1.Kat-Ritim 2

1696 Words
Yıldız Soylu ​"Alttan alacağım bu dersi. Başka hiçbir açıklaması yok." dedim, önümdeki masada dağ gibi biriken o beyaz kağıt yığınına çaresizlikle bakarken. Günlerdir üzerinde uğraştığım, silip silip yeniden karaladığım o çizgilerin hepsi artık gözümde birer çöp niteliğindeydi. Akademi benden arzuların resmini çizmemi istiyordu; oysa ben, içimde hiç tatmadığım, sınırlarını bilmediğim o çiğ ve karanlık arzuları bir türlü tuvale dökemiyordum. Koray, derin bir düşünceye dalmış halde masanın üzerinden yuvarlanıp yere düşen buruşuk kağıtlardan birkaçını usulca açtı, çizgilerimin üzerinde parmaklarını gezdirdi. "İlham olmadan, sadece teknikle çizmen zor geliyor olabilir Yıldız. Aslında aklımda bir fikir var ama ne dersin, nasıl tepki verirsin bilemedim." diyerek gözlerini bana dikti. Elimdeki kurşun kalemi masaya bırakıp meraklı bakışlarımı ona çevirdim. "Gidip tüm o günahları bizzat işlememi düşünmüyorsun umarım?" diye sordum, sesime sinen alaycı bir tonla. ​Koray ciddiyetini bozmadan masaya doğru biraz daha yaklaştı. "Bildiğim bir mekan var. Daha doğrusu adını çok sık duyduğum bir yer... İsmi Bordo. Şehrin tüm o çılgın, sınır tanımayan eğlencesi o mekandaymış. İçeride tam olarak nelerin döndüğünü ancak Tanrı bilir çünkü kapıdan girdiğin an telefon kesinlikle yasaklanıyormuş. Çok sıkı, aşılması imkansız güvenlik önlemleri varmış. Dört kattan oluşan devasa bir binaymış ama bazı katlara sadece özel erişim kartlarıyla ya da içeriden birilerinin onayıyla girilebiliyormuş. Öyle bir yerin o gizli katlarında neler sakladıklarını, insanların oralarda neler yaşadıklarını düşünemiyorum bile. İlk katı ise herkese açıkmış. Çeşitli dans geceleri düzenleniyormuş orada. Sıradan bir bara da gidebilirdik tabii ama ben orayı deli gibi merak ediyorum. Belki sen de benimle gelirsin, kim bilir, belki de aradığın o ilham orada bir yerde saklıdır." ​Söylediklerini zihnimde tartmaya, o gizemli binayı kafamda canlandırmaya çalıştım. "Yani herkesin dip dibe dans edip, kontrolsüzce alkol aldığı sıradan bir yere mi gideceğiz sırf bunun için?" diye sordum, içimdeki şüpheyi gizlemeyerek. "Bir barın tanımlarından birisi kesinlikle budur ama biz normal, sıradan bir bara gitmiyoruz Yıldız. Bordo’ya gidelim diyorum." diyerek kafasını kararlı bir şekilde salladı. Onun bu heyecanına hafifçe gülümsedim "Sen de böyle şehir efsanelerine inandın mı gerçekten Koray? Muhtemelen kendilerini piyasada öne çıkarmak, o elit havayı yaratmak için uydurdukları şeylerden ibarettir. Güzel bir pazarlama stratejisi, kabul etmek lazım." Aslında barlarda eğlenmeye, arkadaşlarımla dışarı çıkmaya karşı bir insan değildim; daha önce birkaç kez gitmiştim de. Ama bu tarz yerler hiçbir zaman içimde büyük bir heyecan ya da gitme isteği uyandırmamıştı. ​"En azından kendi gözümüzle görmüş, o efsanenin aslını öğrenmiş oluruz. Beni oraya tek başıma yollatma şimdi.Eğer ortamdan azıcık bile hoşlanmazsan, söz hemen çıkar gideriz. Hem bakarsın, günlerdir aradığın o sarsıcı resim tam da orada karşına çıkar." diyerek yalvaran gözlerle bana baktı. Koray, bu fakültedeki en yakın, en güvendiğim arkadaşımdı. Üniversitenin o yabancı ve ürkütücü ilk senesinde, resim sergisinde yanıma gelmiş ve o günden beri de hiç ayrılmamıştık. Bu zamana kadar benden neredeyse kendi çıkarı için hiçbir şey istememişti; şimdi onu kırıp geride bırakmak istemiyordum. Yine de içimde, adını koyamadığım tekinsiz bir huzursuzluk, göğsüme oturan hafif bir ağırlık vardı. "Tamam." dedim pes ederek ve yüzüme sıcak bir gülümseme yerleştirdim. "Gidip bir bakarız. Ama orada eğleneceğime dair sana kesinlikle söz vermiyorum." Benim kabul etmemle birlikte sanki dünyalar onun olmuş gibi sevinçle ayağa fırladı. "Sekizde salsa gecesi varmış. Yedide yurdun önünden alırım seni." dedi ve hızla eğilip yanağıma kocaman, minnettar bir öpücük kondurduktan sonra amfiden çıktı. Koray amfiden çıktıktan sonra masanın üzerinde kalan o darmadağın kağıtlara son bir kez baktım. İçimdeki o boşluk hissi geçmemişti ama en azından bu gece o dağınık odadan ve kafamın içindeki çıkmazdan uzaklaşacaktım. Eşyalarımı aceleyle çantama doldurup yurdun yolunu tuttum. Akşam güneşi odamın camından içeri sızarken, gardırobun kapaklarını açmış, dakikalardır öylece kıyafetlerime bakıyordum. Normalde dikkat çekmeyi seven, iddialı parçalar giyen biri olmamıştım hiçbir zaman. Benim dünyam boyalı önlüklerden, rahat kotlardan ve salaş tişörtlerden ibaretti. Fakat söz konusu yer Bordo olunca, oranın o kulaktan kulağa yayılan elit ve gizemli atmosferine uyum sağlamak zorunda hissetmiştim kendisinden önce efsanesi gelen bir mekana, sıradan bir hırkayla gidemezdim. ​Dolabın en arkasında, geçen yıl bir sergi açılışı için aldığım ama etiketini bile koparmadığım o elbiseyi gördüm. Siyah, dizlerimin hemen üzerinde biten, sırtında derin ama zarif bir dekoltesi olan saten bir elbiseydi bu. Elbiseyi üzerime geçirdiğimde, aynadaki yansımama bakakaldım. Kumaş tenime soğuk bir dokunuşla yayılırken, aynadaki kız bana hem çok tanıdık hem de bir o kadar yabancı geldi. Saçlarımı her zamanki gibi alelade bir topuz yapmak yerine serbest bıraktım; omuzlarıma dökülen dalgalar, sırtımdaki dekolteyi yarı yarıya gölgeliyordu. Makyaj masasına oturduğumda elim her zamanki şeftali tonlarındaki rujuma gitti ama tam sürecekken duraksadım. "Arzuların resmi..." diye fısıldadım kendi kendime. Eğer o mekanda ham bir duygu, çiğ bir tutku arayacaksam, oraya kendi kimliğimle değil, o dünyanın kaldırabileceği bir maskeyle gitmeliydim. Çekmecenin dibinden o güne kadar cesaret edip hiç sürmediğim, bordonun en koyu, neredeyse siyaha çalan o iddialı rujunu çıkardım. Dudaklarıma usulca sürdüğümde, aynadaki yansımamın keskinleştiğini hissettim. Bu renk, sanki gitmek üzere olduğum o gizemli mekanın adını dudaklarımda taşıyor gibiydi. ​Çantamı kontrol ettim; ne olur ne olmaz diye küçük eskiz defterimi ve birkaç kömür kalemimi de siyah el çantamın içine sıkıştırmıştım. Gözüm masanın üzerinde duran büyük resim çantama takıldı. Normalde dışarı çıkarken onu yanıma almazdım ama içimden bir ses, eğer bu gece o ilhamı bulursam sabaha kadar durmadan çizmek isteyeceğimi söylüyordu. Saat tam yediye yaklaşırken telefonum titredi. Koray’dan gelen "Aşağıdayım, hazırsan çıkalım. Eğlence bizi bekler!" mesajıyla derin bir nefes aldım. Resim