Sabah, uyanır uyanmaz yan odadan gelen o ağır, sessiz varlığı hissettim. Atlas’ın bana “koruma” diye dayattığı adam. Koruma kelimesi kulağa Atlas’ın düşündüğü kadar masum gelmiyordu; daha çok gözetim, daha çok pranga… Kahvaltı masasında bile gözlerini üzerimden çekmiyordu. Çatalımı masaya bırakıp su içtiğim an bile fark ediyordu. Sanki nefes alışımın temposunu ezberlemişti. Gün boyu adımlarımı onun gölgesi izledi. Salona geçtiğimde kapıda, mutfağa yöneldiğimde koridorda… Beni bir adım geriden izleyen, tek kelime etmese de sessizce “kaçmaya kalkarsan görürsün” diyen bakışları vardı. Gün içinde birkaç kez yalnız kalmak için bahaneler uydurdum ama hepsi duvara çarpıp düştü. “Çarşıya çıkmam lazım.” “Ben de sizinle gelirim, Nisan Hanım.” “Kütüphaneye gideceğim.” “Kapıya kadar eşlik ederim

