* * * Yağmur yağıyordu. Ama öyle böyle değil; sağanak halinde, bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Otobüsten indiğim gibi koşturmaya başladım. Şemsiye almayı unutmuştum zaten; evden nasıl çıktığım bile belli değildi, resmen kaçmıştım. Sırılsıklam olmuştum, saçlarım yüzüme yapışıyor, botlarımın içi suyla doluyordu. Şirkete girdiğimde bacaklarım titriyordu. Allah’ım, ne olur beni kovmasın diye dua ede ede asansöre bindim ve yönetici katına çıktım. Burada bana ait bir oda yoktu ama Bora Bey’in odasının hemen önünde küçük bir masa verilmişti. Çantamı ve ıslak paltomu sandalyeye bırakıp kendime çeki düzen verdim. Gidip konuşmalıydım; sonuçta ne kadar saklanabilirdim ki? Eninde sonunda yüzleşecektik. Kapısının önüne geldim. Elimi yavaşça kaldırıp zar zor iki kere tıklattım. İçeriden onun sesin

