KARAKURT KONAĞI

1451 Words
Bazı anlar vardır… Kavuşmayı beklediğin insanlar hep seninledir. Ama yine de içinde bir hasret büyür; yıllar geçtikçe derinleşir insanın yüreğinde. "Hamit, ağam, ne oldu?" Daldığı düşüncelerden sıyrılıp Hamit’e döndü. Derin bir nefes aldı. "Özlemişim buraları… Çocukluğumu, konağımı…" Gözleri etrafı tararken zihni geçmişe kaydı. Çocukluk anıları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Adamlarına geride kalmaları için işaret verdi. Hamit, ağasının yanında yürümeye devam etti. "Ağam," dedi manidar bir sesle. Tahir dalgın gözlerle yürüyordu. Hamit’in sesi onu kendine getirdi. "Hımm?" "Bana..." dedi Hamit ama cümlesini tamamlamadı. Tahir duraksayıp ona ters ters baktı, derin bir nefes aldı. "Aklım bir yerde kalmadı, Hamit. Ailemi özledim… Şimdi fark ediyorum," dedi iç geçirerek. Sonra adımlarını hızlandırdı. "Onlara ne söyleyeceğimi düşünüyorum," diye ekledi. Birkaç adım kala durdu. Gözleri parladı. Çocukluğu, o eski günler zihninde yeniden canlandı. Karakurt Konağı'nın önüne geldiklerinde, üç katlı eski yapının heybeti karşılarında yükseliyordu. İçeriden sesler geliyordu. Yaz günüydü; avluda her zaman olduğu gibi yemek yeniyor olmalıydı. Tahir, konağın büyük kapısına doğru yaklaştı. Tokmağı tutmadan önce bir an duraksadı. Derin bir nefes aldı. Sonra kısık bir sesle mırıldandı: "Hayırlısı olsun, Hamit ağabey." Ve kapının tokmağına güçlü bir vurdu. Avlunun kapısı açılınca Aysun kapıda belirdi. “Buyur ağam,” diyerek kenara çekildi. Başı dik bir şekilde konağa giren Tahir, gözleriyle etrafı taradı. Abisi, kız kardeşleri, herkes ona tebessümle bakıyordu. “Emmi!” diye bağıran Mutlu, sevinçle üzerine koştu. Tahir, yeğenini havaya kaldırıp neşeyle iki tur döndürdü, sonra sımsıkı sarılıp yanaklarından öptü. Cavidan Hanım mutluluktan ağlıyordu. Evladı memlekete, hem de temelli dönmüştü. Şalının ucunu gözlerine götürüp yaşlarını sildi. “Oğlum,” dedi, sesi titriyordu. Tahir, o an yeğenini bırakıp üç koca adımda annesinin yanına vardı. “Anam,” diye fısıldayarak ona sarıldı. Koca cüssesine rağmen annesinin boyuna eğildi, gözleri ışıldıyordu. Derin bir nefes alıp annesinin kokusunu içine çekti. Avlunun bir köşesinde babası, yüzünde hafif bir tebessümle izliyordu onu. Ters ters baksa da içten içe sevinçliydi. Oğlu artık gözünün önünde olacaktı, en azından omuzundaki yük biraz hafifleyecekti. Düşüncelerinden sıyrılıp kendine geldiğinde, “Hanım, bir bırak da biz de sarılalım evladımıza,” dedi Aman Bey, yarı şaka yarı ciddi. “Bir sarılayım, hasret giderelim. Sonra sen sarılırsın,” diye ekledi Ertuğrul Ağa. Karısına kısa bir bakış attıktan sonra gözlerini oğluna dikti ve elini uzattı. Tahir, bir an duraksadı ama sonra babasının elini öpüp başına koydu. “Berhudar ol oğlum,” dedi Ertuğrul Ağa, ardından elini omzuna koyarak sıktı ve oğlunu kendine çekip sarıldı. Tahir’in içinde bir sıcaklık belirdi. Babasına ne kadar kızgın olsa da o an, tüm kırgınlığı bir anlığına hafifledi. Her şey o an uçup gitmişti. Babasından ayrılırken, Ertuğrul Ağa tok sesiyle, "Durun, kimse hoş geldin demesin, sizin hoş beşiniz bitmez, yemekler soğudu," dedi. Ailenin diğer fertleri de ona hak vererek sofraya oturdular. Akşam sofrasında herkes, göz ucuyla Tahir’e bakarak, yüzlerinde hafif bir tebessümle yemeklerini yedi. "Emmi," dedi Mutlu, gözlerini Emmi’sine dikerek. "Artık gitmeyeceksin, değil mi?" Saniyelik bir sessizlik oldu. Tahir, "Yok amca, gitmeyeceğim," diye yanıtladığında sofradakilerin içi rahatladı. Cavidan Hanım kaşığını bırakıp "Allah'ıma çok şükür," diyerek ellerini semaya kaldırdı. "Sonunda dualarımı duydu Rabb'im," diye ekleyip elini yüzüne sürdü. Sofradakilerden birkaçının dudaklarına sıcak bir tebessüm yayıldı. Tam o sırada konağın kapısı bir kez daha çalındı. Cavidan Hanım, kimin geldiğini anlamıştı. Kalbi hızlanarak heyecanla, "Geldi!" dedi. Anne yüreği, sesiyle herkese Mahir’in geldiğini hissettirmişti. Akşam vakti bir kapı çalındığında, evin erkeklerinden biri açardı. Manas, sandalyeyi geriye iterek ayağa kalktı. "Ben bakarım," diyerek kapıya yöneldi. Kapıyı açarken gözlerini devirdi. Karşısında kardeşini görünce, yüzünü dikkatle süzdü. Mahir’in temiz ve düzgün görünüşü onu şaşırtmıştı. Her gün onu perişan bir hâlde görmeye alışkındı. Bu kadar toparlanmış olmasına şaşırsa da, kardeşini böyle görmek içini biraz olsun rahatlattı. Mahir kaşını hafifçe kaldırarak abisine dik dik baktı. Hafif bir alayla, "Abi, kapıdan geçecek misin?" diye sordu. Kafasının içindeki sesleri susturmaya çalışarak yüzüne sahte bir tebessüm kondurdu. Aynı cümleyi bu kez biraz daha vurgulu tekrarladı: "Ağabey, kapıdan geçecek misin?" Manas iç çekerek kenara çekildi. "Geç, oğlum, geç!" diye söylendi. Yol açılınca Mahir adımını içeri attı. Mahir kapıdan içeri girince, “Ooo, benim yakışıklı kardeşim gelmiş!” diyerek Tahir’e doğru adımladı. Aile, Mahir’i böyle düzgün ve toparlanmış bir halde görünce şaşırmış, ama memnun olmuştu. “Kardeşim!” diyerek Tahir’e sarıldı, sırtını sıvazladı. Gülümseyerek geri çekildiğinde, gözlerinde hasretin sıcaklığı vardı. “Seni hangi rüzgar attı buralara?” diye sordu. Mahir, Tahir’i ailede herkesten çok severdi. Bir kez daha sarıldılar, ayrılığın ağırlığını üzerlerinden atarcasına. Anneleri gözleri yaşlı bir halde, iki oğluna bakarak derin bir iç çekti. Ertuğrul Ağa, yumruk yaptığı elini ağzına götürüp hafifçe öksürerek dikkatlerini çekti. O da evlatlarını bir arada görmekten mutlu olmuştu, ama duygularını kelimelerle değil, duruşuyla belli edenlerdendi. Tok sesiyle, “Otursana Mahir, sofraya!” dedi. Cavidan Hanım, “Kızlar, Mahir’e de tabak getirin!” dediğinde, Mahir başını iki yana salladı. “Yok ana, ben tokum,” diyerek gözlerini tekrar kardeşine çevirdi. Hafifçe gülümseyip, “Sen yemeğini ye, sonra konuşuruz,” dedi ve göz kırparak köşedeki oturma minderlerine geçti. Tahir, kaşı hafif kalkık, “Buna ne olmuş?” diye mırıldandı. Sofraya geri oturduğunda, abisi Manas’la göz göze geldi. Manas, hafifçe başını eğerek, “Sonra anlatırım,” der gibi baktı. Tahir, abisinin böyle gözleriyle konuşmasını seviyordu. Mahir, minderlere yaslanıp ailesini süzdü. Alaycı bir ifadeyle etrafına bakarken, başını kaldırıp gökyüzüne çevirdi. Gözlerini kapatıp, gündüz sevdiği kızın geçtiği yolları gözünün önüne getirdi. Dudaklarının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı. İç çekip, “Az kaldı,” diye fısıldadı. Sonra başını arkaya yaslayıp, kollarını iki yana bırakarak gözlerini kapattı. Tahir, yemekten sonra abisiyle sarılıp, "Hoş geldin koçum," dedi. Abisi, yüzünde bir tebessümle kardeşini kucakladı. Kız kardeşleriyle gülüşüp sohbet ettiler. Babalarının yemekten sonra "Hoş geldin" faslına katılamamasına üzülmüş olsalar da, yemekten sonra iki kız kardeşiyle bol bol sarılıp hasret giderdi. Yengesi, "Hoş geldin, Tahir," diyerek yerine geçti. Ertuğrul Ağa, yüzünde bir tebessümle, "Ee oğul, anlat bakalım, ne oldu da böyle geri dönüşe karar verdin?" diye sordu. O an Hamit ile göz göze gelen Tahir, bakışlarını babasına çevirdi ve kararlı bir ses tonuyla, "Baba, az çok biliyorsun durumları. Senin kulağına da haber gelmiştir, biliyorum," dedi. Ertuğrul Ağa, elindeki tesbihi çekerken bir yudum kahvesinden alıp fincanı yerine bıraktı. Başını sallayıp, yüzünde hafif bir gülümsemeyle, "Biliyorsun, her yerde elim kolum var, oğul," diyerek konuşmasına devam etti. Tahir de yüzünde bir tebessümle, "Bilmez miyim ağam?" dedi ve göz ucuyla Hamit'e baktı. Ortamın havası ağırlaşırken Mahir, konuyu dağıtmak istercesine, "Ee kardeşim, gönül işleri nasıl gidiyor?" diye sordu. Tahir, içtiği kahvenin boğazına kaçmasıyla öksürmeye başladı. Canay tiz sesiyle, "Abi!" diyerek ayağa kalktı, beline vurup ona su içirdi. Tahir, suyunu içtikten sonra, "Oğlum, bu patavatsızlığı ne zaman bırakacaksın?" diye çıkıştı. Canay da abisine ters ters bakarak, "Ah Mahir abi, ah! Ne zaman bırakacaksın böyle birdenbire soru sormaları?" dedi. Mahir, kaşlarını havaya kaldırıp pişkin bir ifadeyle, "Kız, ne oluyor? Sanki 'Abini öldürdüm, sevdiği var mı?' dedim," diyerek gülümsedi ve arkasına yaslandı. Manas, "Ulan, döverim ben bunu!" deyince Mahir gülerek, "Aman abi, sen de beni dövmeyi ne kadar seviyorsun?" dedi. O sırada avluda kahkaha sesleri yükseldi. Ertuğrul Ağa, "Ya Allah!" diyerek yerinden kalktı ve odasına yöneldi. Avlu, her zamanki gibi hareketliydi. O, tüm evlatlarının bir arada olmasını sevse de, Mahir'in deli dolu hallerine rağmen bir evlat olduğunu düşündü. Yukarı çıkıp odasına girdi, kapıyı kapattı. Aşağıdaki sesler daha da yükselmeye başlamıştı. Ertuğrul Ağa'nın ardından kalkan Cavidan Hanım da odasına çıktı. Üzerini değiştirip yatağa girdiğinde, kocasına dönerek, "Ee hatun, bir de senden dinleyeyim. Aysun kadın ne diyor? Bir bilgisi var mı, bu hayta neden temelli dönüş yapmış?" diye sordu. Cavidan Hanım iç çekerek, "İşlerinin yolunda gitmediğini, ihaleyi kazanamadıklarını söylemiş. Hamit, 'Kalk ağam, memlekete gidelim. Hiç yoktan burada kimin ne olduğunu biliyorsun,' deyince kalkmış gelmişler işte. Geldiği gibi de iş bağlamışlar. Aysun da ancak bu kadarını biliyor," dedi. Ertuğrul Ağa, Hamit’in söyledikleriyle Aysun’un anlattıklarının örtüştüğünü görünce, "Tamam hatun, tamam," diyerek konuyu kapattı. Yataklarına girip uyku pozisyonuna geçti, elini yüzüne koydu. İçinden, Ne olursa olsun, artık Tahir de burada, diye düşündü ve yüzünde bir tebessümle uykuya daldı. Manas, karısına ve kızına baktığında, uyumak üzere olduklarını fark etti. Sesini kısıp, "Zeyda," diye seslendi. Zeyda, uykulu bir hâlde, "Hımm?" diye cevap verdi. "Kalk güzelim, sizi eve bırakayım. Ben de biraz Mahir’le, Tahir’le otururum," dedi. Zeyda hafifçe gülümsedi. "Anladım kocam," diyerek zarif bir sesle karşılık verdi. Manas, "Kalk kadın, kalk," diyerek elini uzattı. Aynı avlu içinde farklı bir yerde bulunan iki katlı evlerine doğru yürüdüler. Mutlu’yu babası kucağına aldığında, beşikte cibindirik içinde küçük Mahir uyuyordu. Oğlunu Zeyda kucağına aldığında, emziği ağzında, yüzünde gülücüklerle uyuyordu. Küçük Mahir... "Oy anan kurban sana," diyerek başını öpen Zeyda, yüzünde bir tebessümle herkese iyi geceler dileyerek eve geçti. Mahir, abisinin küçük ailesini gördükçe gıptayla bakıyordu. İçinden, Yakın… diye düşündü. Tahir, kardeşine dönüp, "Abi, sana önemli bir şey anlatacağım," dedi. Mahir, "De bakalım, aslanım," diye karşılık verdi. Tahir, kardeşinin omzuna elini attı. Tam, "Benim gönlümde bir kız var," diyecekken Manas tekrar ortama döndü. "Kalkın aslanlar!" dedi. Mahir, kardeşine dönerek, "Sonra konuşuruz," dedi. Tahir başını salladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD