Ayaklarım çamura bata çıka koşarken dallar kollarımı çiziyor, saçlarım yüzüme yapışıyordu. Her adımda gelinliğim biraz daha yırtılıyor, ayaklarım dikenlerle kanıyordu. Ama duramazdım. Durursam, yakalanırım. “Dur Nisan!” diye yankılandı Emre’nin sesi arkamdan. O sesi duymak bile midemi bulandırıyordu artık. Koşmaya devam ettim. Kollarım yanıyordu, bileklerimde hâlâ ip izleri vardı. Nefesim kısaydı, ciğerlerim sanki her adımda biraz daha daralıyordu ama bu kaçış, nefesimi geri getirmenin tek yoluydu. Bir anlığına durup çevreme baktım. Ağaçlar alabildiğine sık, gökyüzü görünmüyordu. Doğru yolda mıydım? Burası neresiydi? Hiçbir fikrim yoktu. Ama Emre’nin uzağında olmak, en doğru yerdi şu an. Adımlarımı yavaşlattım. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Bir ağacın gövdesine yaslandım, ciğerlerim

