HALEF KİM OLACAK?

1035 Words
YAZARDAN Rüya, akşamdan Aliye'yi aramıştı ve sabah kahvaltıya, Soran konağına davet etmişti. Aslında Aliye niye çağırdığını biliyordu, ama Rüya ondan büyük olduğu için mecburen gitmek zorunda kaldı. Çünkü Aliye ile Burak kendi aralarında bu mevzuyu konuşmuşlardı. Burak, ağa olmak istemiyordu. Aliye sabah kahvaltıya geldiğinde her şey normaldi. Şilan Hanım odasını çıktıktan sonra Rüya ona dedi ki; "Acar konağına kahve içmeye gidelim." Aliye kabul etmek istemedi ama Rüya konuşmaya devam etti; "Eğer aşireti Seydanların eline bırakırsak babamın yaptığı her şeyi boşa gidecek..." Herkes Berzan Ağayı severdi o yüzden kabul etti. Konağın demir kapısını çaldıklarında içeride başka misafirler olduğunu da bilmiyorlardı. İçeri girdiklerinde avluda Dilan ve Emel birlikte kahve içiyorlardı. Dilan konağa yerleşmiş görünüyordu. Rüya ge Aliye geldiğinde ise merdivenlerden Zehra ve Yasemin Hanım indiler. Kızını gören Yasemin Hanım çok sevindi. Ama yanındaki Aliye'yi de fark etti. Hep beraber oturup avluda kahve içtiler. Rüya, mevzuyu birinin açmasını bekliyordu. Çünkü mevsimlerden yazdı, dışarıda kavurucu sıcaklar vardı. Ama şu an avluda buz gibi soğuk vardı. Dilan, dayanamayıp konuşmaya başladı; "Rüya, nasılsın? Bebek nasıl, kontrole gittin mi?" "Hayır, daha gitmedim herhalde durumu iyidir... Sen nasılsın bebek yok mu?" O sırada, ortamın gerildiğini fark eden Zehra, ortaya bir yalan attı; "Ben hamileyim..." Herkes bir anda olsa unuttu soğukluğu ve kalkıp Zehra'yı tebrik ettiler. Yasemin Hanım, Zehra'nın yüzüne baktığında en azından bu durumdan mutlu olduğunu gördü. Çünkü az önce odada sorduğunda ona hamile olmadığını söylemişti... Kızlar kendi aralarında sohbet ederken Ruken geldi ve içeri girer girmez; "Ben hamileyim..." diye çığlık attı. Konak tekrar şenlenmişti, Yasemin hanım bir sürü torunu olacağı için mutluydu. Ama bu huzur ortamı fazla uzun sürmedi. Rüya, Dilan’ın yalancı hanım ağalık yapmasına dayanamadı ve konuşmaya başladı; "Ee Dilan, sen ne zaman çocuk düşünüyorsun? İstersen kontrole beraber gidelim bana arkadaş olursun..." Dilan bir an bozuldu, eşiyle aralarında olan mevzuyu kimseye anlatamazdı. Kendisi bir Hanımağa adayıydı. Yasemin Hanım'ın onu seçtiğini biliyordu ama Rüya’nın buna razı olmadığını da biliyordu. Hem Yasemin hanımın gönlünü almak hem de Rüya’yı idare etmek istiyordu, ama sinirlerine hakim olamadı; "Ben daha yeni evliyim, evliliğimin tadını çıkarıyorum. Üniversite sınavlarına gireceğim, okuyacağım daha sonra çocuk düşünürüm." "Sende haklısın, Dilan okumanın yaşı yoktur. Oku tabi ki ama bence önce çocuk düşünebilirsin bak Zehra'ya ikisini bir arada götürebiliyor." Dilan’ın yüzü bir anda düştü. Avlunun ortasında hafif bir rüzgâr esti ama asıl soğuk hava, iki kadının birbirine bakan gözlerinden yükseliyordu. Zehra, Rüya’nın lafının kendisine de döndüğünü fark edip başını öne eğdi. Yasemin Hanım ise “Sakın büyümesin bu mevzu…” diye içinden geçiriyor, ama hiçbir şey söyleyemiyordu. Çünkü Rüya’nın bakışlarından bir fırtına kopacağını anlamıştı. Dilan dudaklarının kenarını çekiştirip gülümsedi; “Rüya, herkes senin gibi olmak zorunda değil. Sen… bazı şeyleri çok erken yaşadın. Ben acele etmiyorum.” Bu imalı cümle avlunun ortasına buz gibi düştü. Rüya gözlerini kısmadan, yüzünü bile oynatmadan karşılık verdi: “Ben erken yaşamadım, hayat benim üstüme erken çöktü Dilan. Yaşadıklarımı ortaya dökmenin bi manası yok, herkes biliyor zaten.” Aliye, Rüya’nın koluna hafifçe dokundu. “Rüya… boşver,” diye fısıldadı ama artık çok geçti. Dilan çenesini kaldırıp devam etti: “Benim hayatım da rahat değildi. Acar konağı için seçilmiş olmam bazılarını rahatsız ediyor olabilir… ama bu benim suçum değil.” Bu kez Rüya güldü. Boğazdaki düğümünü bastırmak için sert bir kahkahaydı bu; “Seçilmiş mi?” dedi. “Dilan, sen daha bu konağa dün yerleştin. Annemin iki güzel lafıyla hanımağa olunmuyor. Bu aşiretin derdi, yükü, kanı var üzerinde. Konağın içinde iki gün kaldın diye kimse sana taht vermiyor.” Dilan’ın yüzü kızardı. Emel hafifçe araya girmek ister gibi oldu ama Dilan elini kaldırıp susturdu. “Sen de çok biliyorsun değil mi Rüya?” dedi. “Sen… gerçek bir Acar değilsin ki! Hanımağa olmak da senin hakkın değil zaten!” Avluda bir sessizlik oldu. Zehra’nın nefesi kesildi, Aliye irkildi, Yasemin Hanım’ın yüzü bembeyaz kesildi. Ama Rüya hiç geri adım atmadan bir adım öne çıktı; “Ben doğduğum günden beri bu aşiretin yükünü taşıyorum, sadece soyadı değil mesele… yürek lazım. Senin elinde kahve tepsisi taşımak bile zor geliyor ama gelip de bana mı hanımağa olacaksın?” Dilan hızla ayağa kalktı; “Ben bu aşireti senden daha iyi yönetirim! Sen sadece annenin gölgesinde büyüdün!” Rüya da ayağa kalktı; “Eğer Berzan Ağa’nın gölgesi seni korkutmuyorsa daha yolun başında pes etmişsin demektir. Bu işin oyunla, süslenip merdivenden inmeyle yapılmadığını anlayınca belki konuşuruz!” Dilan’ın gözleri doldu ama öfkeyle doluydu; “Seni çekmek zorunda değilim Rüya. Yasemin Hanım kimi seçerse o olur. Senin lafınla değil.” Rüya saçını arkaya attı, başını dikleştirdi; “Seçilen kişi aşireti taşır, düşmanını tanır, ailesini korur. İlk fırtınada ağlamaya başlayacak biri değil. Eğer gerçekten hanımağa olacaksan… önce bu evi yalansız dolaşmayı öğren." Dilan daha çok sarsılmıştı; “Sen bana yalan mı diyorsun?” diye bağırdı. Rüya sertçe karşılık verdi: “Evet. Çünkü sen bu konağa, bu makama, bu aşiretin yüküne hazır değilsin!” Dilan’ın eli titredi, avludaki fincanlardan biri devrildi. Yasemin Hanım tam araya girecekken, Dilan gözyaşlarını tutamayarak: “Ben gitsem iyi olacak,” dedi. Ve merdivenlere yöneldi. Ama Rüya’nın savaş ateşi hâlâ sönmemişti; “Git, dönünce gerçekten ne istediğine karar ver. Yoksa bu aşiret seni değil, sen bu aşireti batırırsın.” Dilan durdu, ama arkasına bakmadı. Gözyaşları avlunun taşlarına düşerken yavaşça yukarı çıktı. Avluda nefes bile alınmıyordu. Yasemin Hanım sonunda konuşabildi: “Hevi… bu meseleyi bu kadar büyütmeseydin…” Rüya gözlerini yere indirmeden yanıtladı: “Anne… bazı yalanlar susulursa büyür. Bu aşiret yalanla yıkılmaz. Gerçekle ayakta durur.” Yasemin Hanım birşey diyemeden susmak zorunda kaldı. İki kızı da gözünün önünde düşman gibi kavga etmişti. Nilüfer’in burada olup bu olan biteni görmediği için sevindi. Çünkü bilirdi ki o nasıl Dilan’ı kendi kızı gibi görüyorsa, Hevi’nin yeride Nilüfer için bir başkadır. Ama Dilan’ın söylediklerini çok düşündü... "Sen gerçek bir Acar değilsin ki..." Yasemin, aslında tabi ki ilk Hevi’yi seçmek istemişti, ama ya seçtiğinde ihtiyarlar heyetide aynı şeyi söylerse. O sadece Berzan Ağa’nın gölgesinde büyüdü kanını taşımıyor derlerse... Yasemin Hanım bu düşüncelerle odasına çıktı. Odasının kapısı kapanınca, kapı sesiyle Rüya’da kendine geldi ve ayakta kaldığını fark etti. Tam geri dönüp Aliye'ye, hadi gidelim, diyecekti ama bir an dengesini sağlayamadı, düşüp bayıldı. O sırada da içeriye Tahir girdi. Rüya'nın bayıldığını görünce hemen kaldırıp hastaneye götürdü. Önce tansiyonunu kontrol etti, çok düştüğünü farketti. Herhalde bugün bir şey yemedi diye düşündü. Uyanması için bir serum taktı, uyanınca da ultrasona ikna etmeyi düşünüyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD