İçimde büyüyen, göğsüme oturan, nefesimi daraltan tek şey buydu. Akgün’ü karşımda gördüğüm an, içimde ne varsa buz gibi oldu. Ellerim yumruk oldu, yutkunamadım bile. Kaç gecedir zihnimde dolanıp duran, kim olduğunu çözemediğim o maskeli adamın sesi… Akgün’ü andırıyordu ama o an, o korku içinde fark edememiştim. Sesini değiştirerek konuşmuştu. Kandırmıştı beni. “Akgün…” dedim. Bana cevap vermek yerine sessizce bakmaya devam etti. “Sen…” dediğimde nefesim kesildi. Dişlerimi sıktım, ona nefretle baktım. Akgün ise umursamaz bir ifadeyle yanındaki kıza döndü. “Şule, sen içeri geç. İlaçları getir.” Şule başını salladı, gözlerini benden kaçırarak hızla kapıdan çıktı. Kapı kapandı. Ve Akgün yavaşça bana doğru yürümeye başladı. Nefesim hızlandı. İçimde tarifsiz bir öfke ve korku vardı.

