Işık zerrecikleri, gökyüzünden süzülürken, sanki unutulmuş bir rüyanın parçaları gibiydi. Her biri, minik bir yıldız tozu damlası, geceye karışmış gizli bir fısıltı. Meydanın taşlarına değdikleri anda, o eski, aşınmış granitler bir an için mucizevi bir dönüşüm geçirdi. Şeffaflık, taşların damarlarında yayıldı; içlerindeki çatlaklar, kristal bir labirent gibi açığa çıktı. Sanki her taşın altında, toprağın derinliklerinden gelen bir kalp atıyordu—yavaş, ritmik, yılların biriktirdiği acıları taşıyan bir nabız. Taşlar, o an için duvar olmaktan çıktı; pencereye dönüştüler, geçmişin hayaletlerini yansıtan pencerelere. Kimileri, taşların altında gömülü kemiklerin siluetlerini gördü—belki de atalarının kalıntıları, belki de unutulmuş bir savaşın yankıları. Ama insanlar fark etmedi önce. Dansın coş