çantamı omzuma asıp odadan çıkarken içimdeki o tekinsiz heyecan dalgası kalbimin ritmini çoktan hızlandırmıştı. Merdivenlerden inerken kendi kendime mırıldandım: Sadece bir saat kalacaktık, o resmi zihnime kazıyacak ve hemen yurduma dönecektim. Yurdun kapısından dışarı adımımı attığımda, Koray’ı ailesinden kalma o emektar, kendine yeten küçük arabasının önünde dikilmiş, sigara içerken gördüm. Beni fark ettiği an elindeki izmariti hızla yere fırlatıp söndürdü ve gözleri hayranlıkla büyüdü. "Vay canına, sen çok güzel olmuşsun Yıldız. Seni ilk kez üzerinde tek bir boya lekesi bile olmayan bir kıyafetle görüyorum." dedi samimi bir şaşkınlıkla. Övgüsü karşısında yanaklarımın hafifçe kızardığını hissettim; bu elbiseyi seçerken doğru mu yaptım emin değildim ama onun bu tepkisi içimi rahatlatmıştı. "Mekanı o kadar büyük bir heyecanla anlattın ki, oranın atmosferine uygun olmak istedim." diye bir açıklama yaptım kendimce. Koray, her zamanki centilmenliğiyle hızla öne atılıp arabanın kapısını benim için açtı. Koltuğa yerleşirken kucağıma yerleştirdiğim o büyük resim çantamla birlikte emniyet kemerimi bağladım. Koray da şoför koltuğuna oturup motoru çalıştırdıktan sonra bana doğru son bir bakış daha attı. Aynayı aşağı indirip dudaklarımdaki o koyu bordonun pürüzsüz durup durmadığını kontrol ederken, içten içe beğenilmenin verdiği o tatlı hissin tadını çıkarıyordum. "Kimliğin yanında değil mi? Kapıda çok sıkı bir kimlik kontrolü yaptıklarını duydum." dedi gaza basıp yola koyulurken. "Evet, evet yanımda. Resim çantamın gözüne koydum." diyerek onu sakinleştirdim. ​Koray yolda her zamanki gibi oldukça dikkatliydi, arabayı asla hızlı sürmez, riske girmezdi. Kampüsün o tanıdık ışıklarından çıktıktan sonra yaklaşık on beş dakikalık bir sürüşün ardından, şehrin ışıltılı caddelerinden sapıp oldukça köhne, loş ve tekinsiz görünen bir ara sokağa doğru arabayı kırdı. Sokağın kasveti, gitmek üzere olduğumuz yerin gizemini daha da artırıyordu. "Ben buralarda bir yerde park yeri arayacağım. Sokak çok dar, sen istersen burada inip beni bekle, hemen geliyorum." dedi arabayı sağa yanaştırırken. Teklifini başımla onaylayıp kapıyı açtım. Aşağı inmeye hazırlanırken endişeli bir ses tonuyla seslendi. "Dikkatli ol, sakın bir yere ayrılma, hemen geliyorum." Onun bu korumacı haline hafifçe gülümsedim, "Biber gazım her zaman yanımda, merak etme." diyerek güven verdim ve kapıyı kapattım. ​Koray’ın arabasının sokağın loşluğunda gözden kayboluşunu izlerken, gecenin ayazı tenime işledi. Hava iyice serinlemişti. Koluma aldığım paltoyu aceleyle üzerime geçirirken, sırtımda aniden keskin bir ürperti hissettim; sanki karanlığın içinden bir çift göz beni pürüzsüzce izliyordu. Rahatsız edici bir histi bu. Tedirginlikle kafamını kaldırıp etrafı taradığımda, sokaktaki o ağır sessizliği yırtarak önümden son sürat geçen bir motordan başkasına rastlayamadım. Motor öyle büyük bir gürültüyle ve o daracık sokakta öyle akılalmaz bir hızla geçip gitmişti ki, rüzgarı elbisemin eteklerini savurdu. Arkasından bakarken, bu dar sokakta bu kadar düşüncesizce ve tehlikeli şekilde motor sürmesine içimden büyük bir öfkeyle sinirlendim. Birkaç dakikalık bekleyişin ardından Koray yanıma geldi. Kolunu usulca omzuma dolayarak mekanın kapısına doğru yürümeye başladık. Kapıdaki o şahin gözlü korumalar, omzumdaki devasa resim çantamı gördüklerinde anlık bir tereddüt yaşasalar da Koray’ın kimliklerimizi uzatması ve içerideki salsa gecesine biletli olduğumuzu belirtmesiyle sorun çıkarmadılar. Girişte topladıkları telefonlarımızı ismimizin yazılı olduğu poşetlere koydular ve kolumuzun iç kısmına görünmez mürekkeple damgalarını bastılar. Ağır, siyah kadife kapı arkamızdan kapandığı an nefesim kesildi. Gözlerimin bu loş, kandan fırlamış gibi duran ortama alışması için Koray’ın elini sıkıca tutup birkaç saniye durakladım. Devasa zemin kat, kelimenin tam anlamıyla kırmızının mutlak esareti altındaydı. Aşağıdan yükselen bas sesleri ise müzikten ziyade, mekanın kendi kalp atışı gibiydi; içeri girdiğim an göğüs kafesimde öyle güçlü bir baskı hissettim ki, kendi kalbimin sesini unutup Bordo’nun ritmine göre nefes almaya başladım. Koray beni heyecanla sahneye yakın bir noktaya doğru çekerken, kalabalığın arasından sıyrılıp barın ve sahnenin kesiştiği o hareketli alana gözlerimi diktim. Tam o sırada, sahnenin hemen yanındaki locaların önünde dikilen sarışın bir kız dikkatimi çekti. Üzerinde ipek, kırmızının tonlarında elbise vardı ve saçları hafifçe dağılmıştı. Etrafındaki görevlilere, barmenlere öyle buyurgan, öyle kibirli emirler veriyordu ki, buranın sadece çalışanı değil, doğrudan sahibi ya da çok yakın bir parçası olduğu aşikardı. Çenesini dik tutuşu, insanlara yukarıdan bakan o umursamaz gözleri onda tekinsiz bir güç olduğunu fısıldıyordu. "Şuna bak." diye mırıldandım Koray’ın kulağına doğru. Gözü bara takıldı. "Sana içki alıp geliyorum. Bu gece seçimlerime ayak uydurmak zorundasın." dedi elini belime koyarak. Sahneye çıkan dans eğitmenlerinin ilk dinamik adımlarıyla birlikte o ağır bas sesleri yerini kıvrak, ateşli bir salsa ritmine bıraktı. Spotlar pisti tamamen bordonun en çiğ tonuna boyarken, insanlar çılgınca dans etmeye, ritmin içinde kaybolmaya başladılar. Ben Koray'ı beklerken çantamdan küçük eskiz defterimi çıkarıp o terli tenleri, ritme kapılmış bedenleri hızla karalamaya başlamıştım ki, mekanın o hipnotize edici büyüsü acı bir çığlıkla bıçak gibi kesildi. ​Müzik hala son ses çalıyor, insanlar dans ediyordu ama yukarı katları zemin kata bağlayan o devasa, siyah mermerden oyulmuş döner merdivenlerin başında bir hareketlilik belirdi. Yukarıdan, Bordo’nun o gizemli ve yasak katlarından aşağıya doğru bir kız koşuyordu. Üzerinde sadece beyaz, incecik bir gecelik vardı. Ancak o geceliğin neredeyse yarısı taze, sıçramış kanlarla kaplıydı. Kızın elleri, kolları kıpkırmızıydı. Merdivenlerin basamaklarına tutuna tutuna, dengesini kaybederek aşağı doğru inerken yüzündeki o dehşet ifadesi kırmızı spotların altında adeta bir kabus gibi parladı. Kız, merdivenin son basamaklarında yere yığılırken, ellerini çılgınca havaya doğru savurdu ve tüm salonu titreten dehşet dolu, hırıltılı bir sesle haykırdı: ​"Yukarı çıkmayın.. Orası lanetlenmiş... Burası göründüğü gibi değil, kaçın buradan!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD