10. BÖLÜM

2368 Words
Eldric’in grubunun kırmızı parlayan gözleri, ormanın derinliklerinde, ay ışığının sızdığı yaprakların arasından süzülen hayaletler gibiydi. Her biri, gecenin karanlığında kırmızı birer nokta olarak beliriyor, sanki ormanın ruhu tarafından lanetlenmiş varlıklar gibi hareket ediyordu. Orman, eski ve gizemliydi; devasa meşe ağaçları, dallarını gökyüzüne uzatmış, rüzgarın hafif esintisiyle yapraklarını hışırdatıyordu. Toprak, nemli ve yumuşak, ayak izlerini yutuyor, her adımı sessizce gizliyordu. Havada, çam iğnelerinin keskin kokusuyla karışmış bir kan ve ölüm kokusu asılıydı, sanki orman önceden de benzer savaşlara tanıklık etmişti. Aurora’nın ordusu, ağaçların kalın gövdelerinin arkasına gizlenmiş, nefeslerini tutarak bekliyordu. Her savaşçı, pelerinlerini ormanın yeşiline uydurmuş, hareketsiz duruyordu. Aurora, kalbi hızla atarken, ellerini sıkıca kılıcının kabzasına dolamıştı. Gözlerindeki yeşil ateş, içindeki kararlılığı yansıtıyordu; bu ateş, yılların birikmiş öfkesinden doğmuştu, Eldric’in zulmüne karşı bir isyan simgesiydi. Yanında duran Viktor, kaslı omuzlarını gererek etrafı tarıyordu. Mikhail ise, dalların yükseklerinde, gözcülerle birlikte pozisyon almıştı. Sessizlik, o kadar yoğundu ki, uzaklardan gelen bir baykuş ötüşü bile kulaklarında yankılanıyordu. Mikhail’in işaret verdiği an, sessizliği bir anda yırtan bir çığlık yükseldi. Bu çığlık, ormanın derinliklerinden gelen bir yankı gibiydi; keskin, tüyler ürpertici ve uyarı dolu. Gözcüler, Eldric’in öndeki adamlarını fark etmişti – o kırmızı gözlü vampirler, gölgelerin arasından süzülerek yaklaşıyordu. Çığlık, savaşın başlangıcını ilan eder gibi havada asılı kaldı, ardından metalik çarpışmalar ve haykırışlar başladı. Aurora’nın kalbi, bu sesle birlikte hızlandı; bu, yıllardır beklediği anın geldiğini biliyordu. Viktor, Aurora’nın yanında durarak sessiz bir emir verdi: “Dağılıyoruz. Onları kanıksamadan sıkıştıracağız. Hatırlayın, panik yok.” Sesi, düşük ve kararlıydı, yılların savaş tecrübesini yansıtıyordu. Aurora başını salladı; gözlerindeki yeşil ateş, daha da parlaklaşmıştı. İçinde yükselen bir güç hissediyordu – duygularının enerjisi, korkuyla karışmış bir öfke dalgası. Bu, sadece bir savaş değildi; bu, Eldric’in yarattığı karanlığa karşı bir direniş, bir intikam çağrısıydı. Viktor’un gözlerinde de aynı kararlılık vardı; geçmişindeki kayıplar, onu bu ana hazırlamıştı. O, Aurora’nın en sadık yoldaşıydı, her hamlesinde onun arkasını kolluyordu. Eldric, sinirli bir gülümsemeyle ileri atıldı: “İlerleyin, gölgeler bizim olacak!” Sesi, ormanda yankılanarak dalları titretti. Kırmızı gözleri, öfkeyle parlıyordu; bu gözler, yüzyılların birikmiş hırsını taşıyordu. Yandaşları, siyah pelerinlerini savurarak koştu; her biri, vampir hızıyla hareket ediyor, ağaçların arasından sıyrılıyordu. Gölgelerin arasında sessizlik bir anda kırıldı; çığlıklar yükseldi, metalik çarpışmalar kulakları doldurdu ve havaya keskin bir kan kokusu yayıldı. Bu koku, ormanın nemli havasıyla karışarak mide bulandırıcı bir hal alıyordu. Yapraklar, ayakların altında eziliyor, dallar kırılıyordu; orman, sanki canlı bir varlık gibi acı çekiyordu. Aurora, hızla ağaçların arasından sıyrılarak bir grup vampirin üzerine atıldı. Ellerindeki kılıçlar, ay ışığında gümüş gibi parlıyor, her darbe Eldric’in yandaşlarını geri püskürtüyordu. İlk darbesi, bir vampirin koluna indi; metalin ete değmesiyle çıkan ses, ormanda yankılandı. Vampir, kırmızı gözleriyle şaşkın bakarken, Aurora ikinci hamlesini yaptı – kılıcı, havada bir yay çizerek diğerinin omzuna çarptı. Kan, yere sıçradı, toprağı kızıla boyadı. Aurora’nın nefesi hızlanmıştı; her hareketinde, içindeki yeşil ateş daha da yanıyordu. Bu, sadece fiziksel bir savaş değildi; duygularını silah olarak kullanıyordu, öfkesini her darbeye yansıtıyordu. Viktor, arkadan gelerek Eldric’in sağ kolunu etkisiz hale getirdi; darbeleri öyle keskin ve hızlıydı ki düşmanları bir anlık şaşkınlığa kapıldı. Viktor’un kılıcı, rüzgar gibi ıslık çalarak iniyordu; bir vampiri yere serdiğinde, diğerine geçti. Kasları gerilmiş, ter damlaları alnından süzülüyordu. O, savaşın ritmini hissediyordu – her adım, her darbe, senkronize bir dans gibiydi. Eldric’in yandaşları, bu hız karşısında geriliyordu; kırmızı gözlerinde korku kıvılcımları beliriyordu. Orman, bu çarpışmalarla doluydu; dallar sallanıyor, yapraklar havada uçuşuyordu. Ama Eldric, geri çekilmiyordu. Koyu kırmızı gözleriyle Aurora’yı taradı, bir adım öne fırladı ve havada süzülen bir saldırı başlattı. Bu saldırı, sadece fiziksel değildi; etrafında karanlık bir enerji dalgası oluşmuştu, sanki gölgeler onun emrine girmişti. Aurora son anda sıyrıldı, ama Eldric’in pelerinin ucuna çarpan rüzgar onu savurdu. Bu rüzgar, soğuk ve keskin, cildini yaktı. Aurora, yere yuvarlanırken acıyı hissetti; ama hemen kalktı, gözlerindeki yeşil ateş sönmemişti. Eldric’in bir yandan güç ve öfkeyi kullanışı, vampirlerin doğal reflekslerini aşıyordu. O, sıradan bir vampir değildi; yüzyılların birikmiş karanlığı, onu bir canavara dönüştürmüştü. Kırmızı gözleri, Aurora’yı delip geçiyor gibiydi; içinde bir nefret, bir intikam arzusu yanıyordu. Tam o sırada Adrian, uzaktan mırıldandığı şarkıyı yüksek sesle yükseltti. Melodi, ormanın sessizliğinde yayıldı; yumuşak, ama güçlü notalar, Eldric’in yandaşlarının iradesini sarsıyordu. Bu şarkı, eski bir büyüydü; her nota, zihinlere sızıyor, kafaları karıştırıyordu. Vampirler, müzikle birlikte ruhsal bir baskı hissetmeye başladı; bazıları Eldric’in emirlerini yerine getirmekte tereddüt etti. Bir vampir, kılıcını kaldırmışken durdu; gözlerinde kararsızlık belirdi. Adrian’ın sesi, rüzgarla taşınarak güçleniyordu; şarkı, ormanın ruhunu uyandırıyor gibiydi. Yapraklar, ritme göre sallanıyor, dallar hafifçe eğiliyordu. Adrian, ağacın tepesinde oturmuş, gözlerini kapamış mırıldanıyordu; bu, onun gizli silahıydı, müzikle savaşmak. Bir anda gökyüzü bulutlandı; rüzgar hızlandı, ağaçlar dev gibi sallandı. Bulutlar, kara bir örtü gibi ayı kapattı; yıldızlar söndü, orman karanlığa gömüldü. Rüzgar, uluyarak dalları kırıyor, yaprakları havada dans ettiriyordu. Ormanın derinliklerinden çıkan kurt ulumaları, savaş alanına doğal bir dehşet ekledi. Bu ulumalar, uzun ve tüyler ürperticiydi; sanki kurtlar, ormanın koruyucuları olarak çağrılmıştı. Aurora, bu sesleri duyunca içindeki gücü hissetti; duygularının enerjisini topladı. Öfke, korku ve kararlılığı birleştirerek Eldric’e karşı bir saldırı başlattı. Gözlerini kapadı, ellerini öne uzattı; yeşil bir enerji dalgası, parmaklarından fışkırdı. Bu dalga, rüzgarla karışarak Eldric’e doğru ilerledi. Viktor, Eldric’i engellemeye çalışırken birden göğsünden keskin bir enerji patlaması hissetti; Eldric, sadece fiziksel değil, zihinsel güçleriyle de saldırıyordu. Bu patlama, Viktor’u geriye savurdu; göğsünde yanma hissi yayıldı, nefesi kesildi. Kısa bir an için her şey donmuş gibi oldu; ağaçlar sallandı, yapraklar havada asılı kaldı. Zaman, sanki durmuştu; ormandaki her varlık, bu enerjiye teslim olmuş gibiydi. Viktor, acıya rağmen ayağa kalktı; gözlerinde öfke parladı. Bu, Eldric’in en güçlü hamlesiydi – zihinlere sızan bir karanlık, iradeyi kıran bir baskı. Ama Viktor, yılların eğitimiyle buna direndi; derin nefes aldı, odaklandı. Mikhail, bu sırada diğer gözcüleri harekete geçirdi; ağaçlardan yavaşça inip Eldric’in yandaşlarını arkadan kuşattılar. Gözcüler, sessiz gölgeler gibi hareket ediyordu; her biri, oklarını germiş, kılıçlarını çekmişti. Mikhail’in emriyle saldırdılar; oklar havada ıslık çalarak vampirlere indi. Bir vampir, arkadan vurulunca yere yığıldı; diğerleri şaşkın döndü. Bu kuşatma, savaşın dengesini değiştirdi; Eldric’in grubu, iki taraftan sıkıştırılmıştı. Mikhail, dalların arasında sıçrayarak bir vampiri yakaladı; kılıcı, hızlı bir darbeyle işini bitirdi. Orman, bu yeni saldırıyla doluydu; çığlıklar arttı, kan kokusu yoğunlaştı. Eldric, şaşkın bakışlarla arkaya döndü; o an Aurora ve Viktor birlikte saldırdı. Aurora’nın kılıcı, Eldric’in omzuna çarptı; metalin ete değmesiyle çıkan ses, acı dolu bir çığlıkla karıştı. Eldric, geriye sendeledi; omzundan kan sızıyordu, kırmızı gözleri öfkeyle parladı. Viktor, yandaşlarından birini yere serdi; kılıcı, havada bir yay çizerek indi. Bu hamle, senkronize bir saldırıydı; Aurora ve Viktor, yılların uyumuyla hareket ediyordu. Eldric, acıyla bağırdı: “Bu kadar mı? Karanlık sizi yutacak!” Sesi, ormanda yankılandı; ama içinde bir kırılganlık vardı. Eldric’in kırmızı gözleri daha da parladı; gökyüzünde ani bir fırtına gibi güç dalgaları yayıldı. Bulutlar, daha da karardı; yıldırım çakmadı ama enerji, havada crackle sesi çıkararak dolaşıyordu. Bu dalgalar, vampirleri geri savuruyordu; Aurora, rüzgarla birlikte geriledi. Ama tam zafer hissi belirmeye başlarken, Eldric’in gölgesi büyüdü. Toprak titredi, ağaçlar köklerinden sarsıldı. Bu titreme, ormanın derinliklerinden geliyordu; sanki yer altı canavarları uyanmıştı. Eldric, bastırılmış öfkeyi patlatarak bir enerji dalgası gönderdi; bu dalga, kara bir sis gibi yayıldı, her şeyi kapsadı. Vampirler geri savruldu, ormanın sessizliği tekrar bozuldu. Aurora yere kapaklandı; dizleri toprağa değdi, nefesi kesildi. Acı, vücudunu sardı; ama gözlerindeki kararlılık sönmemişti. İçinde yükselen bir ses vardı: “Pes etme, bu senin savaşın.” “Duygularımız bir silah olabilir,” diye bağırdı Aurora, sesi rüzgarda yankılanarak. Bu sözler, ormandaki her yoldaşa ilham verdi; Viktor, ayağa kalktı, Mikhail gözcüleri motive etti. Adrian, uzaktan şarkının ritmini değiştirerek Eldric’in enerjisini zayıflatacak bir melodi çıkardı; bu yeni melodi, yumuşak ve hipnotik, Eldric’in zihnine sızıyordu. Eldric bir an şaşkına döndü; enerji dalgası sekerek ağaçlara çarptı. Ağaçlar, patlamayla sarsıldı; dallar kırıldı, yapraklar yere yağdı. Bu, Adrian’ın zaferiydi; müzik, karanlığı yeniyordu. Viktor, fırsatı değerlendirerek Eldric’e son bir hamle yaptı; kılıcı, hızlı bir darbeyle Eldric’in savunmasını aştı. Eldric, güçlü bir geri savrulmayla yere düştü; ama tamamen yenilmiş değildi. Yerde yatarken, kırmızı gözleri hala parlıyordu; nefes nefese, ama öfkeyle doluydu. Aurora, nefes nefese, ama dimdik duruyordu; üçlü ekip birbirine kenetlenmiş, güçlerini birleştirmişti. Aurora, Viktor ve Mikhail, birbirlerine baktılar; gözlerinde yorgunluk, ama gurur vardı. Orman, sessizleşti ama fırtına devam ediyordu; rüzgar hala uluyordu, bulutlar dağılmıyordu. Aurora, ormandan ayrılırken attığı her adımda toprağın nemli kokusunu içine çekiyor, çevresindeki sessizliği dikkatle dinliyordu. Ormanın derinlikleri, savaşın izlerini hâlâ taşıyordu; kırık dallar, ezilmiş yapraklar ve kan lekeleri, yaşanan çatışmanın sessiz tanıklarıydı. Her nefes, hafifçe yanaklarını ısıtıyor, ay ışığıyla aydınlanan zemindeki gölgeler uzun ve titrek danslar yapıyordu. Aurora’nın gözleri, savaşın ardından hâlâ parlıyordu; hem yorgun hem de kararlı bir ateşle yanıyordu. Viktor, onun yanında yürürken sessizliği bozdu: “Aurora, dikkatli olmalıyız. Eldric pes etmez. Biliyorum, zafer bizim oldu, ama bu sadece bir geçici durak.” Sesinde hem uyarı hem de yumuşak bir güven vardı. Aurora, Viktor’un omzuna hafifçe dokundu; bu dokunuş, yılların dostluğunu ve aralarındaki güveni hatırlatıyordu. “Biliyorum,” dedi Aurora, sesi derin ve kararlıydı. “Ama bu ilk adım, Viktor. Üç ay boyunca öğrendiklerimiz bize güç verdi. Eldric’in eski yöntemleriyle kazanabileceğini düşünüyorsak, yanılırız. Artık duygularımız bizim en büyük silahımız.” Mikhail, önden gidiyordu. Uzun boyu ve atletik yapısıyla ağaçların gölgeleri arasında neredeyse görünmezdi; her adımı sessiz, her bakışı keskinti. Gözcüleriyle birlikte ilerliyor, ormanın her köşesini tarıyordu. “İzler temizlenmiş değil,” dedi Mikhail, sesi hafif ama kararlı. “Eldric’in izini sürebiliriz ama dikkatli olmalıyız. Onun casusları hâlâ gölgelerde olabilir. Bize karşı yeni bir tuzak kurmuş olabilir.” Adrian, arkada yürüyordu; elinde kalem ve notalarla hâlâ şarkısının melodisini mırıldanıyordu. Melodi, sadece bir moral kaynağı değildi; aynı zamanda düşmanın zihnini bulandıran bir silah gibiydi. Her nota, vampirlerin ruhuna nüfuz ediyor, Eldric’in yandaşlarını yavaşlatıyordu. Adrian, gözlerini kapattı ve nefesini derinleştirdi; duygularını notalara döktükçe, şarkı hem güçlü hem de etkili bir hâl alıyordu. “Duygular sadece silah değil,” dedi Adrian kendi kendine. “Onlar bizi birleştiren bağ, karanlığa karşı en büyük ışığımız.” Ormanın sessizliği, zaman zaman yırtıcı bir sessizlikle doluyordu. Uzakta bir baykuşun çığlığı, rüzgarın yapraklar arasından hışırtısı ve toprakta sürtünen küçük hayvanların hareketleri, ekibi sürekli tetikte tutuyordu. Aurora, her adımda çevresini dikkatle tarıyordu. Bu zafer, bir kutlama değil; hazırlık için bir fırsattı. Duyguların gücü, şimdi yeni stratejilerle birleşmeliydi. Ormanın derinliklerinde ilerlerken, grup bir açıklığa çıktı. Burası, büyük bir derenin kenarıydı; su, ay ışığında gümüş bir şerit gibi parlıyordu. Aurora, dereyi inceledi ve strateji geliştirdi: “Burası, bir geçit olabilir. Eldric burayı takip ederse, onu kontrol altına alabiliriz.” Viktor başını salladı; gözleri keskinleşti. “Doğru. Gözcülerimiz burayı gözlemleyecek. Eğer Eldric yaklaşırsa, planımız hazır olacak.” Mikhail, gözcüleriyle ağaçların tepesine tırmandı. Dallar, hafifçe kırılacak gibi titredi, ama sessizliği bozmadan pozisyonlarını aldılar. Her biri, ağaçlardan gelen rüzgarın taşıdığı en ufak sesi, en hafif harekete kadar algılayabilecek şekilde hazırlandı. “Her gölgeyi izleyeceğiz,” dedi Mikhail, sesi zar zor duyulacak kadar hafif ama kararlıydı. “Her fısıltı, bize Eldric’in planlarını anlatacak.” Adrian, açıklığın kenarında durdu; kalemiyle notaları karalıyor, melodiyi hafifçe değiştiriyordu. Duyguların enerjisiyle beslenen şarkısı, sessiz ama etkili bir uyarı sistemi gibiydi. Her notası, Eldric’in zihninde huzursuz bir yankı yaratıyor, yandaşlarının koordinasyonunu bozuyordu. “Onları alt etmenin yolu sadece güç değil,” mırıldandı Adrian. “Bazen ritim, daha ölümcül bir silah olabilir.” Aurora ve Viktor, dere kenarında kısa bir süre durdular; gözleri birbirine kilitlenmişti. “Biliyor musun,” dedi Aurora, sesi hafif titreyerek, “bu üç ay boyunca öğrendiklerimiz sadece bir başlangıç. Eldric, duyguların gücünü anlamıyor. Ama biz anladık; onlar, sadece bir zaaf değil, bir silah.” Viktor başını salladı. “Ve biz, bu silahı en iyi şekilde kullanacağız. Ama dikkatli olmalıyız; Eldric’in planları her zaman bir adım önde olabilir.” Tam o sırada, uzak bir tepeden bir hareket gözlemlediler. Kırmızı pelerinler, ay ışığında hafifçe parlıyor, Eldric’in yandaşlarını ele veriyordu. Aurora nefesini tuttu; gözleriyle her hareketi taradı. “İşte fırsatımız,” dedi fısıldayarak. “Ama sessiz olmalıyız. Her hata, büyük bir bedel demek.” Viktor, kılıcını çekti ve gölgeler arasında ilerlemeye başladı. Eldric’in yandaşları, henüz tamamen toparlanmamıştı; kayıplar onları yavaşlatmış, moral düşmüştü. Ama hepsi hâlâ tehlikeli ve sadıktı. Aurora, derin bir nefes aldı; duygularını hissediyor, öfke ve kararlılığı birleştiriyordu. “Adrian, şarkını yükselt,” dedi. “Mikhail, gözcülerini hazırla. Viktor, benimle birlikte önden saldır.” Adrian, melodiyi yavaşça yükseltti; notalar, ormanın sessizliğini delip geçti. Eldric’in yandaşları bir anda şaşkına döndü; kafaları karıştı, koordinasyonları bozuldu. Bu an, Aurora ve Viktor için kritik bir fırsattı. Gölgelerden sıyrılarak, hızlı ve sessiz bir şekilde ilerlediler; düşmanları arasına dalıp onları tek tek etkisiz hale getirdiler. Ama Eldric, her zaman beklenmedik bir şekilde hareket ederdi. Gökyüzünden bir gölge gibi düşerek Aurora’nın önüne geçti; kırmızı gözleriyle ona baktı. “Beni küçümsüyorsun, Aurora,” dedi, sesi yankılanarak. “Ama üç ay, seni ve yandaşlarını güçlendiremez. Kontrol, her zaman kazananın silahıdır.” Aurora, kılıcını sıkıca tuttu; gözlerinde kararlılık ve öfke parlıyordu. “Duygularımız, senin silahını kıracak, Eldric,” dedi. “Ve biz, sadece kendimizi değil, toplumumuzu koruyacağız.” Eldric, öfkeyle ileri atıldı; enerji dalgaları, ormanda patlamalar gibi yankılandı. Aurora, kılıcıyla savruldu, ama tam o anda Viktor, Eldric’in sağ kolunu etkisiz hale getirdi. Mikhail, gözcülerden gelen bilgiyle Eldric’in yavaşladığını fark etti; birden, çevresindeki ağaçların köklerini kullanarak onu çevrelemeye başladılar. Adrian, şarkısını zirveye taşıdı; melodinin gücü, Eldric’in zihinsel baskısını kırıyor, yandaşlarının iradesini sarsıyordu. Eldric, şaşkın bir şekilde geri çekildi; kırmızı gözleri öfkeyle parlıyordu ama artık tamamen kontrol sahibi değildi. Aurora, kılıcını Eldric’e doğru savurdu; her darbe, üç ay boyunca biriktirdiği duyguların enerjisini taşıyordu. Öfke, korku ve sevgi bir araya gelmiş, Eldric’in saldırılarını savuşturacak bir güç oluşturmuştu. Viktor ve Mikhail, onu çevrelemeye devam etti; Eldric’in kaçışı artık imkânsız görünüyordu. Ancak Eldric, yerde düşmesine rağmen pes etmedi. Gövdesinden yayılan karanlık enerji, ormanı sarsıyor, gölgeleri canlandırıyordu. Aurora, gözlerini kapattı ve kalbinin sesini dinledi; üç ay boyunca öğrendiği her duygu, şimdi birer kalkan ve silah olmuştu. Derin bir nefes aldı, kılıcını yeniden savurdu; enerji dalgası Eldric’i geri püskürttü. Orman, sessizliğe büründü; sadece rüzgarın hafif hışırtısı ve uzaktan gelen kurt ulumaları duyuluyordu. Eldric, yere kapaklanmış, kırmızı gözleri hâlâ öfkeyle yanıyordu. Ama artık güç dengesi Aurora’nın lehineydi. Viktor, Aurora’nın yanında durdu; gözleri gurur ve güvenle parlıyordu. “Bunu başardık,” dedi. “Ama dikkatli olmalıyız. Eldric’in son hamlesi olabilir.” Aurora, başını salladı; gözlerindeki yeşil ateş hâlâ sönmemişti. “Biliyorum. Ama artık biliyoruz; duygularımız bizim en büyük gücümüz. Ve bundan sonra ne olursa olsun, onları savunacağız.” Mikhail, gözcülerden gelen son raporu duyurdu: “Eldric ve yandaşları, ormanın daha derinliklerine çekildi. İzlerini sürdüreceğiz, ama şu an için tehdit kontrol altında.” Adrian, hafifçe gülümsedi; şarkısının notalarını son kez karaladı. “Duygular sadece bir silah değil,” dedi. “Onlar, bizi birleştiren bağ. Ve Eldric bunu anlayana kadar, her nota bizim yanımızda olacak.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD