Bir Civan kolay yetişmiyor...

1138 Words
CİVAN ACAR Annem ve babam iyi ki Delil ve Derin'in yanına gittiler. İkisi de babamın yolundan gidip doktor olmaya karar verdiler. Ama babamdan daha çok çalışıyorlardı. Alanlarında uzmanlaşmak istiyorlarmış ve doğu da uzak bir ilde görev yapıyorlar. İkisi de hala bekar babamın demesine göre onlar işleriyle evlenmişler gibi düşünüyorlarmış. Dilan benim nasıl ikizim? Nasıl öyle bir laf söyleyip Rüya’yı üzer... Akşam eve geldiğimde Emel olan biteni anlattığında şok oldum. Bir yandan annemin burda olmamasına sevindim. Bir yandan da annem burada olsa ona akıl verirdi diye düşündüm. Ben Dilan’ın hanımağa mertebesine heveslendiğini biliyordum ama bu kadar gözü döneceğini hiç düşünmemiştim. Bir yandan annemin burada olmamasına sevindim. Böyle bir sözü duysaydı Dilan’ı susturana kadar uğraşırdı. Bir yandan da “Anne burada olsa, Dilan’ın aklını bir güzel toplardı,” diye düşündüm. Ama en çok düşündüğüm şey… Ağalık... Evet, herkes birilerini işaret ediyor; Zinar’ı, Burak’ı, hatta bazen Rojhat’ı bile. Ama kimse gerçekleri söylemeye cesaret edemiyor. Bu aşireti kim toplayacak? Bu konağı kim ayakta tutacak? Kim kavgalara, entrikalara, yangınlara, ihanete rağmen dik durabilecek? Ben biliyorum ki… Civan Ağa... Evet, yanlış duyan yok. Kendime Ağa demiyorum, ama Ağa olmaya en uygun olan benim. Çünkü ben ne hırsla yanıyorum ne de koltuk için gözüm dönüyor. Ben bu evi de, bu aşireti de içinden biliyorum. Bilmeyen yoktur, herhalde benim ismim bile aşiretin başında ki dedemden geliyor. Ona yakışır bir ağa olmam lazım, Berzan Ağa’yı da Civan Ağa’yı da yattığı yerde utandırmamam lazım. Zinar hırslı. Burak kırılmış. Rojhat gölge gibi yaşıyor. Seydanlar nefes aldırmıyor. Dilan’ın hanımağa olma hevesi ise ortalığı daha çok karıştırıyor. Belki zamanı geldi… Belki artık birinin ortaya çıkıp masaya yumruğunu vurması gerekiyor. Evet, Burak ve Zinar ile anlaşmıştık kendi aramızda konuşmuyoruz. Ama Yasemin anneyle konuşabilirim, o beni anlar... Kafamdan bu düşünceler geçerken Emel seslendi: “Civan… Rüya çok üzülmüş. Bir ara sen de git, konuş onunla. Belki seni dinler.” Başımı salladım, evet, Rüya’yla konuşacağım. Onun yanındayım, ama bir yandan da biliyorum… Konakta fırtına yaklaşıyor. Ağalık koltuğu hiç olmadığı kadar sallanıyor. Ve ben… belki de ilk kez kendime bu kadar net soruyorum: “Civan, zamanı gelince geri duracak mısın… yoksa o koltuğu hak eden adam olarak öne mi çıkacaksın?” Akşam çökmeye yakın kapı tıklayınca Emel’le göz göze geldik; “Kimdir?” diye sordum ama içimde bir şüphe çoktan belirmişti. Emel kapıyı açar açmaz Dilan içeri girdi. Kırmızı yüzü, telaşlı nefesi… ama o bildik dik duruş yine de vardı; “Civan, konuşmamız lazım.” Sanki biraz ricacı, biraz da hesap sorar gibiydi. Koltuğa oturdum ama ona otur demedim. Dilan, bunu fark etti ve yüzünde ince bir sızı belirip kayboldu. İkiz olmanın yükü işte… kelime söylemeden kırabiliyorduk birbirimizi; “Emel bizi yalnız bırak,” dedim. Emel odadan çıkarken Dilan kollarını göğsünde kavuşturdu; “Neden bana öyle bakıyorsun? Sanki düşmanınmışım gibi.” Gözlerimi kısmadan, kaçırmadan cevap verdim: “Bugün olanları duydum. Rüya’ya söylediğin laf… Kendini onun yerine koymamışsın, üzecek ne varsa hepsini yapmışsın.” Dilan bir adım attı bana doğru, gözlerinde yangın vardı; “Ben kötü bir şey söylemedim! O beni küçümsedi, ben de—” “Kes.” Sesim istemsizce keskinleşti.Dilan dondu; “Senin her sözün hesaplıdır Dilan. İkizim olduğun için biliyorum. O kelimeyi boşuna söylemedin. Rüya’nın yarasını biliyorsun. Kandan olmayan kardeşlik konusunu ne kadar saklamaya çalıştığını biliyorsun. Onu en zayıf yerinden vurdun.” Dilan dudaklarını ısırdı, gözleri doldu ama gururuna yedirmedi; “Ben… hanımağa adayıyım Civan. Yasemin anne bana öyle bakıyor. Ben de kendimi göstermek zorundayım. Rüya da beni ezmeye kalkmasın.” “Hanımağa mı? Dilan, sen daha kendi öfkeni yönetemiyorsun. Ağalık, hanımağalık… bunlar heves işi değil. Güç işi, akıl işi.” “Demek sen de beni küçük görüyorsun.” “Ben seni görüyorum,” dedim sakin ama sert bir tonla. “Çocukluğundan beri hırslısın. Benimle yarıştın, ama bugün farkettim ki en çok Rüya ile yarışmışsın... Ama bu mesele yarış değil, mesele aile.” Dilan’ın gözünden bir yaş aktı, hemen sildi. İkizimin böyle kırıldığını görmek içimi paramparça ederdi ama bu sefer geri adım atmamalıydım; “Rüya’yı üzdün, sırf kendini göstereceksin diye aileyi karıştırıyorsun. Bu seni güçlü yapmaz.” Dilan derin bir nefes aldı, duvarları ezermiş gibi; “Sen de hep kendini üstün görürsün Civan. Berzan babanın gözdesiydin ya… her şey sana kolay olsun isterdin. Şimdi ağa gibi konuşuyorsun. Belki de gerçekten ağalık istiyorsundur!” Birkaç saniye sessizlik… Sonra ben: “Evet, eğer bu aile dağılacaksa, ben durdurmak için ne gerekiyorsa yaparım. Bu ağalık demekse… evet, Dilan. Ağa olmayı düşünürüm.” Dilan’ın nefesi kesildi. Sanki bunu hiç duymayı beklemiyordu; “Sen… sen ciddi misin?” “Bu evin ihtiyacı neyse, onu yapmaya hazırım. Ama sen… önce kendi içindeki savaşları bitir. Sonra gelip hanımağa olmayı konuşuruz.” Dilan bir süre bana baktı; öfke, kırgınlık, gurur… hepsi birbirine karışmıştı. Ama kapıdan çıkmadan önce yumuşacık bir sesle şunu söyledi: “Civan… ne olursa olsun… ben senin ikizinim. Bugün sana kızgınım ama bir gün… belki beni de yanında istersin.” Başını eğip çıktı. Emel içeri girince ona baktım: “Emel… Dilan yarın Rüya’ya gidecek. Gönlünü almak zorunda.” Emel gülümsedi; “Hanımağa hevesi olan kızların en zorlandığı şey budur: gönül almak.” Ben derin bir nefes aldım. Evet… Fırtına yaklaşıyordu. Ve ikizim bile o fırtınanın ortasında nereye savracağını bilmiyordu.Akşamın sabah olmasını zor bekledim desem yeridir. Bir an önce olan bşteni Yasemin anneyle konuşmak istiyordum. Konağın demir kapısının önündeyken Berzan Ağa hayattayken yaşadığım çocukluk geldi gözümün önüne. O zamanlar amcam olan Berzan’ı kimseyle paylaşamazdım, şimdi de ağalığımı paylaşamıyorum acaba... Her zaman ki gibi Yasemin anne avluda oturmuş tesbih çekiyordu. Berzan Ağa hayattayken onların meşhur bir köşesi vardı. Hala o köşeden hiç ayrılmıyor, belki o da anılarını tazelemek için orayı kullanıyor kim bilir. Kapının sesini duyunca kafasını yerden kaldırıp bana baktı. Elindeki tesbih tanelerini hızlı hızlı çevirip kalkıp beni karşıladı. Bir süre konuşmadan sadece yanında oturdum, ama sonra olan herşey bana fazla geldi; "Diyorum ki iyi ki Nünü yok burada..." "Doğru dedin, eğer olsaydı Dilan’a karşı onu ben bile tutamazdım. Yalana gerek yok bazı insanların kırmızı cizgisi vardır. Hevi'yi de Nilüfer büyüttü, o yüzden aslında 4 çocuğundan bir farkı yoktur. Aynı benimde olmadığı gibi..." "Sen ayrı, sen hiç ayırmadın bizi. Şimdi ise sana gelmiş evlatlarından birini seç diyorlar. Bu neden Dilan... neden ben değilim hanımağam? Adımı bile aşiretin başından almışım, kalbim bile aşiret için atar neden ben değil?" "Oğul, sen az önce çok güzel dedin. Bana geldiler, dediler ki; evlatlarından birini ateşe at. Ama bu ateş öyle bir ateş ki, musalla taşına kadar gönlünde kor olmayan bir ateş. Ben hiç birinize kıyamadım, ama Dilan’a gelince... Aslında ben onu seçmedim, onu buraya çağırmam da ki sebep başkaydı. Bunu şimdi sana söyleyemem, ama bir gün beni anlarsınız." "Peki ya ağalık? Ben bu işe gönlümde ki odunları koymaya geldim desem, o ateşi bana verir misin?" "Bilmiyorum Civan, düşünmem lazım kusura bakma." Yanımda kalktığında Dilan merdivenlerden iniyordu. Ne kadar süredir orada, ne duydu bilmiyorum ama şuan benim için önemli olan teyzemin dediği bu ateş, bu ateş ya beni yakacak ya da ben onu yönetmeyi öğreneceğim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD