HALEF SEÇECEKSİN...

1084 Words
Konağın avlusunda hüzün ağır ağır dolaşıyordu. Kadınlar başları önlerinde dua ederken, Rüya’nın kayınvalidesi Şilan siyah tülbentinin ucunu çenesinin altına bağlayıp içeri girdi. Her zamanki gibi vakar doluydu; sesi yumuşaktı ama içten içe taş gibi sertti. Gözleri kalabalığın içinde Yasemin Hanım’a takıldı. Yasemin, yüzündeki yorgunlukla herkese baş sağlığı diliyordu. Şilan ağır adımlarla yanına geldi, elini omzuna koydu; “Yasemin Hanım… kolay değil elbet. Ağa gider, dağlar sessizleşir. Ama bilirsin, bu toprak boşluk kaldırmaz." Yasemin başını kaldırdı, gözleri doluydu; “Biliyorum Şilan Hanım, ama şimdi kim geçecek o makama… kim bu yükü taşıyacak?" Şilan tespihini çevirmeye devam etti, dudak kenarında ince bir gülümseme belirdi; “Eğer sen birini seçemiyorsan kızım… o zaman kendine bir halef seç. Unutma, hanımağanın halefi kim olursa, onun kocası da ağa olur.” Yasemin’in gözleri bir anda büyüdü. Şilan sözünü bitirip uzaklaşırken, avluda rüzgarla savrulan tülbenti gibi aklında düşünceler savruluyordu. “Kendime halef mi seçeyim?” diye geçirdi içinden. “Peki kim? Hevi mi… yoksa başkası mı?” O an fark etti ki, Şilan yalnızca taziye için gelmemişti. Kafasına bir tohum ekmişti fitneyle, ihtirasla büyüyecek bir tohum. Yasemin, o akşam konağın en sessiz odasına çekildiğinde aynaya uzun süre baktı. Kendi yansımasına fısıldadı: “Ben gitmeden önce, bu konağın kaderini kimin taşıyacağına ben karar vereceğim.” Konağın taş duvarları gece soğuğunu içine çekmişti. Kandilin ışığı masanın üzerindeki gümüş tepsiye vuruyor, gölgeler duvar boyunca kıvrılıp dans ediyordu. Yasemin Hanım pencerenin önünde durmuş, ellerini birbirine kenetlemişti. Gözleri dışarıdaki sessizliğe değil, içine bakıyordu. Şilan’ın sözleri hâlâ kulağında yankılanıyordu. Bu cümle, yüreğine yavaş yavaş işleyen bir zehir gibiydi; “Halef… Kim olmalı? Hevi mi? Yok… Hevi’nin kalbi kırık, gözleri yorgun. O hâlâ geçmişin yükünü taşıyor. Böyle bir yükü kaldıramaz.” Kandilin ışığı hafifçe titredi. Yasemin, aynaya yaklaştı. Kendini süzdü; alnındaki çizgiler, göz altlarındaki morluklar… Yılların, kararların ve kayıpların izleri; “Belki de hanımağa olmak bana fazlaydı,” dedi içinden. “Ama geri dönmek de yok artık. Bu konağın geleceğini ben belirleyeceğim. Şilan haklı… Bu toprak boşluk kaldırmaz.” Yasemin sandalyeye oturdu, dudaklarının kenarına belli belirsiz bir gülümseme yerleşti. Kandilin titrek ışığında kendi kendine mırıldandı: “Belki de kader, bana halefimi kendi ellerimle seçtirecek.” Güneş henüz tam yükselmemişti. Konağın avlusunda sessiz bir telaş vardı. Yasemin Hanım erkenden uyanmış, başörtüsünü itinayla bağlamıştı. Aynanın karşısında kısa bir an durdu; yüzündeki kararlılığı kendi gözlerinde okudu. Kapının eşiğinde Neriman göründü; “Hanım ağam, sabah kahvenizi getireyim mi?” Yasemin başını iki yana salladı; “Gerek yok, Neriman. Ben dışarı çıkacağım. Nilüfer’in kızı Dilan’a haber sal. Gelsin, birkaç gün bizimle kalsın.” Neriman şaşırmıştı. Ama ses çıkarmadı, kendi içinde neden Rüya Hanımım değil de Dilan diye düşündü. Sadece kafasını sallayıp odadan çıktı. Yasemin o an aynaya son kez baktı; gözlerinde bir soğukkanlılık parladı. “Halef demeyeceğim. Henüz değil. Önce şu kızı bir tartayım bakalım…” Dilan, haberi aldığında ilk önce arayıp kocasına söyledi. Telefonda pek umursamaz gibi yapmıştı. Ama aslında herkes farkındaydı, Yasemin Hanımın yapmaya çalıştığı şeyin. Dilan ise içinde saf duygularla baba evine gitti. Tekrar ailesiyle bir arada olmak ona iyi gelecekti. Zaten bu aralar torun meselesini tekrar açan da olmamıştı. Mehmet'le de eş olmuşlardı, ama hala hamile kalmamıştı. Bu konuları bilen en iyi kişi annesiydi, ama nasıl annesine anlatacağını bilmiyordu. Yasemin Hanım avluda Dilan’ı karşıladı. Kucağını açıp hafifçe sarıldı. “Hoş geldin Dilan. Annen de burada, biraz kalırsın dedim. Hem bana yoldaş olursun, hem de şu konağın havasını bir solursun.” Dilan gülümsedi, biraz şaşkın, biraz da tedirgindi; “Tabii Yasemin anne, memnuniyetle.” Yasemin elini genç kızın omzuna koydu, gözlerinin içine dikkatlice baktı. İçinden; “Saf, sessiz ama dikkatli bakıyor. Gözlerinde annesinin asaletinden var. Belki de… belki de aradığım o değildir ama, kimin neye dönüşeceğini zaman gösterir.” Rüzgâr konağın avlusunda dönerken, Yasemin tespihini eline aldı. Yavaşça çevirdi, her tanede yeni bir plan doğdu. Henüz kimse bilmiyordu ama, Acar Konağı’nda yeni bir oyun başlamıştı. Soran konağının avlusunda rüzgar esiyordu. Neriman, içeriye girdiğinde Rüya yüzünde ki üzüntüyü farketti. Neyin sebep olduğunu anlamaya çalıştı. Neriman önce yukarıya çıkıp çocuklara baktı. Daha sonra mutfağa geçip iki kahve yaptı. Avluda Rüya’nın karşısına oturdu; "Artık Acar konağına gitmeyeyim diyorum." "Niye ne oldu ki?" "Hanımağam galiba halefini seçti..." "O ne demek?" "Bana dedi ki Dilan’a söyle gelsin, kalsın...." "Tamam o da annemin kızı sayılır ne var ki bunda?" "Rüya hanımım niye anlamıyorsun. Ağa namzetleri varken, hanımağam kadınlardan gidiyor, sence neden? Ben diyeyim, kendi yerime geçecek birini bulursam kocası da ağa olsun diyor." "Tamam olsun, bak Neriman benim annem bunları düşünebilecek bir kadın değil. Ama ola ki aklına geldiyse iyi ki Dilan’ı çağırmış. Çünkü ben ne hanımağa ne de Rojhat’ın ağa olmasını istiyorum. Ben bu düzene baş kaldırmış adamın kızıyım. Bence annem beni tanıdığı için bana söylememiştir. Ben burada, çocuklarımla okulda öğrencilerimle memnunum." Şilan hanım merdivenlerden inerken herşeyi duymuştu. Ama duymamışlığa vererek Rüya’nın yanına gelince Neriman hemen kalkıp fincanları aldı, mutfağa geçti. Şilan hanım Rüya’nın karşısına oturup; "Ne oldu? Ne konuşuyordunuz, gelin hanım..." "Annem, Dilan’ı eve çağırmış. Neriman yanlış anlamış. Annemin onu kendi yerine seçtiğini söylüyor." "Demek ki Yasemin hanım, Halefini seçmiş, kız doğru söylüyor." "O ne demek Şilan hanım? Annem ağa seçecek, o da mecburiyetten kavga çıkmasın diye." "Tamam işte, oğlanlar arasında seçim yapamayınca kendisine birini seçiyor. Doğal olarak kocası da ağa olacak. Ne de olsa Seydanlar da bu coğrafyada senelerce ağalık yapmışlar, bence iyi seçim Dilan..." "Yani sen diyorsun ki, Mehmet Acar aşiretinin ağası olacak..." "Aynen öyle gözüküyor, gelin hanım. Onu bunu bırak da sen kendini düşün. Hala kontrole gitmiyor musun?" Rüya cevap veremedi, çünkü Şilan hanım yeterince kafasını karıştırmıştı. Tam o sırada Rojhat konağın demir kapısından içeriye girdi. Kapının sesini duyan Narin ve Umut merdivenlerden koşarak babalarının yanına geldiler. Ama Rojhat’ın gözleri Rüya’nın üzerindeydi. Dalgın olduğunu farketti. Omzuna dokunduğunda Rüya irkildi, kalkıp konuşmadan odasına gitti. Umut ve Narin hala kardeşleri olacaklarını bilmiyorlardı. Babası çocuklarla ilgilendikten sonra karısının yanına çıktı; "Noldu bakalım Rüya?" "Annem, kendine halef Dilan’ı seçmiş..." "Eee yani ne olacak?" "Seydan aşireti, Acar aşiretini alt ederse neler olacağını düşün Rojhat. Bu devirde kızını berdel yapan adamın oğlundan ne olacak? Babamın ilmek ilmek işlediği aşiret kurallarını yerle bir edecekler." "O zaman Zinar da olamaz ağa Rüya..." "Farkındayım, ama Mehmet hiç olmaz Rojhat. Ben Aliye'yi arayacağım, o gelsin beraber anneme gidelim." "Halefi ben seçeyim diyorsun yani? Peki ya Emel derse ablam beni neden çağırmadı?" "Annem, Dilan’ı seçmiş gibi görünüyor. Ben de Ruken’e ve Emel'e belli etmeden Aliye'yi annemin gözüne göstermem lazım." "Peki neden sen değil?" "Rojhat, Allah uzun ömür versin ama Adar baba da bir gün göçecek. Bende hanımağa olmayı şuan kaldırebilecek durumda değilim. Henüz karnımda ki çocuğu bile kabullenemedim..." Rojhat’ın içi titredi, Rüya haklıydı. Mecbur bir gün yine birileri ağa olmak için savaşacaktı....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD