İstanbul'u terk ederken arkalarına baktılar. Arabada sessizlik hakimdi. Tahir önde, arabayı süren Hamit'e bakarak, "Haber gelecekti, o iş ne oldu?" dedi. Hamit, yüzünde pis bir sırıtışla arabanın göğsünden dosyaları alıp arkadakilere uzattı.
"Buyur ağam," deyip önüne döndü. Hamit, arabanın dikiz aynasından Tahir'e bakıp zafer gülüşüyle başını salladı ve yoluna devam etti.
Aysun, bu ikilinin üzerinde gözlerini gezdirip neden bu kadar mutlu olduklarını merak etti. "Hamit, Tahir, neler oluyor? Âşıklar gibi gözlerinizle anlaşıyorsunuz, gülüyorsunuz," deyince dilini ısırmak istedi.
Tahir, kaşlarını kaldırarak, "Sahi mi abla, biz de kimse anlamasın aşkımızı diye çok uğraştık," dedi. Hamit, "Lannn!" diyerek lafa girdi. Aysun ve Tahir kahkahalarla arabanın içini doldurup dışarıya kadar taşırdılar.
Arabanın tekerlekleri yolu öyle akıp gidiyordu ki asfaltta geçen hızlı arabalar yanlarından geçerken, yorucu yolculukla beraber Hamit'in de yorulduğunu anladı ve dinlenme tesisine arabayı çekti.
Arabanın durmasıyla Tahir gözlerini hızla açarak etrafa bakındı. "Geldik mi?" dedi. Ağzının kuruduğunu anlayıp su aradı, arabanın yan cebinde suyu görünce açıp içti. Şişeyi Aysun'a uzatıp, o da suyu içince yüreğinin yandığını anladı.
Hamit, "Ben bir küçük su döküp geleyim, ağam," deyip arabadan çıkarken, Tahir "Nerdeyiz?" deyince "Aksaray sınırındayız, ağam," deyip arabadan indi.
Lavaboların olduğu tarafa koşarak helaya gidip işlerini halledip çıktı. Elini yüzünü yıkadıktan sonra kendine gelen adam aynaya bakıp pis bir sırıtışla arkadaki enkazı düşündü. Sağlam bomba bırakmışlardı. Yanından geçen gence, "Gel bakalım yakışıklı, buraya yakın lokanta veya yemek yiyeceğimiz bir yer var mı?" dedi. Genç çocuk, "Abi, çok uzak değil, yakında değil. Yarım saat sonra ulaşabileceğiniz hem lokanta hem de dinlenmek için pansiyon var," dedi. Gencin omzuna vurarak, "Tamam koçum, eyvallah," deyip arabaya bindi.
Arabaya binip, "Ağam, yarım saatlik mesafede dinlenmek için otel ve lokanta varmış; oraya gidelim, bir yemek yiyip ne yapacağımızı konuşalım," dedi. Elini yüzünü sıvazlayan Tahir, "Tamam abi, bir yemek yiyelim de konuşalım," deyip eliyle "devam" işareti yaptı. Araba hareket ettiğinde, yarım saatlik yolun sonunda otoparka giriş yapıp arabadan inen üçlü, lokantaya doğru yürüyüp burunlarına gelen kokuyla bayağı aç olduklarını hissettiler.
Tahir, "Ben bir lavaboya gidiyorum," deyip lavabolar tarafına gidip işlerini halledip geldiğinde sandalyeyi çekip oturdu. Tahir, Aysun ablasını göremeyince lavaboya gittiğini anladı.
Resmen gazetelerde kaç kişi yakalandı, benim şerefsiz ortağım da yakalandı, ihale iptal olmuş. Ağabey sen kimlerle ne konuştun?
"Valla abi, senden bir korkmadım değil yani," deyip arkasına yaslanıp etrafa göz attı. Tahir, Hamit'in yüzünde pis bir sırıtışla arkasına yaslanıp, "Eee oğlum, boşuna birçok kişiyle arkadaş olmadık. Bir gün dönersen İstanbul'a, Seyit Atmaca'yı ziyaret etmemiz kâfi,"
Bu meseleleri Aysun kadının yanında konuşmayacaklardı yoksa Tahir biliyordu hem anasına babasına ulaşacağını.
Aysun gözlerini kısarak, "Demin siz ne konuşuyordunuz, ben gelince sustunuz?" deyip sandalyesini çekip oturdu. Kadın, ikiliyi göz gezdirerek süzdü. "Ne olacak abla, sen de iyice sorgu amiri oldun başımıza," deyip Hamit ile göz göze geldi.
"İstanbul'daki işleri konuşuyorduk," dedi. Arkalarındaki enkazı düşündükçe yüzlerinde imalı bir gülüş belirdi. Dudağının kıyısında başını sallayarak, "Öyle işte abla," diyerek konuyu kapattılar. Hamit elini kaldırıp garsona "gel" işareti yaptığında, genç kız gelip "Buyur efendim," deyip "Ne alırdınız?" dedi. Hamit, buranın aile işletmecisi olduğunu ilk lokantaya girdiklerinde anladı. "Kızım, sofrayı donatın," dediğinde, kız başını sallayıp "Tamam efendim," deyip gitti.
Aksaray'ın en meşhur yemekleri önlerine geldiğinde yemeye başladılar. Tahir etrafa bakıp, "Güzel, sıcak aile yeri," deyip Aysun'a, "Ay evet oğlum," dedi. Aysun yemeğini yemeye başladı. Hamit, ikiliyi onaylarcasına başıyla, ağzı dolu bir şekilde yemeğini yedikten sonra, "Öyle valla," dedi. Aysun, "Asıl lezzet Gaziantep'te," deyince iki adam da yüzlerinde tebessümle başlarını salladılar. Yemeklerini yiyip çaylarını içtikten sonra, "Ne yapalım ağam?" dedi.
"Hamit yola devam edelim, arabayı ben sürerim sen de biraz dinlenmiş olursun," de. "Olur, ağam," deyip çaylarını içip kalktılar; yol uzundu. "Ay, benim küçük bir işim var," deyince ikilinin bakışı Aysun'a kaydı. Yüzlerinde tebessümle koca kadına bakıp, "Tamam abla, bekliyoruz, sen işini hallet," dedi Tahir. Cebinden çıkardığı sigarayı Hamit'e uzattı. Giden kadının ardından bakan ikili, sigaralarını yakıp, Hamit gözlerini kısarak, "Eee, ağam, nasıl hissediyorsun kendini?" dedi. Sesli nefes alıp bıraktı Tahir. İçine çektiği sigarayı üfleyerek, "Bilmiyorum, ağabey. Alışmıştım oralara, buraya böyle dönmek... Ne bileyim," deyip omuzlarını indirip kaldırdı. "Alışacağım, yapacak bir şey yok," deyip, "Sen de oğluna kavuşuyorsun işte, ağabey" dedi.
"Ağam, beni biliyorsun, ben her zaman konuşuyorum oğlumla. Ayda bir memleketteyim," dediğinde, oğlunu özlediğini anladı Hamit. Yüzünde buruk bir tebessümle sigara izmaritlerini atıp, ayaklarıyla çiğnedikleri sırada Aysun da gelince arabaya binip yola çıktılar.
Gaziantep sınırlarına geldiklerinde Hamit uyanmış, gün ağarmaya başlamıştı. Gerim gerim gerilerek, "Neredeyiz, ağam?" kendine gelmeye çalıştı.
"Geldik ağabey, birazdan otele geçelim, işleri halledip ondan sonra konağa geçeriz," dedi. Seslere uyanan kadın, "Geldik mi?" dedi; gözleri hem ışıldadı hem de dolmuştu.
"Geldik abla, geldik," dedi. İçtiği sigara izmaritini atıp Tahir gözlerini devirip, "Hadi iniyoruz," deyince arabadan inip otele giriş yaptılar.
Hamit konağa geçip Aysun'u bıraktı; oğlu okulda olduğu için göremedi. Konaktaki herkesi de soru işaretleriyle bırakıp otele dönmeden giyimciye geçip, ağasının fiziğini bildiği için siyah takım ve birkaç kıyafet daha aldı. Kendini de boş geçmeyip bir iki takım da kendine aldı. Adamlarda hazırdı. Otele kendisi de geçip işlerini halletti.
---
Genç adam otele giriş yapıp resepsiyondan anahtarı alarak odasına çıktı. İçeri girer girmez üzerinde ne varsa çıkarıp hemen kendini banyoya attı. Üzerinden sular akarken İstanbul'daki son olayları düşündü. Bu, onun için bir arınma gibiKahvaltı için telefonu alıp resepsiyonu arayarak kahvaltı istedi. Ancak burada hâlâ işler gelişmediği için konuk ağır misafir olunca istedikleri yukarı çıktı. Kahvaltısını yaptığında Hamit de gelmişti. O da kahvaltısını yapıp otelin sahibi olan Turgut Bey'le konuşup iş yapacaklardı.
Kapısının çalınması üzerine "Girin," dediğinde, "Abi, misafirlerin geldi," diyen genç adam, "Al oğlum içeri," deyip kendisi de ayağa kalktı ve misafirlerini karşıladı. "Hoş geldiniz," deyip elini uzattı genç delikanlıya. Biraz onun genç versiyonu gibiydi, yüzünde tebessümle. Turgut AĞIRBAŞ Tahir KARAKURT," deyince Turgut, "Ooo ağam, sizinle iş yapmak büyük bir lütuf. Sizin gibi gençlere ihtiyacımız var.
Haberi duyduğumda şaşırmadım da değil, yani sizinle güzel işler yapacağımızdan emin olabilirsiniz," dediğinde Tahir, emin duruşuyla başını sallayarak buradaki insanların mayasını az çok bilirdi, yanlış yapmayacaklarını da...
İkili için geçen toplantı bayağı verimli geçmişti. Akıllarda soru işaretleri kalmadan imzalar atıldı, eller sıkıştı.
Turgut misafirini gönderip diğer misafirlerinin yanına giderken Tahir de kendi konağına geçti.
Bu iki Ailenin tanışması bir toplantıda başlayıp Ailevi meseleleri ile gün yüzüne
çıkacak sırlar gerçekler...