4. Bölüm

1615 Words
Yine yenilmiş yine babasını ikna etmeyi başaramamıştı Annemarie. Odasına girer girmez üzerindeki havluyu yatağa atıp, odanın içinde hızlı adımlarla amaçsızca gezinmeye başladı. Her geçen gün sıkıcı ve tahammül edilemez hale gelen hayatında nefes alamadığını hissediyordu. Pencereden bakınca gördüğü tek şey onları dış dünyadan ayıran taş duvarlar ve her köşede kim olduklarını bilmediği belinde silah taşıyan adamlardı. Fakülteyi bitirip, uzmanlığını aldığı yıldan bu yana buradaydı. Cerrah olmayı hatta doktor olmayı asla istememişti. O zamanlar da yine babasına yenilip onun fikrini kabul etmek zorunda kalmıştı. Anne olmayı da hayal etmemişti. İlk kez cinselliği yaşadığı ve aşık olmadığı bir adamdan hamile kalmak hayatı boyunca yaptığı en büyük hataydı. Ancak Lowell'a sahip olmak yaşadığı tüm zorlukları unutmasına yetiyordu. Harika bir çocuktu Lowell, zekiydi. Onun geleceği için babasına meydan okumaya hazırdı. Aslında okuyordu da. Lowell büyüdüğünde büyükbabası gibi olmamalıydı. Onun yasadışı işlerinin başına geçemezdi. Josep Bennett ölümle dans eden, parayı bir amaç değil araç olarak kullanan, insanlar üzerinde hakimiyet kurmayı seven bir adamdı. Elbette ki babasını seviyordu. Sevmediği tek şey yaptığı işti. Bu evin kapalı kapıları ardında nasıl kararlar alındığını, ticaret adı altında ne tür karanlık işler çevirildiğini pekala biliyordu. Bu işlere alet olan adamları tedavi ederken, onlardan biri olduğunu asla düşünmemişti. Sadece işini yaptığına inanmış, oğlunu ve kendini güvende tutmak için burada yaşamayı mecburen kabul etmişti. Ancak artık büyümüştü. Yirmi dokuz yaşındaydı. Birkaç ay sonra otuz olacaktı. Kendi ayakları üzerinde durabilecek, oğlunu koruyacak güçteydi. Bunun için birinin yardımına ihtiyacı yoktu. Tabii gerçekte kim olduğunu gizlemeyi başarabilirse... Yeni bir yer, yeni bir kimlik ve yeni insanlar... Aylardır bunun için araştırmalar yapıyor, nerede ve nasıl yaşayabileceğini planlıyordu. İngiltere de kalamazdı. Burada gizlemesi olanaksızdı. Amerika'ya gidebilirdi. Orada her milletten ve her ırktan milyonlarca insan yaşıyordu. Küçük bir kasabada bir ev alır, küçük bir hastanede çalışabilirdi. Kahretsin! Tıp dışında çalışabileceği hiçbir alan yoktu. Başka bir alanda beceriye sahip değildi. Garsonluk yapamazdı. Mutfak ve yemek konusunda hiçbir şey bilmiyordu. Uzak doğu sporlarının öğretildiği bir salonda eğitici olabilirdi ama insanlara nerede eğitildiğini anlatamazdı. Silahlardan nefret etse de kullanmayı mecburen öğrenmişti. Hiçbir çocuk ailesini seçme şansına sahip değildi. Kendisi de onlardan biriydi. Lowell da seçmemişti ancak onun hayatı için geç kalmış değildi. Tüm hayatını babasının isteğine göre şekillendirmiş, onun istediği gibi birine dönüşmüştü. Josep Bennett'ın bir oğlu olsaydı, kızını bu şekilde yetiştirmeyi belki de istemezdi. Belki hayatına bu kadar hükmetmez, kendisini biraz olsun özgür bırakabilirdi. Öfkesi yavaş yavaş yatışırken, kendini sırt üstü yatağın üzerine attı. Bikinisini çıkarıp, duşa girmesi gerekiyordu. Odanın kapısı çalındı ve aynı anda Nadia'nın sesini duydu. "Orada mısın Anny?" "İçeri gel Nadia?" Nadia kapıyı usulca açıp içeri girdi. "Lowell yemeğini yedi ve öğle uykusuna daldı. Sen iyi misin?" Annemarie doğrulup yatağın kenarına oturarak ona cevap verdi. "İyi miyim? Kesinlikle değilim." Nadia bu evin her şeyiydi. Annemarie doğduğu günden itibaren buradaydı. Annesinin ölümünden sonra kendisine destek olmuş şimdi de Lowell'a bakıyordu. Evdeki tüm işleri yemek, temizlik, düzen dahil her türlü işi o yönetiyordu. Hiç evlenmemiş, başka hiçbir yerde çalışmamıştı. Hatta evden dışarı adımını dahi atmazdı. Şimdi elli dört yaşında bir kadındı. Annemarie onun aileden biri olduğunu düşünüyor, ona buradaki herkesten çok daha fazla güveniyordu. "Babanla konuşman istediğin gibi gitmedi sanırım..." dedi Nadia genç kızın yanına oturunca. "Onu ikna edene kadar pes etmeye niyetim yok. Neden beni anlamamakta ısrar ediyor? Hayatımızın sonuna kadar burada yaşayamayız." "Ailesini korumaya çalışıyor. Sadece biraz daha bekle. Seni anlayacağını düşünüyorum." "Nefes alamıyorum. Burada mutlu değilim, Lowell da değil." "Çok büyük bir risk alıyorsun Anny." "Almak zorundayım Nadia. Hayatımız boyunca hiçbir yerde güven içinde olmayacağız. Burada bile..." "Ama hayatının sonuna kadar kim olduğunu gizleyemezsin. Ait olduğun gerçeğe sırtını dönemezsin." "Yani bu cehennem de yaşamaya devam edeyim öyle mi? Babamın yerine geçmeye niyetim yok. Tanrı aşkına Nadia, kim böyle bir hayatı yaşamayı ister ki?" "Li Jie bu konuda ne düşünüyor? Onunla konuştun mu?" "Li Jie de babam gibi düşünüyor. Tabii gitmek istersem tek başıma asla mümkün olmayacağını söyledi. Tanrım! İstediğim şey bu değil." "Birilerinin seni koruması kötü bir şey değil tatlım. Tamam biliyorum zayıf bir kadın değilsin. Sahip olduğun becerilere de güveniyorum. Yine de dışarıda tahmin edemeyeceğin kadar büyük bir tehlike var. Oğluna ve sana zarar vermek isteyen insanlarla tek başına asla baş edemezsin." Annemarie bu konuda Nadia'ya hak veriyordu. Bunu inkar edemezdi. Uluslararası boyutta yasa dışı işler yapan bir adamın kızına zarar vermek isteyecek binlerce insan elbette ki vardı. Josep Bennett kaçak sigara ya da uyuşturucu ticareti ile uğraşan küçük bir adam değildi. O daha büyük işlerle birçok ülkede kaosa sebep olacak kadar ileri gidiyor, kendini gizlemeyi de beceriyordu. Kızına işleri hakkında asla bilgi vermese de Annemarie onun birçok suikastta parmağı olduğunu tahmin ediyordu. Geçen ay biri daha öldürülmüştü. Senatör adayı demokrat partiden Willy Ray Moresan. Önceki ay ciddi bilimsel çalışmalarıyla tanınmış ve dünyayı sarsacak bir açıklama yapacağını söyleyen ama bu açıklamadan bir gün önce evinde cesedi bulununan Profesör Hillary Portman. "Li Jie haklı Anny." "Sürekli beni takip edecek adamlar varken nasıl rahat olabilirim? Hem korumaları biliyorsun. Onların görünmez olması imkansız. Ayrıca bir kişi olacağını hiç sanmıyorum. Babam evimin etrafına barikat kurdurup, beni orada da rahat bırakmaz." "Neden bu kadar umutsuzsun tatlım? Gerçekten buradan gitmek istiyorsan onlarla anlaşmaya çalış. Li Jie'nin teklifini kabul et. Hayatın yoluna girdiğinde belki de onlar da buna gerek olmadığını görürler." Annemarie ona cevap vermeden kısa bir an düşündü. Li Jie bir konuda karar verirse kolaylıkla vazgeçmez, geri adım atmazdı. Babasını ikna edebilecek de tek adamdı. "Neye ihtiyacın olduğunu biliyorum." dedi Nadia gülümseyerek. "Özgür olmaya Nadia." "Hayatından sadece bir adam geçti ve ondan hamile kaldın. Sonrasında biriyle çıkmadın." "Çünkü benimle çıkacak adamların deli olması gerekiyordu." derken Annemarie de gülümsedi. "Josep Bennett'ın kızıyım Nadia. Kaçmaları için babamın adını duymaları yeterli." "Sana gerçekten değer veren biri babanın kim olduğunu asla önemsemez." Annemarie ayağa kalktı. "Buradan kurtulursam yapacağım ilk şey o adamı bulmak olacak. Akşam yemeği, dans, öpücük ve seks. Tanrım neden tüm bunlar bana şu an çok uzak?" "Senin sorunun aslında baban değil. Tüm hayatını Lowell'a adadın. Kalbin onun aşkıyla o kadar dolu ki başka birini sevmeye izin vermedi." "Burada yaşarken birini bulamazdım. Gördüğüm tüm adamlar babamın pis işlerini yapan katiller. İnan bana istediğim son şey böyle bir adama aşık olmak. Bunu yaparsam hayal ettiğim hayata asla ulaşamam. Babama benzeyen birini kesinlikle istemiyorum." "O zaman sıradan bir adam bul." "Evet... Doktor olabilir ya da öğretmen. Veya bir tamirci. Polis asla istemem. Bir gün gerçek kimliğimi bulabilir. Yani üzerinde üniforma olan hiçbir adama şans vermem. " "Pilotlar da buna dahil mi?" dedi Nadia gülerek. "Hepsi de çok yakışıklı değil mi?" "Tamam onları saymıyoruz. Pilot da olabilir ama yakışıklı ve seksi olursa." Annemarie de kahkaha attı. "Ah her neyse... Duş alıp aşağı inmem gerek. Dün gece bacağından kurşun çıkardığım bir adam var. Nasıl olduğuna bakmalıyım." "Sen harika bir doktorsun. Hayatını kurtardığın adamlar çok şanslı." "Kurtaramadıklarım da var Nadia. Beni en çok ne üzüyor biliyor musun? Hiçbirinin ailesi yok. Cenaze törenleri bile olmuyor. Sırf bu yüzden bile bazen babamdan nefret ediyorum. Ne olursa olsun insanlar dünyadan onurlu bir şekilde ayrılmalı." Nadia da ayağa kalktı. "Buradan gitmek istememin sebebi de bu... Onurlu bir hayat yaşamak." "Evet ancak ne kadar başarılı olabilirim bilmiyorum. Babam hayatının sonuna kadar bizden uzak kalamaz." "Kimse sonsuza kadar yaşamaz Anny. Baban da yaşamayacak. O yüzden sahip olduğun ve nefes aldığın her günün değerli olduğu unutma. Nasıl yaşamak istiyorsan o şekilde yaşa." Yaşlı kadına içtenlikle gülümsedi Annemarie. "Kendimi senin yanında çok rahat hissediyorum Nadia. Belki de kendim olduğum tek yer senin yanın. Bazen sürekli güçlü görünmekten sıkılıyorum. Kendimi ve oğlumu korumak için arkasına gizlendiğim o delinmez zırh beni boğuyor." "Çok yakında bir gün hiçbir şeyden ve hiç kimseden gizlenmek zorunda olmayacaksın. Ama şimdi özellikle de çok büyük bir risk alırken daha dikkatli olman gerekiyor. Çünkü Lowell var." "Oğlum için her şeyi yaparım. Gerekirse cinayet bile işlerim. Bir silahı asla bir insana doğrultmadım. Dövüşürken birinin canını bilerek yakmadım. Tüm bunlar benim için zorunluluktu. Bilmek zorunda olduğum, mecbur kaldığım ayrıntılar. Ancak oğlumun hayatı söz konusu olursa babama benzemekten asla çekinmem." "Eminim Anny." "Li Jie bana her zaman şöyle der. Merhamet yenildi demek. Kendini korumak için önce kalbini koru. O yenilirse sen asla kazanamazsın." "Tanrım bu Çinli ile seni asla başbaşa bırakmamalıydım. Benim küçük kızıma neler öğretti kim bilir?" "Aslında gerçeği... O bana hayatımın gerçeğini öğretti. Ama ben gerçeklerden kaçmak için dua ediyorum. Biraz daha burada kalırsam nasıl bir hayatım olabileceğini asla öğrenemeyeceğim." Nadia ayağa kalkıp, pencerenin önüne gitti. "Son zamanlarda hiç iyi şeyler olmuyor." dedi usulca. " Babanı hiç bu kadar gergin görmemiştim." Annemarie de onun gibi düşünüyordu. "Kulüpteki patlama tesadüf değil Nadia. Babamı yok etmek isteyenlerin gönderdiği bir mesaj. Ne yazık ki onlarca masum insan öldü. Onlar için üzülüyorum. Keşke her şey daha farklı olabilseydi." "Her zamankinden daha fazla dikkatli olmamız gerekiyor. Bu duvarlar bile güvende olmamız için yeterli değil." "Biliyorum..." dedi Annemarie yatağının karşındaki dolabın çekmecesini açarken. Silahı oradaydı. Bir gün onu kullanmak zorunda kalacağını hissediyordu. Nadia genç kıza doğru döndü. "Senden bir şey isteyeceğim Anny..." derken az önceki neşesinin yerini derin bir hüzün almıştı. Annemarie çekmeyeceği kapatıp, merakla ona baktı. "Ne istersen Nadia. Senin için her şeyi yapacağımı biliyorsun." "Bir kız kardeşim var, adı Violet." "Kardeşin olduğunu bilmiyordum. Daha önce ondan hiç bahsetmedin." "Evet çünkü uzun zamandır onunla görüşmedim. Bir Almanla evlendi ve Almanya'ya yerleşti. Bana bir şey olursa bankada bir miktar param var. Sanırım ona hayatının sonuna kadar yeter." "Tanrım Nad..." diyerek ayağa kalktı Annemarie ve ona sarıldı. "Lütfen böyle konuşma. Sana hiçbir şey olmayacak. Hiç birimize olmayacak. Kardeşini görmek istiyorsan dilediğin zaman onun yanına gidebilirsin. Hatta hemen bugün. Uçak biletini ve diğer tüm masrafları hallederim." Nadia genç kızın gözlerine bakarak gülümsedi. "Onu görmeyi çok isterim ama o beni görmek istemez." dedi usulca. "Yine de teklifin için teşekkür ederim." "Onunla konuşmamı ister misin?" "Hayır tatlım... Sadece senden istediğim şeyin olmasını sağlarsan mutlu olurum. Bunu yapman yeterli." "Elbette ki yaparım. Ah lütfen, artık bu konuyu kapatalım. Duşa girmem gerekiyor. Lowell uyanmadan önce işlerimi halletmeliyim." "Tamam, akşam yemekte görüşürüz." "Görüşürüz."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD