* * * * * Ayakkabılarımı kapının eşiğinde çıkarıp yere bırakırken ayaklarım buz gibiydi. Titreyen bacaklarımla salona doğru yürüdüm; her adımda dizlerim birbirine çarpıyordu, sanki kemiklerim erimiş gibiydi. Sobanın yanına vardığımda durdum. Sobanın demir gövdesi hâlâ sıcaktı, hafif bir çıtırtı çıkarıyordu ama o sıcaklık bile içimi ısıtmıyordu. Titriyordum. Hem soğuktan, hem korkudan, hem de dün gece vücuduma işleyen o yabancı hislerden. Arkamdan annemin ayak sesleri geldi. Kapıyı sertçe kapattı, kilit çevirdi. Sonra sessizlik. Sadece sobanın içindeki odunların çıtırtısı ve benim dişlerimin birbirine vuruşu. Annem geçti, sobanın hemen önünde durdu. Ellerini beline koydu. O klasik duruşu: omuzlar geride, çene hafif yukarıda, gözler kısık. Ama bu sefer gözleri kan çanağıydı. Kırmızı damar

