Sanki yıllardır su içmemiş gibi susamıştı.
Koridorun sonundaki odanın aralık kapısından içeri baktı. Bakar bakmazda Hümeyra Ateş ile göz göze geldi. Meyra istemsizce gülümsedi.
Bu yaşlı gün görmüş kadın onda nedense belirsiz bir neşe uyandırıyordu. Ateş ailesi en sevmediği ailelerden birisiydi ya da babasının en sevmediği. Yıllardır ne derdi vardı çözemedi. Ama dedesi ne kadar arayı iyi tutmaya çalışsa da babası sürekli bir işi yokuşa sürüyordu.
Hümeyra Ateş dedesinden birkaç saat önce gelmiş hastaneye geldiğinde durumu oldukça kritikmiş. Birkaç gün yoğun bakımda kalmıştı.
Bir akşam Meyra yine koridorda dolaşırken Hümeyra Ateşin çok yalnız olduğunu gördü. O akşam arkadaşlıkları başladı. Dedesi kalp krizi geçirdiği için uyutuluyordu. O nedenle Meyra çok sıkılıyordu.
O akşam Hümeyra Hanım uykuya dalana kadar ona kitap okumuştu. Charles Dickens, İki şehrin hikayesi. Hüzünlü bir şekilde dinledi Hümeyra Hanım. Çok konuşmuyordu. Sanki içinde yılardır taşıdığı bir ateş vardı da kimseye diyemiyordu.
Dedesinin hastalandığını öğrendiğinde hüzünlü şekilde camdan dışarı bakmaya başlamış o akşam bir daha konuşmamıştı.
Meyra, kapısını tıklatıp gülümseyerek içeri girdi. O an susuzluğunu unutmuştu. "Gel kızım." diyerek içeri buyur etti onu Hümeyra Hanım.
"Uyku tutmadı mı?"
"Yaş alınca uyku tutmaz olur insanı."
"Kitap okuyayım mı?"
"Olur. Torunumu bekliyorum o gelecek." diye hevesle söyledi.
Yavuz'u göreceği için sevinmişti Meyra. Yavuz Ateş ailesi bilmese de Meyra'nın yakın arkadaşıydı. Amerika'da dört yıl boyunca aynı sınıfta okumuşlardı. İlk yıl neredeyse hiç konuşmasalarda yıl sonuna doğru Meyra'nın hayatını kurtarmıştı Yavuz.
Sonra da arkadaşlıkları devam etse ve yakın dost olsalar da burada ikisi de yakın takipte oldukları için sık sık görüşemez olmuşlardı.
Meyra'nın hiç bir yeteneğini kabul etmeyen babası onu eve kapatırken Yavuz da hiç istememesine rağmen şirketle ilgilenmek zorunda kalmıştı.
Yaklaşık yarım saat sonra Hümeyra Hanım uykuya dalınca kitap okumayı bırakıp ayaklanan Meyra kapının açılması ile irkildi. Tam kadının üzerini örterken elindeki örtü ile donup kalmıştı.
Yavuz'u beklemekle ne kadar aptallık etmişti. Siyah saçları, siyah gözleri ile içeri giren Ilgaz Ateş'ten başkası değildi. Karabasan demek daha doğru bir tabir olabilirdi tabi ki. Adamı görür görmez tüyleri diken diken olmuştu.
"Çık dışarı." diyen fısıltılı ses tonuyla hemen harekete geçti. Ilgaz Ateş bu dünyada korktuğu tek adam olabilirdi. Bu zamana kadar yüzyüze geldikleri tek gün Yavuzla okuldan mezun oldukları gündü.
Hızlıca kapıdan dışarı adımını atar atmaz bir el Meyra'yı duvara yapıştırdı. Sertçe duvara çarpan sırtı nedeniyle acıyla inleyen genç kadın daha ne olduğunu anlayamadan adamın elleri boğazına geçti.
Meyra zor bela nefes almaya çalışırken, "Bırak be manyak." diyebildi.
"Ne işin vardı babaannemin yanında Güneş kızı." diye soran Ilgaz'ın sesi oldukça nefret doluydu. Ona göre hiç bir Güneş çıkarı olmadıkça yanlarına yanaşmaz ya da birisine bir iyilik yapmazdı.
"Meyra Hanım." diyerek gelen hemşireyi gören Ilgaz ellerini gevşetse de kızı bırakmadı. Hemşire ise Ilgaz'ın bir bakışı ile olduğu yerde donup kalmıştı. Tek bir lafı ya da hareketi ile hayatına son verebilecek bu insanlar ile uzun yıllardır çalışmaya alışkındı.
"Kitap okudum." diyen Meyra'yı son anda bıraktı Ilgaz. Sonra da devam etti. "Çıkarın ne?"
Herkes senin gibi hayvan değil. Biz normal insanlar çıkarımız olmadan da iyilik yapabiliriz." diye sertçe çıkışan Meyra boğazını ovuşturdu. Sesi kısılmış düzgün nefes alması için birkaç dakika geçmesi gerekmişti.
"İyi." diyerek arkasını dönüp hiç bir şey olmamış gibi giden adamın arkasından hırsla seslendi Meyra; "Bunu sana ödeteceğim kara iblis."