Akgün’ün gözleri gözlerimin içine çakılıydı. Sertti bakışı. Kararlıydı. Ama bir yandan da içinde bir sızı vardı sanki. Beni hem çözmeye çalışıyor hem de çözülmek istemiyor gibiydi. “Çağla…” dedi sessizce. Başımı hafifçe yana çevirdim. Yüzüne bakmadan yanıtladım. “Yaşıyor mu?.” Kelimelerim donuktu. Ne hissettiğimi ben bile bilmiyordum. Kafamın içinde karmaşık şeyler dönüyordu. Yüreğim titriyordu ama yine de gururumu yerden alıp karşısına koymuyordum. “Bilmiyorum…” dedi Akgün. Sesi daha da kısıldı. Gözleri bir an etrafta gezindi. Sonra bir anda yaklaştı. O kadar yakındı ki nefesini yanağımda hissettim. Kulağıma doğru eğildi, fısıldar gibi ama tehdit kadar keskin bir tonla konuştu: “Onu bulduğum yerde vurdu adamlarım. Ben de yakaladığımda vurdum onu. Ama bir şekilde kaçtı… Ama yaşatmaya

