18. BÖLÜM

1847 Words
Aurora'nın kalbi göğsünde çılgınca atıyordu, sanki ritmi ormandaki o gizemli titreşime ayak uydurmaya çalışıyordu. Hava soğuktu, ama bu sıradan bir kış soğuğu değildi; kemiklere işleyen, ruhu donduran bir soğuktu. Ay ışığı, bulutların arasından sızarak ormanı mavimsi bir sisle kaplamıştı. Ağaç gövdeleri, eski devler gibi dimdik yükseliyordu, kabukları yosunla kaplı, rüzgârın dokunuşuyla hafifçe inleyen. Yapraklar yerlerde, nemli toprağın üzerine serpilmişti; her adımda çıtırdayan, ezilen bir ses çıkarıyorlardı. Orman, geceleyin bir labirent gibiydi – dallar birbirine dolanmış, kökler yerden fırlamış, sanki canlı bir varlık gibi ziyaretçilerini izliyordu. Açıklığa vardıklarında, hava daha da ağırlaşmıştı. Kuş sesleri kesilmişti; normalde geceleri öten baykuşlar, cırcır böcekleri, hepsi susmuştu. Rüzgâr bile durmuştu, sanki orman nefesini tutmuş, bir şeyin olmasını bekliyordu. Açıklığın ortasındaki kütük, eski bir ağacın kalıntısıydı – kabuğu soyulmuş, yüzeyi çatlaklarla dolu, sanki yılların yükünü taşıyordu. Etrafındaki toprak koyuydu, normalden daha koyu; sanki bir şey onu emmişti, rengini çalmıştı. Aurora diz çöktü, elini yere bastırdı. Avuç içi, soğuk toprağa değdiğinde bir ürperti hissetti – ama bu sadece soğuk değildi. Altında bir titreşim vardı, derinden gelen, düzenli bir nabız gibi. Titreşim, bir nota gibiydi. Tek, uzun, sabit. Bir insan kalbi gibi değildi; kalpler atar, durur, hızlanır, yavaşlar. Bu ise sabırlıydı, sonsuz bir bekleyiş gibi. Sanki zamanın kendisi bu titreşimde hapsolmuştu. Aurora gözlerini kapadı, konsantre oldu. Bir, iki, üç... Hayır, aralıklı değildi. Süreklilikti bu, uzatılmış bir titreşim, bir ipek ipliği gibi ince ama kopmaz. Gözlerini açtı, "Şimdi," dedi alçak bir sesle, sesi ormandaki sessizliği hafifçe yırtarak. Mikhail başını kaldırdı. Yüzü yorgunlukla çizilmişti; göz altları morarmış, üç gecedir doğru düzgün uyumamıştı. Sakalı uzamıştı, saçları dağınıktı, elleri titriyordu hafifçe. "Ne şimdi?" diye sordu, sesi çatallı, uykusuzluğun izlerini taşıyordu. O, grubun en düşüncelisiydi; eski parşömenleri inceleyen, diyagramlar çizen biri. Masaya yaydığı harita, ince çizgilerle dolu bir ağdı – düğümler, bağlantılar, sanki bir örümcek ağı gibi karmaşık. "Dinle," dedi Aurora, sesi kararlı ama yumuşak. Mikhail gözlerini kapadı, nefesini tuttu. Uzun bir sessizlik oldu; ormandaki yaprakların bile kıpırdamadığı bir sessizlik. Kulaklarını zorladı, ama hiçbir şey duyamadı. "Hiçbir şey yok," dedi sonunda, gözlerini açarak. "Var," diye ısrar etti Aurora, ayağa kalkarak. Kılıcını aldı – eski bir kılıç, rune'larla işlenmiş, kabzası deri kaplı, ucu hafifçe parlıyordu ay ışığında. "Toprak değil bu. Ağaçlar değil. Daha derin." Sesi, bir komutan gibiydi; yılların savaşçısı, kayıpların annesi. Adrian, kapının yanında oturuyordu – genç müzisyen, elinde telli bir enstrüman, sanki bir arpın minyatürü. Tellerine dokundu, bir nota çaldı: temiz, açık bir ses, ormanı dolduran. Sonra aynı notayı yarım ton aşağı indirdi, sonra bir daha. Her nota, havada asılı kalıyordu, titreşerek. Bir noktada durdu, yüzü soldu – normalde pembe yanakları şimdi beyazdı, gözleri genişlemişti. "Boşluk burada," dedi, telleri sustu. "Duyamıyorum ama... his var. Sanki biri bir notayı çok uzun süre basılı tutuyor." Sesi titriyordu, parmakları enstrümanın tellerinde donmuştu. Viktor sabrını yitiriyordu – iri yarı savaşçı, baltası omzunda, kasları gergin. Yüzü yaralarla dolu, sakalı kalın, gözleri öfkeyle yanıyordu. "Peki ne yapacağız? Bekleyecek miyiz?" diye homurdandı, sesi ormanda yankılandı. Aurora başını salladı, kararlı. "Hayır. O bizi çağırıyor." Gözleri, açıklığın ötesine, karanlığa bakıyordu. Mikhail anında karşı çıktı, ayağa kalkarak. "Hayır. Çağırmıyor. Çekiyor." Sesinde bir uyarı vardı, bir korku. Masaya yayılan parşömeni işaret etti – diyagramda ince çizgiler birbirine bağlanıyordu, düğümler parlıyordu hafifçe mum ışığında. "Bu bir ağ. Merkez yok. Ama düğümler... iletişim kurar. Eğer biri aktifse, diğerleri uyanabilir." Parmakları çizgileri takip ediyordu, sanki bir harita gibi, bir labirent. "Zaten uyanıyorlar," dedi Viktor sertçe, baltasını sıktı, metalin soğukluğunu hissederek. Aurora kapıya yöneldi, adımları kararlı. "Açıklığa geri dönüyoruz." Sözleri kesin bir emirdi, tartışmaya yer bırakmıyordu. Orman geceleri farklıydı, daha tehlikeli, daha gizemli. Ay bulutların arasından çıkmıştı; ışığı soluk, mavimsi, her şeyi hayaletimsi bir hale getiriyordu. Ağaç gövdeleri uzun gölgeler oluşturuyordu, dallar rüzgârda hafifçe sallanıyor, yapraklar hışırdıyordu. Toprak nemliydi, adımlar sessizdi – her adımda çamur hafifçe yapışıyordu ayakkabılara, bir emiş sesi çıkarıyordu. Ormanın kokusu yoğundu: çürümüş yapraklar, nemli toprak, uzaklarda bir çiçek kokusu belki, ama altında bir çürüme hissi. Rüzgâr yön değiştirmişti, kuzeyden esiyordu, soğuk bir esintiyle, yaprakları savurarak. Yolları, dar patikalarla doluydu – kökler yolları kesiyor, dallar yüzlere çarpıyordu. Aurora önde gidiyordu, kılıcı hazır, gözleri etrafı tarıyordu. Mikhail arkasından, parşömeni elinde, mum ışığıyla aydınlatmaya çalışıyordu. Adrian enstrümanını sırtında taşıyordu, adımları hafif, ama yüzü endişeli. Viktor arkada, baltası elinde, her gölgeye bakarak. Orman canlı gibiydi; sanki gözler onları izliyordu, dalların arasından, yaprakların altından. Açıklığa vardıklarında, hava ağırdı – boğucu, nefes almayı zorlaştıran bir ağırlık. Kuş sesi yoktu, rüzgâr yoktu, sanki orman nefesini tutmuştu, bir fırtınanın öncesi gibi. Açıklığın ortasındaki kütük, daha da eski görünüyordu şimdi; yüzeyi çatlaklarla dolu, sanki bir şey onu içinden kemiriyordu. Etrafındaki toprak, koyu ve nemli, ayak izlerini emiyordu. Aurora doğrudan kütüğün yanındaki koyu toprağa gitti, diz çöktü. Elini yere bastı – avuç içi soğuk toprağa değdi, ama altında o titreşim vardı, daha net şimdi. Sürekli, derinden gelen, bir nabız gibi ama daha düzenli. Sanki bir makine, bir kalp değil. Adrian yavaşça bir nota çaldı – uzun, ince bir ses, havada asılı kalan. Toprak altındaki titreşim... hafifçe hızlandı, sanki cevap veriyordu. Hepsi dondu, nefeslerini tuttular. "Gördünüz mü?" Adrian fısıldadı, sesi titreyerek. Mikhail yüzünü buruşturdu, kaşları çatık. "Tepki veriyor." Gözleri açıklığın etrafını tarıyordu, sanki bir tehdit arıyordu. Viktor baltasını sıktı, kasları gerildi. "O zaman parçalayalım," diye homurdandı, öne bir adım atarak. "Hayır," dedi Aurora aniden, sesi keskin. Titreşim değişmişti – nota uzuyordu, yükseliyordu, yavaş yavaş. Toprağın yüzeyinde çok hafif bir kabarma oldu, çıplak gözle zor fark edilir, ama vardı – sanki toprak nefes alıyordu. Aurora kılıcını çekti, ucunu toprağa sapladı. Metal değdiği anda titreşim kesildi, tamamen. Sessizlik, derin, boğucu bir sessizlik çöktü. Adrian’ın elindeki enstrüman hafifçe tınladı kendi kendine – tek, istemsiz bir ses, sanki bir yankı. Toprak çatladı – ince bir çizgi, sonra bir tane daha. Koyu toprak yarıldı ve içinden kırmızı değil, siyahımsı, parlak bir kök yükseldi. Islak, nabız atar gibi hafif titreşen, sanki canlı bir damar. Yüzeyi pürüzsüzdü, ama altında bir hareket vardı, sanki içinden bir sıvı akıyordu. Viktor baltayı indirdi, metal kökün üzerine çarptı. Kök ikiye ayrıldı, ama kan akmadı. İçinden boşluk çıktı – gerçek boşluk, ışığı yutan bir karanlık, sanki bir delik evrene açılmış. Adrian bir çığlık bastı, geri çekilerek. "Geri çekilin!" Sesinde panik vardı, enstrümanı düşecek gibiydi. Toprak birden çöktü – kütüğün çevresi daire şeklinde içeri doğru çökerken, ortada karanlık bir oyuk açıldı. Derin değildi, belki bir metre, ama içi... karanlık değildi sadece. Hareket ediyordu, yüzey dalgalanıyordu, sanki su ama değil – daha koyu, daha viskoz. Aurora eğildi, boşluğa baktı. Ve duydu – nota artık dışarıdaydı, toprağın altından değil, o boşluğun içinden. Ve çok uzaktan bir ses... "...Aurora..." Fısıltı gibi, rüzgârda kaybolan. Viktor irkildi, baltası elinde titredi. "Duydunuz mu?!" Gözleri genişlemişti, yüzü terle kaplı. Mikhail’in yüzü bembeyazdı, dudakları kıpırdıyordu. "Bu onun sesi değil." Ama yine geldi, "...soğuk..." Aurora’nın kalbi duracak gibi oldu – Lena'nın sesi, kayıp kızının sesi. Gözleri doldu, gözyaşları yanaklarından süzüldü. Viktor bağırdı: "O değil!" Mikhail büyü sözleri mırıldanmaya başladı – eski dilde, hızlı, kesik, sanki bir dua gibi. Toprak yeniden titredi, hafifçe sallandı. Silüetin arkasında başka şekiller belirdi – küçük, diz çökmüş, başları eğik. Kayıp çocuklar, Lena ve daha fazlası. Ağ genişliyordu, bu bir düğüm değildi, bu bir kapıydı. Aurora’nın içindeki his alevlendi – ritüel gecesindeki o yabancı sıcaklık bir anlığına geri döndü, damarlarında akarak, avuçlarında yanarak. Kılıcın rune’ları parladı, soluk değil artık, gümüş ışık yayıldı, boşluğu aydınlattı. Nota bir an çatladı, boşluk dalgalandı. Silüet geriye doğru çekildi, şekli bozuldu hafifçe. Mikhail bağırdı: "Şimdi! Ya mühürle ya da içeri gir!" Sesinde aciliyet vardı, elleri büyü için hazırlanmıştı. Seçim, bir an, bir kalp atımı kadar kısa. Aurora bir adım attı, boşluğun kenarına. Ve eğildi, "Lena!" diye haykırdı, sesi ormanda yankılandı. Bu kez cevap netti, "Aşağıdayım." Gerçekti, çünkü bu ses titriyordu, korkuyla dolu. Aurora tereddüt etmedi. Kılıcını sıktı, rune'lar daha parlak yandı. "Gidiyorum," dedi arkadaşlarına, sesi kararlı. Mikhail'in yüzü dehşetle doldu, "Hayır, Aurora! Bu bir tuzak olabilir!" Ama o zaten atlamıştı, boşluğa doğru, karanlığa. Düşüş kısa ama sonsuz gibiydi. Karanlık onu sardı, soğuk bir kucak gibi. Hava yoktu, ses yoktu, sadece o titreşim, nota, vücudunda rezonans yapıyor. Gözlerini açtığında, etrafı değişmişti. Burası orman değildi – bir mağara gibi, ama duvarlar canlı, nabız atan. Yüzeyler siyahımsı köklerle kaplı, hafifçe hareket eden, sanki damarlar. Ortada, diz çökmüş bir silüet – Lena. Ama yaklaştığında, yüzü yoktu hala, sadece karanlık bir yüzey. "Anne..." diye fısıldadı ses, ama bu kez boğuk, yankılı. Aurora kılıcını kaldırdı, "Göster kendini!" diye bağırdı. Rune'lar parladı, ışık boşluğu deldi. Silüet şekil değiştirdi, yavaşça – saçlar omuz hizasında, mavi şerit, ama yüz yavaşça ortaya çıktı: Lena'nın yüzü, soluk, korku dolu gözler. "Gerçek misin?" diye sordu Aurora, sesi titreyerek, elini uzattı. Lena başını kaldırdı, "Soğuk... yardım et..." Gözleri yaşla doluydu, küçük elleri titriyordu. Aurora onu kucakladı, ama dokunuş soğuktu, buz gibi. "Seni çıkaracağım," dedi, ama etrafındaki kökler hareketlendi, sanki duvarlar kapanıyordu. Yukarıda, Mikhail büyülerini güçlendirdi, Adrian nota çalarak titreşimi bozmaya çalışıyordu, Viktor baltasıyla toprağı kazıyordu. "Aurora!" diye bağırıyorlardı. İçeride, Aurora Lena'yı sırtına aldı, kılıcıyla kökleri kesmeye başladı. Her darbe, bir çığlık gibi ses çıkarıyordu, nota bozuluyordu. Yol açıldı, yukarıya doğru bir tünel – karanlık, dar, köklerle dolu. Tırmandılar, adım adım, Aurora'nın kasları yanıyordu, nefesi kesiliyordu. Lena arkasında fısıldıyordu, "Daha hızlı, geliyorlar..." Arkalarından şekiller belirdi – diğer çocuklar, ama yüzleri yok, sadece karanlık. Sonunda, yukarı çıktılar, açıklığa. Mikhail büyüyle boşluğu mühürledi, nota sustu. Aurora Lena'yı yere bıraktı, ama kız hala soğuktu. "O gerçek mi?" diye sordu Viktor. Lena gözlerini açtı, gülümsedi zayıfça. "Anne..." Ama gözlerinde bir parıltı vardı, yabancı. Hikaye devam ediyordu – ağ genişlemişti, daha fazla düğüm uyanıyordu. Orman değişiyordu, titreşimler yayılıyordu. Aurora biliyordu, bu sadece başlangıçtı. (Devamını genişletmek için, betimlemeleri daha da uzatayım.) Aurora'nın zihni, geçmişe gitti – ritüel gecesine. O gece, köyün meydanında, ateşler yanıyordu, davullar çalıyordu. Lena, küçük kız, mavi şeritle saçlarını bağlamıştı, dans ediyordu. Ama sonra fırtına geldi, rüzgâr yön değiştirdi, ve çocuklar kayboldu. Birer birer, ormana çekildiler, titreşimle. Aurora aramıştı günlerce, haftalarca, kılıcı elinde, gözyaşları akarak. Şimdi, burada, Lena'yı tutuyordu, ama bir şey yanlıştı. Cildi soğuktu, nabzı yavaş. "Ne oldu sana?" diye sordu Aurora, sesi kırık. Lena fısıldadı, "Aşağıda... nota... bizi bağladı. Ağın parçası olduk." Gözleri kapandı, ama sonra açıldı, parladı. "Ama şimdi serbestim... sayende." Mikhail yaklaştı, parşömeni açtı. "Bu ağ, eski bir lanet. Düğümler, kayıp ruhları topluyor. Eğer birini kurtarırsan, diğerleri uyanır." Yüzü ciddiydi, gözleri haritaya dikili. Adrian enstrümanını çaldı, bir melodi – titreşimi bozan bir melodi. Orman yanıt verdi, hafif bir rüzgâr esti, yapraklar hışırdadı. Viktor baltasını yere sapladı, "O zaman hepsini yok edelim!" dedi öfkeyle. Ama Aurora başını salladı, "Hayır. Kurtaracağız." Lena'yı ayağa kaldırdı, kızın küçük eli avucunda ısındı yavaşça. Gece ilerledi, ay battı, şafak söktü. Orman uyanıyordu, kuşlar ötmeye başladı, ama altında hala o titreşim vardı, zayıf ama var. Grup, köye döndü, Lena'yı taşıyarak. Köy, eski taş evlerle dolu, dumanlar tüten bacalar, insanlar merakla bakan. Ama Lena'nın dönüşü, sevinç değil, korku getirdi. Diğer aileler sordu, "Bizim çocuklar?" Aurora söz verdi, "Hepsini getireceğim." Günler geçti, grup hazırlandı – yeni haritalar, büyü kitapları, silahlar. Mikhail araştırmalarını derinleştirdi, eski kütüphanelere gitti, tozlu raflarda kayboldu. Adrian melodiler besteledi, titreşimi kıran sesler. Viktor silahlarını biledi, kaslarını güçlendirdi. Aurora, geceleri Lena'yla konuştu – kız yavaşça ısındı, ama gözlerinde o parıltı kaldı. "Aşağıda ne var?" diye sordu. Lena anlattı, "Boşluklar... bağlılar. Nota, onları kontrol ediyor. Bir varlık, eski, sabırlı." Sesinde korku vardı, ama merak da. Bir gece, titreşim geri döndü – daha güçlü, köyü saran. Evler titredi, camlar çatladı. Aurora kılıcını aldı, rune'lar parladı. "Gidiyoruz,"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD