3. Bölüm

2244 Words
Dünyadaki en güvenli evlerden birinin önüne park ettikleri arabadan inen Golden ve Ralp aynı anda evin etrafını izliyor, onlara eşlik eden bir korumayla içeri giriyordu. Tabii buraya gelene kadar üç tane kapıdan geçmişler, her kapıda aynı sorulara maruz kalmışlardı. Polis olmalarına rağmen bu kadar sıkı aranmaları da ayrı bir sorundu. Josep'in hiç kimseye güvenmediği açıktı. Ralp başka şartlarda olsa bir suçlu gibi muamele görmekten asla hoşlanmaz ve itiraz ederdi ancak bugün çenesini tutmakta kararlıydı. İçeri girdiklerinde evin ihtişamına ve lüksüne ikisi de hayran kaldı. Duvarlarda değeri milyon dolarla ölçülebilecek tablolar asılıydı. Sadece onlar değil, her köşe de bir heykeltraşın elinden çıkmış muazzam güzellikte heykeller yer alıyordu. Sadece bu sanat eserleri bile korunmaya değerdi. Josep'in sanata olan düşkünlüğünü duymuştu ama bu kadarını tahmin etmemişti. Girdikleri ilk yer evin geniş ve yüksek tavanlı birinci katıydı. Diğer katlara çıkan merdiven bir köşeden yukarı doğru kıvrılıyor, sonunun nerede bittiği görünmüyordu. Zemin siyah ve parlak mermerle kaplanmış, duvarlar ise taştan yapılmıştı. İlk halinin korunduğu belliydi. Etrafta mobilya namına hiçbir şey yoktu. Muhtemelen evin odalarında dekorasyona yer verilmişti. Aynı katta bulunan bir odaya yönlendirildiler. Odanın kapısı genişti. İki tarafa doğru açılan kapıdan içeri girdiler. Oda, geniş bir masa ve üç duvarı boydan boya kitaplık olan bir kütüphaneydi. Ralp hayatı boyunca bu kadar kitabı bir arada görmediğini düşünmeden edemedi. Paranın bir insana nasıl bir hayat verdiğini de düşündü. Josep Bennett dünyadaki yaşamında anlaşılan o ki istediği her şeye sahipti. Bir an bu kadar zengin olmanın insanı gerçekten mutlu edeceğine inandı ama başka insanların hayatlarına zarar vererek mutlu olmak ne kadar doğruydu. Onlara eşlik eden adam "Burada bekleyin." dedikten sonra odadan dışarı çıktı. Josep'in ne zaman geleceği hakkında bilgi vermedi. "Vay canına..." dedi Gorden odanın içinde gezinirken. "Yıllarca çalışsam bu evin dörtte birine sahip olacak parayı asla biriktiremem." "Yasa dışı işlere bulaşırsan neden olmasın?" diyerek ona cevap verdi Ralp. "Josep yanında çalışanlarına karşı son derece bonkördür. Li Jie de bunlardan biri." "O kim?" "En yakın dostu Çinli bir pislik. Gerçi bu dünyada dostluklar kişisel çıkarlar söz konusunu olunca bozulabiliyor." Kitap dolu rafların önünden geçiyordu Gorden. Kitap okumayı biraz olsun seven biri olsaydı, raflarda duran kitapların neler olduğunu anlayabilirdi. Ağır adımlarla boydan boya cam olan diğer duvara doğru yol aldı. Pencerenin önüne gelince karşısında duran manzaraya odaklandı. İlk gördüğü şey oldukça büyük bir yüzme havuzuydu. Temiz ve ilgi çekiciydi. İnsanda tüm gün orada yatıp, dinlenme ve keyif yapma hissi uyandırmaya yetiyordu. Çevresindeki şezlonglar boştu. Ancak en iyi otellerde bu kadar güzel bir havuz olurdu. Bunu düşünürken çok uzun zamandır tatile gitmediğini hatırladı. Anlaşılan o ki bu dava sonuçlanmadığı sürece de Ralp tatile çıkmasına izin vermeyecekti. Sürgülü kapıyı usulca aralayıp boğucu olan odaya biraz temiz hava girmesini sağladı. Havuzun boş olduğunu düşünmüştü ama yanılmıştı. Arkası dönük şezlonglardan birinden küçük bir erkek çocuğunun kalktığını gördü. Üstünde minik bir şort vardı ve kollarının altında can simidi taşıyordu. Hemen sonra çocuk "Anne bak!" diye bağırarak havuza atladı. Aralarındaki mesafe çok yakın değildi. Bir kadının sesini duydu. "Dikkat et tatlım. Yavaş ol!" Gorden çocuğun Josep'in torunu olduğunu tahmin etti fakat emin olamadı. Şayet bu çocuk onun torunu ise ona seslenen kadın da annesi olmalıydı. Bakışları havuzda yüzen çocukta gezinirken, bir diğer şezlongtan yere doğru sarkan iki bacak gördü. Ayaklar yere basınca bir kadın ayağa kalktı. Yüce Tanrım Kadın uzun boylu ve muhteşem vücutlu sarışın bir hatundu. Uzun sarı saçları sırtının ortasına kadar uzanıyordu. Üzerindeki beyaz renk bikini dolgun göğüslerini ve harika görünen poposunu kapatsa da vücudunun diğer kısımları tamamen ortadaydı. Yüzünü henüz göremiyordu ama çok güzel olduğunu hissetti. Kendisine doğru dönse merakını giderecekti. Kadın havuzun kenarında bir model gibi ağır adımlar atarak yürürken, nefesini tuttu. Yan profilden yüzünü gölgeleyen güneş gözlüğü yüzünü görmesini engelledi. Kadının muhteşem olduğunu düşünmeden edemedi. Josep'in kızı bu kadın ise onu burada sakladığına şaşmamak gerekiyordu. Kadın havuzun kenarına oturup, ayaklarını suya doğru sarkıtarak iki elini yere koydu ve hafifçe arkaya doğru devrildi. Sırtına dökülen parlak ve göz alıcı sarı saçlarına ve bronz tenine hayran kaldı. Gözlerini ondan bir saniye bile alamıyor, kalbini tekmeleyen hormonları yüzünden nabzının çok hızlı attığını hissediyordu. Ralp'in yanına geldiğini ve kendisine seslenince fark edebildi. "Annemarie Bennett." dedi Ralp usulca. "Muhteşem bir kadın değil mi?" "Evet..." "Aynı zamanda tehlikeli ve ölümcül bir güzellik." "Çok güzel..." dedi Gorden fısıldayarak. "Bununla bir gece yatmak için tüm servetimi verirdim." "O senin gibi adamlarla yatmaz dostum. Çünkü paran yok ve üzgünüm ama çirkinsin." "Param olsaydı çirkin olmamı umursamazdı." "Eminim babasının bütün pis işlerini biliyor ama onu konuşturmak imkansız. Josep kızına yaklaşmamıza asla izin vermez." "Bu kadın gerçekten doktor mu? İnsanları parçalara ayıran bir cerrah olduğuna inanamıyorum. Bu haliyle bir meleğe benziyor." "Josep Bennett da bir melek dostum. Adı şeytan olan bir ölüm meleği. Kızının da ondan farkı yok..." Kalın ve gür bir ses odada yankılanınca Ralp ve Gorden irkilerek sesin geldiği yöne döndüler. "Pencereden uzaklaşmanızı öneriyorum beyler. Özel hayatıma burnunu sokan insanlardan hiç hoşlanmam. Özellikle bu insanlar boynunda hiç bir halta yaramayan rozetler taşıyorsa." Josep hafif aksak adımlarla yürüyerek, sağ elinde tuttuğu bastonla geniş masasının başına geçerken, Ralp ve Gorden pencereden uzaklaşıp masasının önünde durdular. Gorden bu adamla ilk defa karşı karşıya gelmişti ama Ralp'in bu konu da tecrübesi vardı. Josep masanın başındaki saldalyesine oturdu ancak karşısında dikilen iki adama oturmalarını söylemedi. Onları burada ağırlamaktan memnun olmadığını belli etmekten çekinmiyor, soğuk bakışlarıyla adamları izliyordu. "Buraya gelmenizin sebebini biliyorum." dedi bakışları kadar soğuk bir ses tonuyla. "Avukatlarım gerekli açıklamayı yaptı ama anlaşılan o ki tatmin olmadınız." Ralp masaya doğru küçük bir adım atarak Josep'e cevap verdi. "Yasaları bizden daha iyi bildiğinizi düşünüyorum Bay Bennett. O kulüpte kaç kişinin öldüğünü biliyor musunuz?" Bennett koltuğuna yaslanıp, Ralp'e gülümsedi. "Çok iyi biliyorum." "O zaman suçluların yakalanması için bize yardımcı olacağınızı umut ediyorum." "Suçlular mı?" derken bir kez daha güldü Josep. "Bana bu işi yapan adamın bir psikopat olduğunu söylediler. Üzerinde bomba ile dolaşan biri ne kadar akıllı olabilir ki?" "Kendini patlatmak için sizin kulübü seçmesi sadece bir tesadüf mü?" "Neden olmasın? Aynı anda birçok insanı bir arada bulabileceğini düşünmüştür." "O caddede onlarca kulüp var." "Ölmüş bir adamın ne düşündüğünü sizinle tartışacak değilim. Hem zaten bu işi araştırmak sizin göreviniz. Polis niye var?" Gorden aralarına girdi. "Bay Bennett, son zamanlarda ölüm tehditleri aldınız mı?" Josep gözlerini devirip, kahkaha atarak genç adama cevap verdi. "Polisçilik oynamaktan daha ciddi işleriniz yok mu beyler? Benim hayatımı sorgulamak yerine ölenlerin ailelerine taziye ziyaretine gidebilirsiniz. Sorunuza cevap vereyim bayım, ölüm tehditleri almış olsaydım gideceğim son yer caddedeki küçük polis karakolu olurdu." "Yani işinizi kendiniz hallederdiniz öyle mi?" dedi Ralp. Josep'in alaycı bakışları ona doğru kayarken usulca ayağa kalktı. "Size yeterince zaman ayırdım beyler. Yaşadığım her dakikanın önemli olduğunu söylememe gerek yok. Devletiniz vergisini düzenli ödeyen ve bu ülkeye milyonlarca dolar kazandıran bir iş adamına saygı duymayı öğrenmeli. Şimdi buradan gitmenizi istiyorum. Evimde davetsiz misafirlerden hiç hoşlanmam. Sorularınız için avukatlarımı arayabilirsiniz." Odanın kapısı açıldı içeri Li Jie girdi ve kapıyı kapatmadan önünde durdu. Ralp ve Gorden'a yolu gösterdiği açıktı. İki adam tek bir kelime dahi etmeden odadan çıkınca, Li Jie kapıyı arkalarından kapattı. Onlara arabalarına binene kadar yine korumalar eşlik etti. Li Jie de polislerden hoşlanmıyordu. Josep kabul etmese bu iki adamı evin etrafına dahi yaklaştırmazdı. Tekrar masasına oturan Josep'e yaklaştı. "İstersen yarın yapacağın yolculuğu iptal edebiliriz Josep." dedi. "Hayır." derken ciddiyetle cevap verdi Josep. "Planlarımı ertelemek asla adetim değil biliyorsun. Ortalıkta görünmekten korktuğumu düşünmelerini istemem." "Çok daha fazlasını yapacaklar. Seni köşeye sıkıştırmak için çok daha fazlasına cesaret edecekler." "Biz de yapacağız Li Jie. Josep Bennett'ı yok etmenin kolay olmadığını herkes öğrenecek." Li Jie ona cevap vereceği anda kapı açıldı. İkisi de içeri giren genç kadına baktı. "Seninle konuşmak istiyorum baba!" Annemarie bikinisinin üstünü uzun bir havluyla kapatmış, saçlarını toplamış, çıplak ayaklarıyla babasına doğru ilerledi. Josep'in sert yüz ifadesi kızını görünce yumuşadı. "Daha sonra konuşmaz mıyız Marie?" dedi usulca. "Li Jie ile halletmemiz gereken işlerimiz var." Annemarie onun ne dediğini umursamadan masasına yaklaştı. İki elini masaya koyarak, kararlı bakışlarını babasının yüzüne dikti. "Şimdi konuşacağız Bay Bennett. Senin lanet olası işlerin asla bitmez ve ben de artık sürekli bu konunun konuşulmasının ertelenmesinden sıkıldım." Josep kızın kararlı ve sert tavrını seviyordu. Onu yetiştiren kendisiydi. Narin dış görünüşüne rağmen güçlü ve cesur bir kadın olduğu için onunla gurur duyuyordu. Her şeyden önemlisi soğukkanlıydı Annemarie. Onlarca ceset ve parçalanmış bedenler görmüş, birçok adamın hayatını kurtarmıştı. Hala daha işini yapmaya devam ediyordu. Mesleğini yasa dışı yapmak zorunda kalsa da burası onun eviydi. Buradaki adamlara hayatını borçluydu. En önemlisi babasını seviyordu. Korumak zorunda olduğu oğlu için tüm dünyaya meydan bile okuyabilirdi. Li Jie odadan çıkmak için yeltendiği anda ona seslendi Annemarie. "Hiçbir yere gitmiyorsun Li! İkiniz de beni dinleyeceksiniz!" Li Jie belli belirsiz gülümseyerek genç kıza baktı ve olduğu yerde durdu. Josep pes etmiş bir tavırla koltuğuna yaslandı ve kızına cevap verdi. "Tamam, pekala seni dinliyoruz." Annemarie ellerini masadan usulca çekip, masanın önünde duran koltuğa oturunca "Beni ve Lowell'ı korumaya çalıştığını biliyorum baba." diyerek konuşmasına ciddiyetle devam etti. "Ama bizi korurken unuttuğun bir şey var. İkimiz de senin istediğin hayatın içine sıkışıp kaldık. Lowell henüz altı yaşında. Onun yaşadığı bu dünyanın nasıl olduğundan bile haberi yok. Tüm gün evde tek başına. Onun yaşındaki çocuklar okula gidiyor, arkadaşlık kuruyor, insanlardan gizlenmeden bisiklete biniyor, kampa gidiyor." Avuçlarıyla yüzünü kapatıp derin bir nefes alarak ellerini yine kucağına koydu Annemarie. "Tanrım... Ona bu hayatı asla vermemeliydim." "Çoğu insanın istediği bir hayata sahipsin Marie. Lowell da öyle. Neden sürekli şikayet ettiğini anlamıyorum." "Senin istediğin hayata sahibiz baba, bizim değil. Lowell bunu hak etmiyor. Ben de hak etmiyorum." Ayağa kalktı Josep. "Benden ne yapmamı istiyorsun?" dedi ses tonunu memnuniyetsiz bir yüz ifadesi takınarak istemsizce yükselterek. Annemarie de ayağa kalktı. "Herkes gibi sıradan bir hayata sahip olmak istiyorum. Oğlumun bu dünyada yetişmesini, kendini sadece buraya aitmiş gibi hissetmesini istemiyorum." "Sen sıradan bir adamın değil, Josep Bennett'ın kızısın. İşte bu yüzden asla sıradan bir hayatın olamaz. Lowell'ın da olmaz. Çünkü dışarıdaki insanlar buna izin vermez." Sağ elini kapıya doğru uzattı Josep. "Şu kapıdan yanında seni ve oğlunu koruyacak kimse olmadan çıkmayı denersen bana zarar vermek için yapacakları ilk iş size zarar vermek olur." "Kendimi nasıl koruyacağımı biliyorum!" "Bilmiyorsun! Tek başına kaldığında aslında hiçbir şey bilmediğini anlarsın. O kadar çok düşmanım var ki seni ve torunumu onların arasına atmayı asla düşünmüyorum." Ellerini yine masanın üzerine koydu genç kadın. "Bir yolu mutlaka vardır. Yeniden başlamamız için bir çözüm bulabiliriz." "Saçma! Bunları düşünmekten vazgeç Marie!" "Başka bir ülkeye yerleşebiliriz. Kim olduğumuzu gizleriz. Küçük bir ev, işimi yapabileceğim bir hastane, Lowell için bir okul... Tüm bunları kurmak senin için asla zor değil." "Benim için bu dünyada zor olan hiçbir şey yok! Bunu gayet iyi biliyorsun." Kızına doğru eğildi Josep. "Seni ve Lowell'ı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. İkinize zarar verecek hiçbir şeyi kabul etmem." "Bizim iyiliğimizi ve mutlu olmamızı istiyorsan hayatımızı yaşamamıza izin vereceksin." "Burada mutlu değil misiniz?" "Mutluluk istediğin her şeye sahip olmak değil baba. Gerçek bir hayat istiyorum. Etrafımda beni takip eden adamlar olmadan, nereye gittiğimi umursamayan insanlar olsun istiyorum. Caddede tek başıma yürüyebilmeliyim. Lowell'ı okula bırakıp, okul çıkışında onu alabilmeliyim. İşimi yasal yollardan yapabilmeliyim. Mezun olduğumdan günden bu yana gördüğüm tek şey onlarca ölüm." "Bu hayatın bir bedeli var Annemarie!" "Bedelini biz ödemek zorunda değiliz!" Josep geri çekilip, derin bir nefes aldı. "Hayal ettiğin hayata sahip olman mümkün değil. Gezmek mi istiyorsun? Dilediğin zaman dilediğin ülkeye gidebilirsin ama tek başına asla izin vermem. İşini yapmak mı istiyorsun? Hemen senin için bir hastane satın alabilirim. Ama yine etrafında seni koruyacak insanlar olacak. İstediğin birini bulup evlenmekse, geçmişini ve kim olduğunu bilmediğim bir adamla onayımı almadan asla! Bir kez büyük bir hata yaptın! Üstelik bu hatayı seni korumaya çalıştığım halde yapabildin." "O zamanlar çok gençtim. Biriyle yattığım için suçlu olamam değil mi? Hamile kalmayı da asla planlamadım." "Seni bunun için bir kez bile suçlamadım. Lowell benim sahip olduğum en değerli şey. Babasının kim olduğu umurumda bile değil. O çocuk bir Bennett. Bir gün bana ait olan her şey onun olacak." "Onun yerine karar veriyorsun! Çocukluğunu yaşamasına izin vermiyorsun!" "Bu evde senin kararların değil, benim kararlarım geçerli Annemarie. O yüzden aklından bu saçmalıkları at ve sahip olduklarınla yaşamaya devam et." Annemarie öfkeyle "Lanet olsun!" dedi bağırarak. Sonra Li Jie' ye baktı. "Sen ne düşünüyorsun Li! Tanrı aşkına bir şey söyle!" Li Jie her zamanki resmi tavrıyla ona cevap verdi. "İsteğine saygı duyuyorum Annemarie. Seni bunun için kimse suçlayamaz. Ancak Josep haklı. Sıradan bir hayat yaşamak için çok büyük risk alıyorsun." "Tehlikeyle yaşamaya alışkınım. Sorun değil." "Evet belki de haklısın. Sana bu konuda destek olmak isterim." Josep'e döndü Li Jie. "Şu an çok büyük bir savaşın içindeyiz Josep. Kızını ve torununu korumak için onları buradan uzaklaştırmak mantıklı olabilir." Sert bir sesle ona karşı çıktı Josep. "Sen aklını mı kaçırdın be adam? Bunu asla yapmam!" Josep'in aksine daha sakin devam etti Li Jie. "Düşmanların böyle bir şey yapacağını düşünmez. Annemarie'nin de dediği gibi ona yeni bir hayat ve kimlik vermek çok zor değil." "Tanrıya şükür..." diyerek gülümsedi Annemarie. Birinin kendisini anladığını gördüğü için mutlu oldu. "Teşekkür ederim Li..." "Ancak..." derken genç kıza döndü Li Jie. "Tek başınıza kalmanıza ben de asla izin vermem. Seni ve oğlunu koruyacak birileri mutlaka olacak." Anında karşı çıktı genç kız. "Ne! Yanımda koruma istemiyorum. O zaman nasıl gizlenebilirim söyler misin? İnsanlar gerçekte kim olduğumu merak etmez mi? Sıradan bir kadının neden korumaya ihtiyaç duyduğunu araştırmaz mı? Bu çok saçma!" "Yanında olmazlar. Uzaktan takip ederler." "Hayır! Kimseyi istemiyorum! Onlar olursa buradaki hayatımdan hiçbir farkı olmaz." Josep araya girdi. "Bunu tartışmanız bile aptalca. Kesinlikle kabul etmiyorum." Li Jie ortak bir karar verme çabasındaydı. "O zaman tek bir adam." dedi kararlı bir sesle. "Seni koruyacak, attığın her adımda yanında olacak ancak varlığını hissettirmeyecek tek bir adama evet dersen, neden olmasın?" Annemarie yumruklarını sıkıp, derin bir nefes aldı. "Hiç kimse dedim Li Jie! Hiç kimse!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD