* * * * * Bora’nın parmağı içimde yavaşça hareket ederken zaman sanki durmuştu. Her santim, her nefes, her kasılma ayrı bir evren gibiydi. Tozun kalan zerreleri hâlâ tenimde, burnumda, dilinde… Ama artık o bile ikinci plandaydı. Asıl gerçeklik onun ağırlığı, sıcaklığı, kontrolüydü. Parmağını çektiğinde bir an boşluk hissettim – garip, utanç verici bir özlem. Ama hemen ardından sertliğinin başını hissettim. Kalın, sıcak, nabız gibi atan. Kalçalarımı ayıran elleri demir gibiydi; kaçış yoktu, zaten kaçmak da istemiyordum. Yavaşça itti. İlk anda nefesim kesildi. Acı keskin, yakıcı, ama aynı anda tuhaf bir doluluk hissiyle karışık. Dişlerimi sıktım, yastığı yumrukladım. İnlemem boğuk çıktı, neredeyse hıçkırık gibi. “Derin nefes al,” dedi arkamdan, sesi hâlâ sakin ama boğuk, neredeyse fısıl

